Kitap Künyesi
Yazar: Ian McEwan
Çevirmen: Figen Bingül
Yayın Evi: Sel Yayıncılık
İSBN: 9789755704388
Sayfa Sayısı: 129
--reklam--
Beton Bahçe Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Biir kardeş her zaman sadece bir "kardeş" olmayabilir. Erken ölen anne babalar hep eksik kalır bir şeyleri öğretmeye. Ve kendi başınıza öğrendiğiniz hayat, bazen hiç benzemez size öğretilenlere...
Beton Bahçe, kelimenin tam anlamıyla, "elinizden düşmeyecek" bir roman.
*Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesinde.
--reklam--
Beton Bahçe Alıntıları - Sözleri
- “Eğer insanlar gerçekten benden hoşlanıyorsa, diye savunuyordum, beni olduğum gibi kabul ederler.”
- “Sence bir kız gibi görünmek utanç verici, çünkü kız olmak utanç verici.”
- “Babamı ben öldürmedim, ama işini kolaylaştırdığımı hissettim zaman zaman.”
- “Babamı ben öldürmedim, ama işini kolaylaştırdığımı hissettim zaman zaman.”
- “Kızlar kot pantolon giyebilir, saçlarını kısa kestirebilir, gömlek ve bot giyebilirler, çünkü erkek olmak iyidir, kızlar için bu terfi gibi bir şeydir. Ama bir erkeğin kız gibi görünmesi sana göre aşağılayıcıdır, çünkü sen gizlice kız olmanın aşağılayıcı bir şey olduğunu düşünüyorsun. Yoksa neden Tom’un elbise giymesinin utanç verici olacağını düşünesin?”
- Ağlamaları arasında Julie’yle Sue anlaşılmaz şeyler söylüyordu, belki kendi kendilerine, belki birbirlerine. Ben de onlar gibi kendimi bırakabilmeyi istedim, ama biri beni seyrediyor gibi hissettim. Gidip aynada kendime bakmak istedim.
- Fikirlerinin doğruluğundan o kadar emindi ki kimse, korkudan çok utançtan, plana karşı çıkacak bir şey söylemedi.
- Ne yaptığımızı ve diğerinin ne düşündüğünü tam olarak bildiğimiz için konuşmaya ihtiyacımız olmamasından memnundum. Bir kez olsun yanında rahattım.
- Çoğunlukla derin düşüncelere dalmış gibi görünürdü ama sorduğumuzda hep kafasının boş olduğunu iddia ederdi.
- “İnsanlara ne yapacağını söylemekten vazgeçsen,” dedim. “Tanrı değilsin, öyle değil mi?”
- Kötü rüyalarım daha sıklıkla kâbusa dönüştü.
- “Bütün gün burada oturup okumaktan bıkmıyor musun?” dedim. “Okumayı seviyorum,” dedi Sue, “hem yapacak başka bir şey yok.” Ben, “Yapacak dolu şey var,” dedim, sırf Sue’nun tekrar yapacak bir şey yok demesini duymak için. Ama o zayıf, solgun dudaklarını ağzına gömdü ve “Benim canım başka bir şey yapmak istemiyor,” dedi.
- "Okumayı seviyorum,” dedi Sue, “hem yapacak başka bir şey yok.”
- Ne yaptığımızı ve diğerinin ne düşündüğünü tam olarak bildiğimiz için konuşmaya ihtiyacımız olmamasından memnundum.
- ama sessiz bir gücü ve kayıtsızlığı vardı ve o olağanüstü güzel olanlar ve öyle olduğunu gizlice bilenlerin ayrı dünyasında yaşardı.
