Kitap Künyesi
Yazar: Şule Gürbüz
Yayın Evi: İletişim Yayınevi
İSBN: 9789750511080
Sayfa Sayısı: 191
--reklam--
Coşkuyla Ölmek Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi. Tanrı'nın da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek. Ve geldiğinde gelmemiş gibi, bilmemiş gibi, yaşamamış gibi gelmek, rüyayı görüp uyanmak ve 'Neyse rüyaymış,' demek ve aynı yerden uyumaya devam etmek. Yaşamaya da, ölmeye de yazık. Bu ölüm için yaşamaya, bu yaşamak için ölmeye yazık. Mezarlıklara, servilere, süsenlere, nisan sonunda açan katırtırnaklarına, telaşlı karıncanın adımlarına yazık, mezar taşına konup da bağıran karganın sesine yazık, ölüme ağlayan şaire, yaşam var zanneden filozofun nefesine yazık, şen taklalarla ilk senelerinde koşup zıplayan, ağaçlara tırmanırken seyredilip seyredilmediğini kontrol eden kedinin tırnaklarına yazık, ağdaki balığa, lokantada onu bekleyen anguta, önce ön iki ayağını sonra arkadakileri ovuşturup bu hareketinden büyük kâr ve kisve uman karasineğe yazık, hortumunu sallayan koca file, sanatlı sıçrayışı ile dahi boşluğu dolduramayan yunusa yazık, grafon kâğıdından gelincik ve petunyalara, en pürüzsüz çakıl taşına, kum olmuş zavallıya, sağdan sağdan yürüyen eşeğin inadına, yol kenarlarındaki ısınmış dikenlere, kozalağın içindeki fıstığa, duvara yapışmış yosuna yazık, bu topu binyıllardır çevirip duran sema-i muğlâka, titreyen kanatlara, açılan göğe ve onun katmanlarına, havanın, suyun olduğu, olmadığı yerlere yazık."
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Coşkuyla Ölmek Alıntıları - Sözleri
- Bana derler ki : Verenin malı artar. Ben de derim ki “Malım artsın diye vermek, vermek midir, almaya hazırlık mı ?"
- ah kendimi göremediğim yerler, beni nerede, ne vakit görülür edecek, meraktayım..
- Bana derler ki “ Öyle bir ver ki, sağ elin verdiğini sol elin görmesin, bilmesin.” Ben de derim ki : Peki bu sağ elleriniz nasıl bu kadar meşhur oldu ?..
- Ah kendimi göremediğim yerler, beni nerde, ne vakit görülür edecek meraktayım. Merakım beklemekten köhnedi, merakın kendisi bir şeye benzemez oldu. Meraklarım iyiyi beklerken kendisi artık kötüleşen her şeye dönüştü.
- Kendimde bir tuhaflık algılar gibi oldum ama üzerinde durmadım. Dursam, Allah korusun bir dursam, dünyada duracak başka ne bir yol ne bir durak ne bir şey bulurdum. O yüzden kendi üzerimde pek durmadım. Kendi üzerinde duran bu ağırlıkla kendi üzerine yıkılandan başkası olamaz. Kendine yıkılan da böylelikle başkasına yıkılamaz. Biraz marazi, biraz zararsız, şairin dediği gibi "Ayakkabı çivisi gibi kendine batan," olur ki, dünya kendine değil başkasına batanı, kendine değil başkasına yıkılanı, kendini değil başkasını suçlayanı sevdiği, istediği ve kabul ettiğinden onu hemen defoluların arasına ayırıverir. Ama sorsanız kitaplarında, gerek gökten inenlerinde, gerek yerden bitenlerin iyicelerinde böyle değilmiş gibi yapar söyler, bunu yaymak için peygamberler ve peygamber mizaçlılar ortaya çıkarır. Sonunda onları da ya çarmıha gerer, ya perişan eder. Dünya kendi hakikatleri hakkında tamamen yalancı ve ikiyüzlüdür. Dünya bir ahlaksıza namuslu ve saffet sahibi muamelesi yapan adamın perişanlığını ve zilletini, ona yüksek ve kutsal muamelesi yapanı perişan ederek yaşatır. Bir gece