Kitap Künyesi

Yazar: Anais Nin

Çevirmen: Püren Özgören

Orijinal Adı: Ladders to Fire (Cities of the Interior #1)

Yayın Evi: Everest Yayınları

İSBN: 9789752892217

Sayfa Sayısı: 148

--reklam--

Ateş Merdivenleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Dünya edebiyatının aykırı yazarı Anais Nin, "İçsel Kentler" adlı, beş kitaptan oluşan dizi adını ilk kez yaygın bir şekilde duyurdu. İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ertesinde yayınlanan bu romanlar, Nin tarafından peş peşe gelen deneyimler olarak tasarlanmıştı. İlk kez 1946'da yayınlanan Ateş Merdivenleri "İçsel Kentler"in kitabıdır..

Şiirsel ve tensel bir roman olan Ateş Merdivenleri, duygusal ve cinsel gelişim dönemlerindeki bir grup kadının yaşamını anlatıyor. Bu kadınlar, hem kendilerini hem de birbirlerini anlama mücadelesine, yaşadıklarını kaydediyorlar. Zaman zaman yaşamları birbirine karışıyor, aynı çatıyı, hatta aynı erkeği paylaşıyorlar.

"İçsel Kentler"i oluşturan beş romanda yer alan karakterlerin tümü Ateş Merdivenleri'nde ortaya çıkıyor. Dizinin sonraki kitaplarında yaşam bu karakterleri bambaşka yerlere savuruyor.

Ateş Merdivenleri'yle "İçsel Kentler"deki yolculuğunuz başlıyor. Şaşırtıcı deneyimlere tanıklık etmeye hazır olun!

"Lillian batan koca gemiydi, evet, Djuna ise küçük cankurtaran sandalı. Büyük gemi şimdi küçük sandala bağlanmıştı ve deli gibi yalpalıyordu, cankurtaran sandalıysa hızla su almaktaydı.

(Benden, yalnızca bir erkeğin verebileceği bir şeyi istiyor. Ama öncelikle, ben olmak istiyor ki, erkekle bağlantılı kurabilsin . Erkeklerle iletişim kurma yetisini kaybetmiş. Bunu benim aracılığımla yapıyor!)"

Ateş Merdivenleri Alıntıları - Sözleri

  • Lillian hep bir mayalanma halindeydi. Gözleri havayı yır­tar, havada fosforlu çizgiler bırakırdı.
  • Sen tutkulu bir yaşama yazgılısın.
  • Değişmek, dönüşmek zordur. Kaçma, tüyme girişimleri sık­laşır; oysa ölü ilişkilerden, yanlış ilişkilerden, yanlış rollerden,bazen de insanın en derin özünden kaçma girişimleri yarar­sız, boş çabalardır, nedeni de asıl engelin, kişinin buna yel­tendiği an karşısına dikilmesidir.
  • Kızıl saçları da tıpkı bütün varlığı gibi asiydi; hiçbir tarak onları yola getiremiyordu. Elbiseler üzerine oturmuyor, onu sarıp sarmalayamıyordu..
  • O artık hayaliciyi elinin tersiyle iten gerçeklik, kursakta kalan hevesti.
  • Karanlıkta insanlar cesurdur, her türlü hayali kurmaya cesaret ederler. Ve her şeyi anlatmaya.
  • Erkek kadına kendi iradesini dayattığı zaman, kadın onuşu varsayıma inandırmayı bilir, bunun tadını çıkarmasına izin verir: O, kadından daha güçlüdür ve onun iradesini kabullen­mek kadın için büyük bir zevktir. Ancak kadın bunu başardı­ğı zaman, erkek ona, ilk adımı atmanın ve rolleri tersyüz et­menin suçluluğu dışında, hiçbir keyif duygusu vermez.
  • Seni seven kişi, seni durağan bir role mahkum etmiştir,çünkü kendi benliğini, senin geçmişte olduğun kişiliğe uy­durmuştur.
  • kişinin kendi do­ğasına bilgelik ve anlayış yoluyla egemen olmasını sağlayan,Doğululara özgü bir tavrı benimsedi.
  • Benliğinin çok büyük bir parçasını yitirdiğini, kişiliğinin koskoca bir dilimini kesip attığını, ona kurban ettiğini anlamaktan acizdi.

