Kitap Künyesi
Yazar: Turan Dursun
Yayın Evi: Berfin Yayınları
İSBN: 9789756680018
Sayfa Sayısı: 128
--reklam--
Din ve Seks Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Din gibi bir konuyu seksle bir arada ele almak inanırlarınca yanlış anlaşılabilir; ama, kutsal kitap kökenli de olsa, tabulaştırılmış birçok çağdışı kural (şeriat) bağımlılarının hangi nedenlerle bu kurallara (şeriata) yönlendirildiğinin öğretilmesi, öğrenilmesi gerekmektedir."
Tevrat'ta Seks - İlk Çift
İlk Cinayet ve Kadın
Allah'ın Oğulları - Adem'in Kızları
Tufan ve Yeniden Üreme
İbrahim Peygamber, Güzel Karısı Sara ("Sare") ve Mısır Hükümdarı
Lut Peygamberin Toplumu, Kızları ve Melekler
Tevratın Buyruğu ve Oğlancılık (Homoseksüellik)
Lut Peygamber ve İki Kızı
Yakup Peygamber, Karıları ve Cariyeleriyle İlişkisi
Onanizm (Mastürbasyon) Yani Kendikendine Tatmin
Yakışıklı Delikanlı Yusuf ve Efendisinin Güzel Karısı (Zeliha)
Yasak Aşk ve Yasak Cinsel Birleşme
Hayvanlarla Cinsel İlişki
Şimşon ve Kadın Yüzünden Başına Gelenler
Davud Peygamber ve Kadınlara Olan İlgisi
Kralın Kızı İçin Davud'un Göze Aldığı Tehlike
Davud ve Nabal'ın Güzel Karısı Abigail
(Arka Kapak)
--reklam--
Din ve Seks Alıntıları - Sözleri
- Kadınlar doğuştan erkeklere nazaran, daha yumuşak başlı, daha barış sever, daha sevecen, ev işlerine daha yatkın değillerdir. Bu özellikler kadının yetiştiği toplumsal yapının düşünsel ve ekinsel kökeni, kısaca kültür dokusuyla sıkı sıkıya bağlıdır.
- "Ve Rab Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım."
- İşlerinizde kadınlarla istişare ediniz... Onlar 'şöyle yapmalıdır' diye ne söylerlerse onun aksini yapınız; ki, doğru çıksın.
- İnsanın özgürlük alanlarını kısıtlayan en önemli öğe, ilk çağlardan itibaren, doğa güçlerine duyulan korkuları kutsallaştırmalarıdır.
- Burada şunu hemen belirtmek isteriz, insan bilimcilerin değişik topluluk ve toplumlarda yaptığı araştırmalar göstermiştir ki: Kadınlar, doğuştan erkeklere nazaran, daha yumuşak başlı, daha barış sever, daha sevecen, ev işlerine daha yatkın değillerdir. Bu özellikler kadının yetiştiği toplumsal yapının düşünsel ve ekinsel kökeni, kısaca kültür dokusuyla sıkı sıkıya bağlıdır. Saptamalara göre, basit tarım topluluklarında kadınlar, büyük oranda, tarlada belirli işleri yapıyorlarsa, bunun temel nedeni, çok uzun süre bakıma muhtaç olan çocuktan, ya da çocuklardan uzak kalmayacak işleri yeğlemelerinden kaynaklanır. Kadın, çocuklarına bakmak, onların sağlıklı büyümesini sağlamak çabasındadır. Çocuğunu beslerken bir gıda uzmanıdır; sayrılığa çözüm bulabilmek için yararlandığı otları karıştırırken, bir farmakologdur. Hangi otun hangi ağrıya iyi geleceğine karar verirken bir tıp doktorudur. Çok güçlü olan öğrenme yeteneği ile yüzyıllardan bu yana uygulanagelen yaşamı sürdürmenin doğal kurallarından da yararlanmaktadır. Yaşlı kadınlardan öğrendiği, deneyimlerden oluşan bilgi birikimlerini türdeşinin geleceğini güvence altına almak için kullanmaktadır. Bir sonraki günün hava durumunu, gelecek mevsimin nasıl geçeceğini, ürünün bol olup olmayacağını bilebilmektedir. Toplu yaşamaktan ve bireysel ilişkilerden kaynaklanan sorunların çözümleyicisi de kadınlardı. Bu bilge kadınlara kitaplı kutsallıklar çıktıktan sonra büyücü