Kitap Künyesi

Yazar: Tarık Dursun K.

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789750822131

Sayfa Sayısı: 200

--reklam--

Alçaktan Uçan Güvercin Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Alçaktan Uçan Güvercin, babasının dağ çadırından kaçırıldıktan sonra iki ay süreyle çeşitli kişilerin tecavüzüne uğrayan on yedi yaşındaki Menekşe'nin hikâyesi. Menekşe'ye tecavüzle suçlanan on dört kişinin yargılanma süreci içinde yer yer geriye dönüşlerle verilen bu hikâye çevresinde roman, 1970'ler Türkiye'sinin taşra hayatını güç ilişkileri, siyasi çekişmeleri, her sınıf ve tabakadan insanlarıyla; bütün bayağılığı, sahteliği ve sığlığıyla yansıtıyor. 

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Alçaktan Uçan Güvercin Alıntıları - Sözleri

  • "Ama hep bizi yeniyorlar birader!" "Yenile yenile bir gün yenmeyi de öğrenirsiniz."
  • İnsanlar hep aynı kalmıyorlar ki! Hele çocuklar, hele terkedilmiş, anasız kalmış çocuklar çok daha çabuk büyüyorlardı. Bir yılda, bir ayda, bir haftada, bir günde bile.
  • İnsanlar, dedim, anlaştıklarını sanırlar, evlenirler, ayrı ev açarlar, hatta çocuk sahibi bile olurlar. Ama, bir gün bu yaptıklarının temelli yanlış olduğunu anlar, ayrılırlar.
  • "Bana ayak bağı olmanı istemiyorum. Seninle oldukça istediklerimi yapamayacağıma inanıyorum. Bundan kurtulmam gerek. Kendimi denemeliyim, kendimi mutlaka aşmalıyım."
  • İnkârla bir yere varmak mümkün değildir.
  • İnsanı hayvandan ayıran ne? Yalnızca düşünmesi, gülmesi olamaz. İnsan, direnmesini bilendir.
  • Yaşlandıkça duygululuğumuz artıyor.
  • Hiçbir şeye, hiçbir lafa söze kulak asmadı. Bildiğim bildik dedi, yolunda yürüdü.
  • Deli miydi? Belki. Değildi. Deli doluydu aslında. Onu o yapan da bu yanıydı en çok.
  • Adaletin gözü kör, ayağı topaldır. Her zaman geç gelir, güç görür.

--reklam--

Alçaktan Uçan Güvercin İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Arka Kapak Yazısı: Alçaktan Uçan Güvercin, babasının dağ çadırından kaçırıldıktan sonra iki ay süreyle çeşitli kişilerin tecavüzüne uğrayan on yedi yaşındaki Menekşe'nin hikâyesi. Menekşe'ye tecavüzle suçlanan on dört kişinin yargılanma süreci içinde yer yer geriye dönüşlerle verilen bu hikâye çevresinde roman, 1970'ler Türkiye'sinin taşra hayatını güç ilişkileri, siyasi çekişmeleri, her sınıf ve tabakadan insanlarıyla; bütün bayağılığı, sahteliği ve sığlığıyla yansıtıyor. İnceleme Yazısı: Ah Menekşe, ah güzel kızım. Okurken tüylerim diken diken oldu resmen. Neler yaşamışsın sen öyle. Adaletin de geç geldi ama geldi sonuçta. Ne senin acını azaltır bu durum ne de seni okuyanların acısını.. Ve bu yolda adalete baş koymuş Cumhuriyet Savcısı Fahri Ergün. Sen de az çekmemişsin bu dünyada. Menekşe için adaleti getirdin ve kendini feda ettin. İnsanların ne kadar kötü olabileceğini, ne kadar mide bulandırabileceklerini anlatan bir roman bitirdim az önce. Kendim de bittim romanla birlikte. Yaş sınırının kesinlikle olması gereken bir roman. Çünkü ben bile kaldıramıyorum. Ve her şeyin zamanında olmasından yanayım. Lütfen aramızdaki küçük okuyucularım zamanı gelmeden okumayın bu tarz kitapları. Kendinizi hazır hissetmeden okumayın. Herkese keyifli okumalar dilerim. (Havva Kunut)