Ateş Merdivenleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Ateş Merdivenleri: İsimsiz ıstırapların, gizemli ve yapayalnız hüzünlerin, karabasan haykırışlarının hikâyesi. Acının ve çirkinliğin kişisel bir deneyim olmaktan çıkıp bütün dünyanın acısına ve çirkinliğine dönüştüğü içsel odalardan yükselen dilsiz bir çığlık. Anaïs Nin'in alametifarikası, "roman fleuve"si, İçsel Kentler beşlemesini anıtsal bir konuma yerleştiren o "öz"den başlamak gerek söze. Daha önce hiçbir erkeğin beceremediği kadar derinlikli bir şekilde, "kadın deneyimi"ni canlı ve çarpıcı bir anlatıma dönüştürerek Nin, aslında D. H. Lawrence'le palazlanan eril tepeden bakışlı erotik uzantılı anlatıyı, rahatlıkla feminist olarak nitelendirilebilecek bir bilinçle, yerle bir ediyor ve "amorf" bir anlatı yaratmakla suçlanacak alabildiğine cesur bir "duygu madenciliği"ne girişiyor. Bunu yaparken kullandığı ritmik dil, kurgu oyunları ve sembolizm de okura, zihinsel bir oyun alanında tatminsel bir deneyim sunuyor. Nehir romanının ilk halkası Ateş Merdivenleri'nde Nin, kendi güncelerinden distile ettiği üç ana kadın karakteri (Djuna, Lillian, Sabina) ve Nin'in sanatında büyük etkisi bulunan Henry Miller'dan izler taşıyan erkek karakteri Jay'i, Woolf tarzını anımsatan kuvvetli bir izlenimcilik ile okuruna tanıtıyor. Dejavular, geçmişe isteyerek veya zorunlu geri dönüşler, zihinsel atlamalar, duygusal pencereler, metafiziksel dokunuşlar ile süreğen bir mikro anlatı beklenmedik bir "ruhsal kozmos" makro anlatısına dönüşürken, Nin'in yakut rengi mürekkebinden duygulardan müteşekkil bir sel peydahlanıyor. Son tahlilde Nin, edebiyatın bir köşesine itilmiş, çiçeklerle "yumuşatılarak" erkeğe mahkum bir orgazm olarak sunulmuş kadın deneyimini, duygusal bir ince işçilikle, ustalıkla ve asilikle, modern edebiyatın orta yerine Chirico resimlerindeki heykeller gibi yerleştiriyor. Yalnız, ürkütücü, kudretli bu heykeller yayınlandığı ilk gün de olduğu gibi bugün de kasvetle üstümüze çöken eril tahakkümün sınırlarını bulanıklaştırıyor. Bir barın kırmızı ışığının altında iki kadın buluşuyor, bir erkeğe gülüyorlar. Nin, erkek kulübünün partisinden Ateş Merdivenleri'ne tırmanarak uzaklaşıyor. Bir kahkaha bizi derinlere götürüyor. İçsel Kentler, burada başlıyor. (Kubilay)

Yaşadığı döneme bakılınca kimsenin dile getiremediği konuları kitaplarında işleyen Anais Nin, kalemini merak ettiğim yazarlardan biriydi. İçsel Kentler olarak, kadının gelişimini ele aldığı serinin ilk kitabı Ateş Merdivenleri, farklı bir okuma deneyimi oldu benim için. Öncelikle bir kadının ilk kez aşık olmasıyla başlıyor kitabımız. İlk aşk, güzel ve bir o kadar yıpratıcı hâle dönüşüyor zamanla. Bu bölümü okurken kadınlar ve erkekler için yapılan yerinde tespitlerle karşılaşıyoruz. Daha sonra ise Lilian, Jay, Djuna, Sabina karakterlerini bir bir tanıyoruz. Kitap için belli bir olay örgüsü anlatamıyorum çünkü genel olarak düşünceye dayalı olduğunu gördüm. Yanlış giden evlilikler, arkadaşlıklar ve duyguları arasına sıkışıp kalan kadınları bol bol görüyoruz bu kitapta. Etkileyici bir kitaptı diyebilirim. Çoğu yerin altını çizdim. Bazen hangi olayın içinde olduğumu unutsam da severek okudum. Şiirsel bir anlatım sayesinde de kısa sürede okunup bitecek türden. Not:18 yaşın altındaki arkadaşlarıma önermiyorum (İlay H.)

Anais Nin’i zamanında kimsenin dile getiremediklerini dile getirebildiği ve yaşayışındaki cesaret ve özgürlükten dolayı çok merak ediyordum. Kitap genel olarak üç kadın karakter ve Anais Nin’in Henry Miller’dan etkilenerek oluşturduğu Jay karakterinin etrafında geçiyor. Aslında kitapta belli bir konu yok, daha çok düşünceler etrafında ilerliyor. Yazarın dilini biraz Virginia Woolf’a benzettim ama Virginia Woolf’u okurken daha çok zorlanmıştım. Kitabı okurken açıkçası bazı yerlerde konuyu kaçırdığımı ve nerede olduğumu unuttuğumu hissettim ama onun dışında kitabı beğendim. Devam kitaplarının daha da iyi olacağını umuyorum ve en kısa zamanda okumak istiyorum. (İrem)

Ateş Merdivenleri PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Anais Nin - Ateş Merdivenleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ateş Merdivenleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Anais Nin Kimdir?