vakti karşı karşıya kitaplarıyla, hikmeti ile gözünüzde yaş, kalbinizde sıkıştıran ilhamî bir duygu ile otururken her şeye inandıran dünya, sabah olunca göz kırparak rezili ve zelili sizi aşağılamakta kullanır. "Bunların mükafatı seni orda bekliyor," der, ama bu dediğine inandıracak şeyleri bile gizler, "Görse dedem de inanırdı," der. Ben "Ama benim dedem de inanıyordu," dediğimde "Deden de senin gibiymiş," der. Zavallı dedem, tuzlu tereyağını sobanın üstünde kızarmış ekmeğe sürerken bile acaba aşırıya mı kaçıyorum diye suçlanarak, pek seyrek yaptığı bu şey için bile o an dünyası bulutlanırdı. Tereddüt ve çekingenlikle ekmeği ağzına götürdüğünde bu hal çabucak, kimse görmeden bitsin diye bir aceleye yuvarlanırdı. Ne isterdi? Onun sevgisini, daha doğrusu bir yumuşak kabulünü. Burada da onu istedi, başka değil, orda da sadece ona taliptir ama şu haliyle bile hep, süresiz korkudadır. O korktukça "Korku olacak," deniyor. Çok korkanın sonunda o kadar korkulacağa uğramayacağı anlatılıyor. Ben bu durmadan korkandan da, emniyet duyandan da öyle bir yılgınım ki, o kadar çok dinledim ki, bunların en ufak bir benzerini, bir menkıbenin zerresini gittiğimde orda görürsem, vallahi cehennemin en dibinden çıkarsam Allah beni cennetine koysun. Ahret ancak hiçbir söylenen ile düşünülen ve hayal edilen ile beraber anılmayacak bir yer ise ki ben öyle umuyorum, öbür dünya denmeyi hak eder. İncirle, üzümle, zeytinle, köşkle, huri ile nehir ile... yok. İnsan söylerken sıkılıyor, orda sıkılmak yok diyorlar bir de. O sıkılma bilmez salaklardan burada çok diyemiyorsun.
- "Ah ilim, ah irfan... Çinde misin, şu ihtiyar kadının dizinde misin, teneffüs zilinin ipinde misin, okul bahçesinin dibinde misin, farz mısın, sünnet misin, domatesli pilavın tutmuş dibinde misin?... Eski bir otomobil lastiği, süresi dolmuş ilaç şişesi, o şair in durup durup bahsettiği misin ¿.. "
- - Vallahi elde edilecek kârın perişanlığı bu memlekette insanı tembelliğe alıştırıyor... Elimde kalır diye elimi sürememekten miskin oldum, miskin!..
- "Yarın ya da öbür gün ya da gelecek ay ölecek olsam benim ne derdim olabilirdi ki... Dert yaşamaktır!.."
- Kötü ahlak nedir diye düşünen gelip bir ara bana bakıversin.
- Hayatla her anlaşmaya varan, varamayanın kederini artırır, onun garipliğine bir ilmek daha atar. Dünyayı her makul bulan onu ayıplayanı yalnızlaştırır, tuhaflaştırır, şartlarını her kabul eden ve ona göre davranan, yaşamada şart olmayacağını düşünenin önermesini daha da gizler, daha da bulunmaz yere saklar ve bunu arayanı da gitgide azaltır.
- Bana derler ki “ Verenin malı artar.” Ben de derim ki “Malım artsın diye vermek, vermek midir, almaya hazırlık mı ?
- Kendim, kendimin yanına geçmeye hazırlanıyordum. Önce kendimi bulmam lazımdı. Ara ki bul, nerde, kim, bir ömür aramışsın şimdi mi bulacaksın? Tabii ki şimdi bulacaktım, şimdimi şimdi bulacaktım. Öncekileri de buldum ayırdım, tasnif ettim, tanıdım, ama bir daha pek aynısını kullanmadım. Bildiğimden olsun kullanmadım, usandığımdan kullanmadım. İnsan her durumda kendinden bir oluşanı görür ve onun neticesini tadar. Bunların toplamıdır. Bunların toplamı da bir şey etmeyebilir. Her durumda yeniyi tadamıyor olabilir, yenilgiyi tadamıyor olabilir. Ama bunlar yok değildir.