“Adaletin iyiden, kuvvetsizden yanalığını ben ne duydum, ne gördüm” Zaman zaman değeri bilinmeyen yazarlardan bahsedilir, haklı olarak. Bu yazarların beklenen ilgiyle karşılaşmaması hemen yazar için hem de edebiyat için hezeyan olur ve de haksızlık olur. Bu yazar yaşıyor da olabilir ölmüşte olabilir burada temel alınan, alınması gereken yazarın yazdığı eserler olmalıdır. Bugün o yazarlardan biri olan Tarık Dursun K.’nın “Alçaktan Uçan Güvercin”bu yazının konusu olacak. Burada yazar hakkında geniş bilgi vermemekle beraber kimden yoksun olduğumuzu, yeni nesillin pek bilmediği bu büyük yazarın hakkında bir iki şey söylemek yazının selameti açısından iyi olacak. Yazarlığa başlamadan önce, gazete dağıtıcılığı, seyyar köftecilik, otobüs biletçiliği, muhasebe yardımcılığı, memurluk gibi işlerde çalıştı. Daha sonra yönetmenliğe yöneldi ve “Aramıza Kan Girdi(1962)”, “Korkusuz Kabadayı(1963)”, “ Cehennem Arkadaşları(1964)”, “Kelebek Çift Uçar (1964)” gibi filmlerin yönetmenliğini üstlendi. Kurul Kitapevini, Koza yayınevini açtı, Milliyet yayınlarını yönetti. Daha sonra dergi çıkardı, envai sayıda roman, öykü, oyun, çocuk kitaplarını kaleme aldı. Yazar bu eserleriyle ayrıca edebiyatta saygın ödüllerin de sahibi oldu. “Haritada Beş Nokta” ile Gazetecilik Başarı Armağanı(1960), “Güzel Avrat Otu” TDK öykü ödülü(1961), “Yabanın Adamları” ve “Ona sevdiğimi Söyle ” ile Sait Faik Öykü ödülü(1967,1985), “Kurşun Ata Ata Biter” Orhan Kemal Roman ödülü(1984), “Ömrüm Ömrüm” ile Türkiye İş Bankası Büyük Edebiyat Ödülü(1987), “Ağaçlar Gibi Ayakta” Yunus Nadi Yayınlanmış Roman Ödülü(1991), “Hepsi Hikâye” ile Sedat Simavi Edebiyat Ödülünü kazandı. Bu yazının konusu olan “Alçaktan Uçan Güvercin” kitabı ise 1983 yıllında yönetmenliğini Ünal Küpeli’nin üstlendiği televizyon dizisine uyarlandı. Burada olay, başkahraman olan Menekşe Çalık etrafında dönüp dolaşsa da aslında bu kitap bir dönemin portresini çiziyor. O toplumun siyasi çekişmeleri, siyasi rant peşinde koşanları, mallıyla mülküyle insanları ezenleri, sınıf mücadeleleri ve tüm bunların yanında “Ahlak” kavramını da ele alırken kimler için ahlak sorusunu da sorduruyor. Olayın özetini Menekşe Çalık’ın kardeşi Hasan Çalık’tan dinleyelim:” Ablam Menekşe Çalık, geceleyin çadırdan çıkıp Çaltıderenin oralara inmiş. Çok sıcaklanmış. Üzerine varmışlar, ağzına çaput tıkıştırıp kaçırmışlar. Bundan sonra ablam kayboldu. Duyduğumuza göre, bir taksiye koyup götürmüşler. Bildiğim bundan ibarettir efendim”. Kaçırılan menekşe Çalık defaatle envai insan tarafından tecavüze uğrar. Menekşe Çalık’ın kaçırılma sebebi ise; Nuri Genç. Nuri beyin kim olduğunu da şu cümlelerde anlıyoruz: “ Bu ilçe her şeyi ile onundu, Nuri Genç Bey bir tür yeryüzü tanrısıydı. Dilediğini yaşatır, dilediğini ekmeğiyle suyunu keserek sürüm sürüm süründürürdü. Her şey onun iki dudağı arasında çıkacak söze, tek bir söze bağlıydı. İlçe onun elindeydi, il merkezi, çevre illerin en azından altısı ona bağlıydı; parti ağzına bakıyordu; Ankara bir dediğini iki etmezdi.” Nuri Bey bu gücüyle Selman Yiğit’in fabrikasını kurtarır karşılında güzeller güzeli Menekşe Çalık ile zorla beraber olur. Menekşe Çalık en son Adapazarı’nda bir asker tarafından fark edilir ve Emniyet Müdürlüğündeki bir polisin evinde kalır. Buraya kadar okurlar, Menekşe Çalık’ın başından geçenleri okurken bugün de yaşanan kadın tecavüzlerini, cinayetlerini sebep ve sonuçları ile hatırlayacak ve aslında yıllar değişse de zihniyet değişmediği, muktedirlerin zorbalıklarına baş kaldırılmadığı, hesap sorulmadığı ve cesaretli insanların izinden gidilmediği sürece hep aynı şeylerin yaşanacağını da anlayacaklar ve görecekler. Burada cesaretli insanların varlığını da görüyoruz. Romanın iyi karakterleri olan Savcı Fahri Ergün ve Hâkim Necati Toktamış burada her şeyi göze alarak cesaretle despotların, muktedirlerin karşısında durur