Anaïs Nin (21 Şubat 1903 14 Ocak 1977) İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar. Günlükleri ve erotik yazılarıyla tanınır. Günlükleri 11 yaşından başlayarak ölümüne kadar 60 yıldan uzun bir dönemi kapsar.

Uzun yıllar Anaïs Nin aynı anda iki kişiyle evli kalmıştır. Bir sanatçı ve bankacı olan ilk kocası Hugh Guiler ile 1923'de evlenmiştir. 1955 yılında Guiler ile evliliği sürerken evlendiği Rupert Pole ise bir orman memuruydu. Her iki adam da Nin'in ikili yaşantısından bihaberdi ve 1977'de Nin'in ölümüne kadar tanışmamışlardı. 1985 yılında Hugh Guiler'in ölümünden sonra Nin'in günlükleri Rupert Pole'un izniyle eksiksiz halleriyle yayımlanmıştır.

Yaşamı

Anaïs Nin Fransa'da doğdu. Anne ve babasının ayrılmasından sonra annesi Anaïs ve iki erkek kardeşini alarak New York'a taşındı. Yeni yetmelik döneminde okulu bıraktı ve manken olarak çalışmaya başladı.

1924 yılında kocası Hugh Parker Guiler ile Paris'e taşındı. Bu dönemde kendini yazıya verdi. D.H. Lawrence üzerine olan ilk kitabı da bu dönemde yayımlandı. 1939'da çift New York'a döndü.

Nin Kenneth Anger'in Inauguration of the Pleasure Dome (1954) adlı filminde Astarte olarak rol aldı. Ayrıca Maya Deren'in Ritual in Transfigured Time (1946) ve Guiler'in Ian Hugo ismiyle yönettiği Bells of Atlantis (1952) adlı filmlerde oynadı.

17 Mart 1955'de Rupert Pole ile ikinci evliliğini yaptı.

Genellikle ilham kaynağı olarak Djuna Barnes ve D. H. Lawrence'ı göstermiştir.

Günlükleri

Anaïs Nin en fazla günlükleri ile tanınır. On yıllara yayılan günlükleri birçok açıdan çarpıcıdır. Nin'in birçok önemli yazar, sanatçı ve psikanalist ile yakın ilişkisi vardı. Günlüklerinde bu kişileri alışılmadık bir derinlikle analiz eder.

Erotik anlatım

Anaïs Nin çoğu eleştirmen tarafından kadın erotik edebiyatının en iyi örneği olarak gösterilir. Erotizmi deşen ilk kadın yazarlardandı. Nin 1940'larda parasızlıktan sayfası bir dolardan olmak üzere Venüs Aşıkları'nı kaleme almıştı.

Anlatım tarzı dönemine göre fazlasıyla açık saçıktı. Günlüğünde babasıyla yaşadığı ensest ilişkiyi yazmıştır.

Nin dönemin birçok önde gelen edebiyatçısıyla arkadaştı. Hatta bazılarıyla sevgiliydi. Bunlardan bazıları Henry Miller, Antonin Artaud, Edmund Wilson, Gore Vidal, James Agee veLawrence Durrell'dir. Miller ile arkadaşlığı ve yaşadığ ilişki gerek kadın olarak, gerekse yazar olarak kendisini çok etkilemiştir. Her ne kadar günlüklerinde Miller'ın karısı June ile ilgili gördüğü cinsel bir rüyadan bahsetse de bu rüya hiçbir zaman gerçeğe dönüşmemiştir. Günlüğün ilerleyen kısımlarında Nin başka bir kadınla lezbiyen bir ilişkiye girdiğinden ama bu ilişkiden tatmin olmadığından bahseder.

Anaïs Nin 1977'de Kaliforniya'da Los Angeles'da ölmüştür. Cesedi yakılmış ve külleri Santa Monica Körfezi'ne savrulmuştur.

