Kitap Künyesi
Yazar: Ergun Candan
Yayın Evi: Sınır Ötesi Yayınları
İSBN: 9789758312733
Sayfa Sayısı: 192
--reklam--
Atalarımızın Gök Tanrı Dini Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir zamanlar Orta Asya'da yaşananlar, atalarımızın bilinmeyen gizli tarihini oluşturmuş bir süreçtir. Bugün bile hâlâ gizemini koruyan o günlerde yaşananlar, Eski Türk Mitolojisi'ni oluşturan bazı efsanelerle günümüze kadar gelebilmiştir.
Ergenekon'dan Çıkış, Yaradılış ve Oğuz Kağan gibi efsanelerde atalarımızın o dönemde yaşadıkları mitolojik bir dille anlatılmış durumdadır. Ancak ne yazık ki, bu efsaneler üzerinde ezoterik temelli bir araştırma bilimsel çevrelerce yapılmamıştır.
Bu efsaneler aynı zamanda atalarımızın dinsel inançları hakkında da önemli bilgilerle doludur. Gök Tanrı Dini'nin kozmik bağlantıları ve inisiyatik içeriği bu mitolojilerin içinde bulunmaktadır. Söz konusu efsanelerin içindeki ezoterik semboller açıklığa kavuşturulduğunda, hem atalarımızın o dönemler yaşadıkları, hem da atalarımızın dinsel inançlarının temelleri gün ışığına çıkabilmektedir.
Atalarımızı hiçbir zaman yalnız bırakmayan Gök-Kurt ve Şamanizm öncesi Gök-Tanrı Dini'nin ağırlıklı olarak ele alındığı bu kitapta, efsanelerle geleceğe iletilen mesajları da ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz...
Gök -Tanrı Dini'nden Şamanizm'e ve Şamanizm'den de Anadolu Müslümanlığı'na intikal eden bu büyük kültür birikimi, Ergun Candan'ın sade anlatımıyla sizlerle buluşuyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Atalarımızın Gök Tanrı Dini Alıntıları - Sözleri
- eski türklerde yeri ve göğü yaratan tanrıya kang tengri denilmekteydi. tengri: gök tanrı, kang ise: baba ve ulu ata anlamına gelmektedir.
- türk mitolojisinde "kurttan türeyiş efsanesi" var diye, atalarımızın kurttan doğduklarına inandıklarını söylemek, yapılan yanlış bir yorumun sonucudur.
- bir şeyi gök rengine büründürmek türk kültüründe o şeye bir kutsiyet yüklemek anlamına geliyordu.
- biz yanlış olarak türkler'in "gök-börü" yani "gök kurt" dedikleri kutsal kurda "bozkurt" adını veregelmişiz. aslında "gök" ile "boz" arasında büyük ayrılık vardır. türkler'in kutsal kurtlarının rengi gök idi. çünkü o, tanrı tarafından gönderilmiş bir elçiden başka bir şey değildi. tanrı kurt şekline girerek, türkler'e görünüyor ve onlara başarı yolu açıyordu. onun için de, kurdun rengi "gömgök" idi. daha sonraları türkler, gök rengini olgunluk, ergenlik ve tecrübenin bir sembolü olarak görmüşlerdir.
- eski türklerde "al" rengi bugün kullandığımız kırmızı renginden kısmen farklılık göstermekteydi. al rengi, güneşin şafak vakti yani güneş doğmak üzereyken ve yine batmak üzereyken gökyüzüne yansıttığı kırmızımsı renktir. (...) bugün hâlâ "kırmızı bayrak" değil, "al bayrak" ; "kırmızı kan" değil, "al kan" sözcükleri kullanılmaktadır. "al" sözcüğü türk lehçelerinde, "yüce" , "kudret" ve "yüksek" anlamlarına gelir. altay dağının adı da bu "al" sözcüğüyle ilintilidir. al: yüce-yüksek, tay: dağ anlamına gelir. yani al-tay: yüce-ulu dağ, yüksek dağ anlamındadır. yine başka bir örnek vermek gerekirse yermek, aşağılamak anlamında "karalamak" derken, yüceltmek, övmek, kutsamak karşılığında "allamak" sözünü kullanmaktayız. bugün dilimizde kullandığımız "allamak pullamak" tabiri de bu geleneğin uzantısıdır.
- Sırlar saklanmalı ve açıklanmamalıydı... Ama geçmişe ait anıların unutulmasına da izin verilemezdi ! ...
