Kitap Künyesi
Yazar: Selim Gündüzalp
Yayın Evi: Zafer Yayınları
İSBN: 9799756836650
Sayfa Sayısı: 141
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 2 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dimyat, Mısır'da Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örtülmüş torbalar içinde buradan Anadolu'ya getirmiş.
Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi, Akdeniz'de korsanlar tarafından soyulmuş ve adamcağzın bütün altınlarını almışlar.
Binbir zorluk içinde İstanbul'a dönen pirinç tüccarı on yıl iflas etmiş. İstanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdaları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar.
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 2 Alıntıları - Sözleri
- Ahfeş' in keçisi gibi ARAP ALiMLERİNDEN Ahfeş, talebeliğinde derslerine ne kadar çalışırsa çalışsın başarılı olamazmış. O'nun bu halini gören hocası: "Senin bu halin ezberlediğin dersleri anlatmayışındandır. Çalıştığın bölümleri kime rastlarsan anlat, ancak o zaman aklında kalır ve başarılı olursun" demiş. Ahfeş, hocasının tavsiyesine uyarak önüne kim çı karsa çıksın, tutup ders anlatmaya başlamış. Ancak bir süre sonra etrafındaki herkesi bıktırmış. Ahfeş, bakmış olacak gibi değil. Pazardan bir keçi satın alarak ezberlediği dersleri ona anlatmaya başlamış. Her dersin sonunda keçiye "Anladın mı?" diye soran Ahfeş, hayvanın boynuna bağladığı bir ipi çekerek güya "evet anladım!" demesini sağlarmış. Keçi bu işe öyle alışmış ki, bir süre sonra ipe, urgana gerek kalmadan Ahfeş'in her sözünden sonra başını sallar olmuş . ••• Bu deyim, her söyleyene,her söylenene, her harekete düşünmeden gelişi güzel evet diyenler için, kullanı lır. 17 Akıl tahtası noksan (Tahtaları oynatmak) I STANBUL'UN enbüyük mezarlıklarından biri olan Karacaahmet, Usküdar semtinde bulunur. Eskiden bu semtin marangozları, normal işlerin yanında tabut yapımıyla da uğraşırlarmış Böyle bir marangoz dükkanında kalfa olarak çalışan pek evhamlı ve ödlek bir genç varmış. Onun bu zaafı nı bilen komşu dükkanlardaki arkadaşları da, kendisine etmedik eşek şakası bırakmazlarmış Günlerden bir gün, ustasının bir hafta için dükkanı tümüyle kendisine bıraktığı bir sırada, muzipliklerini iyice abartmışlar. Zavallıya, aklını oynatacak derecede ağır bir şaka yapmışlar. Zavallı kalfa bir ikindi üzeri dükkanda tek başına çalışırken, duvara Jayalı tahtalardan birkaçı kımıldamaya başlamış. Bir ikisi devriimiş ve arkalarından beyaz çarşaflara bürünmüş, elinde, tepesine bir kuru kafa takılı sopayla birisi çıkmış. "Usta, şu benim tabutu hala çakmadın mı? Ortada kaldım, bekletme beni" diye bağırmış. Zavallı kalfa "Tahtalar oynadı! Tahtalar oynadı tahtalar oynadı!" diyerek dükkandan fırlamış, çıkmış. Bir daha da aklını başına toplayamamış . ••• Bu deyim, aklından zoru olanlara, ya da böyle davranışlarda bulunanlara söylenir. 19 Ateş pahası V AKTİYLE, KANUNI SULTAN SÜLEYMAN adamlarıyla avianınağa çıkmış. istanbul'dan oldukça uzaklara gitmişler. Çok şiddetli bir yağınura tutulmuş lar. Islanmışlar, üstelik havada çok soğukmuş. Bir kömürcü kulübesine sığınmışlar, her ne kadar kendilerini tanıtmak istememişlerse de kömürcü işi anlamış. Bunlara hemen bol ateş yakmış, ısıtmış, sıcak bir şeyler ikram etmiş. Gidecekleri sırada Sultan Süleyman,ye ateş yaktığından dolayı kaç para borçları olduğunu sormuş, o da: "Yüz altın ver, yeter" demiş. Sultan bu miktarı çok bulduysa da, "ne yapalım borç borçtur" demiş ve parayı ödemiş . ••• Bu deyim, bir şeyin değerinin çok üstünde pahalıya satıldığı anlamında