--reklam--
Beton Bahçe İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yazardan okuduğum ikinci kitap oldu "Beton Bahçe". Yabancı Kucak adlı kitabını Eylül ayında okumuştum ve finali dışında oldukça beğendiğim bir kitap olmuştu. Fakat bu defa yazar beni hayal kırıklığına uğrattı. Ne tam olarak hikayenin içine girebildim ne de kitaptan etkilendim. İyi bir konu kötü bir şekilde anlatılmış diye düşünüyorum. Kitapta cinselliğin ele alınışı da hiç hoşuma gitmedi. Yazarı okumaya devam edeceğim ama tüm kitaplarını okuma fikrimden vazgeçtim. (SİNEM ERKAN)
KİMLİK KAYBI: Ian McEwan 1948 doğumlu İngiliz bir yazar; Man Booker Ödülü de kazanmıştır. Beton Bahçe yazarın 1978 yılında basılan romanıdır. Bu romanında yazar, anne babanın olmamasının çocuklar üzerinde yaratacağı duruma ve çocukların sanıldığı gibi tamamen saf ve masum olup olmadıklarına eğilmiştir. Anlatıcı konumunda evin büyük oğlu Jack bulunur. Haliyle ergenlik çağına yeni girmiş, cinselliğini keşfeden bir gencin gözünden gelişmeleri seyrederiz. Aynı zamanda onun yaşadığı duygusal ve psikolojik değişimlere şahit oluruz. Kitap da onun “Babamı ben öldürmedim, ama işini kolaylaştırdığımı hissettim zaman zaman,” sözüyle etkileyici şekilde başlar. Böylelikle hemen başlangıçta, yazarın bizim yüzümüze tokat gibi çocuklar masum varlıklardır tezinin çürüklüğünü çarptığını hissederiz. Çocukların masumiyeti tezi, onların cinsel açıdan inaktif olmalarıyla ilişkilendirilir; gerek kutsal gerekse diğer metinlerdeki anlatılardan dolayı insanlığın ortak zihnine bu bağlaşıklık artık kalıcı şekilde yer etmiştir. Bu bağlaşıklığı açmak için yazar, halihazırda sık sık mastürbasyon yapan Jack’e, oynadıkları doktorculuk oyununda ablası Julie’nin kız kardeşi Sue’yu çıplak şekilde tedavi edişini gözlerinin önüne getirerek kendisini tatmin ettirir; Jack’in Julie’ye cinsel yönden giderek daha fazla ilgi duymasını sağlar ve kitabın sonunda Jack ile Julie’nin cinsel ilişki yaşamalarını da sağlayıp bunu açık şekilde aktarır. Jack ile Julie’nin cinsel ilişki yaşadıkları an, altı yaşındaki küçük kardeşleri Tom da odada yerde yatmaktadır. Tom, özellikle annenin ölümü sonrasında giderek kimlik kaybına uğramış, boşluğa düşmüş, annenin ölümünü derinden hissetmiştir. Bunun sonucunda Julie’yi annesi ve sonra da Jack’i babası olarak konumlandırmaya başlamış ve kendisi de bir bebek gibi davranmaya başlamıştır. Onun bu kurgulaması giderek gerçek olmaya başlar: annelerinin ölümünün verdiği özgürlüğün hazzını yaşayan ve ardından erken yaşta otoritesiz kalmanın omuzlarına verdiği sorumluluk altında ezilen ve kimlik kaybı yaşayan Julie ile Jack, giderek anne baba konumuna kendilerini yerleştirirler. Diğer kardeşleri Sue de aceleyle odaya gelip olumsuz haberi verir ve onu da aralarına alıp yatarlar. Tom da bu sırada uyanmış yanlarına gelmiştir ve roman da Julie’nin onu eğilip öperek, “işte! Ne güzel bir uykuydu, değil mi?” sözleriyle noktalanır. Bu satırları okurken Julie’nin psikolojisinin yaşadığı kimlik karmaşası altında mahvolduğunu hissederiz ve benim gözümün önüne Julie, az önce kardeşiyle yaşadığı cinsel ilişkiden dolayı yorgun, terlemiş ve hazzın gözlerinden taşarak kendisi üzerinde kontrolü ele geçirdiğini belli eden parlaklığıyla delirmekte olan bir kişi olarak gelir. Anne babalarının yatağında kardeşlerin final sahnesinde bu şekilde toplanması, anne babanın yokluğunu ne yapsalar dolduramayan