- başkurtlar ve kazaklar yağlı bir paçavrayı tutuşturup hastanın çevresinde "alas... alas..." diyerek dolaştırırlardı. buna "alaslama" derlerdi ki bu kelime anadolu türkçesinde "alazlama" şeklinde muhafaza edilerek günümüze kadar gelmiştir. ateşte temizlenme anlamına gelen bu kelime, altay şamanlarının dualarında çok sık geçerdi.
- Naacal rahiplerinin toplantısında sonunda bir yol bulundu... Yaşanılanları ve geçmişe ait inisiyatik bilgileri hikayeleştirerek anlatacaklardı. Görünürde bir çocuk masalı gibi olacak ama içinde geçmişe ait büyük sırlar saklayacaklardı. Bunu yapabilmek için hikâyelerin içleri, her biri bir bilgiye karşılık gelen sembollerle donatılacaktı. İlk başta kullanılacak semboller belirlenmeye başlandı. Bu başlı başına çok önemli bir çalışmaydı. Çünkü semboller öyle seçilmeliydi ki, tamamen anlaşılmaz ve gelecekte insanların hiçbir şey anlamayacakları gibi olmamalıydı. Ama bir okunuşta da anlaşılamayacak kadar kapalı olmalıydı. Bu ilk kez denenecek olan bir uygulamaydı. Ezoterizmin ilk adımları işte bu şekilde atılmaya başlanıyordu... Böylelikle mitolojiler oluşturulmaya başlandı. Mitolojilerin masalımsı anlatımlarında, yaşananlar ve geçmişe ait bilgiler gizlendi.
- altaylıların ateşe karşı yaptıkları dualarda ateşi güneş ve aydan bir parça olarak görürlerdi. ayrıca ateşin tanrı ülgen tarafından gönderildiğine inanırlardı. ateşi su ile söndürmek, ateşe tükürmek, ateşle oynamak kesin olarak yasaktı.
- Kurdun kudsiyeti Türkler'in Geleneklerinden hiç silinmemiştir... En eski Türk Geleneklerinden daha yakın zamana kadar olan Türk Geleneklerinde Gök - Kurt hep atalarımızlaydı... Son dönemlerde atalarımızın Gök - Kurt'un ne anlama geldiği unutulsa da, 1927 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından bastırılan ilk Türkiye Cumhuriyeti paramızda Kurt yine ön plandaydı... Evet.. Bu sembol ilk kez mitolojilerde kullanılmış sonrasında ise geçmişten gelen bir anı olarak asıl anlamı kaybolsa da yaşamaya devam etmiştir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, atalarımız bu konu hakkında açık bir bilgiyi hiçbir zaman vermemişlerdir. O dönemlerle ilgili tüm bilgilerimiz bu kitabımızın başından beri sizlere sunduğumuz gibi mitolojik kayıt lar vasıtasıyla olabilmiştir. O günlerden bugünlere kadar çok uzun bir süre geçti... Atalarımız gibi bir zamanlar onlarla birlikte yaşayan Gök Kurt da artık Orta Asya'yı terk etmiş durumda... Ama şunu unutmamak gerekir ki, atalarımızın Ergenekon Efsanesi'yle geleceğe ilettikleri mesaja göre; Gök - Kurt Demir Çağinın sonunda yeniden ortaya çıkacak ve bizden sonraki kuşaklar onun kozmik bilgileriyle yeniden buluşabileceklerdir.
- Mu ‘nun beyaz ırkları arasında tenleri em açık renk olan ırktır.Uygurlar kolu olarak isimlendirilen bu kol Mu nun en geniş göç hatlarından birini oluşturmuştur. bugün Avrupa nın pek çok bölgesinde hakim ırk olan Ariler Uygurlar ın torunlarıdır.
- İlk kez "Mustafa Kemal Atatürk'ün" ortaya çıkardığı gibi Türklerin ırksal kökeni; üstünde savaş nedir bilinmeyen ve topraklarında güneş batmayan devasa Mu kıtası'na dayanmaktaydı. Adeta cennet hayatının yaşandığı ve kozmik bilgilerle donanmış bu uygarlığın dönemi, kadim öğretilerde Altın Çağ olarak isimlendirilmişti.
- Işığın, ısının ve yaşamın kaynağı olan Güneş'e tüm uygarlıklarda ilahi bir nitelik verilmiştir. Güneş ilâhiliğin bütün niteliklerini kendinde toplayan kolektif bir semboldür. Kendinden ürettiği ışıkla karanlıkları aydınlatması, gerçeklerin görülmesini sağlayan özelliği de güneşin Ezoterizm deki yerini kuvvetlendirmiştir. Birçok tradisyonda ilâhi ışığın yeryüzündeki sembolü olan ateşin, göklerdeki sembolü ise Güneş ve her biri birer güneş olan yıldızlardır.
