Kitap Künyesi
Yazar: Erdal Atabek
Yayın Evi: Altın Kitaplar
İSBN: 9789754053548
Sayfa Sayısı: 223
Cinsellikten İkmale Kalmak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Cinselliğimiz" hep sınav oldu
geçtik mi kaldık mı, bilemedik
borçlu muyuz alacaklı mı, bilemedik
bizim için kararlar verdiniz
biz dinledik ve sustuk
töreler budur dediniz, sustuk
yasalar budur dediniz, sustuk
doğruyu eğriyi siz söylediniz biz dinledik
artık bilelim diyoruz
artık bilelim
şimdi biz konuşalım
insanın olanı insana
bizim olanı bize verin diyoruz
sizden
kendimizi istiyoruz
Cinsellikten İkmale Kalmak Alıntıları - Sözleri
- << cinsel Terör >>, insana başka insanlar eliyle ya da kurumlar eliyle cinsellikle ilgili fiziksel, psikolojik, sosyal baskı yapılması, eziyet edilmesi, işkence yapılmasıdır. Bu konuya doğru bir tanımla baktığımız zaman boyutlarının sandığımızdan daha geniş olduğunu görebiliriz.
<
>muayenesi cinsel terördür. < > cinsel terördür. < > cinsel terördür. < > cinsel terördür. << adın ve erkeğe cinsel organlara elektrik verme tehdidi ya da uygulaması>> cinsel terördür. < > cinsel terördür. << kadının ırzına geçme tehdidi ya da uygulaması >> cinsel terördür. < > cinsel terördür. < > cinsel terördür. << erkek çocuklarının kızan annenin, 'Şimdi senin pipini keserim' diye tehditde bulunması>> cinsel terördür. Cinsel terörü iyi tanımak gerekiyor. << insanı cinselliği ile yaralamak>> diye kabul etmememiz gereken < >, toplumumuzda sanıldığından çok daha yaygın. Bu terörist Eylem kimi zaman devlet adına, kimi zaman kurum adına, ama her zaman güçlülük adına yapılıyor. kimin neyin adına yapılırsa yapılsın < >, olarak kabul edilmeli, kesinlikle suç sayılmalıdır. << cinsel terör>> olaylarının < > saymak, < > diye geçiştirmek, < > diye yan çizmek cinsel Teröre ortak Olmaktır. böyle bir toplumda İnsan haklarından, özgürlükten, demokrasiden söz edilemez. Cinsel terör kesinlikle durdurulmalıdır. kesinlikle durdurulmalıdır. buna karşı çıkmadan ne ahlaktan söz edilebilir ne de toplumsal Vicdandan... - Seks sömürüsünün durdurulmasının yolu yasaklar değildir. Sömürülen şeyin ne olduğunun açıkça anlatılması, konuşulması, tartışılması gerekir. ...ancak ondan sonradır ki, cinsellik olayının hiçbir zaman para karşılığında yaşanamayacağını anlatabiliriz. Para karşılığında yaşananın cinsellik olmadığını anlatabiliriz. "Bir anlık cinsel boşalma"nın cinsellik olmadığını anlatabiliriz.
- Cinsel ilişkinin a《Artık bunu yapabilirsiniz》diyen insanlar ve toplum tarafından onaylanması, kişi özgürlüğüne yapılmış bir baskı, hatta hakaret olmuyor muydu?
- Sosyal dersi galasına göre <
> kadın sevgiye değer bulunmamaktadır. Bu kadını seven, görmezse yapamayan, giderek Tutku ile bağlanan erkek, toplumsal saygıya layık olmadığını bildiği kadınla kurduğu bağdan kurtulmak isterken iç dünyasındaki kargaşayı da yaşamaktadır. - Dünün doğruları ile bugünün doğruları, yanlışları ile bugünün yanlışları çelişiyor.
- Metalaştırılan her şey gibi 《cinsellik》te doğal olarak bulunması gereken yerden alındı, bir endüstri konusu yapıldı.