ve suçluların yargılanmaları için ellerinden gelenleri yaparlar. Necati Toktamış’ın şu ifadeleri: “Kalmalı, gitmemeli. Yıkılmamalı, geri çekilmemeli. Onun yerine kendi adamlarını getirirlerse eğer her şey biter. Dava düşer, dosya kapanır. Bu da onların kazanç hanelerine geçer. Adaleti ellerine bir geçirirlerse, yapmadıkları kalmaz. Diledikleri gibi at oynatırlar, tepemize çıkarlarda kimse ne oluyor, ne yapıyorsunuz diye sormaz, soramaz” haklılığın inancını gösterir. Burada -bugün de olduğu gibi- kadının Melek Çalık’ın bir söz geçerliliği olmaz. Her şeyi mahkemede teker teker anlatır anlatmasına ama babasının sözünden dışarı çıkmaz, babasına susması için teklif edilenleri babası gibi o da kabul eder. Menekşe Çalık’ın ruhsal bunalımlar içerisinde olduğunu tüm roman boyunca anlayabiliyorsunuz. Kitap hem güncelliğini koruyan hem de gayet realist ve klasik bir bakış açısıyla ele alınmış, yazılmış bir roman. Üslup olarak da şiirsel bir kullanmakla beraber eski Osmanlıca kelimeler kullanması ve bunları evirip çevirip anlam bakımında ve ses bakımında değişikliğe gidilmesi romanı zenginleştirmiştir. Ustaca bir dil kullandığını düşünüyorum. İçinden seçip alacağınız eski kelimelerin çokluğu ve bu kelimelerle harmanlanan cümlelerin sağlamlığı bu dillin temelidir. Bu roman dilden çok konu olarak okuyucunun dikkatini çekse de her dikkatli okur roman içindeki dil ziyafetini fark edecektir. Ayrıca yazar her bölüm başına verdiği isimle, aslında o bölümde neler ve kimlerin olacağının da ipucunu veriyor, buda bir yerde sizin merakla bölümü okumanızı ve bittirmenizi sağlıyor. Yazarın bir diğer başarısı ise; şüphesiz kahramanlarının hayatlarına çok iyi dokunmuş olması ve bunları bir bütün olarak romanda bir arada tutmasıdır. Bugün bu hayatlara ve bu olaylara hemen hemen her gün şahit oluyoruz. Örneğin, umudunu yitiren bir babanın söyledikleri şu sözlere şahit oluyoruz; “ Bu dünya hep kötülerin dünyası değil dedin. Ben de öyle bellerdim, kötüler az iyiler çoktu dünyamızda, derdim. Şimdi öyle görmüyorum. Kötüler daha çok iyiler daha az. On beş tane adam dikildi mahkemede, biz üç kişi kaldık; sen bir, ben iki, Menekşe üç! Adalet bizden yanadır mı diyorsun? Adaletin iyiden, kuvvetsizden yanalığını ben ne duydum, ne gördüm. Köyümüzden çok kişinin mahkemeye işi düştü, parası olan, arkası kuvvetliler düz yolda yollarını şaşırmadılar, arabalarını doğrudan bayırdan aşırdılar. Olan fıkaralara oldu. Biz de kuvvetsiziz, arkasızız, biz de fıkarayız beyim. Haklıyken haksız çıkarırlar bizi. Ben bundan korkarım. Çok kalabalıklar. Bunların arkaları vardır, sen de bilmez değilsindir. ” Bu sözleri bugün de duymuyor muyuz? Romanının sonunda Fahri Ergün gibi muktedirler tarafından sırf haktan yana oldukları için öldürülen, ölen olmuyor mu? Aslında tüm devirlerde bu böyledir. Muktedir olan, başta olan her zaman diğer tarafı tahakküm altına almıştır. Burada zamanın hiçbir önemi yok diye düşünüyorum. Hiçbir sanat eseri, özellikle roman yazıldığı zamandan soyutlanamaz, ayrı düşünülemez. Bir romana bakarak bugünü ne kadar anlayabiliriz sorusu bu kitaba sorulacak en mantıklı sorudur. Hegel’in dediği gibi “Sanat bir fikir hareketidir”. Bu roman büyük bir sanattır ve realist bir bakışla ele alınmış, konu güncelliğini koruyacak, bir fikri aşılayacak ve anlatacak büyük bir eserdir. Yazının sonuna gelirken aslında anlatılması, alıntılanması gereken çok yer olduğunu da belirtiyim. Romanı okurken bugünkü siyasi ortamı, kadına bakış açısını, muktedirin şımarıklığını, cesur insanların varlığını, sınıf çatışmalarını, umudunu yitirenleri, adalet uğruna bedel ödeyenleri tekrar tekrar hatırlıyorsunuz, düşünüyorsunuz. Ayrıca yazarın romanının güncelliğine ve dillin maharetine hayran kaldığımı belirtmek isterim. Bu kitap, taşrada geçen, konu olarak güncelliğini koruyan ve koruyacak olan iyi bir romandır. (Doğan Yalçın)