- Bana derler ki “ Verenin malı artar.” Ben de derim ki “Malım artsın diye vermek, vermek midir, almaya hazırlık mı ?
- Aldatılmada insandan umudu kesmenin eşsiz huzuru vardı. İnsandan kesilen umut, Tanrıya yaklaştırıyordu. İnsandan ve dünyadan bir şeyler ummak, hele bulmak hatta olur ki sürprizlerle karşılaşmak ise eh artık başkaya gerek bırakmıyordu. Böyle bırakılıp unutuluverenin, tekrar bulunma umudu, bulunup değerli sayılma umudu ya da artık kaybolup tükenme umudu .....
- Bana derler ki "Verenin malı artar." Ben de derim ki "Malım artsın diye vermek, vermek midir, almaya hazırlık mı?"
--reklam--
Coşkuyla Ölmek İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Beni yüzüstü gömün, çünkü yeterince gördüm!" (Hakan Günday) Böyle bir cevheri yeni yeni tanıyan benden, yeni yeni tanıyacaklara özel olsun bu inceleme; Şule Gürbüz, Dolmabahçe sarayında antika saatleri tamir eden bir yazarımızmış. Çok boyutlu ve çok katmanlı metinler yazmasının yanı sıra, karakter ya da kurguya değil daha çok düşünceye ve zihin akışlarına önem veren bir yazar. Edebiyatla harmanlanmış felsefeye de rastlayabiliyoruz, daha ziyade Varlık Felsefesi'ne. Bunda Londra'da almış olduğu Felsefe eğitiminin etkisi çok büyük. Anlayabildiğim kadarıyla birçok şeyin farkında olan nevi şahsına münhasır bir kişilik. Tek bir cümleyle dakikalarca düşündürebilir. Dili, insan zihnini meşgul eden sorular yumağından beslendiği için, çok yoğun. Yeraltı edebiyatıyla çok benzer de diyebiliriz. Gözlemlediğim, okuyucu toplama kaygısı olmayan, kendini bilen ve etrafını çevreleyen duvarlar arasında en ulaşılmaz yerleri bile sıvayabilen çok muteber bir yazar. Çoğumuzun gündelik hayatında var olan konuları, -ki hemen hemen hepsine farklı bir pencere açan- farklı bir bakış açısı katarak, en güzel haliyle kaleme almış. Öyle uzun mu uzun altını çizeceğiniz satırlar olacaktır. An itibariyle, zamana tanıklığına, öğrenilmiş çaresizliğine, kendisine, yoğun bir sevgi ve hayranlık beslediğim bir yazar oldu kendisi. Hepimiz hayatımızın bir döneminde durup düşünmüşüzdür; kimimiz kendini öldürmeyi, kimimiz de kendini öldürenleri... Şule de 'kendini öldürmeyi düşünenleri' düşünmüştür diyebiliriz. Anlamları genellikle derin dalmalar sonucu kendini ele veren cümlelerinde, alegorik bir anlatım mevcut. Öyle bir his uyandırıyor ki insanda, başıma gelebilir, başımdan geçti, başından geçmişti... Her cümlesini not aldırıyor. Her insanın kendini bulabileceği, farklı lezzetler alabileceği, farklı cümlelerin altını çizebeleceği şahane bir kitaptı. Hani sırf inceleme olsun, laf olsun torba dolsun diye yazmıyorum bunları; tanışmayan çok şey kaybeder kanısındayım. Yazar resmen gençken ölememişliliğinin manifestosunu yazmış. Ayrıca mizah tarzını da çok beğendim. Acıya gülümsememizi istiyor bizden. Hemen ardından 'yeter bu kadar'ı da eksik etmiyor. İğneleyici bir mizah tarzı var. Daha ben ne diyeyim... Görmüş olduğu değere bakınca, hak ettiği övgüleri şuraya sıralamaktan alamıyor insan kendini... Öykülerinde dünyaya, yaşama karşı kendi tutumlarını farklı farklı karakterler adı altında yer vermiş. Bazı noktalarda anlamak güç olsa da -genellikle ruha hitap noktasında- üzerine biraz düşündükten sonra, sayfayı çevirmemize müsaade ediyor. Kalemine ve insanın günlük