dediler. Böylece toplum içinde, bilge kadınlara öykünen yeni bir meslek dalı türetilmiş oldu. ... Toplumsal sorunlar da bilge kadınların denetimindeydi. Örneğin: Avlanma zamanı, kök toplama mevsimi, ertesi gün havanın nasıl olacağı konuları hep onlardan sorulurdu. Bilge kadınlar kendi cinslerinin yaşlılarından edindikleri bilgileri topluluklarına aktarıyorlardı. Ölmüşlerin ruhlarıyla iletişim kurabildiklerini söylüyorlardı. Zaman içinde kadınlar doğum işlerinde de yardımcı olmaya başladılar. Doğa olaylarıyla ilgili tahminlerinin tutması nedeniyle, artık tapınma derecesinde bağımlılık kazandılar. ... Kadınların biyolojik yapıları nedeniyle, gerekçesini o zamanlar tam bilemedikleri, bir yetenekleri daha vardı. Kadınlar doğuruyordu; yeni bir canlı dünyaya getiriyorlardı. Konunun o dönem insanı için ne denli korkutucu olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Kadının doğurması, onu toplum içinde ayrı bir konuma ulaştırmıştı. ... Kadın doğurduğu çocuğa bakabildiği gibi toplumsal sorunlarla da uğraşıyordu. Doğum olayını hiçbir erkek başaramamıştı. Hala da -şimdilik- başarabilmiş değiller. İleriki yıllarda ne olur bilinmez. Kuşkusuz, çok büyük bir olaydı kadınların doğurması. O günün insanı bu işi yaratıcılık yönünden ele alıyordu ve de öyle düşünmekte haklıydı. Toplumsal yaşamın her alanında yeniliklere imzasını koymuş olan kadın artık vazgeçilmez bir güç kaynağıydı. Bireyin, uzun süren, bakıma muhtaç çocukluk döneminin ardından, karşılaştığı doğa güçlerine duyduğu korku nedeniyle, insan yeni bir koruyucuya gereksinim duymuş olmalıdır. Uzun yıllar yeteneklerini görerek danıştıkları bilge kadını kutsallaştırdılar. "İnsanlık bir kez yaratma düzeyine erişip" yaşam koşullarını geliştirdikçe, çok yararlı ve sevgili bir varlık olan kadını Tanrıça ilan ettiler. İnsanlar bu kutsallığı, yontulara yansıttılar. "...Mağaralarına çizdikleri figüranlarla ölümsüzleştirdiler... Daha ileri uygarlıklarda gördüğümüz 'Ana Tanrıça' ve Yakın-Doğu'daki, Greco-Romen dünyasının 'Magne Mater' kültürün insanlık tarihlerindeki ilk örnekleri, Üst Paleolotik'te mağaraları süsleyen kadın figürleri ile başlamıştır.
- Mısır Tanrısı artık güneşi temsil eden Firavundu. Böylece güneşin aydınlattığı alanların sahibi sayıldılar. Yeni mesleklerini çok sevmiş olmalıydılar ki, Firavunlar bu yeni işlerini, yani Tanrılığı, başkalarına kaptırmak istemediler. Kızkardeşleri ile evlendiler. Böylece görev aile içinde kalacaktı. Güneş+Firavun=tanrı denklemi oluşturularak EMPERYALİZM yaratıldı. ... Tarım ürünlerinin stoklanarak saklanmasından çok daha önceleri, kadınlar ateşi kullanmaya başlamışlardı. Buluşları onlara yeni bir ün daha kazandırmıştı diyebiliriz. Kathleen Gough'a göre; "Ateşin bulunuşu", alet ve dilin gelişmesi sonunda aile hayatı başlamış olmalıydı. Ateş; ışığı, sıcaklığıyla önce barınağın, sonra da evlerin kalbi oldu. Artık pişirme işlevi başlamıştı. Sıcak yemek ev halkını birbirine bağlayan öğelerin başında geliyordu. "Pişirme olayı cinsler arasında işbölümünü de etkiledi." Bu cümleden olarak kutsallıklar yeni adlarla anıldı. Örneğin: Orta Asya'da Tanrıça yerine "Od Ana"yı devreye soktular. Ateşli kutsallıktan erkekler de yararlanmasını bildi; ilk kez kendilerine kadınlarınkine koşut yeni