- 《Güce taparlık》insanlık tarihi boyunca bütün dinlerden bütün sosyal ideolojilerden daha yaygın görülen, gizli derinlerde yaşayan bir inanç gibi toplumlara egemen olmuş. insanlar 《Güçlü》nün önünde eğilmişler, kendileri de hayatlarının amacını 《güçlü》 olmak yönünde belirlemişler. 《Güç》 olarak kabul edilen şeyler tarih boyunca değişmiş, uygarlık nitelik değişmiş ama 《güce-taparlık》 kültürü değişmemiştir.
- Hiçbir insan aşka engel olamaz, hiç kimse aşkı hissettiğinde ya da ondan yoksun kaldığında suçlu değildir. Kadını alçaktan yalandır; zinayı zina yapan, kadının sevgiliye ayırdığı an değil, bunun ardından kocası ile geçirdiği gecedir.
- Dünün doğrularıyla bugünün doğruları, dünün yanlışlarıyla bugünün yanlışları çelişiyor.
- Neden birtakım insanların 《nikah töreni》adı verilen törende bulunmaları, bu 《tasdik olayına 》Tanık olmaları gerekiyordu.
- Kadının geçmişinin temiz olması, Onun kendine karşı dürüst yaşaması ile ilgiliydi.
- Güce-taparlık kültürünün kökeni 《korku ve güvensizlik》... İlk çağlardan günümüze kadar güce tapmanın dokusu böyle örülmüştür.
Cinsellikten İkmale Kalmak İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hani bazen toplumun bazı noktaları gözünüze eksik görünür ve eksik görünen yanları irdelemek için sürekli derine kazmanız gerekir. İşte öyle bir sorular zincirinin sonucunda elime geçti bu güzel kitap. Bir toplumun cinselliğe bakışının yanlış olması, cinselliği tanımaması ne gibi sonuçlar doğurur hepsine yanıt veriyor. Yazar ilk önce; "Tarım toplumunun" cinselliğe ve kadına bakışını yerden yere vuruyor. Kadını "bakire", "erkek bebek doğurucu", "iş gücü için başlık parası ile alınan" gibi kavramların elinden kurtarıyor. Daha sonra ise; "endüstriyel toplum" ile birlikte gelen kapitalizmin cinselliği metalaştırmaya çalışmasıyla mücadele ediyor. Bütün bu sorunların ise toplum içinde ne gibi çarpık bir cinsel anlayış ortaya çıkardığını gözler önüne seriyor. Dr. Erdal Atabek, insana ait olanı insanca yaşamanın yollarını gösteren güzel bir kitap ortaya koymuş. (Anıl Bölükbaşı)
Harika bir kitaptı. Özellikle sosyoloji okuyorsanız ve cinselliğe ilginiz varsa kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Aslına bakarsanız bir doktor cinsellik hakkında ne yazmış olabilir ki sadece biyolojik açıdan cinselliği ele alıp biraz da bilimsel bir dille yazıya dökmüştür düşüncesindeydim ama sevgili Dr. Erdal Atabek cinselliği o kadar güzel ele almış, özellikle kendi toplumumuzdaki noksanlıkları öyle güzel dile getirmiş ki büyük keyif alarak ve merak ederek okudum. Çünkü enteresan ve daha önce az çok duyumsadığım ama ne olduğunu bilmediğim kavramlar ile oluşturulmuş konu başlıkları ilgi çekiciydi. Tarım toplumundan başlanarak endüstriyel topluma kadar cinselliğe karşı bakış açısının nasıl olduğunu ve bizlerin bugün hangi toplum kategorisinde olup cinselliğe nasıl baktığımız ve bakmamız gerektiği hakkında çok güzel noktalara değinmiş. Kitapta sadece cinselliğe karşı olan yanlış düşüncelerden ve sorunlardan değil aynı zamanda bunların nasıl üstesinden gelineceğine dair bir yol haritası da çizmiş. Oldukça bilgilendirici, keyif verici bir kitaptı. Aslında bakarsanız toplumumuzun şu dönemdeki durumunu ve cinselliğe karşı bakış açısını düşünürsek özellikle biz gençlerin okuması gereken çok değerli bir eser ayrıca anne babalara da cinsellik eğitiminde çocuklarına nasıl yaklaşacaklarına dair nüanslar veren çok yönlü bir kitaptı. Dili de akıcı olduğundan zorlanarak okuyacağınızı sanmıyorum. Hepinize şiddetle önerdiğim çok nadide bir eser:) (Ebru)
Kitabın Yazarı Erdal Atabek Kimdir?