yaşantısına çok hakim; sadece kadınların değil, erkeklerin de yaşam tarzına çok hakim biri. Birçok cümlesi insanın göğsüne çörekleniyor resmen. Ezberi kötü olan bir benim bile, hala birçok cümlesini beynimde feveran ettirmesi, son dört sayfasını okurken kapıldığım tarifi zor o hissiyat... sözcüklerinin büyüsüne kapılmam, bunların tümü Şule'nin tam bir söz ustası olduğunun delilidir. Hayatın-ın tüm meşakkatliliğine karşın, bu kadar güçlü kalabilen bu kadın profilini, tanınması hususunda, öncelikli olarak hemcinslerine tavsiye ederim. Tüm bu koşturmacalar içerisinde girmiş olduğumuz kılıkların bizleri uzaklaştırdığı, boşluk hisssini, yokluk hissini, hiçlik hissini satır satır işlemiş. " Hayat evlenmek demekti, karı ya da koca demekti, çocuk ve ev demekti. Gerisi hep bunların etrafında, bunları sağlama almak için bir tuhaf gezinme, eşinme, kurcalama idi. İnsanın belgeseli yapılsa seyredilemeyecek kadar gönül yorucu bir sıkkınlık verirdi." Syf:159 Kitap 4 bölümden oluşuyor; 1- Ruhuna Fatiha 2- Akılsız Adam 3- Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi 4- Rüya İmiş 4 öykü karakterlerinin de çok benzerlik gösterdiğini söyleyebilirim. Her biri içinde yaşayan, içe dönük karakterler. Bunun için karakterlerin ayırt edici özellikleriyle not alarak ilerlemenizi tavsiye ederim. Örnek veriyorum: Hayırsız evlat, gamsız dost, yeni damat... Benim en beğendiğim ve bitmesini istemediğim öykü, 'Rüya imiş' başlığı altında olanıydı. Betimlemelerine okur kendini verebilirse çok şahane tablolar oluşturulabilir olduğunu düşünüyorum. Popülerleşmemiş olmasına da ayrıca sevindim. Biliyoruz ki popülerlik beraberinde farklı sıfatlar da doğurabiliyor. Herkesin okumasının yanlısı da değilim, ne yalan söyleyeyim... Çünkü, her insanın kendini bulabileceği ama her insanın bitirebileceği bir kitap değildi. Çok bariz belliydi ki; acının rengini, huyunu suyunu bilmeyenleri ilgi alakadar eden bir kitap değildi. Baba-çocuk ilişkisinden, karı-koca ilişkisinden, arkadaş-dost ilişkilerinden doğabilecek içsel, ruhsal ve psikolojik sorunları irdeleyerek, öykü halinde bizlere sunmuş. Bu tarz okumaların hitap ettiği okurlara yazılmış seçkin bir kitap. Anlayacağımız okur kitlesini-tiplemesini kendi seçmiş Şule. Zaten kitaplarının çok tutulmamasının en temel sebeplerinden bir nedeni de budur kanaatimce. Herkese değil 'bazılarına özel' yazmış olması. Okuyanlarının bir çoğuna dudak uçuklatmasının da bundan kaynaklandığını düşünüyorum. Esas itibariyle, kitabı uzun bir zamana yayarak okumamın; bana hem getirileri hem götürüleri oldu. Orta halli bir okuma sizlere tavsiyemdir. Ne çok hızlı ne çok yavaş, sindire sindire... Yazarı tanımak için güzel bir başlangıç olabilir. Kitabı bana hediye eden; hopshalalalaa Yazarı tanımam için çaba sarfeden; ahabibe En az benim kadar Şule'yi merak etmiş ve bir şeyler yazmamı isteyen dostuma; Muhammedckrr Şükranlarımı sunuyorum. Okumaya vakit ayırmış herkese teşekkür ederek, teşekkür merasimini sonlandırıyorum. Nilgün Marmara'dan ufak bir kıssa ile son vermek istiyorum; "Uçurumlar var, var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında, kendiyle kendi arasında, kendiyle başkası arasında..." (Kyrios & Maldoror)
