Kitap Künyesi
Yazar: Mario Vargas Llosa
Çevirmen: Saliha Nilüfer
Orijinal Adı: El paraíso en la otra esquina
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750706912
Sayfa Sayısı: 488
--reklam--
Cennet Başka Yerde Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Flora Tristán, sosyalist feminizmin kurucularından biridir, yaşamını kadınlar ve işçilerin temel haklarının kazanılmasına adamıştır. Flora'nın gözünde cinsellik, erkeklerin kadınlardan intikam almak için kullandıkları bir şiddet türüdür. Paul Gauguin, bir borsa simsarıyken resim tutkusuna yakalanmış, Kilise ve burjuva yaşamıyla iğdiş edilmemiş, saf ve ilkel bir dünyanın peşinde Tahiti'ye gitmiştir. Gauguin'in gözünde yasaksız, hazzın doruklarında gezinen bir cinsellik yaratıcılığın kaynağıdır. Latin Amerika edebiyatının ustalarından Mario Vargas Llosa, 19. yüzyılın bu iki karşıt karakterini buluşturduğu Cennet Başka Yerde'de, Gauguin ile hiç görmediği anneannesi Flora'nın ortak özlemini yakalıyor: İnsanoğlu için mutluluğun mümkün olduğu bir cennet. Flora'yla Peru'daki yoksulluğun, Londra'daki ezici kapitalizmin, Paris varoşlarının dalgalı sularına sürükleniyor okur; Gauguin'le zincirlerinden boşanmış bir cinselliğin, yepyeni bir sanatın azgın sularına. Llosa, cenneti arayanların cehennemini anlatıyor okurlarına.
--reklam--
Cennet Başka Yerde Alıntıları - Sözleri
- İnsanın nerede doğduğu bir tesadüfe bağlıydı, asıl vatanıysa kendini ruhen ve bedenen ait hissettiği yerdi.
- “Sevişmek", içinde duyguların, yüreğin, arzuların ve içgüdülerin rol aldığı, sevenlerin ikisine de aynı zevki tattıran o zarif, tatlı ayin şairlerle romancıların icadıydı, yavan gerçeklikle örtüşmeyen bir hayaldi.”
- ...Fakirlik 1yana da, cahillik çifte fakirlik anlamına geliyordu Florita...
- “Çocuklar çamura bulanmayı mı seviyor, öyleyse topluluklarda çöp toplama işi onlara verilecekti”
- ..."Yaptığım hiç1şeyden ötürü pişman değilim."...
- “İnsanın nerede doğduğu bir tesadüfe bağlıydı, asıl vatanıysa kendini ruhen ve bedenen ait hissettiği yerdi.”
- “Seni şimdi affediyorum anne," dedi yakararak, "sen de beni affet, ne olur”
- “Geçmişi deşip duracak yerde bugüne dön. Kolları sıva! Kaybedecek zamanın yoktu Florita, insanlığın kurtarılması beklemeye gelmez”
- ..."GerçekAşkEngelTanımaz Zacarías."....
- Para toplumun zehriydi; her şeyi yozlaştırmış ve insanoğlunu yağmacı ve tamahkâr bir hayvana çevirmişti.
- ...Para toplumun zehiriydi; herşeyi yozlaştırmış ve insanoğlunu yağmacı ve tamahkar 1hayvana çevirmistir...
- “İşçi bile olsa şair değil mi işte, ne beklenirdi başka? Onlar da başka bir tür bencillik abidesiydi; hemcinslerinin kaderine gözleri kör kulakları sağır, şiir yazabilmek için uydurdukları yapay acılarla esrimiş narsistler ...”
- ...O adada iğrenç olan "zenci kokusu" değil, sefalet ve zulmün kokusuydu, Avrupalı tüccarların ticari 1er mal haline dönüştürdükleri o Afrikalılar ın kaderiydi...
- ...Devrim için tek gereken ruhtur, fikirdir... ...Bunu söylemesi kolay yapması zor Flora...