kullanılır 28 Balta koymak U ÇUNCU SELIM ve Ikinci Mahmud zamanlarında Yeniçeriler öylesine azıtmışlardı ki, yollarda kadınlara sarkıntılık ederler, hamamlardan kadın kaçırırlar, her tarafı haraca keserler, istediklerini zorla yaptırırlarmış. istanbul !imanına gelen ticaret gemilerinin komisyonculuğunu, zorbalıkları ile kendi ellerinde tutarlarmış. Geminin yükü ne olursa olsun, satış işine ancak Yeniçeri zorbaları karışır, elde edilen kardan dilediği kadarını kendilerine ayırırlarmış. Zorba, gemi limana gelir gelmez, kendi nişanı olan "balta"sını geminin bumuna asarmış. Bu geminin haracının ancak baltayı asana ait olduğu anlamına gelirmiş. Bunu gören yeniçeriler, "Bu gemiye balta konmuş" der ve dokunmazlarmış . ••• Bu deyim, birisinin yapacağı işe engel olmak, zorluk çıkarmak manasında kullanılır. 30 Ben yanarım yavruma, yavrum da yanar yavrusuna A DAMIN BiRi soğuk bir kış günü, evin damındaki karları temizliyormuş. Bu adamın annesi de oğlum üşür, hasta olur diye kaygılanıyormuş. Kadın oğlunu çağırmak için, evin dışına gelerek aşağıdan oğluna sesleniyor: "Yeter artık aşağı in" diyormuş. Oğlum yoruldu, terledi, hasta olur diye üzülen kadın, oğlunu aşağı ya indirmek için ne söyledi ise kar etmemiş. Kadın hz kundakta olan oğlunun oğlunu, yani torununu kucakladığı gibi, getirip karların üstüne bırakmış. Bunu gören adam, hemen aşağı inmiş. Kadın da: "Ben yanarım yavruma, yavrum da yanar yavrusuna" demiş . ••• Bu deyim, herkesin kendine ait bir derdi olduğunu anlatır. 34 Bir şeyin altından Çapanoğlu çıkmak Y OZGAT ŞEHRiNİN kurucusu Çapanoğlu Ahmet Pa şa, 1764 yılında Sivas valisi iken, görevden alınır ve kısa bir süre sonra da katledilir. Yerine, büyük oğlu Mustafa Bey, ondan sonra da kardeşi Süleyman Bey geçer. Süleyman Bey, Yozgat'ı bayındır hale getirdiği gibi, Amasya, Ankara, Elazığ, Kayseri, Maraş, Niğde ve Tarsus'u idaresi altına alır. Böylece, Orta Anadolu yük bir kısmına hükmeden Süleyman Bey, Çapanoğulları'nın şöhretini kısa zamanda her tarafa yayar. "Çapanoğlu" adı yalnız halk arasında değil, devlet adamları arasında da meşhur olur. Söylentiye göre, devlet memurlarından biri, halktan bazı kimselerin aleyhine verilecek kararı sonuca bağlamak için soruşturma yaparken, Çapanoğlularından birinin de adı olaya karışır. Çapanoğullarının halk üzerindeki nüfuzundan korkan bir diğer memur da, "Bu işi fazla kurcalama," der. "Altından bir Çapanoğlu çıkar." Memur da takibi yarıda bırakır . ••• Bu deyim, uğraşılan bir şeyin göründüğü gibi olmadığını, görünenden daha zor, daha karmaşık, daha kö tü olduğunu anlatmak için kullanılır. 38 Dimyat' a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak D İMYAT, MISIR'DA Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu'ya gelirmiş. Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi, Akdeniz'de korsanlar tarafından soyuimuş ve adamcağızın bütün altınlarını almışlar iflas etmiş. istanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. ••• Bu deyim, daha çok kazanayım derken, elde avuçta ne varsa hepsini harcayıp, tüketenleri tarif için kullanı lır. 55 Karaman 'ın koyunu, sonra çıkar oyunu K ARAMANOGLU Mehmet Bey'i mağlüp ederek oğlu Mustafa'yı da esir alan Çelebi Sultan Mehmet, Mustafa'ya sorar: "Söyle bakalım bir daha Osmanlı'lara silah çekecek misin, onlara karşı düşmanlık edecek misin?" Karamanoğlu elini kalbinin üzerine koyarak: "Padişahım, bu can bu tende kaldığı müddetçe daha böyle bir şey vaki olamaz, size yemin ederim," der. Padişah da onu affeder. Huzurdan çıktıktan sonra önceden koynuna soktuğu güvercini