bir ad ve san yakıştırdılar. "Od Ata"yı icat ederek, Tanrı katına erkek cinsini soktular. ... Tanrıçalar dönemini kapatmak için Tanrıya yeni bir cinsiyet veriliyor; erkekleştiriliyordu. ... İnsanın özgürlük alanlarını kısıtlayan en önemli öğe, ilk çağlardan itibaren, doğa güçlerine duyulan korkuları kutsallaştırmalarıdır. "İlkel insan kümelerinde, ata korkusu ve nihayet, büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine geçen Allah korkusu, insanların kafalarında sayısız yasaklar yaratmıştır. Yasaklar ve hurafeler üzerine kurulan birçok adetler ve gelenekler insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır. O kadar ki, kişisel düşünce ve hareket özgürlüğü gibi bir hak kavramı bilinememiştir. Günümüz dinlerinin başladığı, Musa'dan hareketle, yaklaşık MÖ 1200'lerde Musevilik, sıfırıncı yılda doğduğu sayılan İsa'dan, Hristiyanlık; İS VII. yüzyılda çıkan Muhammed'in kurduğu İslamiyetle erkek Tanrı sayısı, her üç dinde ortak görüş olarak, teke indirildi. ... Yaradılış söylencesi aynı kalıp içinde İslam'a da yansıtıldı. Özetle: İnsanların korkuları "İyiyi ve kötüyü bilme"nin yaptırımı olarak, cennetten kovulup, cehennemde yanmaktır." ... Kadın potansiyel suçludur. Kolay mı? İnsanın cennettten kovulmasına neden olan bir suç işlemiştir. Yasak meyveyi hem kendisi yemiş, hem de Adem'e yedirmiştir. Aslında yasak meyve, kadın erkek arasındaki cinsel ilişkidir. Bu ilişki sonunda sağlıklı çiftler bir tür yaratma işlevi görmektedir... Halk arasında bu meyvenin elma olduğu sanılır; ama aslında, özgürlükleri kısıtlama ve kadını "potansiyel suçlu" ilan etmesi nedeniyle, bu meyve ayvadır. Yiyen ise, Adem'in temsil ettiği insanların tümüdür.
- ...tarih şunu kanıtlamaktadır ki her toplum, kadına verdiği değere oranla gelişir ya da ilkelleşir.
- "İlkel insan kümelerinde, ata korkusu ve nihayet, büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine geçen Allah korkusu, insanların kafalarında sayısız yasaklar yaratmıştır. Yasaklar ve hurafeler üzerine kurulan birçok adetler ve gelenekler insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır. O kadar ki, kişisel düşünce ve hareket özgürlüğü gibi bir hak kavramı bilinememiştir. "
- Osmanlı'da Padişah, toplumda şeriatı yasalaştırarak toplumun özgür düşüncesini kısıtlamıştır. Yukarıda açıkladığımız gibi "iyiyi ve kötüyü" bilmek özgürlüğünden yoksun olan Osmanlı ümmetinde gelişme durmuş, sonunda çökmüştür. Konuyu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten dinleyelim: "Milleti uzun yüzyıllar aymazlık içinde bırakan çeşitli nedenler arasında gerçek noktayı, bir sözcükle belirtmiş olmak için diyebilirim ki, tüm yoksulluklarımızın kesin nedeni, zihniyet sorunudur. İnsanlar ve insanlardan oluşan toplumlar her şeyden önce tüm bireyleriyle tutarlı bir düşünceye sahip olmalıdırlar. Zihniyeti zayıf, çürük, bozuk olan bir toplumsal kurumun tüm çalışma ve çabaları boşunadır. İtiraf etmek zorundayız ki, tüm İslam dünyasının toplumsal kurumlarında hep yanlış zihniyetler egemen olmuştur. Bu nedenle, ...doğudan batıya kadar İslam ülkeleri düşmanların ayakları altında çiğnenmiş ve düşmanların tutsaklık zinciri altına girmiştir."
- Kadın ve erkek, ancak birlikte oldukları zaman mutluluk meyvesini tadabilirler.
