Kitap Künyesi
Yazar: Feyyaz Kayacan
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750814556
Sayfa Sayısı: 177
--reklam--
Çocuktaki Bahçe Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İlk kez 1982'de yayımlanan Çocuktaki Bahçe,
Sait Faik sonrası öykücülüğümüzün
önemli adlarından, “İkinci Yeni'nin öyküdeki karşılığı” Feyyaz Kayacan'ın
(1919- 1993) tek romanı.
Kayacan'ın öyküleri için
Selim İleri şunları söylemişti:
“İroninin yanı sıra şiir, şiirin yanı sıra
handiyse tozlanmış bir maziperestlik ve
o maziperestlikle için için fokurdayarak
alay eden bir yenilikçilik:
Feyyaz Kayacan'ın öykülerini ille
özetlemek gerekirse, akla ilk gelen bunlar...”
Bu saptamalar Çocuktaki Bahçe için de geçerli.
Ya da Feyyaz Kayacan'ın kendi sözleriyle:
“Çocuktaki Bahçe iki yanlı bir roman.
Bir yanı meddah, bir yanı Kafka.
Bu iki öğe, durmadan yer değiştirmekte,
birbirini etkilemekte.
Çocuktaki Bahçe Alıntıları - Sözleri
- “Eğ boynunu mağrur adam, yaktığına tap, taptığını yak.”
- Kafamın içinde yolculuğa çıkmışım. Ölürsem alnımın teriyle öleceğim.
- Korkma garip çocuk korkma, bir sokak da senin için ısmarlarız ve de aydınlık bir kapı...
- “Ölüm-sonrası yaşama inanmıyorum.” dedi Raskolnikof
- “İçimdeki ürkek çocuk denizden geçmişini sormaya gelen bir çakıltaşı.”
- Tolstoy “Küfür etmek, yaşama gücü ve sevgisinin belirtisidir,” demiş.
- “Sokağı, denizi isterim pencereden” (Oktay Rıfat)
- Bir tutam ışıkla bunca işin altından kalkmak kolay mı?
Çocuktaki Bahçe İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Çocukluğa özlemin masumane bir olgu olduğu zamanlar vardır; ama sonra bu olgu o kadar çok kez karşımıza çıkar ki, bayağılaşır. Sadece bayağılaşmakla da kalmaz, bayatlar, küflenir ve çürür. Artık çocukluğa özlem duymak istemez hâle geliriz. Çünkü o olgu tarifsizliğinden süregelen benzersizliğini yitirmiştir, somutlaşmıştır bir bakıma. Olgunun bayağılaşmasına, maalesef ki, edebî eserler de sebep olur. Ancak bu durum edebiyatta ileri adımlar atılamadığı zamanlarda geçerlidir; zira ileriye adımlar atılabildiği zaman, olgu olduğu gibi kalmaz, genişler ve her bir eser okurun muhayyilesindeki namütenahi imgelem denizine damlacık oluverir. Bu bağlamda Çocuktaki Bahçe isimli romanın bu denize bir damlacık mı yoksa çocukluğa özleme bayağı bir katkı mı sunduğu, eserin kaderini belirleyen yegâne etkendi benim gözümde. İsminden dahi okuyup okumamanız gerektiğini anlayabileceğiniz bir roman aslında Çocuktaki Bahçe: “Çocuk” geçiyor isminde, demek ki çocukluk önemli bir tema, muhtemelen çocukluğa özlem vardır; bir de bir kelime oyunu var, demek ki biraz da dil açısından deneysel bir yön var; ayrıca çocuk ve bahçe kelimelerinin beraber kullanımı da kitabın sunacağı atmosfere dair bir fikir veriyor. Feyyaz Kayacan’ın otobiyografik nitelikli olan bu eseri, önsezilerinizin sevip sevmeyeceğiniz hakkında verdiği fikrin pek doğru olacağını düşündüğüm, deneysel yönleriyle ilgi çekici, genel anlamda iyi; ama parlayamayan bir roman. Romanımızda Feyzi isimli bir çocuğun anılarını okuyoruz. Feyzi kozmopolit bir semt olan Talimhane’deki bir köşkte yaşıyor. Yalnız bir hayat Feyzi’ninki, diğer çocuklar gibi dışarı çıkıp oynaması yasak. Sadece köşkün bahçesine çıkabiliyor bazen, topraklı yolda sönük bir hızla bisiklet sürmek dışında hayatında pek fazla