çıkarıp salıvererek: "İşte bu can bu tenden çıktı ve yemin de gitti. Bizim Osmanoğullarına düşmanlığımız sonuna kadar devam edecektir," demiş ... ••• Bu deyim, bir işin altından zamanla neler çıkacağı başından belli olmaz manasında kullanılır. Yaş tahtaya basmak E SKi DEViRLERDE de ahşap evlerin ve konakların umumi temizliği yapılırken, tahtalar arap sabunu ile ovulurmuş. Böyle anlarda ıslak tahtalar çok kaygan olup, üzerinde ayağı kayıp düşenler çok olurmuş. Sultan Harnit devrinde bir Gürcü Hasan Fehmi Paşa varmış. Hukuk akademisinde, dünya hukuku dersi okuturmuş. Daha sonraları Selanik ve Sofya'da Valilik de yapmıştı. Bir gün konağında temizlik yapılıyormuş. Tahta merdivenlerden inerken, ıslak basamaklarda ayağı kayan Paşa, düşmüş. Birkaç gün topaHayarak gezmiş. Hukuk talebeleri birbirleriyle fısıldaşarak: "Bizim hoca, yaş tahtaya basmış" diye bu olayı alaya almışlar. 125 Aşık atmak A ŞIK, koyunların bileklerinden çıkarılan bir kemik olup, bununla çocuklar çeşitli oyunlar oynarlar. Birinci çocuk, yere bir aşık atar. Bu aşığın duruşu tespit edilir. Sonra sıra ile çocuklar aşıklarını atarlar. Atılan aşığın duruşu, ilk atılan aşığın duruşuna benzerse, ilk atanın aşıklarını alır. Benzemezse kendi aşığını verir. Bu oyundan ilhamla; "Herkesle aşık atılmaz.", "Onunla aşık atılmaz.", "Benimle aşık mı atıyorsun?" şeklinde deyimler kullanılmaktadır. 135
- “Şu işkembeyi benim çiviye asıver de,akşam üzeri bir adam gönderirim gelip alır.Bizim hatun hamama gitmiş,evde yok da.”
- ARAP ALiMLERİNDEN Ahfeş, talebeliğinde derslerine ne kadar çalışırsa çalışsın başarılı olamazmış. O'nun bu halini gören hocası: "Senin bu halin ezberlediğin dersleri anlatmayışındandır. Çalıştığın bölümleri kime rastlarsan anlat, ancak o zaman aklında kalır ve başarılı olursun" demiş. Ahfeş, hocasının tavsiyesine uyarak önüne kim çı karsa çıksın, tutup ders anlatmaya başlamış. Ancak bir süre sonra etrafındaki herkesi bıktırmış. Ahfeş, bakmış olacak gibi değil. Pazardan bir keçi satın alarak ezberlediği dersleri ona anlatmaya başlamış. Her dersin sonunda keçiye "Anladın mı?" diye soran Ahfeş, hayvanın boynuna bağladığı bir ipi çekerek güya "evet anladım!" demesini sağlarmış. Keçi bu işe öyle alışmış ki, bir süre sonra ipe, urgana gerek kalmadan Ahfeş'in her sözünden sonra başını sallar olmuş . ••• Bu deyim, her söyleyene,her söylenene, her harekete düşünmeden gelişi güzel evet diyenler için, kullanı lır.
- ISTANBUL'UN en büyük mezarlıklarından biri olan Karacaahmet, Usküdar semtinde bulunur. Eskiden bu semtin marangozları, normal işlerin yanında tabut yapımıyla da uğraşırlarmış Böyle bir marangoz dükkanında kalfa olarak çalışan pek evhamlı ve ödlek bir genç varmış. Onun bu zaafı nı bilen komşu dükkanlardaki arkadaşları da, kendisine etmedik eşek şakası bırakmazlarmış Günlerden bir gün, ustasının bir hafta için dükkanı tümüyle kendisine bıraktığı bir sırada, muzipliklerini iyice abartmışlar. Zavallıya, aklını oynatacak derecede ağır bir şaka yapmışlar. Zavallı kalfa bir ikindi üzeri dükkanda tek başına çalışırken, duvara Jayalı tahtalardan birkaçı kımıldamaya başlamış. Bir ikisi devriimiş ve arkalarından beyaz çarşaflara bürünmüş, elinde, tepesine bir kuru kafa takılı sopayla birisi çıkmış. "Usta, şu benim tabutu hala çakmadın mı? Ortada kaldım, bekletme beni" diye bağırmış. Zavallı kalfa "Tahtalar oynadı! Tahtalar oynadı tahtalar oynadı!" diyerek dükkandan fırlamış, çıkmış. Bir daha da aklını başına toplayamamış . ••• Bu deyim, aklından zoru olanlara, ya da böyle davranışlarda bulunanlara söylenir.