--reklam--

Anais Nin Kitapları - Eserleri

  • Venüs Üçgeni
  • Ateş Merdivenleri
  • Albatrosun Çocukları
  • Dört Odalı Kalp
  • Henry ve June
  • Aşk Evindeki Casus
  • Minotor'u Kışkırtmak
  • Yeni Duyarlılık: Kadına ve Erkeğe Dair
  • Cam Fanusun Altında
  • Elena
  • Little Birds
  • In Favour of the Sensitive Man

--reklam--

Anais Nin Alıntıları - Sözleri

  • Kadın mısın erkek misin? Neden bu iki kızla beraber yaşıyorsun? Eğer erkeksen neden bir kız arkadaşın yok? Eğer kadınsan neden arada sıra bir er­kekle birlikte olmuyorsun? (Venüs Üçgeni)
  • Biz felsefeye, psikolojiye, sana­ta sığınmıyoruz, oraya kırılmış "ben"imizi onar­mak, yeniden birleştirmek için gidiyoruz. (Yeni Duyarlılık: Kadına ve Erkeğe Dair)
  • Kadının edilgenliği George'u baştan çıkarıyordu; ondan tepki almak için canını acıtmak istiyordu. (Elena)
  • . Başka bir yerde yer aramaktan yoruldum. ... (Aşk Evindeki Casus)
  • . Erken yaşta okuduğumuz, bilincimize işleyen ve iz bırakmadan kaybolan kitaplar vardır. Ve sonra bir gün, hayatımızın bazı özetlerinde ve deneyime yönelik tutumları ortaya koyduğumuzda, etkilerinin çok büyük olduğunu görüyoruz. ... (In Favour of the Sensitive Man)
  • Babası firar ederek Djuna'nın özündeki bir hücreyi öldürmüş, acımasız bir dünyadaki bu ihanet, kızı hem bütün babalara düşman hem de hep babayı bekleyen birine dönüştürmüştü: Babasının, ona benzeyen erkekler kisvesinde, şiddet eylemini bir kez daha yinelemek üzere geri döneceği umudu, o ürkütücü beklenti hep sürmüştü. Babanın bazı niteliklerini taşıyan, bir başka deyişle, güç sahibi herhangi bir erkek gördüğü an Djuna'nın benliği korkuyla dikiliyordu; aynı oyun ister istemez, yeniden sahnelenecekmiş gibi: Tahakküm etmek, sevmek ve terk etmek; (Albatrosun Çocukları)
  • Toplum içinde var olan yıkıcı eğilimleri kompoze eden sanatsal bir fantezi, demek ki böylece hayati önem bile kazanabiliyor. Ne var ki bunu, toplumun pratik ahlakı kabil etmek istemez. (Elena)
  • Birini bir resimle ya da bir kitapla da öldürebilirsin. (Aşk Evindeki Casus)
  • “Gizlediğimiz benliklerin başkalarına düşen gölgelerine aşık oluruz…” (Dört Odalı Kalp)
  • Karanlıkta insanlar cesurdur, her türlü hayali kurmaya cesaret ederler. Ve her şeyi anlatmaya. (Ateş Merdivenleri)
  • Ben düşen bir dansçıyım; daima bunalım tuzaklarına yakalanan, yüreğini de vücudunu da hemen her dönüşte sakatlayan, temposunu, hafifliğini kaybeden, grupların, müziğin, kusursuzluğun dışına düşen. Hep yanlış giden bir şeyler var. Düzeltmeme yardım edemeyeceğin bir şeyler... (Albatrosun Çocukları)
  • Kazanmaya bu kadar odaklanmış biri, henüz aşık olmamış demektir! (Aşk Evindeki Casus)
  • ''...gerçek doğana uygun bir şekilde, yüzde yüz doğal davranıncaya kadar da asla mutlu olamayacaksın'' (Henry ve June)
  • Küçük şeyler mutlu ediyor bizi. (Henry ve June)
  • Uyumu etkileyen ben­zerlikler değil, yaşamı zenginleştiren değişik un­surları birbirine kaynaştırma sanatıdır. (Yeni Duyarlılık: Kadına ve Erkeğe Dair)
  • Her aşık, kendi aşkının katili olarak mahkemeye çıkarılmalıydı. (Dört Odalı Kalp)
  • . Henüz sevmedin. Sen sadece sevmeye çalışıyorsun, sevmeye başlıyorsun. Tek başına güven aşk değildir, tek başına arzu aşk değildir, yanılsama aşk değildir, hayaller aşk değildir. Bütün bunlar sizi kendinizden çıkaran yollardı, doğru ve bu yüzden onların bir başkasına yol açtığını düşündünüz, ama diğerine asla ulaşamadınız. Sadece yoldaydın. ... (Aşk Evindeki Casus)
  • . Şiddetli bir sessizliğiniz var, insan onun özlerle yüklü olduğunu hissediyor, bir kuyunun üzerine açılan bir tuzak gibi, dünyanın kendisinin gizli mırıltısını duyabileceğiniz tuhaf bir canlı sessizlik... ... (Cam Fanusun Altında)
  • "Kişiliğimizin, ebeveynimize gösteremeyeceğimiz ne çok yönü var." (Albatrosun Çocukları)
  • Devamlı şarkı söylüyorum, sonunda arabayı benim şarkılarım sürüyor sanki. (Henry ve June)