Bende büyük tesir bırakan kitap. Mahkeme tutanakları üzerinden anlattığı hikayenin mağduru bir kadın. Çok acıklı ve akıcı. Oradaki adamlardan nefret edeceksiniz. Okuyun kesinlikle (metin tekinoğlu)

--reklam--

Alçaktan Uçan Güvercin PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Tarık Dursun K. - Alçaktan Uçan Güvercin kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Alçaktan Uçan Güvercin PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Tarık Dursun K. Kimdir?

Tarık Dursun K. (veya tam adıyla Tarık Dursun Kakınç; kısaca Tarık Dursun olarak da anılmaktadır.) (d. 1931 İzmir), Türk yazar ve yayınevi yöneticisi.

1949 yılında İzmir'de Anadolu gazetesinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. Sonra sırasıyla Yeni Gün, Ankara Ulus, Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde gündelik yazılar yazdı. Pazar Postası ve Akis dergilerinde sinema eleştirileri yazdı. Eleştirmen Ali Gevgilili ile birlikte aylık Yeni Sinema dergisini çıkarttı. Senaryo yazarlığı ve rejisörlük yapmıştır. 1969 yılında Kurul Kitapevi’ni açmış, Milliyet gazetesinde kitap tanıtma yazıları yazmış, Milliyet Yayınları’nı yönetmiştir. 1973 yılında Günümüzde Kitaplar adlı bir dergi çıkarmış, 1975 yılında Koza Yayınları'nın kurucuları arasında yer almıştır.