ve gelişimleri de sakatlanan kardeşlerin trajik sonunun etkileyici bir aktarımıdır. Kitabın bence en güçlü yönü psikolojik tasvirlerdir. Örneğin; annelerinin ölümünden sonra Jack’in hissettiği üzüntüden çok endişedir. Çünkü, baba da birkaç sene önce hayatını kaybetmiş ve çocukların hiçbiri reşit değildir. Haliyle annenin de gitmesiyle çocuklar devletin kontrolünde yurtlara alınarak muhtemelen ayrılacaklar. Bunun gibi olası olumsuz etmenler nedeniyle Jack ilk olarak endişe duyar. Diyalogların öncesi ve sonrasında da karakterlerin ruh durumunu kısa ve net şekilde aktarma da gayet başarılıdır. Çoğu insanın rahatsız olacağı Jack’in sık sık mastürbasyon yapması bile hiçbir arkadaşı olmayan ve ilgisiz, sorunlu, vazifelerini yapmaktan uzak ebeveynlerin altında bulunan bir ergenin psikolojik durumunu aktarmada önemli bir öğedir. Yalıtılmışlık içinde, yeni ve şiddetli şekilde başlayan cinselliğini sağlıklı bir yola sevk edecek kaynaklardan mahrum bulunan Jack’in cinselliğini en yakınında bulunan ablasına yönlendirmesi de anlaşılabilir. Eğer anne sağlıklı olsa ona da eğilim gösterebilirdi ama o olmayınca ona en yakın gözüken Julie’ye ilgi duyar. Bununla birlikte erkek olmakla da yükümlü hissetmeye başlayan Jack, anneden uzaklaşmalı ve ona dair şeyleri kötüleme eğilimi göstermelidir. Bu, onun kadınsı olan her şeyi kötülemesine neden olur. Bunu en iyi, dayak yediği için kız olmak isteyen Tom’u, kardeşlerinin kız gibi giydirmelerinden tiksinmesi örneklendirir. Gördüğümüz üzere Jack pek çok açıdan çekiştirilen ama bir rehberden yoksun on beş yaşında zorlu bir süreç yaşayan ergen bir bireydir. Kitabın ikinci güçlü yönü, çok sevdiğim alt metinlerin varlığıdır. Baba da yalıtılmışlık içinde yalnız, takıntılı, sinirli bir insandır. Bahçesiyle çok ilgilidir ama bir süre sonra evinin etrafını betonla kaplamak ister. Bu isteği, aslında kişiliğinin etrafına örmek istediği koruma duvarlarıdır da. Bahçesinde bir Pan heykeli bulunur. Pan, yarı keçi yarı insan olarak tasvir edilen mitolojik bir tanrıdır. Çobanların tanrısı olarak görüldüğü için doğaya yatkın sevimli bir yönü bulunuyor olsa da diğer taraftan insanların karşısına aniden çıkarak onları korkutmasıyla da meşhurdur hatta bu nedenle, panik kelimesine ilham kaynağı olmuştur. Dahası Pan, dünya nimetlerine tamah etmenin, hazzın ve cinselliğin de tanrısıdır. İlk kalp krizinden sonra baba, bahçeyle ilgilenmeyi bırakır. Julie ile Jack de bir gün bahçede oynarken Pan heykelini düşürüp kırarlar. Bu olayı çiftin, ileriki zamanlardaki ilişkilerinin önündeki panik ve korku duvarının yıkımı olarak yorumluyorum. Zira, sonraki bölümlerde bir gün evde eğlenceli bir ortam vardır. Bu esnada Julie, Jack’ten şarkı söylemesini ister. Jack de Greensleeves’i önerir ama Julie, şarkının adının kendisini rahatsız ettiğini söyler ve tartışırlar. Sonra Tom ile oynadığı sırada baş üzeri duran Julie’nin külodu gözükür ve Jack iştahla izler, kafası karışır ve kendisini Greensleeves’i söylerken bulur. Şarkının kökeni hakkında bazı söylentiler bulunuyor. Bunlardan insanların en çok inanmak istedikleri söylenti, Anne Boleyn için kral VIII. Henry tarafından bestelendiğidir. Boleyn, Kral’ı sürekli reddettiği için Henry ona bu şarkıyı yazmış deniliyor. Diğer iddialara göre ise yeşil rengin fahişelik veya hafiflikle özdeşleştirilmesi olduğunu görüyoruz. Herhalde çimene atılacak kadın diye düşünülüp böyle bir