Tepetaklak: Ben şimdi ne okudum, ne düşündüm, ne hissettim? Tanpınar'ın "Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor.” dediği geldi aklıma; bu kitap okuruna kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor. Öyle yoğun, öyle belirsiz ama bir o kadar da insanı yakalayan bir anlatım. Paragraf başlarının çok seyrek kullanılması da okurken o andan, duygudan çıkmanızı zorlaştırıyor. Baklava desenli eski yün yorganlar gibi insanın üzerine tüm ağırlığıyla çöküyor, huzuru ve huzursuzluğu aynı anda yaşatıyor. "Bu kitap benlik değil herhalde, belki sonra bir şans daha veririm" derken derken kendimi okumaktan alıkoyamadığım; her satırı bir ders kitabı gibi çizilse hakkı olan; aradan biraz zaman geçtikten sonra tekrar okumak, tekrar yazmak, çizmek, düşünmek ihtiyacı hissettiğim kitap. İyi ki tanıştık Şule hanım, iyi ki! (Ayşe Hilal Avcı)
Hayatın dikkate değer bulmadığımız o kadar detayı var ki. Detayların bir araya gelince kusursuz bir bütün olacağını düşünmek çok büyük bir yanılgı. Detaylar başka detayları beraberinde getiriyor çünkü. Mesela "pidenin bir top gibi olan başını koparıp ağzıma attım." O top olan kısmını hangimiz görmedik, hangimiz ağzımıza atmadık? Pidenin ucundaki o top, hayatın anlamsız bir detayı ama o detay bir metin içine yerleşince bizde başka detaylar beliriyor. Zamanlar, mekanlar ve bu ikisinin mütemmimi insanlar ...sevdiklerimiz ve secmediklerimiz... Sunay Akın'ın şu dizeleri mesela hayatın değer vermediğiniz detayları bağlamında çok hoşuma gider: "bilerek mi yanına almadın giderken başının yastıkta bıraktığı çukuru" Her sabah ardımızda bıraktığımız bu çukurlar neleri istiab edebilir? Hangi şiirde güçlü bir mısraya kusursuzca yerleşebilir? Sadece gözlem değil, her detayda anlam arama çabasının bir sonucudur bu. Ya da acı olacak ama dikkat çekici olsun için yorulan bir yazar/şair dikkatinin ürünüdür. *** Kendisi bir saat tamircisi olduğu için hep bir saati taklit ederek yazdığını düşünmek istedim Şule Hanım'ın. Saatin içinde nice çark planlı bir şekilde devrederken, bizim gördüğümüz yüzünde âşîna olduğumuz rakamlar zamanın akışını göstermektedir. Saate rastgele bakışlarımız bize zamanın mürurunu gösterir. Peşpeşe sıralanmış cümlecikler devasa bir cümleye evrilirken uzayan, neredeyse bitimsiz paragraflara dönüşen düşünce ve his akımı, kontrolü sadece yazıcıda kalan bir bütüne dönüşüyor. Okuyucuya bu metinde münfail olmanın keyfi ve şaşkınlığı düşüyor. *** Kalemtraşın içinde kalan kırık ucu görünce ve çıksın diye masaya vurup vurup da çıkmayınca gözlerine perde, kulaklarına ağırlık çöküyor mu? Öfkeyi mi anlattı acaba? En son ne zaman kurşun kalem kullandın? En son ne zaman kalemin ucu kırılıp da kalemtraşın içinde kaldı? En son nasıl bu öfke ile hallendin? Kendine itiraf et hangi zamana, hangi mekana yollandın şimdi? Bu kadar mı detaylar hayatın göz artı edilmiş satır aralarında. Eğer okuyacaksan boğulmaya hazır ol. *** Son olarak: belki ilk defa bir kitabı henüz bitirmemişken bir inceleme yazıyorum. Belki bir yazı daha yazarım kim bilir... (Vakti Garîbe Âlemi Muhal)
--reklam--
Coşkuyla Ölmek PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Şule Gürbüz - Coşkuyla Ölmek kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Coşkuyla Ölmek PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Şule Gürbüz Kimdir?
