Kitap Künyesi

Yazar: Cüneyt Arcayürek

Yayın Evi: Cumhuriyet Kitapları

İSBN: 9789944150897

Sayfa Sayısı: 320

--reklam--

Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Atatürk'ün ölümünden hemen sonra başlamıştı geriye sayım ve AKP iktidara geldiği zaman Atatürk devrimleri gerçek değerinden zaten çok şey kaybetmişti. Türkiye'nin o günlerden bugünlere gelişini içi kan ağlayarak izleyen usta bir gazetecinin ufuk turudur bu kitap.

(Arka Kapak)

--reklam--

Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik? Alıntıları - Sözleri

  • "Eğer cumhurbaşkanı olmasam milli eğitim bakanı olmak isterdim."
  • Başarıya inanmayanlar inananlar kadar haklıydı
  • İslam dini, asırlardan beri alışageldiği veçhile bir siyaset vasıtası mevkiinden uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Mukaddes ve tanrısal inançlarımızı vicdani değerlerimizi, karanlık olan, her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan siyasetten ve siyasetin bütün kısımlarından bir an evvel ve kati şekilde kurtarmak milletin dünyevi ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zarurettir. Ancak bu şekilde İslam dininin yüksekliği belirir...
  • Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.
  • 3 Kasım gecesi dinci güdüleri olmayan laik bir anlayışla yatanlar... 4 Kasım sabahı sandıktan laikliğin altını oymaya kararlı dinci bir kadronun "selamünaleyküm"ü ile uyandılar...
  • Pergamberler bile başkalarını yenmek için kendi gibi düşünen adamlar bulmak zorundadır. -İbn-i Haldun
  • Devamlı bir çiçeğe bakarsanız o çiçeğin büyüdüğünü göremezsiniz.
  • Mustafa Kemal Paşa, çağdaş bir cumhuriyete yönelen devrimlerini 1922 ile 1932 yılları arasında, on yıla sığdırdı. Devrimleri bu kadar kısa sürede gerçekleştirmesi, kimi yazarlar tarafından, yaşama veda ettikten sonra eleştirildi. Dediklerine göre, devrimler zamana yayılarak gerçekleştirilseydi, ulus tarafından sindirilecek, daha az saldırıya uğrayacak, daha az eleştiri konusu olacaktı. Fakat, Mustafa Kemal Paşa'nın bildiği bir gerçek vardı: Kafasında yıllardır kurguladığı çağdaş cumhuriyeti oluşturacak devrimleri ancak kendi zamanında, sarsılmaz iradesiyle gerçekleştirip uygulamaya koyabilirdi.
  • Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uyumakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işlerine karıştırmamaya çalışıyoruz. Kaste ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz ve buna asla meydan vermeyeceğiz. Atatürk.
  • Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarık değil, dimağ (beyin) işidir...
  • Atatürk'ün din konusundaki öğretilerini özetlemek gerekirse; çoğu yerde ve gerektiğinde kullanmayı sevdiği kısa bir cümle ile şöyle diyebiliriz: "Adam olmaktır, adam!"
  • Bizi yanlış yola sevk eden habisler, çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz; görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, yıpratan kötülükler hep din kılığı altında küfür ve alçaklıktan gelmiştir.
  • Memleketi ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları lazımdır. Bunu sağlayan okuldur. Ancak bu şekilde her türlü teşebbüsün mantıklı sonuçlara ulaşması mümkün olur. Atatürk.
  • Keşke 1919'dan on yıl önce Türklüğün başına geçseydi... Ne Balkan Savaşı'na fırsat verirdik, ne de Birinci Dünya Savaşı'na girerdik. Ve keşke 1938'den sonra ölseydi... Kurtuluşumuzu tamamladık. (F. R. Atay)
  • Bu gün kendine reformcu diyen korkak ikbalcilere bakınız: Türk çocuklarının on binlercesine medrese ilkokullarında medeniyet düşmanlığı ve Türkiye halkının milyonlarcasına cami kürsülerinde Atatürk devrimleri düşmanlığı telkinleri yapıldığı bilinirken susmakta değil midirler?..