benzeşim kurulmuş. Jack’i sürekli reddeden Julie, şarkıdan sonra onun elini tutar ve sonraki sayfalarda sık sık Julie’nin yeşil bir bikiniyle güneşlendiğine şahit oluruz. Hatta bir keresinde Jack’e güneş kremi sürdürür. Yaşanılacak kimlik kaybı ve karmaşasını, Henry ile Boleyn aşkıyla kurulan benzeşimle ve bunu da Greensleeves şarkısıyla yapmayı düşünmüş ve bunu alt bir metne yerleştirerek yapmayı tercih etmiş olabilir yazar. Benzer bir alt metnin varlığını, Julie ile Jack’in seviştiklerine şahit olan Julie’nin sevgilisi Derek’in, bu ilişkinin ne zamandan beri devam ettiğini sorduğunda, Julie’nin verdiği “asırlardır, asırlardır,” yanıtı esnasında hissederiz. Gerçekten de ensest ilişki, insanlıkla yaşıt denilebilir. Diyalogun gerçek zamanlı yönünde ise Julie’nin uzun süredir Derek’le ilişkisi olmasına rağmen onun yakınlaşma teşebbüslerine her zaman mani olduğunu öğreniriz. Julie, Jack’ten uzaklaşmaya çalışsa da nihayetinde Boleyn kızı gibi Jack’le birlikte olur. Benzer çift anlamlı kullanım koku öğesinde de bulunur. Kitabın başlarında sivilceleriyle başı dertte olan ergen arkadaşımız Jack’in kişisel temizliği ve bakımına özen göstermemeye başladığını görürüz ve bundan dolayı oluşan kötü kokusu sıklıkla vurgulanır. Jack ilerleyen bölümlerde baba konumuna oturmaya başladığında ise bakımını yaparak güzel kokmaya başlar ama bu sefer evde başka bir koku vardır, annenin cesedinin kokusu ama onu da hallederler ama koku varlığına devam eder. Bu koku ise ahlaki çürümüşlüğün, rehberden yoksun ilerlemek zorunda kalan çocukların çürümüş canlılarla dolu bir bataklığa saplanışlarının kokusudur. Kitabın üçüncü güçlü yönü, olay örgüsünün genel manada başarılı olmasıdır. Bilhassa bunun bence zirve yaptığı nokta annenin ölümünün bildirildiği andır. Yazar, öncesinde bizi başka bir olasılığa hazırlıyor, bundan dolayı hayal kurmaya başlıyoruz; çocukluk zamanımızdaki arzuların bizde yeniden uyanması nedeniyle haz duyuyoruz ve tam bu anda annenin öldüğü, kısa ve net şekilde bize aniden aktarılıyor. Dördüncü güçlü yön ise mekan kullanımının ve kitap isminin temayla ve içerikle çok uyumlu olmasıdır. Öyle ki, okurken çocuklarının yaşadığı evi, mahalleyi gözümün önüne getirmeyi başarabildim. Evleri şatovari büyüklüktedir. Kentsel dönüşüm nedeniyle olsa gerek etraflarındaki evler terk edilmiş, bunların kimisi yakılmış kimisi yıkılmıştır. Yer yer prefabrik evler kondurulmuş ama bunlar da benzer akıbete uğramıştır. Yakılan ve yıkılan evlerde otlar fışkırmaya başlamıştır. Evlerinin tam karşısındaki manzarada gökdelenler vardır. Onların arasından doğan ve batan güneşin yolu büyüyen otlarla kesilir. Evlerinin kapısı dışarıdan bakıldığında, “bir şey hatırlamaya çalışan, dikkat kesilmiş birinin yüzü gibi” görünür. Çocukların yabancısı oldukları dış dünyaya bakışları bu kapı özelinde cisimleşir. Kendilerini ziyaret edecek hiçbir akrabaları da olmayan çocukların yaşadıkları yalnızlık, tecrit edilmişlik kullanılan başarılı mekan kullanımıyla etkili bir şekilde okura aktarılmış olur. Kitabın zayıf yönleri ise olay örgüsüyle alakalı birkaç durumdur. Bunlardan birisi, kitap boyu Jack’i reddeden Julie’nin kitabın sonunda aniden Jack’le cinsel ilişkiye girmesi ve bu şekilde olmasından dolayı Julie’nin psikolojisinin kitabın genelindeki durumun tersine neredeyse hiç aktarılmamış olmasıdır. Belki, kendini tutmanın bardağı taşırması durumu yaşanmış