- V AKTİYLE, KANUNI SULTAN SÜLEYMAN adamlarıyla avianınağa çıkmış. istanbul'dan oldukça uzaklara gitmişler. Çok şiddetli bir yağınura tutulmuş lar. Islanmışlar, üstelik havada çok soğukmuş. Bir kömürcü kulübesine sığınmışlar, her ne kadar kendilerini tanıtmak istememişlerse de kömürcü işi anlamış. Bunlara hemen bol ateş yakmış, ısıtmış, sıcak bir şeyler ikram etmiş. Gidecekleri sırada Sultan Süleyman,ye ateş yaktığından dolayı kaç para borçları olduğunu sormuş, o da: "Yüz altın ver, yeter" demiş. Sultan bu miktarı çok bulduysa da, "ne yapalım borç borçtur" demiş ve parayı ödemiş . ••• Bu deyim, bir şeyin değerinin çok üstünde pahalıya satıldığı anlamında kullanılır
- UÇUNCU SELIM ve Ikinci Mahmud zamanlarında Yeniçeriler öylesine azıtmışlardı ki, yollarda kadınlara sarkıntılık ederler, hamamlardan kadın kaçırırlar, her tarafı haraca keserler, istediklerini zorla yaptırırlarmış. istanbul !imanına gelen ticaret gemilerinin komisyonculuğunu, zorbalıkları ile kendi ellerinde tutarlarmış. Geminin yükü ne olursa olsun, satış işine ancak Yeniçeri zorbaları karışır, elde edilen kardan dilediği kadarını kendilerine ayırırlarmış. Zorba, gemi limana gelir gelmez, kendi nişanı olan "balta"sını geminin bumuna asarmış. Bu geminin haracının ancak baltayı asana ait olduğu anlamına gelirmiş. Bunu gören yeniçeriler, "Bu gemiye balta konmuş" der ve dokunmazlarmış . ••• Bu deyim, birisinin yapacağı işe engel olmak, zorluk çıkarmak manasında kullanılır.
- ADAMIN BiRi soğuk bir kış günü, evin damındaki karları temizliyormuş. Bu adamın annesi de oğlum üşür, hasta olur diye kaygılanıyormuş. Kadın oğlunu çağırmak için, evin dışına gelerek aşağıdan oğluna sesleniyor: "Yeter artık aşağı in" diyormuş. Oğlum yoruldu, terledi, hasta olur diye üzülen kadın, oğlunu aşağı ya indirmek için ne söyledi ise kar etmemiş. Kadın hz kundakta olan oğlunun oğlunu, yani torununu kucakladığı gibi, getirip karların üstüne bırakmış. Bunu gören adam, hemen aşağı inmiş. Kadın da: "Ben yanarım yavruma, yavrum da yanar yavrusuna" demiş . ••• Bu deyim, herkesin kendine ait bir derdi olduğunu anlatır.
- YOZGAT ŞEHRiNİN kurucusu Çapanoğlu Ahmet Paşa, 1764 yılında Sivas valisi iken, görevden alınır ve kısa bir süre sonra da katledilir. Yerine, büyük oğlu Mustafa Bey, ondan sonra da kardeşi Süleyman Bey geçer. Süleyman Bey, Yozgat'ı bayındır hale getirdiği gibi, Amasya, Ankara, Elazığ, Kayseri, Maraş, Niğde ve Tarsus'u idaresi altına alır. Böylece, Orta Anadolu yük bir kısmına hükmeden Süleyman Bey, Çapanoğulları'nın şöhretini kısa zamanda her tarafa yayar. "Çapanoğlu" adı yalnız halk arasında değil, devlet adamları arasında da meşhur olur. Söylentiye göre, devlet memurlarından biri, halktan bazı kimselerin aleyhine verilecek kararı sonuca bağlamak için soruşturma yaparken, Çapanoğlularından birinin de adı olaya karışır. Çapanoğullarının halk üzerindeki nüfuzundan korkan bir diğer memur da, "Bu işi fazla kurcalama," der. "Altından bir Çapanoğlu çıkar." Memur da takibi yarıda bırakır . ••• Bu deyim, uğraşılan bir şeyin göründüğü gibi olmadığını, görünenden daha zor, daha karmaşık, daha kö tü olduğunu anlatmak için kullanılır.