heyecan olamıyor. Bu esaretin kaynağı olarak pek sert mizaçlı olan annesini görüyoruz. Aslında Fransız kültürünü özümsemiş bir kadın olarak tanıtılıyor anne; bu yüzden biricik evladına pek özenmesi gerektiğini düşünüyor insan; ama Feyzi’yi sürekli döven, ona sürekli bağırıp çağıran ve onu sürekli kontrol altında tutmaya çalışan bir anne görüyoruz onun yerine. Feyzi’nin babası ise çoğunlukla evden uzakta, kendisini romanın ikinci yarısında anca görebiliyoruz. Bunun dışında Feyzi’nin tek oyun arkadaşı diyebileceğimiz amcası ve biraz karikatürize bir yardımcı teyze var evde. Kimsesi olmayan Feyzi ne yapıyor; hayallere, düşünmelere sığınıyor. Melankolik bir roman Çocuktaki Bahçe; ama aynı zamanda sıcacık. Masum, hayallere dalan çocuk portresini Feyyaz Kayacan güzel bir şekilde sunuyor. Buna en büyük katkıyı şiirsel ve yetkin dili yapıyor. Kimi zaman bu anlatım dili çocuksu olması gereken anlatıyla ters düşse de, genel olarak esere faydasının daha çok olduğunu düşünüyorum. Roman anlar ve anılar dizgesi olarak ilerlediği için şiirsel dil akıcılığa katkıda bulunuyor. Bazı bölümler fazlasıyla anlaşılmaz ve kişisel olsa da, romanın atmosferi için gerekli olduğunu düşündüğüm bulutlanmayı sağladığı için pek yadırgamadım. Kitap yalnızca aileyi anlatıyor olsaydı biraz yavan kalacaktı; ama neyse ki genişliyor. Önce etraftaki esnafın hikâyelerine dahil olmaya başlıyoruz, burada Talimhane’nin kozmopolit yönü ortaya çıkıyor. Her milletten esnaf var ve hepsinin başka başka zaafları var. Esnafların hâl ve hikâyeleri Karagöz-Hacivat oyunlarındaki tiplemeleri anımsatacak güldürüler barındırıyor; bunların çocuk gözünden anlatımı da eserin sıcaklığını artırıyor. Roman daha sonrasında Feyzi’nin babasını ve arkadaşlarını hikâyeye dahil ederek karakter sayısını artırsa da, bu karakterler üzerinden esere gelen katkı esnaflarınkine kıyasla pek zayıf kalıyor. Hatta bu yüzden eserin ikinci yarısı akıcılık yönünden biraz daha sıkıntılı, bu karakterler kurguyu ileri götürse de anlatıyı pek derinleştiremiyor. Baba ile ilgili olan fasılalar da tamamlandıktan sonra romanın sonuna gelmiş oluyoruz. Görüyoruz ki Feyzi büyümüş, yaşlanmış ve ölüm döşeğine düşmüş de aklından çocukluğunu geçiriyormuş. Gariptir ki Feyzi geçip giden ömrünü değil de, yalnızca çocukluğunu düşünüp duruyormuş. Çünkü orada, oralarda kalmış, oralardan çıkamamış. Her ne kadar kitapta çocukluğun özellikle de saflığına özlem ve övgü bulunsa da, aslında çocukluk döneminde esir kalmanın, yalnız kalmanın, uzak kalmanın romanı Çocuktaki Bahçe. Feyzi köşkten çıkamamış bir çocuk olarak dışarıdan korunmuş; ama çürümekten korunamamış. Hayata çürümüş olarak başlamış olmanın çaresizliği içinde geçen bir ömür göz önüne alındığında, ölüm döşeğindeki ihtiyar Feyzi’nin, yaşam döşeğindeki çocuk Feyzi ile arasında neredeyse bir mesafe yok. Tüm bu arka planla beraber okunduğunda, Feyzi’nin ölümle yüzleşmesi olarak addedeceğim kısım eserin en parlayan noktalarından biri hâline geliyor, tabii pek ustalıkla yazılmış olduğunu da ifade etmeliyim. Sonra da, ölüm geliverdiğinde, işte, bu kadar. Hayat bazen bu kadar işte. Her roman ihtişamlı olacak değil, her sancı en ince ayrıntısına kadar deşilecek değil. Yetkin bir dil ve imgelem olduktan sonra, azıcık gördüğümüz bile bereketleniyor, derinleşiyor. Çocuktaki Bahçe de öyle. Bahçedeki çocuk değil. (Hakan Osman Çaldağ)