olabilir ama bu taşma anı çok sönük kalmış. Yazar bundan dolayı olsa gerek, psikolojik anlatımın yerini cinsel birlikteliği açık şekilde anlatmakla kapamak istemiş veya tercihini en baştan bu yönde kullanmıştır. Yukarıda da değindiğim üzere Julie’nin cinsel birliktelikten sonra yatakta toplanıldığı vakit Tom’a bir şeyler söylerkenki halini gözümün önüne getirebildiğim için aslında yazarın yine bir açıdan başarılı olduğunu söyleyebilirim. Julie’nin sevgilisi Derek eserin içine salt kitabın sonunu, beklenen yere bağlamak için konmuş gibidir ve bu yüzden olsa gerek yeterince detaylandırılmamıştır. Örneğin; Julie, yine kitabın sonlarında Jack’e, Derek’in aslında her şeyi bildiğini ama ona doğruyu söylemedikleri için kırıldığını, ailesinde sorunlar yaşadığını aktarır. Derek’in hayatı hakkında bir pencere açılır ama açıldığı gibi kapanır, haliyle askıda kalma durumu oluşur. Son olarak, dört kardeşten üçünde anne ve babanın yarattığı derin boşluğun yansımalarını başarılı şekilde görürüz. Ancak Sue’de bu durumu günlük tutmasından başka bir noktada göremeyiz ki bu noktada da pek bir detay bulunmaz. Sue adeta hiçbir şey olmamış gibi dolaşır ortalıkta, annenin kaybının onu yadsımakla etkisi gösteriliyor olsa bu yorumu yapmazdım ama Sue’de bu durum da neredeyse yok gibidir. Romanda olmasa da olurdu diyebileceğimiz bir karakterdir. Sonuç olarak, büyük ölçüde başarılı bulup beğendiğim farklı bir eser oldu. Keyifli okumalar. https://youtu.be/ldSvr_nDjKU NOT: Benzer temaya sahip bir film önerisi yapmak istiyorum: Danimarka yapımı The Hunt (Onur Savaşı), başrolde Mads Mikkelsen bulunuyor. (Kaan)
--reklam--
Beton Bahçe PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ian McEwan - Beton Bahçe kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Beton Bahçe PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ian McEwan Kimdir?
İngiltere’nin Aldershot kasabasında doğan McEwan çocukluğunun büyük bir kısmını subay olan İskoç babası David McEwan’ın atandığı Doğu Asya, Almanya ve Kuzey Afrika’da geçirdi. Woolverstone Hall School, University of Sussex ve University of East Anglia’da öğrenip gören yazar, Malcolm Bradbury’nin öncülük ettiği “Yaratıcı Yazarlık Kursu”nun ilk mezunlarından biri oldu.
İki kere evlenen McEwan’ın ikinci eşi olan Annalena McAfee The Guardian’ın eleştiri bölümünün eski editörlerindendir. 1999 yılında ilk eşi olan Penny Allen vesayeti tıpkı 15 yaşındaki abisi gibi babaları McEwan’a verilen 13 yaşındaki küçük oğulları ile birlikte kaçtı.[1]
2004’ün Mart ve Nisan aylarında - Britanya Devleti, yazarı Amerika’nın First Lady’si Laura Bush’la yemek yemeye davet ettikten hemen sonra - McEwan’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne girişi uygun vizeye sahip olmadığı için reddedildi.[2] Britanya basınında yapılan yayınların arkasından McEwan Birleşik Devletler’e “Sizi hala kabul etmek istemiyoruz ama dışarıda olmanız pek çok uygunsuz yayına sebep oluyor” açıklaması ile kabul edildi.[3] Daha sonra Birleşik Devletler kendisine bir özür mektubu yolladı.[4]
Royal Society of Literature, Royal Society of Arts, American Academy of Arts and Science McEwan’ın üye olduğu bazı gruplardır. 1999 yılında Hamburg’da Alfred Toepher Vakfı tarafından Shakespeare Ödülü’ne layık görüldü. Ayrıca British Humanist Association’ın seçkin destekçilerinden olan McEwan 2000 senesinde İngiliz Şövalyelik Ödülü ile ödüllendirildi.