--reklam--
Atalarımızın Gök Tanrı Dini İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sansanyonel bir Kitap: Bu kitabı adından ve kapak tasarımından etkilenerek okudum. Yazarını daha önce tanımıyordum. Yazarı sansasyonel kitaplar yazan birisi; bunu gerek yazdığı kitap adlarından gerekse okuduğum bu ilk ve tek kitabından anladım. Çoğu yerinde yarım bırakmak istedim ama kitaptaki tek okumaya değer kısımlar çok sevdiğim Türk Mitolojisinden alıntılar olduğu için; kitabı bitirebildim ve 2 puan sırf o güzel alıntılara ve her ne olursa olsun harcadığı emek için verdim. Kitap genel olarak sansasyonellik üzerine kurgulanmış; tam türünü ve niteliğini anlayamadım; kitap ne tam bir alıntılar kitabı, ne bilim-kurgu, ne fantazi, ne de bir çeviri kitabı. Çok çelişkili anlatımlar, savlar var. Yazar kurguladığı savları, doğruymuş gibi bir sonraki parağrafta onaylıyor ve üzerine bir oldu-bitti yapıp yeniden bir şeyler kurguluyor. Bir araştırma ve bilimsel kitap hiç değil. Orta derecede bir okur iseniz, hele hele bu özgün ve derin konular konular hakkında okumalar yapan biriyseniz, kitap sizi çooook sıkacaktır. Bu konular üzerine ilk defa okuyacak birisi için bu sansasyonel çıkarımlar ilğinç gelebilecektir ama malesef elle tutulur bir şeyler kazanamayacaktır. Yazarın emeğine tekrar saygı duymakla beraber bu kitabı kesinlikle, üzülerek tavsiye edemiyorum. Ama illaki bu tarz sansanyonel yazar ve kitapları okumaya değer bulan okurlar varsa, tabiki okuyabilir. (Onur Uldaş ÖZTENEKECİ)
Önceden uyarayım kitap atalarımızın dinini tamamen vermiyor, bazı dini metinler üzerinden ezoterik bir teori ortaya atılıyor. Ezoterizme ve ezoterizmin bizim atalarımızın dininde nasıl işlenmiş bunu görmek için alınabilir. Şahsen okurken şaşırdığım yerler vardı. kitap/atalarimizin-gok-tanri-dini--13252 (Berkay Serbest)
Destanları tasvir edişi ve kutsal kitaplarla karşılaştırması bakımından müthiş bulduğum bir kitap. Sayesinde birçok şey öğrendim, farkettim. Kapsamlı bir bakış açısı, özellikle Tevrat- Kur'an-İncil karşılaştırmaları, ay ve güneş hesaplamaları farklı kapılar açtı. Ergun Hocam genel, bilinen şamanizm ve Gök Tengricilik'in dışında bir inceleme yapmış. Yani Abdülkadir İnan, Ahmet Taşağıl veya Fuzuli Bayat etkileri beklememek gerek. (Sezgi)
--reklam--
Atalarımızın Gök Tanrı Dini PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ergun Candan - Atalarımızın Gök Tanrı Dini kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Atalarımızın Gök Tanrı Dini PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ergun Candan Kimdir?
1961 İstanbul doğumlu olan Ergun Candan,1980 yılında "Türkiye Metepsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneğinde Ezoterik ve Metapsişik Kültürle tanıştı. 1985 yılında Dernek Yönetim Kurulu Üyeliği "Öğretim Sorumlusu" görevine seçildi. 1993 yılının sonuna kadar bu görevini sürdürdü. Bu süre içinde çok sayıda konferans veren Ergun Candan'ın Ruh ve Madde Dergisi'nde yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır.
1994 yılında Dernek'te baş gösteren bazı olumsuzluklardan dolayı, Derneğin 2. Başkanı da dahil olmak üzere çok sayıda üye dernekten istifa etti. Bunların arasında Ergun Candan da vardı. Dernekten ayrıldıktan sonra, bir grup arkadaşıyla birlikte araştırmalarını bağımsız olarak sürdürmeye başladı.