Sanata 1949 yılında şiirle başlamış, 1951 yılında Cengiz Tuncer ile Devrialem isimli ortak bir şiir kitabı yayımlamıştır. Daha sonra hikaye yazarlığına başlamıştır. Çeşitli ödüller alan Tarık Dursun K. halen Eskifoça'da yaşamaktadır. Kardeşi Faruk Kakınç'la beraber girdiği bir yarışmada soyadlarının karışması neticesinde soyadını K. olarak değiştirmiştir

--reklam--

Tarık Dursun K. Kitapları - Eserleri

  • Alo, Harika Hanım Nasılsınız?
  • Sevmek Diye Bir Şey
  • Kırmızı Otobüs
  • Kurşun Ata Ata Biter
  • Denizin Kanı
  • Alçaktan Uçan Güvercin
  • İnsan Kurdu
  • Hasangiller
  • Bağışla Onları
  • Sessiz Çığlık
  • Ağaçlar Gibi Ayakta
  • Rızabey Aileevi
  • Hoşça Kal Küçük
  • Ona Sevdiğimi Söyle
  • İmbatla Dol Kalbim
  • Gavur İzmir Güzel İzmir
  • Son Yol
  • Yabanın Adamları / Bağrıyanık Ömer İle Güzel Zeynep
  • Elde Var Hikaye
  • Kopuk Takımı
  • Hepsi Hikaye
  • Aşk Allahaısmarladık
  • Yaz Öpüşleri -Yeniden Kurgulanmış Eski Aşklarla- Bütün Eserleri 16
  • Gönderdiğin Mektubu Aldım
  • İyi Geceler Dünya
  • Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep
  • Kerem'i Kimse İstemiyor
  • Sabah Olmasın
  • Karanfilli Hikaye / Toplu Öyküler 1
  • Kayabaşı
  • Bir Gün Bir Issız Adaya Düşerseniz
  • Kayabaşı Uygarlığının Yükselişi ve Birdenbire Çöküşü
  • Edebiyat Üstüne Narin
  • Gönlümün Bir Parçası / Toplu Öyküler 2
  • Horoz İle İnci Tanesi
  • Kokulu Kentler
  • 36 Kısım Tekmili Birden
  • Güzel Avrat Otu
  • Ve Yağmur Denize Yağar
  • Sümbülteber
  • Şiirimizde Tabiat
  • Şiirimizde Taşlama
  • İyilikçi Tilki
  • Bir Küçücük Aslancık Varmış
  • Göl Hafif Çalkantılı Olacak
  • Güzel Uykular Alara
  • Atım Kaçtı Ben Vuruldum
  • O Şehir Senin Bu Şehir Benim
  • Az Gittik , Uz Gittik , Dere Tepe Düz Gittik
  • Gün Döndü
  • Bir Gün Bir Issız Adaya Düşerseniz
  • İzmir, Aah İzmirim!
  • Amma da Accayip Dünya 1. Cilt
  • Ömrüm, Ömrüm...
  • Otobüsüm Kalkıyor
  • Deve Tellal Pire Berber İken
  • Marx Kimdir Marksizm Nedir?
  • Amma da Accayip Dünya 2.Cilt
  • Kaş Kaş Üstüne Taş Taş Üstüne
  • Geçti Akşam Suları
  • Ben Unutmadan