Dr. Erdal Atabek (d. 1930, Adapazarı), Türk tıp doktoru ve yazar.rnrnErdal Atabek, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Psikosomatik Hastalıklar ve İç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptı. 1965te yazarlığa başladı. Aynı yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı seçildi. 1966da köşe yazıları Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başladı. Halen yazarlık, seminer, konferans ve araştırmalarını sürdürmektedir.
Erdal Atabek Kitapları - Eserleri
- Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık
- Kuşatılmış Gençlik
- Kırmızı Işıkta Yürümek
- Gençlik Duvarları Yıkıyor
- Kendi Yurdunda Sürgünsün
- Sözüm Sanadır
- Cinsellikten İkmale Kalmak
- İnsan Sıcağı
- Belki de Sensin
- Müzik Seni Çağırıyor
- Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar
- Beyaz Balinayı Sevmek
- Bizim Duygusal Zekamız
- Dürüstlük, Sevgili Çocuğum
- Tüketilen Değerler ve Gençlik
- Çocuklarımızı Büyütürken Nerede Yanlış Yapıyoruz?
- Yoldan Çıkarılmış Başarı
- Tehlikeli Cehalet
- Erken Büyüyen Çocuklar
- Sıpa Koleje Gidiyor
- Modern Dünyada Değişen Değerler ve Gençlik
Erdal Atabek Alıntıları - Sözleri
- Her hayvan ne olduğunun izini bırakır; yalnızca insan, yarattıklarının izini bırakır. (Sözüm Sanadır)
- Okullarımız çağdaş görünümlü "ortaçağ kurumları" oluyor. Felsefe dersleri kaldınlıyor. Felsefe, insanlığın düşünce mirasıdır. Artık bu miras reddediliyor. Düşünmek gereksiz. Düşünmek zararlı. Düşünmek gizli bir suç. Düşünmek yanlış. Felsefe yerine bilgisayar. Bilgisayar, programlanmış düşünce. İnsan başlarını arkadan kaset sokulan bir araca çevirmek. Kaseti koymak. Paket düşünceleri uygulatmak. (Kendi Yurdunda Sürgünsün)
- (...)Toplum yönetiminin temel ilkeleri din kurallarına göre belirlenirse o toplum laik bir toplum olmaktan çıkar, teokratik -dinin egemenliği altında- bir toplum olur. ( ‘Laiklik Ne midir’ Çocuğum?.. ) (Dürüstlük, Sevgili Çocuğum)
- çünkü onların bir kısmı (iyi niyetli olanları) da bu ilkelerin ve devrimlerin üzerine tek bir tuğla koyamadılar. onuncu yıl marşını söylediler (daha sonraki 75 yıl başka bir marş bile geliştiremediler), atatürkçüyüz,atatürkçü kalacağız; atam izindeyiz! sloganlarıyla yetindiler. atatürk' ün kafasında neler yattığını gelecek nesillere öğretmediler, öğretemediler, çünlü onlar da bu düşünceleri anlayacak yetnekte ve kapasitede olamadılar. kendini değiştiremeyen ve geliştiremeyen canlılar gibi tarih sayfasında silinmeye başladılar. doğanın tek tahammül edemediği şey durağanlıktır. diğer bir kısmı hem siyaset sahnesinde hem de devlet idare siteminde atatürkçü ve kemalist görünüp, özünde hiçbir özelliği olmayan, çıkarcı ve yeteneksizlerdir; atatürk' ün mirasını yiyen kısımdır. prof. dr. ali demirsoy - öğretim üyesi (Tehlikeli Cehalet)
- Seks sömürüsünün durdurulmasının yolu yasaklar değildir. Sömürülen şeyin ne olduğunun açıkça anlatılması, konuşulması, tartışılması gerekir. ...ancak ondan sonradır ki, cinsellik olayının hiçbir zaman para karşılığında yaşanamayacağını anlatabiliriz. Para karşılığında yaşananın cinsellik olmadığını anlatabiliriz. "Bir anlık cinsel boşalma"nın cinsellik olmadığını anlatabiliriz. (Cinsellikten İkmale Kalmak)