--reklam--

Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik? İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bu kitap Türkiye'de laiklik savunusunun ne denli zayıf ve başarısızlığa programlı olduğunu gösteren güzel bir örnek. Benzer bir sürü kitap okudum ama aralarında saç baş yoldurma potansiyeli olan bir çiğlikle özel bir ödülü hak eder diye düşünüyorum. İlk bölümleri atlayabilirsiniz. Önemli olan bilgiler İnönü'den söz ettiği sayfalarda başlıyor. Saymadım ama Arcayürek kitapta yüzlerce kez “din” sözcüğünü, en az yüz kez de “dinci” sözcüğünü kullanıyor. Geri, gerici, İslam, İslamcı... Hiçbirinin tanımını yapmıyor. Böyle olunca kahvehanede pişpirik çevirirken kahveye gelen ve bir sandalyenin üzerine çıkıp sosyalizm anlatmaya başlayan gençler karşısında kalmış gibi oluyoruz. Yani tanıdık sözcüklerle konuşulmasına rağmen hiçbir şey anlamıyoruz. Yazarın derdini anlamıyoruz. Atatürk’ten çok sayıda alıntı var. Bunlardan birinde din, benzerini dinsel anayasa savunucularında bile görmediğim bir isabetle tanımlanıyor: “Büyük Millet Meclisi’nin yasaları yapmak, değiştirmek, yorumlamak, kaldırmak ve benzeri gibi sayılan görevleri o denli geniş ve açıktır ki ayrıca ve bağımsızca ‘din buyruklarının yürütülmesi’ diye bir kalıbın bulunması gereksiz görülmektedir. Çünkü şerî demek yasal demektir. Din buyrukları demekse yasa buyrukları demektir. Başka bir şey değildir ve olamaz. Başka türlüsü olunca din buyrukları terimiyle anlatılmak istenen anlam ve kavramın büsbütün başka bir şey olması gerekir.” Ve fakat M.Kemal’in icraatlarını bilenler bu doğru tanıma sadık kalmadığını biliyorlar. Kıyametin koptuğu yer burası olmasına rağmen Arcayürek bunu hiç tartışmadan geçiyor. Öyle sanıyorum ki Atatürk’ü yarı-tanrı olarak bellemiş olmasındandır. Onunla büyüdüğünüz, onunla yaşadığınız, onunla öleceğinizi söylediğiniz (kendi sözleri), hata yapmadığına inandığınız bir kişiyi eleştiremezsiniz. Eleştiremediğiniz için de anlayamazsınız. Anlayamadığı için izleyen bölümlerde Atatürk’ün farklı din tanımlarını alıntılıyor ama sözgelimi Atatürk'ün Avrupa yasalarını ithal ederek İslam kalınabileceğini öne sürdüğü cümleleriyle yukarıdaki tanımın kafa kafaya çeliştiğini görmüyor veya görmezden geliyor. Bugünlere nasıl gelindiği konusunu yalnızca "din" bağlamında inceliyor. Tanımı olmadığı için neyi kast ettiğini anlamıyoruz. Menderes şunu söyledi, Demirel bunu söyledilerle sayfalar geçiyor. İrticacılar ne yaptılar diye bakıyoruz, tiyatro oynatmışlar, gövde gösterisi yapmışlar (retorik ifade, bir eylemlilik yine yok). Bir de bol bol imam-hatip lisesi açmışlar. İcraat olarak bir tek bu anılıyor. İHL açmak neden ülkeye zarar veriyor en küçük bir inceleme, tartışma yok. Normal koşullarda bugünlere nasıl gelindiği sorulsa Almanya'ya savaş açmaktan ve hemen ardından tam bir facia olan Kore savaşı ve NATO üyeliğinden başlanması, ulusal sanayinin baltalanması ve KİT'lerin kapatılması, köy enstitülerinin kapatılması, eğitim kalitesinin düşürülmesi, TRT'nin kurulması, küresel sermayeye alan açılması gibi dönüm noktalarının anlatılması gerekirdi ama yazar bunu yapmıyor. Varsa yoksa "din", artık ne demekse. En azından İkinci Dünya Savaşı ardından ABD ile yapılan (ve kendince "din"le ilgisi olmayan!?) anlaşmalara kısaca değiniyor, hakkını yemeyelim. Bütün tez laikliğin gidip yerine “din”in gelmesi üzerine kurulunca ama dinin tanımı yapılmayınca, Atatürk tarafından yapılmışı da tartışılmayınca ortaya acayip bir kakofoni çıkıyor. Her bölüm önceki bölümdeki kafa karışıklığını artırıyor. “Abi sen ne istiyorsun” diye sorasınız geliyor. Mesela kadınların başı açıktansa başı örtülü fotoğraflarını yayınlamayı yeğlemek laikliğe aykırıymış! Dans etmeyi bilmemek çağdışılıkmış, irticaymış! Neden, açıklamıyor. İmam okulları