Ian McEwan, 2002 yılında II. Dünya Savaşı sırasında başka bir aileye evlat olarak verilen bir erkek kardeşe sahip olduğunu öğrendi ve bu hikâye 2007 yılında kamuoyu tarafından duyuldu.[5] McEwan’dan 6 yaş büyük olan ve aynı anne babaya sahip olan duvar ustası David Sharpe, McEwan’ın ebeveynlerinin evlenmeden önce yaşadıkları yasak aşkın meyvesi olarak dünyaya geldi. McEwan’ın annesi aşığıyla ilk kocası savaşta öldükten sonra evlenebildi. Ian ise bu nikahtan birkaç sene sonra dünyaya geldi.
McEwan’ın yayınlanan ilk eseri 1976 yılında Somerset Maugham Ödülü’nü kazandığı kısa hikâyelerinden oluşan İlk Aşk, Son Törenler (First Love, Last Rites, 1975) isimli kitabıdır. Bu kitabı iki ilk roman sayılabilecek The Cement Garden (1978) ve Yabancı Kucak (The Comfort of Strangers, 1981) isimli eserler takip etti. Bu iki roman McEwan’ın edebiyat dünyasında “Ian Macabre” olarak anılmasına sebep oldu.
1997’den yayınlanan ve erotomani hastalığına yakalanmış bir insanı konu alan Sonsuz Aşk (Enduring Love) isimli romanı Man Booker Ödülü aday listesinde yer alamamasına rağmen pekçokları tarafından bir başyapıt olarak nitelendirildi. McEwan Booker Ödülü’nü 1998 yılında Amsterdam’da Düello (Amsterdam) isimli romanı ile aldı. Bir sonraki romanı Kefaret (Atonoment, 2002) de çok büyük beğeni kazandı. Time Dergisi eseri 2002 yılının en iyi romanı ilan etti ve roman Booker Ödülü aday listesine girdi.
2005 yılında yayınlanan romanı Cumartesi’de (Saturday, 2005) başarılı bir beyin cerrahının bir cumartesi günü yaşadıklarını işledi. Romanın ana karakteri olan Cerrah Henry Perowne’un evi Londra’nın merkezinde ünlü bir meydandadır. McEwan da Oxford’dan Londra’ya geri taşındıktan sonra aynı meydanda bulunan evinde yaşamaktadır. “Cumartesi” James Tait Black Memorial Prize ile ödüllendirildi. An itibarı ile son kitabı olan On Chesil Beach, 2007 senesinde çıktı ve aynı sene Booker Ödülü adaylarından biri oldu.
McEwan ayrıca pek çok film senaryosuna, bir adet sahnelenmiş oyuna ve bir oratoryaya imzasını atmıştır. 2007 Ağustos’unda “For You” isimli operanın metinlerini yazmaya başlayan McEwan’ın bu eseri Michael Berkeley tarafından bestelenecek ve 2008 yılı içinde icra edilecektir.2006 yılı sonunda, McEwan’ın büyük beğeni kazanan romanı Kefaret’i Lucilla Andrews’ın otobiyografisi “No Time for Romance”’den yaptığı intihalle yazdığı iddia edildi. Yazar masumiyetini The Guardian’da savundu, Andrews’un çalışmasından Kefaret’i yazdıktan sonra haberi olduğunu söyledi. McEwan, Amerikalı büyük yazar Thomas Pynchon’ın da içinde bulunduğu pek çok önemli yazar tarafından da savunuldu.
İlk romanı The Cement Garden’ın orijinalliği hakkında da yorumlar yapılan McEwan’ı son olarak Claire Henderson-Davis “On Chesil Beach”’de annesinin ismini kullanıp ebeveynlerinin hayat öykülerini anlatmakla suçladı. McEwan bütün bu suçlamaları da reddetmektedir.