- ‘Bilinçli baba olmak’, geleneksel ‘güçlü ve otoriter baba' rolünden çıkarak ‘paylaşımcı ve arkadaş baba’ olmak demektir. Burada önemli olan gerek anneyle gerekse çocuklarla iletişimin ‘sevgi ve saygı temelinde paylaşımcı ve arkadaşça’ olabilmesidir. ‘Baba’, çocukların sahibi olmaktan vazgeçerek onların 'hayatı paylaştığı insanlar' olduğunu kabul edecektir. Bu da onlara ‘eşitlik temelinde bir bakış açısı'yla bakabilmeyi gerektirir. Gerek aile içi sorunlarda, gerekse hayatın her konusunda ‘onların görüşlerinin, düşüncelerinin, duygularının önemi vardır’ Aile kendi içinde ‘iletişimi sürdürür’ ‘Baba’, aile içinde herkesin ‘kişiliği ne değer verir’ Kendi dışında yaşayanların ‘ortak hayatı payla şan bireyler' olduğu bilinciyle hareket eder. Bu da onlara değer vermek, onların yaşadıklarını paylaşmak, sevinçlerine ortak olmak, üzüntülerini paylaşmak demektir. Onlara saygı duymak, onların hayatına değer vermekten geçer. Burada önemli olan ‘baba’nın geleneksel otorite olmaktan vazgeçebilmesidir. Onun ‘her dediği’ değil, ‘doğru bulunan istekleri’ yapılacaktır. Bu da aile içinde düşünce özgürlüğünü, konuşma özgürlüğünü, düşündüğünü açıklayabilme özgürlüğünü gerektirir. Aile içinde bunu yapamayan toplumların genel hayat içinde de yapamayacakları bilinmelidir. Onun için de bizim demokrasimiz köksüz, temelsiz ve dayanaksızdır. Çünkü, demokrasinin dayanması gereken ‘birey temeli’, aile içinde kurulamamıştır. (Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar)
- Bütün ahlak öğretileri, bütün dinler, "yalan"ı yeriyor, onun "kötülüklerin anası" olduğunu söylüyor ama insanı yalana zorlayan nedenlerin kötülüğünü anlatmıyor. (Kırmızı Işıkta Yürümek)
- Bugün giderek büyüyen kentlerde doğan, buralarda büyüyen milyonlarca çocuk doğayı bilmiyor, doğayı tanımıyor, doğanın binlerce bitkisini, yüzlerce hayvanını ‘doğal koşulları' içinde görmüyor. Bitkileri ya evdeki saksıların içinde ya ‘botanik bahçeleri’nde görüyor, hayvanları da ya evcil hayvanlar olarak ya da ‘hayvanat bahçeleri’nde tanıyor. Kendimizi de, çocuklarımızı da yeryüzü cenneti olan ‘doğa’dan biz kendimiz sürdük. Köylerden gelip kurduğumuz kentlerde ‘kendimizin de doğanın bir parçası olduğumuzu’ hiç düşünmeden doğayı kestik, yıktık, tahrip ettik. Bomboş toprakların üstüne evler yaptık, çarşılar, oteller, restorantlar yaptık. Buralarda oturuyor, yemek yiyor, alışveriş yapıyoruz. Denizde balıkları görmek yerine cam kavanozlara koyduğumuz balıklara bakıyoruz. Gökyüzünde uçan kuşlara bakacak zaman bulamıyor, kafes içindeki kuşları besleyerek oyalanıyoruz. Yediğimiz meyveleri ağacının dalında görmeden, pişirdiğimiz sebzeleri bir kerecik olsun tarlasında görmeden büyüyen binlerce çocuğumuz var. Onlar artık 'kendilerinin de doğanın bir parçası olduğunu’ bilme şansına sahip olamayacaklardır. Böyle bir şeyi okul kitaplarında okuuukları zaman