- ...Dünyanın geri kalanına sırtını çevirerek 1Cennet'e sığınmak bencillikti...
--reklam--
Cennet Başka Yerde İncelemesi - Şahsi Yorumlar
#MarioVargasLlosaKülliyatı~~~: Nobel Edebiyat Ödüllü yazar MarioVargasLlosa okumalarında yine çok severek okuduğum kitapları arasında yer aldı CennetBaşkaYerde, gerek kurgusu gerek kullandığı teknikle ki yazdığı bölümlerde 1bölümde sosyalist feminizmin kurucularından Tristan varken diğer 1bölümde Paul Gauguin anlatılmaktadır, hangi karakterin olduğunu bilmek okumayi kolaylaştırıyor çok sevdim tekniği açısından. Llosa nın bütün yazma teknikleri beni kitaplarına daha çok bağlıyor zira. Llosa nin 1kaç kitabını okuduysaniz genel tarzı yazarin tarihi olaylar ya da tarihi karakterler üzerinden kurgular üretmek ki bu kitabı da gerçek karakterler üzerinden ilerlemiştir. Sen en güzel öğreticisin Ey Llosa, gerçi Latin Amerikada da malzeme bol, yazmasaydi da ne yapsaydi :-))) Gauguin ile hiç görmediği anneannesi Flora’nın ortak özlemi: İnsanlık için mutluluğun mümkün olduğu 1cennet. Flora dediği Tristan ki ben onun olduğu bölümleri okurken resmen mest oldum her cümlesi her tespiti ve kendine has duruşuyla. Gauguin karakteri yani sınırsız haz beklentisi olan Paul okurken çok da zevk alamadım sonra karakterler üzerine 1 Wikipedia araştırması yaptım ki Paul kısmını okumak daha anlamlı oldu benim için özellikle intihar olayları ve varoluş adina sorduğu sorularla ("Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?") kitapta da geçmektedir bu sorular ki ara ara yer verdi Paul ün kendi içindeki yaşadığı varolma çabasıyla 1likte borsa ile uğraşırken resim tutkusuna olan bağlılığına ve bu hallerdeki sorgulamaları çok güzeldi sanat ve para üzerine söylediği cümleleriyle... Cenneti arayanların cehennemini anlatıyor demiş arka kapakta daha iyi ifade edilemezdi sanırım yaşadığımız düzenler içerisinde yaşanan varoluşsal vurgularla. Aşağıda karakterler hakkında genel bilgiler bulunmaktadır eğer bu benim için spoi diyorsanız inceleme bitmiştir eğer benim okumami etkilemez diyorsanız ki bu bilgilerle etkilemedi beni, hatta daha çok anlamlı olmuştur kitaptaki cümleler bana, yaşadıkları durumları bilince. Yine severek okudum kulliyatta elimde kalan son 4kitabiyla Llosa okumalarına devam :-))) herkese sağlıklı mutlu huzurlu keyifli okumalar... :::Karakterler için genel bilgiler::: Flora Tristan (7 Nisan 1803, Paris - 14 Kasım 1844, Bordeaux), Fransız yazar, sosyalist ve kadın hakları savunucusu. Modern feminizm'in kurucularından 1isi olan ve uzun ismi Flore-Celestine -Therèse-Henriette Tristan-Moscoso olan Flora Tristan'ın babası Mariano Tristán Moscoso, İspanya donanmasında görevli, Perulu 1albaydı. Annesi, Anne Laisney ise Fransızdı. Baba, daha Tristan 5yaşına girmeden 1807 yılında ölünce, yüksek standartta yaşamaya alışkın karısı ve kızı yoksul 1şekilde ortada kaldı. 1832 yılında miras için Peru'ya giden ana kız, 1834 yılında eli boş olarak Fransa'ya dönerler. Tristan'ın burada tuttuğu günlüğü 1838 de Pérégrinations d'une paria (Bir Paris'linin Seyahati) adı ile yayınlandı. Flora, fakirlikten kurtulmak için, daha 18yaşında iken, patronu André Chazal ile mantık evliliği yaptı. 