neden eğitim birliğine aykırıdır, açıklamıyor. Ezberlediği ve anlamını bilmediği sloganları yineliyor yalnızca. Ben CHP’li veya laiklik savunucusu olsam doğru olduğuna inandığım şeylerin bu kadar düşük bir düzeyde savunulması çok ağırıma giderdi (AKP'li değilim). Ayrıca bunu tehlikeli de bulurdum. Çünkü doğru olduğunu bildiğiniz şeyin küçük düşürülmemesi, alay konusu edilmemesi, doğruların yanlışlara kolayca harcatılmaması gerekir. Bir rejim için en büyük tehlike rejim savunusunun yapılamaması, eleştirilere yanıt verilememesidir. Arcayürek 28 Şubat'ı yani kaba kuvveti savunacağı yerde halkı rejimin doğruluğuna ikna etmenin yolunu aramalıydı. Bugün Atatürkçülükten geriye hiçbir şey kalmamış olmasının, partisi CHP’nin Bilderbergcilerin, CFR’cilerin, Sorosçuların Türkiye şubesi haline gelmiş olmasının en büyük nedeni Arcayürek düzeyindeki yazarlardır. Çünkü bu çaptaki adamlar ne Atatürk’ü eleştirebiliyorlar ne “din” dedikleri şeyi öğrenip tartışabiliyorlar. Bu yüzden laikliği veya sekülerliği de savunamıyorlar. Bu yüzden Atatürk’ün gerçekte ne yaptığını bilmiyorlar bile! “Laikliği getirdi.” Ne demek ki bu? Sen dinin ne olduğunu bilmiyorsun ki laikliğin ne olduğunu bilesin… Yaptığı mantıksal çıkarımlar din konusundaki bulanıklığın gölgesinde birer safsata olarak kalıyor. Mesela AKP'nin ülkeyi laiklikten uzaklaştırdığını söylüyor. Ama bunu nasıl yaptığını söylemiyor. Hangi yasayı çıkardı da Türkiye artık laik değil, somut bir örnek vermiyor. AKP'nin icraatlarından olan anayasaya "kadınlar kayırılır" yazmak mı aykırı örneğin? AKP'nin domuz eti satışını serbest bırakması mı? Zinayı suç olmaktan çıkarması mı laikliğe aykırı? Spor temelli kumar lisansları dağıtması mı? Para transferlerinin faizci bankalar üzerinden olmasını zorunlu yapması mı? Bütün ekonomiyi faiz ve ranta köle yapması mı? Küçük girişimciyi ezmesi ve çok uluslu şirketlere yem etmesi mi? Tarımla geçinen aileleri bitirmesi mi? Gereksiz ve lüks tüketimi özendiren dış ticaret ve vergi politikası mı? Naylon davalarla orduyu terhis etmesi mi? İsrail mallarındaki gümrüğü kaldırması mı? Cumhuriyet tarihinde ilk kez sözde Yahudi soykırımı yıldönümlerini bakanlık düzeyinde anması, Yahudi bayramlarını Cumhurbaşkanı düzeyinde kutlaması mı laikliğe aykırıymış? Ülkeye genetiği değiştirilmiş gıdanın sokulması mı? Vergi affı mı laikliğe aykırı? Eşcinselliği öven örgütlenmelere izin vermesi mi? Erkeği sistemli olarak aşağılaması ve aileyi yok etmesi mi laikliğe aykırı? Medeni yasada feminist ilkelere göre bir evlilik ve boşanma hukuku düzenlemesi mi? Uyuşturucunun yayılmasına seyirci kalması mı? Televizyonun gençlere maddeci ve hazcı bir ahlak aşılanmasına izin vermesi mi? Bütün bunları perdelemek için İHL sayısını artırması mı laikliğe aykırıymış? Üzerinde en çok durduğu örneklerden yola çıkarsak din dediği (sandığı) şeyin başörtüsü ve Arapça ezandan ibaret olduğunu anlamak zorunda kalıyoruz. Oysa bankacılık, turizm, vergi, iletişim gibi alanlardaki icraatlarına ve çıkardığı yasalara bakıldığında AKP gerçekten Türkiye'nin en seküler, en laik, en liberal partisidir. Çünkü Atatürk'ün de tanımladığı üzere din yasadır. Yazar bugün okullarda cuma namazı kılınmasının veya Atatürk'ün öğretilmemesinin Birinci Meclis'teki ve DP dönemindeki laiklik karşıtlığının sonucu olduğunu öne sürüyor. Aynı mantıkla bugün erkeğin ikinci sınıf yurttaş olmasını Atatürk'ün kadınlara verdiği seçme ve seçilme hakkının sonucu olduğunu da öne sürmemiz gerekir. Böyle saçma bir mantık güdüyor. Yıllardır yaptığım bir saptamayla bitireyim: Atatürk düşmanlarının da, Atatürk tapıcılarının da ortak yönü onu eleştirememeleridir. Eleştiremeyince ne mirasına sahip çıkabilirsiniz ne de hatalarını onarabilirsiniz. Bugünkü AKP ve CHP bunun yaşayan kanıtıdır. (Gerçeğin Kitabı)

Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze örnekleri ile sağ-sol ayrımı olmaksızın nasıl siyasal islam çizgisine destek verildiğinin ve gelindiğinin bir özeti. (Ali Ünal)

Arşiv niteliğinde bir kitap olmuş. Cüneyt Arcayürek birikimi ile Atatürk'ten sonra günümüze kadar olan irticai hareketleri ayrıntıları ile görüyor ve tekrar hatırlıyoruz. Şiddetle tavsiyemdir. (Egemen)

--reklam--

Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik? PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Cüneyt Arcayürek - Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Cüneyt Arcayürek Kimdir?

Gazeteciliğe 1947'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin yayın organı olan Ulus gazetesinde başlamıştır. Sırasıyla Ankara Akşam haberleri, Kudret, Vatan, tekrar Ulus, Anka Haber Ajansı, Akis, Hürriyet, Tercüman, Milliyet ve Güneş gazetelerinde çalışmıştır. Milliyet gazetesinde ve Metin Toker'in yayımladığı Akis dergisinde hem yazarlık hem de genel yayın müdürlüğü yapmıştır. Büyük yankılar uyandıran, çeşitli soruşturmalar ve davalar açılmasına yol açan ancak kendine Yılın Gazetecisi ünvanını kazandıran "Johnson'un Mektubu" haberiyle ün sağlamıştır. Barış Harekatı'ndan sonra Kıbrıs'a ilk giren gazeteci olmuştur.

Cumhuriyet gazetesinin başsayfasında Güncel isimli köşenin yazarıdır. KanalTürk'te, Tuncay Özkan ile birlikte Pazar günleri yayınlanan Politika Durağı adlı programı sunmuştur.

Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı döneminde eski danışmanıdır.