da ‘bunun ne demek olduğunu’ anlayamayacaklardır. Onlara -elbette kendimize de- bu kötülüğü biz, kendimiz yapıyoruz. Buna da 'uygarlık’ diyoruz, ‘uygarlaşma’ diyoruz ve elbette yanılıyoruz. Uygarlık da, uygarlaşma da bu değildir, bu olmamalıdır. Çocukların ‘duyusal gelişimi’nden söz ediyoruz. Ama çocuklarımız, toprağa basmıyor, çıplak ayaklarıyla kumların üstünde, taşların üstünde, otların üstünde yürümeyi, koşmayı öğrenmiyor. Elleriyle otları yakalamak, taşları tutmak, ağaç kabuklarının pütürlü sertliğini kavramak, onların renklerini, biçimlerini görmek, bir ağaç gövdesine sarmaşıkların nasıl dolandığını anlamak, çocuklarımıza çok, ama çok uzak. (Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar)
- 'Bu saçmalıkları neden kabul edecekmişim?', 'neden bu kurallara uymak zorundaymışım?', 'ben böyle düşünmediğim halde neden böyle yapmak zorunda bırakılıyorum?' (Gençlik Duvarları Yıkıyor)
- "Babam ve Ustam" diye bir film görmüştüm. Önemli bir film. Orijinal adı, sanırım "Ma Padro Padrone" ydi. Bu filmi görmenizi isterim. Bir yerlerde bulun ve görün. (Kendi Yurdunda Sürgünsün)
- İnsan insanı kaybediyor. Ve bulamıyor. Aynı kentte olsa da. Aynı semtte olsa da. Aynı evde olsa da. (Kırmızı Işıkta Yürümek)
- Huzurun bedeli özgürlükler olmuştur. (Kuşatılmış Gençlik)
- Sonradan ülkemde dayak yiyen kadınların "kocam değil mi? Sever de döver de" dediğini duyacaktım, artık şaşırmayacaktım. Kocalar karılarını dövecekti, analar babalar çocuklarını dövecekti. Polisler vatandaşı karakolda dövecekti. Subaylar askerde erleri dövecekti. Gücü yeten gücü yetmeyeni dövecekti. İşin tuhafı da bunu duyanların tepkisiydi. Duyanlar dayak atanın değil de dayak yiyenin suçunu araştıracaktı. "O da kimbilir ne yapmıştır?" (Kuşatılmış Gençlik)
- Ülkem başka bir dünyada mı yaşıyor? Yüreğimin burkulması bundan mı bilmiyorum. (Sözüm Sanadır)
- Bizim zamanımızda oğlanlar asi olurdu da kızlar yumuşak başlıydı. Şimdi kızlar kafalarını dikiyor. Hadi oğlan olsa neyse, 'eh erkektir, bu çağı böyle yaşar' diyeceksin, yok kardeşim. Kız daha dik. (Gençlik Duvarları Yıkıyor)
- Beethoven "çok sesli müzik, felsefenin tınısıdır" demiştir. (Müzik Seni Çağırıyor)
- (...)Eğer bir yerde soru sorulanmıyorsa orada dogmalar ve tabular var demektir ki bu da özgür düşüncenin yaşamasına uygun bir ortam olamaz. ( ‘Laiklik Ne midir’ Çocuğum?.. ) (Dürüstlük, Sevgili Çocuğum)
- "Toplumsal öğreti, sadece iki durumda kadının aşağılanmadan kurtulabileceğini gösterir. Bir erkeğin eşi olmak ve anne olmak." (Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık)
- Burada, hapishanede fark ettiğim bir gerçek var. Emekli maaşları hapishanede yaşamaya göre ayarlanmış. (Sözüm Sanadır)
- Bir insana bir kez bakardınız, sonra o insanın hep öyle olduğunu düşünürdünüz. Oysa yanlıştı bu, o insan aynı insan değildi, olamazdı. Bunu düşünmezdiniz. Sonra da şaşırırdınız. Çok şaşırırdınız. "O böyle yapmadı." "Ben onu iyi tanırım, o böyle değildir." "Hayret bu yanını hiç bilmiyordum." (Kırmızı Işıkta Yürümek)
Yorumlar
0 yorum