1994- 1996 yılları arasında Milliyet Gazetesi'nin radyosu Radyo Kulüp'te (Bu radyonun ismi daha sonra Radyo D olarak değişmiştir.) SINIR ÖTESİ adıyla bir program hazırladı ve sundu. Hafta için hergün 22.00 - 24.00 sattleri arasında yayınlanan bu program, dönemin en çok dinlenen radyo programları arasında ilk sıraları aldı. 1995 yılında AKŞAM Grubu'na bağlı DOST GAZETESİ'nde yazı dizisi hazırladı. 1996 yılında Kanal D'de SINIR ÖTESİ adıyla hazırladığı program çok sayıda birinciliklere imza attı. RTÜK'ten gelen baskılar ve kanalın kapatılma cezalarından dolayı yayın hayatına son vermek zorunda kaldı. Aynı yıl Ekibiyle birlikte POSTA GAZETESİ'nde "GİZEMLER DÜNYASI" adıyla yayınlanan bir ek gazete çıkarttı.
1998 yılında kendi yayınevini kurdu. Çeşitli televizyon programlarına konuk konuşmacı olarak katıldı. Çalışmalarına halen bu yayınevinin araştırma ekibiyle birlikte devam etmektedir. Yayınlanmış 14 kitabı bulunmaktadır.
--reklam--
Ergun Candan Kitapları - Eserleri
- Gizli Sırlar Öğretisi
- Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri
- Bilinmeyen Yönleri ve Sırlarıyla Son Üç Peygamber
- Antik Mısır Sırları
- Ezoterizme Giriş
- Kur'an-ı Kerim'in Gizli Öğretisi
- Atalarımızın Gök Tanrı Dini
- Gizli Yönleriyle Atatürk
- Ölümden Sonra Neler Oluyor?
- Türkler'in Kültür Kökenleri
- Kıyamet Alametleri
- Şahitler ve Belgelerle Türkiye'de Yaşanmış Esrarengiz Olaylar
- İsa Peygamber'in Gizli Öğretisi
- Nuh'un Gemileri
- Hz. Muhammed'in Vahyi Alışı
- Türkler’in Kültür Kökenleri
- Sufi Bilgesi Nasreddin Hoca
- Rüyalarımızdaki Atatürk
--reklam--
Ergun Candan Alıntıları - Sözleri
- İnsanlık; içinde insanlığın pek kalmadığı bir 'insanlık tablosunu' çizme gayreti içindedir. (Gizli Sırlar Öğretisi)
- "Paşam, Mevlana'nın makamını müze yapmamız üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın" "Eğer, Mevlana'yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gittiklerine inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım.Çünkü Mevlana'yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktır" M. Kemal (Gizli Yönleriyle Atatürk)
- . Altaylılar'ın ruh anlayışı bizim bugün Parapsikoloji ve Metapsişik çalışmalarda elde ettiğimiz bilgilerle tamamen örtüşen bir özelliğe sahipti ... Altaylılar yaşamın ve varoluşun temel yapı taşlarından biri olarak ele aldıkları ruhsal enerjinin, insanda nasıl işlediğine dair bilgilere de sahiptiler. Parapsikoloji'de "Astral Beden" kavramı Altaylılar'da "sünne" olarak isimlendirilmişti: İnsan'ın sünnesi vücuttan ayrılıp dağlarda, bozkırlarda dolaşabilir. Vücuttan ayrılıp gezinen "sünne"yi Şamanlar, mükaşefe kudretine sahip bazı adamlar ve nadiren köpekler görebilirler ... Köpek "sünne"nin yaklaştığını uzaktan, acı uluma ile haber verir. . (Türkler'in Kültür Kökenleri)
- Parça; bütüne aittir. (Kur'an-ı Kerim'in Gizli Öğretisi)
- Eğer her şey göründüğü gibi idiyse, görünen neden insanlara yetmedi de görünenin ardındaki görünmeyen Ezoterik Prensiplere ulaşılmaya çalışıldı. (Antik Mısır Sırları)