--reklam--
Ian McEwan Kitapları - Eserleri
- Çocuk Yasası
- Fındık Kabuğu
- Kefaret
- Sahilde
- Yabancı Kucak
- Sonsuz Aşk
- Amsterdam'da Düello
- Benim Gibi Makineler
- Hamamböceği
- Beton Bahçe
- Cumartesi
- Kayıp
- Masumiyet ya da Özel İlişki
- Beton Bahçe - İlk Aşk, Son Ayin
- Siyah Köpekler
- Bir Parmak Bal
- Düş Yolcusu
- Solar
- İlk Aşk, Son Törenler
- İlişkiler
--reklam--
Ian McEwan Alıntıları - Sözleri
- “Babamı ben öldürmedim, ama işini kolaylaştırdığımı hissettim zaman zaman.” (Beton Bahçe)
- Can sıkıntısıyla, mutluluk arasında fazla bir mesafe yoktur; insan, sevincin sahillerinden bakar can sıkıntısına.. (Fındık Kabuğu)
- Oğlan olsun kız olsun, bir insan için en alçaltıcı şey, iyi bir eğitimden ve düzgün bir işte çalışma onurundan mahkum edilmekti... (Çocuk Yasası)
- "Hayal görmek hakkında hayal kuruyordun." (Düş Yolcusu)
- Bazen bir haksızlık üzerine fazla kafa yoran insanlarda öç hırsı bir tür yükümlülük duygusuyla karışır. (Amsterdam'da Düello)
- Dünyanın böyle ayrıntılarla, böylesine minik insani zaaflarla dolu olması onu boğuyordu.. (Çocuk Yasası)
- Önemsenmeyen şimdiki zaman döne döne uzaklaşıyor bizden .. (Fındık Kabuğu)
- Beden yalan söyleyemez , ama zihin başka bir ülkedir . (Fındık Kabuğu)
- "Herşeyi derinden hissediyorum. Söyleyebileceklerimden daha fazla." (Benim Gibi Makineler)
- Sürekli olması gereken,hiçbir zaman üzerinden atamadığın bir sevgi nasıl her zaman merhametli olabilir ki?Bu bir ısı,bir sıcaklık,Joe ve seni yakabilir.Seni yakıp kül edebilir. (Sonsuz Aşk)
- ... Kendimizi şimdiki zamanı yaşamak için özgür kılamazken, başkalarını özgürleştirmek üzerine düşünmek istiyorduk. Onların mutsuzlukları hakkında düşünmek istiyorduk. Kendi sefilliğimizi örtbas etmek için, onlarınkini kullanıyorduk. Bizim sefilliğimiz de, hayatın bize sunduğu basit güzellikleri kabul edemeyişimiz ve onlardan mutlu olamayışımızdı... (Siyah Köpekler)
- “Kendini eylemle uyuşturuyordu.” (Kayıp)
- Biz ışıktan kaçan varlıklarız. Biz karanlığı anlar ve severiz. Hamamböceği (Hamamböceği)
- Latince ‘hamamböceği’. (Hamamböceği)
- “Kabul edilemeyen şey ırkçı olmaktır.” (Amsterdam'da Düello)
- Hayat, hayat kurtarmaktan öte bir şey olmalı. (Cumartesi)
- Ağlamaları arasında Julie’yle Sue anlaşılmaz şeyler söylüyordu, belki kendi kendilerine, belki birbirlerine. Ben de onlar gibi kendimi bırakabilmeyi istedim, ama biri beni seyrediyor gibi hissettim. Gidip aynada kendime bakmak istedim. (Beton Bahçe)
- Kendimizi içinde bulunduğumuz ana bırakamıyorduk. Onun yerine başka insanları özgür bırakmayı düşünmek istiyorduk. Onların mutsuzluğunu düşünmek istiyorduk. Kendimizinkini gizlemek için onların sefilliğini kullandık. Ve bizim sefilliğimiz,yaşamın bize sunuğu basit, güzel şeyleri kabul edip onlara sahip olmaktan mutluluk duymayı beceremediğimizdendi. (Siyah Köpekler)
- Karşılıklı anlayışlarının derinliğini ve birbirlerini bu kadar iyi tanımalarına karşın hâlâ böylesine olağanüstü bir tutku yaşayabilmelerini kutladılar. (Yabancı Kucak)
- Can sıkıntısıyla mutluluk arasında fazla bir mesafe yoktur; insan, sevincin sahillerinden bakar can sıkıntısına. (Fındık Kabuğu)
Yorumlar
0 yorum