- Osmanlı'yı çökerten, Tanrıya olan inanç ya da inançsızlık değildir. Ümmette oluşan zihniyettir. Bu sözcüğün» dilimizdeki karşılığı, "düşünsel doku"dur. Toplumlarda düşünsel dokuyu, içinde yaşanılan kültürel yapı oluşturur. İmparatorluktan başlayarak, Osmanlı'da ümmetin kültür dokusu şeriat kurallarıyla tutsak edilmiştir. Çağın gereklerine uygun bilimsel bulgulara katkı sağlayıcı çalışmalar başlatılmamıştır bile. Teknoloji yerine, şeriatın Yahudi ve Hıristiyan inancından üstün olduğu üzerinde çalışılmıştır. İşgal ettiği ülkeleri kendi kültürel baskısı altına alacağına, şeriatın buyruğunu uygulamayı yeğlemiştir. Yüzlerce yıl önceki kurala göre yenilen devletten sadece vergi almakla yetinilmiştir. İşgal edilen ülkeleri sömürgeleştirmek, ekonomik ve endüstriyel yönden yararlanma yoluna gidilmemiştir. Anadolu'da erkekleri sadece savaşta asker kaynağı olarak kullanmıştır. Kadınları da erkeklerin tarlası olarak görmüşlerdi. "İyiyi ve kötüyü bilmek" yasağının potansiyel suçlusu kadın, sadece cinsel açıdan ve biyolojik yönden düşünülmüştür. Çocuklara Türk top-lumlarının genlerinden gelen ulusal bağlılık ve dayanışma duygusu, yurt ve ulusseverliği, diğerkâm yaşam biçimi unutturulmuş-tur. Bunların yerini şeriat kökenli mezhep ve tarikatçılık almıştır. Evrensel boyutlarda barışseverlik, akla bile getirilmemiştir. Ulusalcılığa dayalı koruyucu bir sevgi, asla yaşanmamıştır.
- Kadın potansiyel suçludur. Kolay mı? İnsanın cennetten kovulmasına neden olan bir suç işlemiştir. Yasak meyveyi hem kendisi yemiş, hem de Âdem'e yedirmiştir.
--reklam--
Din ve Seks İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Tarla derken?: Bu kitaba inceleme yazısı yazıp yazmama konusunda çok kararsız kaldım. Nedeni herhangi bir linç girişimi ya da şikayet değildi. Gerçekten hakkını verebilecek miyim acaba düşüncesiydi. İnanç sahibi birisiyim. Ama bu demek değildir ki inançsız insanlara lanet ediyorum; ya da farklı inanışta olanları hor görüyorum. Ben vicdanıma göre hareket ediyorum. Önceden de pek çok kez belirttiğim gibi benim dinim vicdanımdır. Yani sadece kutsal kitapta yazıyor diye bir şeye körü körüne bağlanamam. Benim Allah'ım bu tür şeylere asla izin vermez asla. Benim Allah'ım diyorum, çünkü kutsal kitapta yazan Allah'la benim Allah'ım bir olamaz. Allah en büyük bağışlayansa eğer, bu tür şeylerin olmasına da izin vermez bence. "Çifte standart" da uygulamaz. Ayrıca bu kitapların taraflı yazıldığını düşünüyorum artık. Dikkat ettim de, hep kadınların bir eşya gibi alınıp verilmesi olayı var kitapta. Ödül olarak. "Sen şunu yap sana kızımı vereceğim; bunu da yap öteki kızımı da vereceğim". Bu ne bu? Kadınlara verilen değeri mi gösteriyor, yoksa kadının bir eşya olarak görüldüğünü mü? Mesela ben buna karşıyım. Daha sonra Lut kavmi olayı. Peygamberin kızlarını Sodom'lulara sunması, melekleri korumak adına.. Neden kadınların bir fedai gibi sürekli sunulması gerekiyor? Neden bir ödül olarak ya da rehine olarak veriliyor? Ve bu nokta değil de eşcinsellik olayına odaklanılıyor? Sevgi ne zamandan beri kötü bir şey oldu? İki insanın birbirini sevmesi ne zamandan beri kötü bir şey oldu? Bakın Lut Kavmindeki taciz tecavüz olaylarından bahsetmiyorum dikkat ederseniz, sadece eşcinsellikten bahsediyorum. Ayrıca Lut Peygamber'in kızlarını sunması sonucu olacak şey de bir taciz tecavüz değil midir? Hiç bu şekilde düşünülmüş müdür? Hayır. Neden? Çünkü Peygamber izin verdiyse öyle bir şey olamaz değil mi.. Davud Peygamber'e gelelim. Hani şu 100 karısı ve 300 cariyesi olan.. Bu dinen uygunsa bile ben kabul etmiyorum. Etmek zorunda da değilim arkadaş! Bu eğer benim Müslüman olmadığımı gösterecekse varsın öyle olsun. Seks deyince hep kadınların günah keçisi ilan edildiği bir inanışta, saygınlık olabilir mi? Yusuf Peygamber'in pek çok kadınla ve cariyeyle birlikte olması, bir "erkeklik" göstergesiyse ben buna nasıl saygı duyayım? Sevginin lanetlendiği, ikili ilişkilerde sürekli "kadının baştan çıkarıcılığı", erkeğin de "sütten çıkmış ak kaşık" olarak "dayanamadığı" bir anlayışa ben nasıl saygı duyayım? Eski