Kitapları

Demokrasinin İlk Yılları: 1947-1951

Yeni İktidar Yeni Dönem: 1951-1954 (1985)

Bir İktidar Bir İhtilal: 1955-1960 (1985)

Yeni Demokrasi Yeni Arayışlar: 1960-1965 (1985)

Çankaya'ya Giden Yol: 1971-1973 (1985)

Hapishanedeki Ecevit (1986)

Müdahalenin Ayak Sesleri: 1978-1979 (1986)

Ku-De-Ta (1987)

Şeytan Üçgeninde Türkiye (1987)

Demokrasinin Sonbaharı: 1977-1978 (1987)

Ku-De-Ta 2 (1988)

12 Eylül'e Doğru Koşar Adım (1988)

Demokrasi Dur: 12 Eylül 1980 (1990)

Çankaya Hesaplaşması (1990)

Demirel Dönemi 12 Mart Darbesi: 1965-1971 (1992)

Demokrasi Dönemecinde Üç Adam (1999)

Bekleyen Adamın Gerçekleşen Düşü (2000)

Bir Giden Bir Gelen Bir Bekleyen (2000)

Kriz Doğuran Savaş (2000)

Sessiz Darbe (2001)

Etekli Demokrasi (2001)

Baba'sının Kızı (2001)

Çankaya Muhalefeti (2002)

28 Şubat'a İlk Adım (2003)

Geri Gidişe İzin Yok (2003)

Uzakta Kalan Tarih (2003)

Darbeler ve Gizli Servisler: 1950-2002 (2003)

Bir Zamanlar Ankara (2005)

Bir Özgürlük Tutkunu Bülent Ecevit (2006)

Derin Devlet: 1950-2007 (2007)

Çankaya: Gelenler Gidenler (2007)

Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik? (2008)

--reklam--

Cüneyt Arcayürek Kitapları - Eserleri

  • Derin Devlet 1950-2007
  • Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik?
  • Demokrasinin İlk Yılları: 1947-1951
  • Çankaya
  • Yeni İktidar Yeni Dönem: 1951-1954
  • Bir İktidar Bir İhtilal: 1955-1960
  • Yeni Demokrasi Yeni Arayışlar: 1960-1965
  • Bir Zamanlar Ankara
  • Demirel Dönemi - 12 Mart Darbesi: 1965-1971
  • Hapishanedeki Ecevit
  • Demokrasi Dönemecinde Üç Adam
  • Etekli Demokrasi
  • Çankaya 1923-1928
  • Bir Özgürlük Tutkunu Bülent Ecevit
  • 12 Eylüle Doğru Koşar Adım
  • İkinci Dünya Savaşı ve İki Cephede Türkiye
  • Ku-de-ta
  • Çankaya 1980-2011
  • Sessiz Darbe
  • Demokrasinin Sonbaharı: 1977-1978
  • Bekleyen Adamın Gerçekleşen Düşü
  • Bir Giden Bir Gelen Bir Bekleyen
  • Müdahalenin Ayak Sesleri: 1978-1979
  • Çankaya'ya Giden Yol: 1971-1973
  • Demokrasi Dur: 12 Eylül 1980, Nisan 1980-Eylül 1980
  • 28 Şubat’a İlk Adım
  • Kriz Doğuran Savaş
  • Çankaya Muhalefeti
  • Uzakta Kalan Tarih
  • Namı 864 Rakımlı Tepe Çankaya
  • Babasının Kızı
  • Türkiye'de Anarşi
  • Çankaya Hesaplaşması
  • Ku-De-Ta