--reklam--

Tarık Dursun K. Alıntıları - Sözleri

  • "Hiçbir şey eskisi gibi kalmıyor artık. Dün, bugün değil! Yarın da bugün değil. Babam söylerdi; zaman sana uymaz, sen zamana uyacaksın... Öyle, evet, doğru. Cevahir bile sonunda pes etti, uymaya karar verdi. Eskinin kaçakçısı, bugün bakkal. Peynir, şeker, pirinç tartacak, satacak; para kazanacak." (Kurşun Ata Ata Biter)
  • ... gözümüzü aşk bürüyünce aptallaşıyoruz, aklımızı yitiriyoruz; o yitikliğin içinde asıl gerçeği görmüyoruz. (Gönderdiğin Mektubu Aldım)
  • ... gerçek tarih insani yeniler,yaşadığı günün değerini açıklar ona ve onu yarına hazırlar. (Gavur İzmir Güzel İzmir)
  • hiçbiri merhamet nedir tanımaz. sizi ezerler, kırarlar ve sonsuza dek acılar içinde bırakırlar. (Bağışla Onları)
  • Dün cin olmayla bugün adam çarpmaya çıkmış. (Kopuk Takımı)
  • Yarılıp çatlamış nar yemişinin ekşi kırmızılığı (Denizin Kanı)
  • ''İsmet Paşa Alamana edeceğini etmiş. Rusu, Amerikanı, İngilizi toplamış başına, Adanaya gitmiş, pazarlığını yapmış. Ben bir elimin tersiyle Alamana vurdum mu, Alaman bin parça olur, cam gibi.. demiş. Ama Alaman bizim çok eskiden dostumuz, gavurdan kardeşimiz. Sizse yenisiniz, huyunuzu suyunuzu bilmiyorum. Dediğinizi yaparım, bir de bakarım ki, hesabımı ters çıkartmışsınız. Beni hiç katmayın bu işe, siz başladınız, siz bitirin ... demiş.'' (Denizin Kanı)
  • Hep bugünün ötesindeki şeyleri hatırlıyorum. Gereksiz bir sürü şey... Oysa adama dün lazım değil ki! Bugün yaşıyor musun? Ne âlâ! Bugüne bakacaksın. Dünü de yarını da boşvereceksin. Şimdi herkes böyle yapıyor. Bir de ben onlar gibi yapabilsem... (Sessiz Çığlık)
  • Nedir adamı adama kul eden? Para! (Denizin Kanı)
  • Hayvan kısmıyla dost olmak, insanlarla dost olmaktan valla'a çok daha iyi. (Kayabaşı)
  • "Besbelli kanımız alışmış meret denize.Bir inerliği bir çıkarlığını adamın deli gönlü çekiveriyor." (Denizin Kanı)
  • "O kadar zaman oldu ki birileriyle konuşmayalı... Sürekli kendime konuştum. İçimden. Kendi sesimi duymadan." (Alo, Harika Hanım Nasılsınız?)
  • biz ikimiz , o çağlar aşktık. (Sevmek Diye Bir Şey)
  • Yerden bir taş aldım, attım; cama vurdu, tık dedi. Bekledim, çıkmadı. (Hasangiller)
  • “Aynadaki kendine bakmayı unutma, yanlışını benden önce görürsün.” (Bağışla Onları)
  • Rahip Allaf’a sordum; hani dedim; sevgi üzerine Tanrı’mızın buyrukları? İnsanlar neden birbirlerini eziyor, birbirlerini yiyorlar? Hani öldürmeyecektik, çalmayacaktık, kıskanmayacaktık: Kızmayacak, kinlenmeyecek, düşman olmayacak, yalnız ve yalnız birbirimizi sevecektik? Bunların hiçbirini yapmıyoruz. Tanrı’nın buyruklarını hiçe saydılar, hiçe sayıyoruz. (İyi Geceler Dünya)
  • Adam gücü, paraya her zaman yenilir. (Denizin Kanı)
  • Salonda kitaplar yan yana, sırt sırta dizili duruyorlardı. Açılmamışlardı; okunmayı, küçük, anlamsız noktalı virgüllü, iki nota üst üsteli, konuşma çizgili; harfler, harfçikler; sayfalar bir bir açılıverdi mi, gözlere üşüşeceklerdi. Gözlere vardıktan sonrası kolaydı artık, yollarını biliyorlardı. (Güzel Avrat Otu)
  • Güneş aldı başını gitti. Koyul bir karanlıktır bindirdi. (Güzel Avrat Otu)
  • Eşkiyaların yanık yıldızlı köylere yollanmış ayak sesleri dindiler. (Güzel Avrat Otu)