- Dimyat' a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak DİMYAT, MISIR'DA Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu'ya gelirmiş. Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi, Akdeniz'de korsanlar tarafından soyuimuş ve adamcağızın bütün altınlarını almışlar iflas etmiş. istanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. ••• Bu deyim, daha çok kazanayım derken, elde avuçta ne varsa hepsini harcayıp, tüketenleri tarif için kullanı lır.
- KARAMANOGLU Mehmet Bey'i mağlüp ederek oğlu Mustafa'yı da esir alan Çelebi Sultan Mehmet, Mustafa'ya sorar: "Söyle bakalım bir daha Osmanlı'lara silah çekecek misin, onlara karşı düşmanlık edecek misin?" Karamanoğlu elini kalbinin üzerine koyarak: "Padişahım, bu can bu tende kaldığı müddetçe daha böyle bir şey vaki olamaz, size yemin ederim," der. Padişah da onu affeder. Huzurdan çıktıktan sonra önceden koynuna soktuğu güvercini çıkarıp salıvererek: "İşte bu can bu tenden çıktı ve yemin de gitti. Bizim Osmanoğullarına düşmanlığımız sonuna kadar devam edecektir," demiş ... ••• Bu deyim, bir işin altından zamanla neler çıkacağı başından belli olmaz manasında kullanılır.
- ESKi DEViRLERDE de ahşap evlerin ve konakların umumi temizliği yapılırken, tahtalar arap sabunu ile ovulurmuş. Böyle anlarda ıslak tahtalar çok kaygan olup, üzerinde ayağı kayıp düşenler çok olurmuş. Sultan Harnit devrinde bir Gürcü Hasan Fehmi Paşa varmış. Hukuk akademisinde, dünya hukuku dersi okuturmuş. Daha sonraları Selanik ve Sofya'da Valilik de yapmıştı. Bir gün konağında temizlik yapılıyormuş. Tahta merdivenlerden inerken, ıslak basamaklarda ayağı kayan Paşa, düşmüş. Birkaç gün topaHayarak gezmiş. Hukuk talebeleri birbirleriyle fısıldaşarak: "Bizim hoca, yaş tahtaya basmış" diye bu olayı alaya almışlar.
- Aşık atmak AŞIK, koyunların bileklerinden çıkarılan bir kemik olup, bununla çocuklar çeşitli oyunlar oynarlar. Birinci çocuk, yere bir aşık atar. Bu aşığın duruşu tespit edilir. Sonra sıra ile çocuklar aşıklarını atarlar. Atılan aşığın duruşu, ilk atılan aşığın duruşuna benzerse, ilk atanın aşıklarını alır. Benzemezse kendi aşığını verir. Bu oyundan ilhamla; "Herkesle aşık atılmaz.", "Onunla aşık atılmaz.", "Benimle aşık mı atıyorsun?" şeklinde deyimler kullanılmaktadır.
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 2 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu kitap deyimleri nasıl Nerede kullanıldığını ve öykülerini anlatıyor. Bence çok güzel bir kitap deyimler Sözlüğü gibi hem bilmediğim deyimlerin anlamlarını hemde öykülerini öğreniyorum. (Betül Koçak)
Bu kitap serisi çocukların okuyacağı türden gibi gözüksede ben iyi bir deyim kullanıcısı olduğumu düşünmemekten kaynaklı başladım bu seriye çok keyifli tavsiye ederim,elimde kalemle bilmediğim yeni deyimler not ediyorum,yeni öğrenip en sevdiğim deyim ise : "Ahfeşin keçisi gibi" (Melâl)
Deyimlerin gerçek öyküleri: Deyimler ve atasözlerinin ortaya cıkış hikayelerini anlatan bir kitabı uzun zamandır okumak istiyordum. Denk gelince hiç kaçırmadım bir çırpıda okudum. Eser 7 ciltten olusuyor, bana 2. cilt denk geldi onun ile başlamış oldum. Kitabı cok sevdim, dili akıcı, konuyu kusa ve öz cümlelerle anlatıyor. (red john)
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 2 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Selim Gündüzalp - Deyimler ve Öyküleri 2 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Deyimler ve Öyküleri 2 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Selim Gündüzalp Kimdir?