4yıl sonra eşini terketti. O zaman geçerli olan kanunlara göre zina boşanma nedeni sayılmadığından boşanamadı. Kızı Aline ve annesine bakabilmek için zengin 1ailenin yanında, yolculuklara eşlik eden yardımcı olarak, çalıştı. Kızı 1kaç kez kocası tarafından kaçırıldı. 1838 yılında kocası onu öldürmeye teşebbüs etti; fakat Tristan yaralanma ile kurtuldu. Çalışan ve yalnız yaşayan yabancı 1kadın olarak deneyimlerini çeşitli dillerde yazdı. Seyahatleri esnasında fabrikaları, gettoları, hapishaneleri ve genelevleri ziyaret etti ve bunları gezi notları ve röportaj olarak yazdı. 1839 yılında İngiltere'de sanayi bölgelerini ziyaret etti. 1844 yılında Fransa'yı gemi ve faytonla dolaştı ve politik konferanslar verdi. Sürekli Fransız polisinin baskısı altında tutuldu ve basın onunla dalga geçti. Seyahatlerinden 1isinde yorgunluktan yatağa düştü ve kısa 1süre sonra 41yaşında iken 14Kasım1844 tarihinde Bordeaux'da tifüsden öldü. Flora Tristan, ressam Paul Gauguin'in de anneannesidir. Eugène Henri Paul Gauguin, 7Haziran1848, Paris’te doğan, Post-Empresyonist bir ressamdır. 1851’de ailesiyle 1likte Peru’ya yerleşir. Babası yolculukları esnasında ölür, Lima, Peru’da annesi ve kızkardeşi ve amcasının ailesiyle birlikte 4yıl yaşayan Paul ve ailesi 1855’te Paris’e döner. 17yaşında pilot asistanlığı yapan Paul sonrasında 1süre donanmada çalışır. 1871’de Gauguin, Paris’e dönerek borsacılık yapmaya başlar. 1873’te Mette Sophie Gad adlı Danimarkalı 1kadınla evlenen Gauguin’in sonraları 5çocuğu olur. Gauguin çocukluğundan itibaren sanata meraklıdır. Boş zamanlarında resim yapar. Sanatında ilerlemeye başlayınca 1stüdyo kiralar, 1881-1882yılları arasında düzenlenen Empresyonist sergilerde eserleri sergilenir. 1884’e geldiğimizde Gauguin ailesi ile Kopenhag’a taşınır. Burada iş alanındaki yaşadığı başarısızlıklar onu tüm zamanında resim yapmaya yöneltir ve ailesini burada bırakarak büyük oğlu ile birlikte Paris’e geri döner. Bu dönemde Vincent Van Gogh, Gauguin’i Arles’e çağırır ve burada 9haftayı resim yaparak 1likte geçirirler. Ancak sonrasında yalnız kalmanın etkisiyle depresyona girer ve intihara kalkışır. 1891 yılında Gauguin mali açıdan kötü durumdadır. Üstelik 1ressam olarak çok da tanınmamaktadır. ‘Taze balık ve meyve’ için tropik 1adada yaşamak amacıyla 1kaç teşebbüsü olmuş bu da oldukça primitif 1tarza resim yapmasına sebep olmuştur. Ayrıca; Gauguin'in, Tahiti’de geçirdiği günlerini, Tahitililerin yaşam şekli ve inançlarını anlattığı, Noa Noa: The Tahiti Journal Of Paul Gauguin adlı 1kitabı vardır. D'où venons-nous ? Que sommes-nous ? Où allons-nous ? "Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?" (Kitapta da bu alıntı geçer ara ara) sorusu evrimi anlatan 1sözüdür. 1903 yılında kilise ve hükümetle ile yaşadığı 1problem sebebiyle 3ay hapse mahkûm olmuş, ancak hapse giremeden hastalanarak 54 yaşında ölmüştür. (Ayşe...)