çağlarda, İslamiyet gelmeden önce, toplumlar kadınlar tarafından yönetilirmiş. Dolayısıyla kadınlar el üstünde tutuluyor. Bu demek değil ki erkekler eziliyor. İnsanlar güven içinde, mutlu ve huzurlu bir biçimde yaşıyorlarmış. Ne zaman ki erkeklere de ünvan veriliyor ve erkekler başa geçiyor, o zaman savaşlar başlıyor, din adına.. Kadının bir meta olarak görüldüğü bir dinden bahsediyorum ve şu ayetle bitiriyorum yazımı: Bakara Suresinin 123 ayetine göre, Tanrının seslenişiyle: "Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır. Tarlanıza istediğiniz gibi gelin, istikbal için hazırlıklı olun." Tarla derken? (Yazgı Yurdaarmağan)
Her zaman beğenerek okuduğum bir yazardır Turan Dursun. İmamlık ve müftülük geçmişinden dolayı yazdığı yazıların doğru olduğuna inandığım ender yazarlardandır. Yıllarca dini bir eğitim almış (babası da imamdır) ve yaşamında dinden başka bir şey olmamıştır. Ve buna rağmen; ailesini ve işini kaybetme hatta ve hatta yaşamını kaybetme uğruna doğru bildiklerini söylemekten çekinmemiş ve yazılarını yazmıştır. Bizler bilinçlenelim diye bir gün evinden çıkarken vurulmayı ve bu cinayetin üstünün kapanmasını bile göze almış nadide yazarlardandır. Zaten bildikleri ve yazdıkları doğru olmasaydı, neden öldürsünlerdi ki? Din ve Seks adlı kitabında da; başta İslamiyet olmak üzere bütün dinlerde kadınların sadece seks objesi olarak düşünülmesi, dinin sekse dayanması, dinlerin erkek egemenliğini yaymak için çıkarılmış bir baskı aracı olduğu anlatılıyor. Kalemine, cesaretine, kalbine ve sorgulayan beynine sağlık Turan Dursun. (Son Ay)
Bu kitaptan yaptığım alıntılar için birkaç takipçi kaybettim ama olsun, "Gerçek İslam bu değil" düşüncesinde olan insanlarla takipleşmemek her zaman daha iyidir zaten. Çünkü ne kadar görmek istemeseler de gerçek İslam bu. Din bu. Kitap iki bölüme ayrılmış, ilk bölümde Turan Dursun'un, Tevrat ve Kur'an ağırlıklı olmak üzere cinselliğin ve seksin geçtiği ayetler ve hadisleri anlatışını okuyoruz. Bu kısımda karşılaştırma yapılırmış gibi bir anlatım var ama genele baktığımızda Tevrat'ta geçen örneğin devamında Kur'an'a nasıl yansıdığını göstermiş, yani karşılaştırma yapmışsa bile bu bağlamda yapmış. Mesela Habil ve Kabil hikayesini Tevrat'a göre anlatmış, bu iki ismin Kur'an'da geçmediğini söyleyip bırakmamış. Neden geçmediğine dair açıklamalar getirmiş. Veya Tevrat'ta farklı Kur'an'da farklı anlatılan hikayelerin neden farklı olduklarını anlatmış, yani hikayeleri anlatıp atlamamış, gerekli açıklamaları yapmış. Bahsedilen örneklerin Sümer, Asur, Babil kökenlerini anlatmış, Yunan ve Roma'ya değinmiş, mesela Pandora efsanesini Azra Erhat'ın yorumuyla aktarmış bize. Bu açıdan çok dolu bir kitap, aramadığınız şeyleri bile bulabiliyorsunuz. İkinci bölüm ise Turan Dursun'un yakın arkadaşı Gürbüz Tüfekçi'nin ağzından yazılmış, bu iki yakın arkadaşın yıllar boyunca aralarında geçen konuşmalar baz alınarak bir sentez oluşturulmuş ve çeşitli başlıklar altında incelenmiş. Bu başlıklar ilk bölümdeki gibi din ağırlıklı değil de daha çok tarih ve siyaset-politika odaklı. Yeri gelmiş Atatürk'ün din hakkındaki düşünceleri alıntılanmış, yeri gelmiş dinin Türk toplumlarındaki yeri Cumhuriyet öncesi ve sonrası şeklinde incelenmiş. Bu kısım daha yoruma dayalı, dini doğrularla ilgilenmiyor diyebileceğimiz bir kısımdı. Sıkıcı değildi ama bu kitapta çok da yeri yoktu, kitabın başlığına yakışmıyordu. Kitabı sadece ilk kısmı için bile okumanızı öneririm, okuması keyifli ve düşündüren bir kitaptı. Yeni birkaç şey öğrenmekle birlikte zaten bildiğim şeylerin üzerine düşünmemi sağladı, bu kitapla dini bir kez daha sorgulama fırsatı buldum diyebilirim. Okumadan önce alıntılarıma bakıp kitapta neyle karşılaşacağınıza dair bir fikir edinebilirsiniz. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar. (orpheus)
--reklam--
Din ve Seks PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Turan Dursun - Din ve Seks kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Din ve Seks PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Turan Dursun Kimdir?