1951 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Sırasıyla Adapazarı Kurtuluş İlkokulu’nu, Adapazarı Merkez Ortaokulu’nu ve Adapazarı Lisesi’ni okudu. 1979 yılında, Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu. 1968 yılında, ortaokul öğrencisiyken, günlük bir gazetenin tertip ettiği, bir şiir yarışmasıyla yazı hayatına başladı. Bir müddet basketbol ile ilgilendi. Zafer Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1977 yılının ilk aylarında ilk sayısı çıkan Zafer Dergisi’nde çalıştı.
“Ölüm ve Ötesi” adlı ilk kitabı 1985’de Cihan Yayınları’nda neşroldu. 1986’da Zafer Yayınları’nda, aile serisinde “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı çıktı. 1991 yılında “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı, küçük cep kitabı olarak basıldı. Ölüm Son Değildir 1, 2 ve 3 adlı kitapları, sırasıyla 1999, 2001 ve 2002 yıllarında basıldı. 1991 yılında Zafer Yayınları’nın da kurucusu olan Selim Gündüzalp, 2002’den itibaren toplamı 15 adet olan öykü dizisi kitaplarını çıkarmaya başladı.
2003 yılında “Deyimler ve Öyküleri” dizisini oluşturmaya başladı. 2003 yılında Zafer Yayınları’nın bir alt kuruluşu olan Uğurböceği Yayınları’nın kuruculuğunda da bulundu. Uğurböceği Yayınları’nda birçok kitabın yayına hazırlanmasında katkıda bulunmuştur. Ayrıca bu yayınevinde başka bir müstear isimle, çocuklara yönelik çalışmalar da yapmıştır. “Allah ve Dua”, “Allah ve Ümit” ve “Allah ve Aşk” isimli tefekkür kitaplarının, “Serap” isimli bir romanın da yazarıdır. Ayrıca “Asr-ı Saadetten Öyküler” adıyla bilinen bir diğer öykü dizisine ve daha birçok telif ve derleme kitaba da imza atmıştır.
--reklam--
Selim Gündüzalp Kitapları - Eserleri
- Başarı Öyküleri
- Sevgi Öyküleri 1
- Her Gün Özetidir Ömrün
- Deyimler ve Öyküleri 1
- Akıl Öyküleri
- Neşeli Öyküler 1
- Deyimler ve Öyküleri 2
- Düşündüren Öyküler
- Ümit Öyküleri
- Aile Öyküleri
- Sevgi Öyküleri 2
- Serap
- Deyimler ve Öyküleri 3
- Deyimler ve Öyküleri 4
- Neşeli Öyküler 2
- Dostluk Öyküleri
- Deyimler ve Öyküleri 5
- Yaşanmış Öyküler
- Tarih Öyküleri
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler
- Okul Öyküleri
- Deyimler ve Öyküleri 6
- Ölüm Son Değildir 1
- Allah ve Aşk
- Deyimler ve Öyküleri 7
- Adalet Öyküleri
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1
- Sultan Fatih
- Şifa Öyküleri
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -1
- Allah ve Ümit
- Ölüm Son Değildir 2
- Allah ve Sen
- Mehmet Akif Ersoy
- Allah ve Dua
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 3
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -2
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 2
- Ölüm Son Değildir 3
- Allah ve Hayat
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 3
- Muzlu Çikolata ve Kargalar
- Bir Gül Demeti
- Seni Seviyorum Anne
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 2
- Kudsi Hadisler
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 4
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -3
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri-5
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 5
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 4
- Çağları Aşan Sözler
- Allah'a Dair Sözler
- Fıkralı Atasözleri
- Her Güne Bir Öykü
--reklam--
Selim Gündüzalp Alıntıları - Sözleri
- Bu dalgalar, bizi bir ummana ulaştırır. Biz gibi bir damlayı, yok eder, varlık denizine taşır. Aşkın gücü de burada. Bir günde bitiyorsa sevgiler, olmaz olsun. Hesaba, kitaba, yarın kaygısına dayanan tüccar kalplerle işimiz yok. Böylesi sevgiler, asla yer etmesin, girmesin hiç dünyamıza. Kalplerimiz, kapalı dursun onlara karşı. Ucuz sevgilerin peşinden koşanlar, kendilerine âşıktırlar aslında (Allah ve Aşk)