Bir kitabın, önce iğrenç,sapıkça, ele alınamayacak şekilde ve kesinlikle okunamayacak düzeyde cinsel cümleler içerdiğini söyleyip bu kitabın okunmamasını tavsiye edeceksiniz. Ama hemen arkasından aynı kitabın tarihe mal olmuş iki zıt karakterdeki kişinin hayatını anlatan muhteşem bir biyografi kitabı olduğunu ve mutlaka okunması gereken nadir kitaplardan biri olduğunu söyleyeceksiniz. İşte hem benim şu andaki durumum, hem de bu kitap ancak böyle tanımlanabilir. Gerçekten de kitabın ilk yüz sayfasına kadar, karşılaştığım iğrençlik derecesindeki cinselliklerin anlatımından dolayı bir kaç defa kitabı yarım bırakmayı düşündüm. Hem de niçin yarım bıraktığımı site de açıklayarak. Ama her defasında yazarın Nobel ödülünü almış bir yazar olduğu, ayrıca ülkesinde katıldığı başkanlık seçiminde yüzde otuz yedi buçuk yani yaklaşık seçmenlerin üçte birinin oyunu aldığı gerçeğini düşünerek hep devam etme kararı aldım. Öyle ya yazar böyle iğrenç yazılar yazıyorsa neden kendisine halkı bu kadar oy versin veya Neden Nobel ödülü versinlerdi. Ama şunu söylemeliyim ki kesinlikle devam etmemin ve kitabı okumamın mükafatını fazlasıyla aldığımı kitabı bitirdiğimde daha çok anladım. Çünkü elimdeki kitap gerçekten her yönüyle ustaca yazılmış belkide dünyanın en iyi biyografi kitaplarından biriydi. Mario Vargas Llosa' nın okuduğum ilk kitabı. Kitapta, yaklaşık elli yıllık bir zaman aralığıyla yaşanan olaylar anlatılıyor. Bu da iki zıt karakterdeki kişinin biyografisi yapılarak bize aktarılıyor. Bunlardan birisi, sosyalizmin, işçi ve kadın haklarının, en katı savunucusu olup, hayatını, dönemindeki adaletsizliklere, haksızlıklara, özellikle de işçilerin ve kadınların gördüğü işkencelere,eziyetlere karşı mücadeleye adamış ve bu uğurda hayatını bile ortaya koymuş olan FLORA TRİSTAN, diğeri ise Sadece kendi zevkini düşünen ve sınırsız cinselliği, özgürce yaşamayı kendine ilke edinmiş dünya çapında bir ressam olan PAUL GAUGUİN. Peki bu kişilerin cennetle ne ilgisi var derseniz. Her iki kişi de cenneti arıyordu. Ama istedikleri farklı cennetlerdi. Birisi hiçbir ezilen insanın olmadığı bir cennet düşlerken diğeri her türlü zevkin sınırsızca yaşandığı bir cennet düşlüyordu. Kitapta anlatılan olaylar tamamen gerçek olaylardan kurgulanmış olup, ne kadarının yaşanıp, ne kadarının yaşanmadığını tabiiki ben bilemem. Ama yazar o dönemdeki Fransa, Londra, Peru, Haiti ve etrafındaki adalarda yaşanan devlet ve burjuvazi tarafından da korunan, adaletsizlikleri, iğrençlikleri, haksızlıkları bize tüm teferruatıyla ve açıklığıyla aktarmış. Sadece bir örnek vereceğim size. Düşünün bir kadının kocasını terk etmesinin, bir babanın kendi öz kızına tecavüz etmesinden daha büyük bir suç olduğu Fransa'daki kadınların yaşamı, böyle bir ortamda nasıldır acaba ? İşte Flora Tristan'ın ne zor şartlarda mücadele ettiğini anlayın. Ayrıca Güney Amerikada ki bahsedilen yerleşim yerlerinde, kırk-elli yaşlarındaki erkeklere eş olarak verilen on üç- on dört yaşındaki kız çocukları neler hissederler acaba ? İşkence üstüne işkence gören köleleri isterseniz hiç katmayalım yazıya. Yazar, kitabı bölümler halinde yazmış. Tek rakamlı bölümlerde Flora'nın , çift rakamlı bölümlerde Paul 'ün hayatına yer vermiş. Ayrıca anlatım şekli de çok farklı. Yazar sanki bir mahkeme salonunda kendisini avukat, Flora ve Paul'u da sanık, okuyucuyu da jüri veya seyirci yerine koymuş gibi olayları anlatıyor. Olayları kendi ağzından bize naklederken, sık sık Flora ve Paul'a dönüp ''böyle yapmadın mı Flora, aslında şunu yapmalıydın Endülüslü veya sen içinden böyle geçirmedin mi Paul, ama hep yanlış yoldaydın Koke '' diye cümle ve parağrafları bitirerek sanki sanıkları sorguluyor gibi anlatıyor. Her iki kişinin de kendi hayallerindeki cennetleri için uğraşırken yaşadıkları sefil hayatlarına bu günden bakıldığında insanın aklına neler geliyor neler. Örneğin öyle bir sefalet içerisinde yaşayan Paul, kırk-elli franga zorla satabildiği tablolarının ölümünden yüzyıl sonra, yüzlerce milyon dolara el değiştirdiğini görse ne yapardı acaba ? Veya verdiği mücadele sayesinde özellikle kadınlara yönelik adaletsizliğin bir çok ülkede giderildiğini görerek kesinlikle mutlu olacak olan Flora' nın, başta bizim ülkemiz olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde devam eden kadın cinayetlerini gördüğünde ne kadar büyük hayal kırıklığı yaşardı acaba ? Biliyorum incelemem çok uzun oldu ama inanın bana, bu kitap öyle bir iki cümleyle geçiştirilecek bir eser değil. Gerçekten muhteşem bir bilgi hazinesi. Ben herkesin, ama özellikle de kadınların , Flora Tristan'ın,kendileri için verdiği büyük mücadeleyi öğrenmeleri için mutlaka okumalarının gerektiği bir kitap olarak değerlendiriyorum. Paul Gauguin'e gelince, iğrenç bir hayata ve düşüncelere sahip olmasını her ne kadar tasvip etmesek de, tablolarının günümüzdeki değeri ortadadır. Daha bir kaç yıl önce şu okuduğum kitabın üzerindeki resmi bulunan tablosunun tam üç yüz milyon dolara el değiştirdiğini biliyor muydunuz ? Açık söyleyeyim ben bilmiyordum. Son cümle olarak; bütün içerdiği olumsuz cümlelere rağmen, yazarın gerçekten muhteşem olarak kaleme aldığı bu eserin, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğu doğrultusundaki düşüncemi yazarak incelememi bitiriyorum. (mehmet temiz)
Kitapta iki ana karakter var; Flora Tristan ve Paul Gauguin. Flora Paul'un anneannesi ve kitapta iki karakterin birbirinden bağımsız yaşam öyküleri ayrı kurgularda anlatılıyor. Yani esasında bir kitapta iki ayrı yaşantı okuyoruz. Birbirinden olabildiğince zıt yaşamlar bunlar. Flora Tristan sosyalist feminizmin kurucularından biri. Hayatını kadınların erkeklerle eşit haklar elde edebilmesi ve işçi haklarının kazanımına adamış, olumlu cinsel deneyim yaşayamayan ve dolayısıyla heteroseksüel cinselliğe nefret duyan, bu tür cinselliğe kadınlara uygulanan şiddet gözüyle bakan direnişçi bir lider Flora. Flora'nın 1840'larda verdiği bu mücadeleye gerçekten bayıldım. Fakat birbirini tekrar eden olayların, detaylarından vazgeçmemek kaydıyla sürekli sürekli anlatılması kitabın ilk yarısından sonrasını benim için zorlu bir okuma hâline getirdi. Paul'ün yaşamı ise Flora'dan bambaşka bir çizgide ilerliyor. Paul borsacılık yaparken resime olan tutkusunu keşfediyor ve bu tutkunun peşinden gitmeye karar veriyor. Dönemin bütün dini ve ahlakî öğretilerine, değerlerine karşıt bir yaşam süren Paul için seks bağımlısı desem yanlış bir şey söylemiş olmam. Paul'un tercih ettiği bu yaşamın anlatıldığı kısımlar kimi okuyucular için rahatsız edici olabilir, uyarısını yapmış olayım. Flora'nın anlatısında olduğu gibi -maalesef- Paul'un anlatısında da ilk yarıdan sonra tekrarlardan yorulduğum, ciddi anlamda sıkılmaya başladığım yerler oldu. Bir noktadan sonra her iki karakterin yaşantısını da sıkılarak, oflaya poflaya bitirdim. Keşke yazar kitabı 488 sayfa yazmak yerine 250-300 sayfalık bir metin hazırlamış olsaydı, mükemmel derecede vurucu bir eser olurdu. (Tuğba)
--reklam--
Cennet Başka Yerde PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mario Vargas Llosa - Cennet Başka Yerde kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Cennet Başka Yerde PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mario Vargas Llosa Kimdir?