Turan Dursun (1934 - 4 Eylül 1990), Türk yazar, düşünür, eski imam ve müftü. İbnü'r Râvendî'nin tâkipçilerindendir. Yapmış olduğu araştırmalarında İslâmiyeti ve peygamberi Hz. Muhammed'i ağır bir şekilde eleştirmiştir. Monoteistik dinler tarihi eğitimi görmüştür. Ateist olmadan önce imam ve müftü olarak çalışmıştır. Daha sonra 1966 yılında TRT'de işe başlamış ve 10 sene boyunca dini içerikli programlar yapmıştır. Emekli olduktan sonra, 1989 yılında, 2000'e Doğru dergisinde haftalık yazılar yazmaya başlamıştır. İslâm dinini açıkça eleştirdiği için köktendinci İslamcılar tarafından ölümle tehdit edilmiştir. 4 Eylül 1990'da evinin önünde köktendinciler tarafından düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetmiştir.
1934'te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Gümüştepe köyünde dünyaya geldi. Ailesinin sekiz çocuğundan biriydi. Annesi Kürt, babası Türktür.[4] Beş yaşındayken bütün ailesiyle birlikte Ağrı’nın Tutak ilçesine dedesinden kalma yerlere tekrar sahip olmak ve oraları işletmek maksadıyla göç ettiler.
Ailesi ve eğitimi
Babası, aileyi geçindirmek üzere köylerde imâmlık yapmaya başladı. Kıt kanâat geçinen babasının tek arzusu, oğlunun Basra ve Kûfe’deki din alimleri gibi, çok kuvvetli bir din eğitimi alarak eşi benzeri görülmemiş bir din âlimi olmasıydı. Bu amaca yönelik olarak babası oğlunu yatılı din okullarına, Kur'an kurslarına ve birçok ünlü hocanın yanına eğitim alması için gönderdi. Bu hocalardan dinî eğitim alabilmek için Ağrı'dan Muş'a, Adana'ya ve oradan da Türkiye'nin birçok şehrine, kasabasına ve köyüne gitti. Biri hariç bütün hocalarından bedava ders gördü. İşte bu hocadan ders alabilmek amacıyla kendisinden istenilen, o zamanın parasıyla 100 TL'yi ödeyebilmek için hem esans satmaya, hem de hocalık yapmaya başladı. Kendisine hocalık yapan bu kişi ise daha sonraları Ankara Elmadağ Müftülüğü'ne atandı.
Diyânet İşleri Başkanlığı’nın İlâhiyat Fakülteleri’nde sürdürdüğü Sünnî-Hanefî-Mâtûridîyye İ'tikadî mezhebi ana ilkelerine dayalı olarak Monoteistik dinler tarihi eğitimi almaya karar verdi. Askerlik çağına ulaşana kadar Kürtçe, Çerkezce ve Arapça öğrendi.
Müftülük yılları
Müftülük sınavını kazandıktan sonra ilkokul diploması olmadığı için tayini yapılamadı. Bu yüzden İstanbul Mahmutpaşa İlkokulu'nu kısa sürede dışarıdan bitirdi. Sivas müftüsü iken de ortaokulu dışarıdan bitirdi.