--reklam--

Cüneyt Arcayürek Alıntıları - Sözleri

  • "Fethi Giray, Orhan Veli'nin ölüm haberi gelince, masasından kıpırdandı ve 'Güzel bir yazı yazayım Orhan için' dedi. Bu söze sinirlenen Çetin Altan 'Orhan Veli'ye güzel bir yazı yazmak için ölümünü mü bekledin?' diye çıkıştı." (Yeni İktidar Yeni Dönem: 1951-1954)
  • Zira, 14'lerin, bir an önce de­ mokrasiye geçmeye çalışıldıgı bir dönemde 'askeri rejimi bir süre daha işbaşında tutmaya hevesli' oldukları gözleniyordu. O geceyi, o zor, birçok olasılıga gebe geceyi çok iyi anımsıyo­ rum. Haber, ögleden sonra yavaş yavaş gelişti. Gazete bürolarına yakın askeri kaynaklar, Alparslan Türkeş ve 13 arkadaşının Milli Birlik Komitesi'ndeki görevlerinden uzaklaştırılacagını duyurdular. (Demokrasi Dönemecinde Üç Adam)
  • Devamlı bir çiçeğe bakarsanız o çiçeğin büyüdüğünü göremezsiniz. (Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik?)
  • Demokrat Parti hareketi ortaya çıkıncaya değin İsmet "Paşa" herkes adına düşünen, milletine doğru yolu gösteren, hemen her konuda uygulamaya geçilmesi gerekli buyrukları veren "tek" insandı. (Demokrasinin İlk Yılları: 1947-1951)
  • Genelkurmay Başkanı Sunay, Ankara Sıkıyönetim Komutanı Cemal Tural, hiçbiri infazın yapılmasını bu­yuramıyorlardı. Giderek Aydemir'in Ordu içinde kalan «yandaşlarının bir davranışından kuşku duyarak,» in­fazı erteledikleri anlaşılıyordu. İsmet Paşa, dış geziden döndü. Yeşilköy havaala­nında, «Aydemir'i asıp asmayacaklarını» sordular. «Asın!» dedi. Ertesi sabah astılar. (Yeni Demokrasi Yeni Arayışlar: 1960-1965)
  • Herkesin kendisine göre bir demokrasi anlayışı var Türkiye'de .Herkes " demokrasi" diye söze başlıyor, fakat bazıları,hak ve özgürlük kısımlarını da demokrasi adına savunuyordu... (Bir Özgürlük Tutkunu Bülent Ecevit)
  • Doğal olarak CHP'nin yazgısında kara bir leke olarak kalacak geçmişteki bir olgudan da söz açıyordu: "... Türkiye'de huzur ve sükun istiyorsunuz. Demok­rat Partiye oy verenleri ikinci sınıf vatandaş yapmaktan vazgeçilmeli. Bu, bozgunculuktur, münafıklıktır, milleti iki­ye bölmektir. Vicdanları cezalandırmaktır. Huzur istenili­yorsa, vazgeçiniz bu tür davranışlardan." (Demirel Dönemi - 12 Mart Darbesi: 1965-1971)
  • 3 Temmuz 1977. Güvenoylaması. Millet Meclisi olaganüstü günlerinden birini yaşıyordu. Sonuç açıklandı: Evet: 21 7, Hayır: 229, Çekimser: 2 Ecevit (Çankaya) hükümeti düşmüştü! (Demokrasi Dönemecinde Üç Adam)
  • O günlerde bir Adalet Partili senatör ya da milletvekliyle bir general arasında da tatsız bir olay olmuştu. Bir ge­neral bir parlamenteri tokatlamıştı. (Demirel Dönemi - 12 Mart Darbesi: 1965-1971)
  • Demirel'in öğrenci devinimleriyle nereye gidilmek iste­nildiğine ilişkin belirli kaygıları vardı. Geçmişteki öğrenci devinimlerinin Türkiye'yi nereye götürdüğünü de iyi biliyor­du. En yakın örneği, 27 Mayıs öncesi yaşanmıştı. Başlangıç­ta, sıradan ve haklı öğrenci istekleri gibi görünen bu olay­ların altında daha başka nedenlerin olduğu kanısındaydı Aslında "bu iktidardan kurtulmak" sloganının başta öğrenci, sonra da öteki toplumsal devinimleri, "açıkça söylenme­yen", fakat çoğu odaklarda fısıldanan "Orduyu kışkırtma­ya" yöneldiğini giderek daha iyi anlıyordu. (Demirel Dönemi - 12 Mart Darbesi: 1965-1971)