Mario Vargas Llosa, ("Yosa" şeklinde okunur) (d. 28 Mart 1936 Arequipa, Peru) Perulu roman, öykü ve oyun yazarı, eleştirmen, 2010 yılında Nobel Ödülü kazanmıştır.
Dedesinin konsolos olarak görev yaptığı Cochabamba'da yetişti. Lima'daki askeri bir okuldan mezun oldu. Lima San Marcos Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi gördü. İspanya'da Madrid Üniversitesi'nde doktora yaptı.
Yayınlanan ilk eseri 1952'de basılan İnkanın Kaçışı adlı oyundu. Ardından çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. Cuadernos de Composiction ile Literatura dergilerinin yayın kadrosunda yer aldı. 1959-1966 arasında Paris'te yaşadı. İlk romanı Kent ve Köpekler 1963'de yayınlandığında büyük ilgi gördü. Birçok dile çevrildi.
3 yıl Londra'da yaşadı. 1969'da ABD'de Washington Üniversitesi'nde ders verdi. 1970'te Barselona'ya yerleşti. 1974'te Lima'ya döndü.
1990'da Demokratik Cephe'nin adayı olarak katıldığı Peru başkanlık seçimlerinde başarılı olamadı. Latin Amerikalı yazarların en tanınmış ustalarındandır.
Latin Amerika'nın kır ve kent yaşamını, değişik insanlarını anlatan romanlarında kendine özgü bir üslup kullandı. Gerçekçiliği ve anlatımdaki ustalığıyla başarı kazandı. 2010 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır.
--reklam--
Mario Vargas Llosa Kitapları - Eserleri
- Teke Şenliği
- Üvey Anneye Övgü
- Genç Bir Romancıya Mektuplar
- Cennet Başka Yerde
- Kelt Rüyası
- Elebaşılar - Hergeleler
- Hınzır Kız
- Kent ve Köpekler
- Masalcı
- Palomino Molero'yu Kim Öldürdü
- Yüzbaşı ve Kadınlar Taburu
- Mayta'nın Öyküsü
- Ketum Kahraman
- And Dağlarında Terör
- Yeşil Ev
- Don Rigoberto'nun Not Defterleri
- Dünya Sonu Savaşı
- Bir Ziyaretçi
- Julia Teyze
- Das Böse Mädchen
- Los Cachorros
- Conversation in the Cathedral
--reklam--
Mario Vargas Llosa Alıntıları - Sözleri
- Kitap okumayan, edebiyata el sürmemiş bir insanlık, kaba ve ilkel dili yüzünden ürkütücü iletişim sorunları yaşayan bir sağır-dilsizler topluluğuna döner.. Aynı şey bireyler için de geçerlidir.. Hiç okumayan, az okuyan ya da yalnız süprüntü okuyan insan, engelli bir insandır..' (Hınzır Kız)
- "...Hiç1şey kolay degil, Lituma. Çok doğru gibi görünen dogrulara 4ayrı açıdan bakarsan, yakından bakarsan yarı-doğru ya da yanlış görünmeye başlarlar..." (Palomino Molero'yu Kim Öldürdü)
- No, not in any way. One thing is sure, we have to put an end to this situation. (Conversation in the Cathedral)
- İnsanın, kendisini artık bir insan gibi hissetmemesinden daha berbat bir şey olamaz. (Masalcı)
- Söz çok fiil az, ne bu böyle?! (Los Cachorros)