İlk imâmlık deneyimlerini askere alınmadan önce Tarsus'a bağlı Baltalı köyünde yaptı. Askerliğinden sonra İstanbul'da bulunan İsmailağa ve Üçbaş medreselerinde hocalık yaptı. Daha sonra müftülük yapmaya başladı. İlk olarak Tekirdağ'da müftü yardımcısı olarak göreve başladı. Ardından Gemerek'te, Altındağ'da, Sivas'ta ve son olarak da Sinop'un Türkeli ilçesinde müftü olarak görevde bulundu. 1958 yılında başlayan müftülük görevi 1966'da son buldu.
Müftü iken İslâmiyeti, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği hem kendi kaynaklarından, hem de diğer kaynaklardan yararlanarak daha detaylı bir şekilde birbiriyle karşılaştırarak kökenlerini aramaya yönelik çalışmalar yürüttü. Yürüttüğü bu yoğun çalışmaların yanında efsaneleri ve hikâyeleri de okudu. Sürdürdüğü bu yoğun çalışmalar esnasında okuduğu efsane ve hikâyeleri kutsal metinlerdekiler ile kıyaslayan Dursun'nun dinî inancında büyük sarsıntılar meydana geldi. Neticede, dinî inancında tezâhür eden bu dilemmanın etkisi altında kalarak müftülük görevinden istifâ etti.
Prodüktörlük ve yazarlık yılları
Bir arkadaşının önerisiyle Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nda ambar memurluğu, malzeme memurluğu, koruma memurluğu ve evrak memurluğu gibi görevlerde çalıştı. Ardından prodüktör sınavlarına girdi ve başarılı oldu. Bundan sonra TRT Kültür Müdürlüğü'nde dinî yayınların hazırlanmasında prodüktör olarak çalıştı ve birçok yapıma imzasını attı. Bunlardan en çok yankı uyandıranlar ise şunlardır: Tarihte Türkler, Başlangıcından Bu Yana İnsanlık ve Akşama Doğru. Araştırmasını kendisinin yaptığı ama bir türlü yapımına izin verilmeyen Birinci Büyük Millet Meclisi Öncesi ve Sonrası adlı bir projesi vardı. TRT'deki 16 yıllık görevinden 1982 yılında emekliye ayrıldı.
1987 yılında Doğu Perinçek'le tanıştı ve onun yardımıyla 2000'e Doğru adlı dergide Din Bilgisi adında bir sayfada yazmaya başladı. Daha sonra Saçak, Teori ve Yüzyıl gibi dergilerde de yazdı. Bunun yanı sıra birçok kitabı yayına hazırladı. İbn Haldun'un Mukaddime adlı eserini Türkçeye çevirdi. Hazırlamakta olduğu kapsamlı Kur'an Ansiklopedisi'nin ancak ilk 8 cildini tamamlayabildi.
Ölümü
Turan Dursun, 4 Eylül 1990 tarihinde İstanbul'da evinden işine giderken uğradığı bir silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Dört yıl sonra, İslami Hareket Örgütü'ne yönelik operasyonda cinayetin çözüldüğü açıklandı. Örgüt üyesi Arif kod adlı Tamer Aslan, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde verdiği ifadede Turan Dursun'un öldürülmesine nasıl karar verdiklerini şöyle anlattı:
“ Mesut (kod adlı İrfan Çağrıcı), yazarlık yapan ve yazdığı yazılarda Hz. Peygamber efendimizle kutsal Kur'an-ı Kerim'i küçük düşüren Turan Dursun'un öldürülmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine benimle kod adı Kemal olan kişiyle önce bu konuya itiraz ettik. Çünkü bu şahıs öldürüldüğünde basın bu olayı abartılı olarak halka yansıtacak, bundan dolayı da şahsa kötülükten ziyade iyilik yapmış olacağız kanaati benimle Kemal'de hakimdi. Biz bu görüşümüzü Mesut'a ilettiğimizde bizimle 15 gün görüşmedi. Mesut, tekrar Turan Dursun'un öldürülmesi olayını yinelemesi üzerine ben ve Kemal olayın istihbaratını yapmak üzere görev aldık. „
Bu cinayetle ilgili yakalanan İslamî Hareket Örgütü üyelerinden İrfan Çağrıcı, müebbet hapisle cezalandırılmış olup halen tutukludur. Turan Dursun cinayetinin tetikçisi olan Muzaffer Dalmaz ise halen yurt dışında firardadır.