Feyyaz Kayacan-Çocuktaki Bahçe “Önce annem vardı. Ve annemin sesi, gözü, eli vardı her sözcükte. Soluklarımın saymanıydı annem. Evdi, bahçeydi, odaların toplamıydı. Ve her şeyin üstünde silinmesi olanaksız bir toz gibi çökelleşmişti.” Kursağımda kaldı. Zaten çocuk dediğin şey bir yutkunmadan ibarettir benim için. Hele ki çocuğun içindeki bahçe kara sarmaşıklarla kurumuş otlarla doldurulmuşsa..kocaman bir bahçesi olan yalının penceresinden,dışarı çıkmadan, despot,sürekli dayak yediği annesi ile, ve evdeki varlığı hayalet olan bir babayla yaşayarak hayatının çürümesini izleyen bir çocuk..o simsiyahlaştırılan hayatına renk katabilmek adına hayal dünyasını rengarenk boyayan,kendine bahçe kapısının ardında dünyalar çizen bir ressam.. Yazar Bilge Karasu’nun yakın dostu imiş. Biçem sanatı; melankolinin ve karamizahın ustalıkla işlenişi zaten dost olduklarını tasdiklemiş oldu. Hani böyle çocuksunuzdur ama hava hep bulutludur ya. Aradan güneşi görmeye çalışırsınız hani. Bu öyle bir kitap.. Çokçokçok sevdim #bitavsiyemvar (Asl’nda)
Rakı içmelere doyamayan bir kedi, canlı ellerden daha canlı olan tunçtan bir anneanne eli ve her yerden çıkabilecek,bakılan her nesneyi kendisine dönüştürebilecek kadar etkili bir çift mavi göz...Bunlar az biraz ipucu verdi mi bu baştan sona müthiş keyifle okuduğum kitabın gerçeküstü alemine dair bilmiyorum. Fakat kendine özgün bir yerli Marquez diye iddialı bir sıfat ekliyorum Feyyaz Kayacan’a. Bize has öğelerle donattığı, kâh düz,kâh manzuma dönüşebilen biçimiyle,şahane epigraflarla süslenmiş bu kitabıyla bence o sıfatı hak ediyor. İçimizde,geçmişimizde bizi kemirip duran olumsuzlukları atamadıkça o tortular birikir de artık önümüzü görmek için onlardan kurtulmak isteriz ya bu onun kitabı işte.Bir çocuğun içine gulyabani misali kök salan bir ev,ha bire genişleyip hayatını esir alan bahçesi ve tortuların esas kaynağı annesi...Sadece bir penceresi ve Löklök amcası vardır tutunduğu...Bence bu kitabı ya çok seversiniz ya da ne saçma hiç sevmedim dersiniz,arası olmaz gibi geliyor.Otobiyografik özellik taşıdığı söylenmekte ve yazarımız yazı hayatına Fransızca şiirler yazarak başlamış(Saint Joseph mezunu,Paris ve Londra’da yüksek öğrenip görüp uzun yıllar BBC’nin Türkçe yayın servisinde çalışmış)İkinci Yenicilere yol gösterenlerden birisiymiş aslında. Bu tek romanı maalesef ama öykülerinin de aynı niteliklere sahip olduğunu öğrendiğim için onları da mutlaka okuyacağım.Bu nadir bilinen yazarı keşfime sebep olan canım Ayfer Tunç’a da bir “iyi ki varsın” demeden geçemeyeceğim. Özgün ve farklı bir eser okumak isteyen herkese tavsiye ederim. (Betül)
Çocuktaki Bahçe PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Feyyaz Kayacan - Çocuktaki Bahçe kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Çocuktaki Bahçe PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Feyyaz Kayacan Kimdir?
(1919 - 5 Nisan 1993): Yazar. İstanbul'da doğdu. Asıl adı Feyyaz Fergar'dır. Saint Joseph Lisesini bitirdi. Fransa'da ve Londra'da siyasal bilgiler ve ekonomi okudu. Londra'da BBC Türkçe Yayın Servisinde çalıştı. Buradan emekli oldu. Londra'da öldü.
Fransızca yazdığı şiirlerini iki kitapta topladı. Hikâyeleri Yeditepe, Yenilik, Türk Dili dergilerinde çıktı.