  • Çünkü yıllar gelip geçecek, dönemler gelip geçecek, siyasal mevsimler dönecek, ama işkenceler durmayacak, bunlardan yakınanlar bir eski başbakan kadar bile seslerini, ıstıraplarını duyuramayacaklardı. (Yeni Demokrasi Yeni Arayışlar: 1960-1965)
  • Sevgili Arcayürek, tarihin şu cilvesine bakınız : Nazım Hikmet kurtuldu. O'nu hapishaneden alarak annesinin evine teslim ettim. Yurt ve dünya kamuoyu hizmetlerimizi bol bol değerlendirdi. Fakat aradan 35 yıl geçtikten sonra, İstanbul Barosunun konuşmacı olarak yolladığı bir toplantıda bu anılarımı anlattığım için, İstanbul Sıkıyönetim Savcısı tarafından sanık sandalyesine oturtuldum. Suçum, Nazım Hikmet'i övmek. (Yeni İktidar Yeni Dönem: 1951-1954)
  • Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik?)
  • "1947-77 yılları arasında daha çok ABD'den altı milyar dolarlık savaş araç ve gereçleri sağlanmıştır. Çok büyük kısmı hibedir. Bunları hibe şeklinde temin etmemizin, kalkınmamızla yakın ilgisi vardı. Savunma gereçlerini hibe şeklinde almasaydık, kendi kaynaklarımızı kalkınmamıza ayıramayacaktık. Hibenin sağlanmasıyla kendi öz kaynakla­rımızın tümü kalkınmamıza yönelmiştir. Önemli bir unsurdur. Kalkınma için dışardan kaynak arayan Türkiye, hibe yoluyla silah temin etmekle yanlış bir iş yapmamıştır." (Yeni Demokrasi Yeni Arayışlar: 1960-1965)
  • Başbakanı ürküten, gensoru görüşmelerinin sonunda, ilgililer için soruşturma açılma olasılığıydı. Giderek Koraltan, yapısına uygun “müthiş” bir buluşla ortaya çıktı: “Ne çıkar soruşturma açılırsa, veririz bize uygun hâkimlere, hepsi beraat ederler..” dedi. (Bir İktidar Bir İhtilal: 1955-1960)
  • Halk, evet sessizdi, durgundu; hiçbir gösteri, hiç­bir eylem girişiminde bulunmadı. Duygularını, düşüncelerini, 27 Mayıs'ın sonunu bağlayan olayları tek bir davranışla simgelemişti: Hürriyet'e yurdun çeşitli yörelerinden akan haber­ler, Menderes'in sehpada sallanan resimlerini yayımla­yan gazetelerin halkça ateşe verildiğini gösteriyordu. Hürriyet ise, üzerinde yazılı fiyatın birkaç katıyla kapışılmıştı. Bu denli anlamlı, duygusal ve görkemli bir halk tepkisi, belki hiç yaşanmamıştı. (Yeni Demokrasi Yeni Arayışlar: 1960-1965)
  • Keşke 1919'dan on yıl önce Türklüğün başına geçseydi... Ne Balkan Savaşı'na fırsat verirdik, ne de Birinci Dünya Savaşı'na girerdik. Ve keşke 1938'den sonra ölseydi... Kurtuluşumuzu tamamladık. (F. R. Atay) (Atatürk'ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik?)
  • Seçime elbette gideceğiz günü geldiğinde... Ama umarım ki, çarpışarak değil yarışarak gideceğiz:ölerek değil, gülerek gideceğiz. (Demokrasi Dur: 12 Eylül 1980, Nisan 1980-Eylül 1980)
  • Kimi zaman, sofrada "çarşı fiyatları," üzerindeki eleştirilerimizi dinleyen Demirel, sözü alır. Eleştirdiğimiz oranda fiyat artışı olmadığını kanıtlamaya baş­lardı. Bu açıklamaları dinleyen, sofraya yapılan hizmeti iz­leyen, buyruklar veren Nazmiye Demirel sırası geldiğinde, "Süleyman, sen bir file alıp çarşıya çık da bak bakalım fi­yatlar nasılmış," derdi. Demirel, ses etmezdi. (Demirel Dönemi - 12 Mart Darbesi: 1965-1971)
  • Sözleri değişse de bestesinde büyük ayrıntılar görülmeyecek bir şarkı siyasal yaşantımıza yavaşça siniyordu. CHP "ülkeyi sattılar" diye bağırıyor, DP ise yarının "müreffeh Türkiye'sini kurma yolunda" olduklarını savunuyordu. Her 10 yıl dinleyeceğimiz şarkıydı bu! (Yeni İktidar Yeni Dönem: 1951-1954)