- . Yüz, Eski Tükler'e göre insanın en önemli yeriydi. Utanç, kötülük, iyilik ve hatta kutsallık bile insanın yüzüne akseden özelliklerdi. Bu sebeple kötülerin yüzü “kara”, iyilerin yüzleri “ak” , kutsal insanların yüz rengi ise ''Gök Mavisi” olarak mitolojide sembolleştirilmiştir. Eski Türkler, Oğuz Kağan'ın doğarken yüzünün gök renginde olduğunu söyleyerek, onun gökten geldiğini ve Tanrısallığın rengini taşıdığını ifade etmek istemişlerdir. Bu tanımlamalarla; O ’nun sıradan bir kişi olmadığı ve göksel bilgilerle olan ya da olacak irtibatı, efsanenin daha başında okuyucuya aktırılmış bulunmaktadır. Gelelim Oğuz Kağan'ın ağzının “ateş rengi”ne benzetilmesine... Arınmanın, sadeleşmenin, fazlalıklardan ve astral tortudan kurtulmanın sembolü olan “Ateş”, diğer ulusların mitolojilerinde olduğu gibi Türkler’e ait diğer efsanelerde de kullanılmıştır. “Ateş Sembolü” nün bir başka paraleli de al rengidir. Yani kırmızı... Bu renk de Oğuz Kağan’ın gözlerinin rengi olarak gösterilmektedir. . (Türkler'in Kültür Kökenleri)
- Bir yolcunun yolda yürüyebilmesi için ufku görmesi yeterli değildir... Ufkun Ötesi'ni de görmesi gerekir. (Gizli Yönleriyle Atatürk)
- Toprağın çocuğu! Kelâm sendedir de ondan. Sende bulunup da hareket eden, gören ve işiten şey Kelâm"ın ta kendisidir. Kutsal Ateş senin içinde gizlidir. (Kur'an-ı Kerim'in Gizli Öğretisi)
- Hazreti İsa "Dünya bir köprüdür; bunun üzerinden geçin; ama bunun üstüne ev inşa etmeyin." (İsa Peygamber'in Gizli Öğretisi)
- İnsanlar ölümlü tanrılardır, tanrılar ölümsüz insanlar. (Antik Mısır Sırları)
- Okuma-yazma bilmek yeterli değildir. Okumak gerekir. (Bilinmeyen Yönleri ve Sırlarıyla Son Üç Peygamber)
- Her şeyin üzerinde hüküm sürmek ise artık realitelerin üstüne çıkması ve tüm realitelerin üstünde meselelere bakmaya başlaması anlamına gelir. Bu; maddenin, egonun ve otomatizmanın esaretinden kurtuluş, bir diğer deyişle aydınlanma yani şuurlanma aşamasıdır. Bu hâle ulaşan insan, görünenin hiç de göründüğü gibi olmadığını anlar. Sonra da dünyanın ne kadar fani olduğunu farkeder. Ama bir taraftan da, bu fani dünyanın içinde ne kadar büyük bir ilâhi senaryonun oynanmakta olduğunu da görür. Ve en önemlisi de bu ilâhi senaryoda kendisinin nasıl bir rol aldığını anlar. Bu dünyaya doğuş amacının anlaşılması demektir. (İsa Peygamber'in Gizli Öğretisi)
- bir şeyi gök rengine büründürmek türk kültüründe o şeye bir kutsiyet yüklemek anlamına geliyordu. (Atalarımızın Gök Tanrı Dini)
- . Türklerin, iki ayrı alemleri vardı. Bunlardan biri, kendi aile dünyaları ki, bu kendi çadırlarından kurulmuş olan düzendi. Diğeri de büyük Gök-Tanrısı'nın Alemi... Uygurca yazılmış olan Oğuz destanında, Oğuz Han şöyle diyordu: "Kun tu bolgıl, kök kurıkan!" Yani: "Güneş, tuğumuz, bayrağımız olsun; gök de çadırımız!" . (Türkler'in Kültür Kökenleri)
- Musa Peygamber'in bir Osiris rahibi olduğunun sakli tutulmasında o kadar başarılı olunmuştu ki, bu büyük sır halk tarafından yüzyıllarca anlaşılamadı. (Antik Mısır Sırları)
- Bu sonsuz evrende, bu sonsuzluğa uzanan yolda ilerleyen biz insanlık ailesi olarak, bir gün hepimiz bu dünya gezegeninden ayrılacağız... Ve o zaman bu dünya gezegeninde yaşadıklarımızın tümü, kozmik bir anı olarak ruhsal hafızamızda saklı kalacaktır. (Ölümden Sonra Neler Oluyor?)
- Tibetlilere göre Ölüm bir sanattır. (Şahitler ve Belgelerle Türkiye'de Yaşanmış Esrarengiz Olaylar)
- . "Son araştırmalara göre örf, adet, geleneklerine ve dil yapılarına, kullandıkları aletlere bakılarak Sümerler' in Mezopotamya'ya Orta Asya' dan geldikleri, Türk olabilecekleri tahmin edilmektedir." . (Türkler'in Kültür Kökenleri)
- İnsanlar hızla akan yaşam nehrinin yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, işte o havuz da kokuşur, o havuzda ölüp giderler. (Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri)
- "Güneş altında söylenmemiş söz yoktur." (Gizli Sırlar Öğretisi)
Yorumlar
0 yorum