Şiirleri: Les Gommes Insolites (1938), Gestes à la Mer (1939), Kaşık Havası (1976), Benim Örümceğim Başka (1982). Hikâyeleri: Şişedeki Adam (1958), Sığınak Hikâyeleri (1962), Cehennemde Bir Yusuf (1964), Gibiciler (1967), Hiçoğlunun Serüvenleri (İlk kitabına üç yenisi eklenerek, 1969), Bir Deli Değilin Defteri (1987), Bütün Öyküleri (1993). Romanı: Çocuktaki Bahçe (1982). Oyunları: Mutlu Azınlık (Birer perdelik dört oyun, 1968).
--reklam--
Feyyaz Kayacan Kitapları - Eserleri
- Şişedeki Adam
- Çocuktaki Bahçe
- Sığınak Hikayeleri
- Bütün Öyküler
- Cehennemde Bir Yusuf
- Bir Deli Değilin Defterleri
- Kaşık Havası
- Mutlu Azınlık
- Benim Örümceğim Başka
--reklam--
Feyyaz Kayacan Alıntıları - Sözleri
- “Duvara çizdiğim güneş duvarla birlikte yıkıldı.” (Cehennemde Bir Yusuf)
- Kadının biri delirmiş. Balkona çıkmış, “ beni sevenler yolun sağında, sevmeyenler solunda dursun” diye bağırmaya başlamış. Ben deli değilim. Ama bana öyle geliyor ki “ beni sevenler...” diye söze başlayacak olsam hiç kimse kıpırdamayacak yerinden. (Bir Deli Değilin Defterleri)
- "... çağıra çağıra bir denizi biriktiriyoruz yanımıza, bizim gibi bir deniz, dalgalarını kimseciğe çıtlatmayan." (Cehennemde Bir Yusuf)
- Yalnızlığın toprağı yok. (Bütün Öyküler)
- Can darlığında insan sığınacak, havlayan anılar sürüsünden kaçıp saklanacak bir köşe olsun bulamıyor. İnsan böyle anlarda ölümden çok can sıkıntısından korkuyor. Tıka basa biriken, şişen bir şey. Bir köpük. (Şişedeki Adam)
- “Sokağı, denizi isterim pencereden” (Oktay Rıfat) (Çocuktaki Bahçe)
- “Bazılarda yol girdi sanıyorum ayağıma. O yola giriyorum. Bir dağ görüyorum yolun kıyısında. Bu yolun sırtı diyorum bu dağı kaldırmaz. Sonra hep küçük şeylere benim dönüklüğüm. Ne iyi olurdu bir çakıltaşı dursaydı şu dağın yerinde diyorum. Çağıra çağıra sonra bir denizi biriktiriyorum yanıma. Benim gibi bir deniz, balıkları çıtlatmayan kimseye.” (Cehennemde Bir Yusuf)
- kadın, hep ölümle saklambaç oynuyordu... (Sığınak Hikayeleri)
- Dokunamadığı yenilgiye uğratamadığı tek şey insanın sesi. Ten gibi, vücut gibi çabuk yaşlanmıyor ses (Bir Deli Değilin Defterleri)
- Boş verdim artık İntihara. Geliyor nasıl olsa her gün Dünyanın sonu (Şişedeki Adam)
- Yüksekten bakma işe yaramıyor. İnsan, insanla aynı seviyede yürüdüğü zaman onun gerçek çapını kestirebiliyor. (Sığınak Hikayeleri)
- “Şimdi ama şimdi bir tanrıyla bir solungaç yanyana gelmiyordu bir türlü bir bilmecenin tezgahında.” (Cehennemde Bir Yusuf)
- Dün kitapçıda kitap çalarken yakalandım. (Şişedeki Adam)
- “İçimdeki ürkek çocuk denizden geçmişini sormaya gelen bir çakıltaşı.” (Çocuktaki Bahçe)
- “Bir adamın bütün sözlüklerde çığlığa döndüğünü duyuyorum.” (Cehennemde Bir Yusuf)
- “Eğ boynunu mağrur adam, yaktığına tap, taptığını yak.” (Çocuktaki Bahçe)
- Bir tutam ışıkla bunca işin altından kalkmak kolay mı? (Çocuktaki Bahçe)
- Kim görmüş ki ölümün kaşarlandığını? (Sığınak Hikayeleri)
- Tolstoy “Küfür etmek, yaşama gücü ve sevgisinin belirtisidir,” demiş. (Çocuktaki Bahçe)
- Uçurumun toprağı yok. (Şişedeki Adam)
Yorumlar
0 yorum