- “Azrail Azrail Azrail, Sen âdilsin cellât değil.” Sefâ Kaplan (Ölüm Son Değildir 3)
- İman varsa, her şey var. (Allah ve Sen)
- ''Çoğu insan, kör bir hiddet yüzünden, yanından kolayca geçebileceği engellere çarpıp kalıyor.'' (Ümit Öyküleri)
- "En cüz'i hadisat dahi vukua gelmeden evvel hem mukayyeddir, hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hadisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir." (Ölüm Son Değildir 1)
- Belki de seni bugünlere getiren, geç kaldığına yandığın o günlerindir. (Serap)
- İnsan misafirdir, her yerde misafirdir. Evinde de, dünyada da, hayatta da... (Her Gün Özetidir Ömrün)
- ARAPÇA'DA ekmeğin adı, 'nan'dır. Osmanlıca'da "nan-ı aziz" diye geçer. Üç beş medrese talebesi, Ramazan'da köylere teravih kıldırmaya gidiyorlarmış. Köyün birinde muhtardan nan-ı aziz istemişler. Muhtar: "O dediğiniz naneden bizim köyde bulunmaz" demiş . Kamımız aç. bize nan gerek" diyen talebelere; "Açsanız ekmek getireyim, biz öyle nan e yemeyiz" deyince, mollalar gülüşmüşler ve nan ın anlamını açık lamışlar . ••• Bu deyim, hiç olmadık yerde yanlış bir söz söylemek ya da yanlış bir iş yapmak manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 1)
- ''Genç kalmanın,mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın üç sırrı vardır.Her gün gülmek,yaşama katacak mizah bulmak ve bir de rüyalarınız.İnsanın bir rüyası muhakkak olmalı.Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.'' (Başarı Öyküleri)
- Anladım ki; insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor görünse de, hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah'a yaklaşır, Allah da ona yaklaşır. Çünkü O, sevgiyi yaratandır! — Tolstoy (Ölüm Son Değildir 2)
- "O, ismi kitaplarda yazılı olan peygamberdir!" (Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4)
- Ya bu deveyi gütmeli Ya bu diyardan gitmeli (Deyimler ve Öyküleri 1)
- Hayat nasıl bir şey ki, çekirdekte yok ama ondan çıkan ağaçta var; yumurtada yok ama ondan çıkan civcivde var; bedenimizin inşasında kullanılan yapıtaşlarında eseri yok; ama biz canlıyız!.. (Allah ve Hayat)
- İnsan kalbi kadar çabuk değişen ne var ki. (Ölüm Son Değildir 2)
- "Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta." (Serap)
- Kişi eşyasını taşıyabiliyorsa, kendi taşımalıdır. (Bir Gül Demeti)
- “Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlananlar müstesna, kim iman ettiksen sonra tekrar kafir olur ve gönül rızasıyla küfrü kabul ederse, öylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap vardır. Onların hakkı pek büyük bir azaptır.” ( Nahl Suresi 106. Ayet ) (Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1)
- İşte dünyanın vaziyeti, programı böyledir: "Giden gelmez, gelen gider." (Ölüm Son Değildir 1)
- Çünkü asıl zehir sizin kafalarınızın içindeydi.. (Sevgi Öyküleri 1)
- SERAP NEDİR BİLMEYEN bir delikanlı, kervana katılmış. Sıcak mı sıcak Konya Ovası'nda giderlerken, çöldeki gibi serap görünmeye başlamış. Delikanlı , ırmaklar, göller, ağaçlar görür olmuş. Oğlancık, bu gördüklerini sahici sanarak, suda ıslanmasın diye paçalarını sıvamaya başlamış . Onu gören ihtiyardan biri: "Oğlum, o gördükleri n seraptır, insanı böyle aldatır. Dereye varmadan, paçaları sıvama demiş." ••• Bu deyim, "Acele etme, hele bir bekle. İş tam olarak ortaya çıksın, ondan sonra harekete geç" manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 3)
Yorumlar
0 yorum