1974'de doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde sanat tarihi ile İspanyol Dili ve Edebiyatı, Cambridge Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldı. Antika saatlerin tamiri üzerine ustalaştı. Bu alandaki çalışmalarına 1997’de Dolmabahçe Sarayı’nda başladı. Çalışmalarını halen Milli Saraylar Müdürlüğü bünyesinde sürdürmektedir.
Ödülleri
2011 Türkiye Yazarlar Birliği Kamu Yayıncılığı Ödülü (Saat Kitabı)
2012 Oğuz Atay öykü ödülü (Zamanın Farkında)
--reklam--
Şule Gürbüz Kitapları - Eserleri
- Kambur
- Coşkuyla Ölmek
- Öyle miymiş?
- Zamanın Farkında
- Ağrıyınca Kar Yağıyor
- Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl Yoktur
- Saat Kitabı
--reklam--
Şule Gürbüz Alıntıları - Sözleri
- "Şimdi hiçbir şeyi sevmiyorum Yalnızca düşlüyorum" (Kambur)
- ve umut, kaygan bir peri (Ağrıyınca Kar Yağıyor)
- Tecrübe hataya mani değil hatayı tanımaya imkan imiş, ama sen hata yapmasan da ne yaptığını aslında bilemeyeceğini öğrendin. (Öyle miymiş?)
- Hayatla her anlaşmaya varan, varamayanın kederini artırır, onun garipliğine bir ilmek daha atar. Dünyayı her makul bulan onu ayıplayanı yalnızlaştırır, tuhaflaştırır, şartlarını her kabul eden ve ona göre davranan, yaşamada şart olmayacağını düşünenin önermesini daha da gizler, daha da bulunmaz yere saklar ve bunu arayanı da gitgide azaltır. (Coşkuyla Ölmek)
- her deniz anlamını ararken bulanık nehir gölgelerinin yaratılış günlerinde özlem nasılsa gidip gidip hep durmaktır kendinde (Ağrıyınca Kar Yağıyor)
- belki de bütün psikanalizi tersine çevirmek gerek; yaşamın saçmalığı rüyalarınkinden kat kat fazla. (Kambur)
- Ah, öne geçme nedir halbuki Öne geçme arkadan gelen herkesi bekleme demektir. (Öyle miymiş?)
- Herkesin kendi yerine yaşadığı ve kendi yerine öldüğü söylenir hep, ama herkes kendi de değil, kendi yerinde de. (Zamanın Farkında)
- Hiçbir şeyin yetmediği insana kitap yeter mi? (Öyle miymiş?)
- Öyle ya hayatı kim ölüden iyi bilirmiş. (Öyle miymiş?)
- Bir günü daha bitirmenin sevincini, yarına başlıyor olmam yarıda bırakıyor. (Kambur)
- bir zaman olayım ardında aradığı olmayan - (Ağrıyınca Kar Yağıyor)
- Her şeyin aranmasında ben bulunmaktım ama bir telaştan gizlenmiştim de... (Ağrıyınca Kar Yağıyor)
- "Allah bize lütuf verdi," denilir, belki sade mühlet vermiştir. (Öyle miymiş?)
- "Kadere bakan güneşe bakan gibidir, Işığı görür, sınırları algılayamaz." (Öyle miymiş?)
- - Huzursuzluktan kurtulmanın yolu nedir? - Daha da huzursuz olmaktır – ta ki artık seni rahatsız edene dek. (Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl Yoktur)
- Sabah uzun, öğle daha uzun, akşam kısa, gece nihayetsizdir. Çocukluk kısa, gençlik daha kısa, yetişkinlik uzun, ihtiyarlık bir akşam saatidir. (Öyle miymiş?)
- "zamanlara dair umudu ve sorumluluğu olmayanın niye saati olur ki" (Saat Kitabı)
- ve ölümün sorusuyla vuruldu içimin kapısı. (Ağrıyınca Kar Yağıyor)
- Yaşamdan iptalimi istiyorum... (Kambur)
Yorumlar
0 yorum