- Siz hiç hapiste bulunmadınız, öyle değil mi Dona Merceditas? Günler gelip geçer ve insanın yapacak hiçbir şeyi yoktur. İnsan çok sıkılır orda, inanın bana. Çok da açlık çeker. (Elebaşılar - Hergeleler)
- Aşk mucizeler yaratır. (Elebaşılar - Hergeleler)
- 'Bilindiği gibi sürüler konuşma yeteneği olmayan, az çok güçsüz yaratıklardan oluşur. Ayrıca, kargaşa anında sürünün düzensizliği değil itaatkarlığı yeğlediği deneylede 1çok kez doğrulanmıştır. Yani keçiler gibi hareket edenlerin başını çeken liderler değil tekelerdir. Bu yaratıklardan bizlere de 1seyler bulaşmış olmalı ki, insan sürüleri arasında da teke gibi yöneticiler insan kitlelerini sarp kayaklıklara sürükleyip, kayalıkların doruğundan denize atlatabiliyor. Bu tür durumlar uygarlığı kasıp kavuruyor olmasa da oldukça sık rastlanan durumlar.' (Don Rigoberto'nun Not Defterleri)
- Çok keyifsiz olduğu halde, yazdığı şeyin korkunçluğu karşısında gülme krizine tutulmuştu. (Kelt Rüyası)
- Platon'un yaşadığı dönemde spor bir araçtı, yaşamın belediyelerce kontrol altına alındığı modern zamanlarda olduğu gibi bir amaç değil. (Don Rigoberto'nun Not Defterleri)
- "Sivil kıyafetle dolaşılacak, sivillerle birlikte olunacak, bir sivil gibi çalışılacak:' "Ama, bir asker gibi düşünülecek’’ (Yüzbaşı ve Kadınlar Taburu)
- Evet, onları kullanıyor, bu açık. Ama hiç değilse aşağılamiyor onları... (Masalcı)
- İnsanlar ne suçlar işliyorlar. Asıl suçluların cezasız kalmaları beni çıldırtıyor. Onlara hiçbir zaman hiçbir şey olmuyor, öyle değil mi? (Palomino Molero'yu Kim Öldürdü)
- Ve böylece günler geçiyor, sen umudunu yitiriyorsun... (Elebaşılar - Hergeleler)
- "Devrim toplumu, bilim de bireyi tüm felaketlerinden kurtaracaktır." (Dünya Sonu Savaşı)
- “Çocuklar çamura bulanmayı mı seviyor, öyleyse topluluklarda çöp toplama işi onlara verilecekti” (Cennet Başka Yerde)
- "Korkak olduğumuz için kahramanı oynarız, yakınlarımızı öldürme isteğiyle yanıp tutuştuğumuz için katili oynarız, doguştan yalancı oldugumuz için oynarız." Jean-Paul Sartre (Kent ve Köpekler)
- Bence hayatta bir insanın tutkuları uğruna şerefsizliği ve hapse girmeyi göze alması kadar değerli bir şey olamaz. (Don Rigoberto'nun Not Defterleri)
- "Neden dövüşmekten başka bir şey bilmezler, neden barış içinde yaşayıp da hayatın tadını çıkarmazlar ki bunlar?" diye söylendi Don Anselmo. "Yaşam o kadar güzelleşirdi ki o zaman." (Yeşil Ev)
- Bir an anlıyor ve unutuyor. Onunla iletişim kuramıyorsun. Kendi kendine konuşuyorsun, otuz yıldan fazla bir zamandır yaptığın gibi. (Teke Şenliği)
Yorumlar
0 yorum