Turan Dursun anısına her yıl Turan Dursun Araştırma ve İnceleme Ödülü verilmektedir.
Uzmanlık alanları
Fıkıhçı, İslam Hukukçusu
Kelamcı, İslam Kelamcısı
Hadis Bilimcisi
Doğu Bilimcisi
Din Etnoloğu
Eserleri
Kulleteyn
Turan Dursun'un çocukluk dönemlerine ilişkin otobiyografik romanıdır. Kitabın sonraki ciltlerinin, yazarın vurulduğu 4 Eylül 1990'da evinden sivil polisler tarafından alındığı öne sürülmüştür.
Kitap, yazarın 11 yaşına kadar aldığı din eğitimi dönemini anlatır. Pek çok baskısı yapılan kitap, çizgi roman olarak da yayımlanmıştır.
Diğer
Allah
Din Bu-1 (Tanrı ve Kur'an)
Din Bu-2 (Hz. Muhammed)
Din Bu-3 (İslamda Toplum ve Laiklik)
Din ve Cinsellik
Dua
Evren Bir Şaka mı?
Kur'an
Kur'an Ansiklopedisi (8 cilt)
Kutsal Kitapların Kaynakları (3 cilt)
Müslümanlık ve Nurculuk (1971)
Şeriat Böyle
Ünlülere Mektuplar
Çevirileri
İbn-i Haldun'un Mukaddime adlı eseri (2 cilt)
Hakkında yazılan kitaplar
Abit Dursun, Babam Turan Dursun
Abit Dursun, Turan Dursun ve Aydınlanma
Şule Perinçek, Turan Dursun Hayatını Anlatıyor
--reklam--
Turan Dursun Kitapları - Eserleri
- Din Bu-1: Tanrı ve Kur'an
- Din Bu-2: Hz.Muhammed
- Kulleteyn
- Din ve Seks
- Din Bu-3
- Din Bu 4: Tabu Can Çekişiyor
- Allah
- Kutsal Kitapların Kaynakları 1
- Evren Bir Şaka mı?
- Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III
- Turan Dursun Hayatını Anlatıyor
- Müslümanlık ve Nurculuk
- Kur'an
- Kutsal Kitapların Kaynakları 2
- Kutsal Kitapların Kaynakları 3
- Dua
- İlhan Arsel'e Mektuplar
- Şeriat Böyle
- Başlangıcından Bu Yana İnsanlık
- Ünlülere Mektuplar
- Allah, Kur'an, Dua, İman
- Kuran Ansiklopedisi
- İbn Haldun'da Uygarlıkların Yükselişi ve Çöküşü
--reklam--
Turan Dursun Alıntıları - Sözleri
- Hangi müslüman ülkeye giderseniz gidiniz, göreceğiniz şey, insanların her alanda geri kalmışlığı, akılcılıktan ve özgürlük denen nimetlerden yoksunluğu, müptezel yaşama alışmışlığı olacaktır. (Şeriat Böyle)
- Ebû Hureyre'den bir aktarılışa göre de Peygamber anlatırken arkadaşlarıyla arasında şu konuşma geçer: -Bir kul günah olan ya da akrabalık bağını koparmaya götürecek şeyi istemedikçe onun duası sürekli olarak kabul edilir. Elverir ki ivedilik göstermesin. (Dua)
- Kur'an'da kimi ayetlerde, Muhammed'in ve Kur'an'ın "nâs"a, yoruma göre insanlığa gönderildiği bildirilirken, En'am Suresinin 92. ve şura Suresinin 7. ayetlerine göre, yalnızca "Ümmü’l-Kura" yani Mekke ve çevresine gönderildiği bildiriliyor. Hiçbir tanrı inancında rastlanamaz ki, "Eksiksiz", "Bilgisi Sonsuz" diye nitelenen bir Tanrı, birini önce bir yere, dar bir çevreye Peygamber olarak göndersin, sonra da "şimdi seni tüm insanlığa Peygamber yaptım!" desin. (Din Bu 4: Tabu Can Çekişiyor)
- İnanç karanlıktır ,aydınlık kesimdeyse "Bilgi" var. Bilginin ışığı önünde, karanlık pek dayanmaz.Bir mum ışığı bile , kocaman bir odadaki karanlığı yırtıp yenebiliyor. (İlhan Arsel'e Mektuplar)
- "Biz varolan bilimin bilginleriyiz..." demiş Montaigne. (Evren Bir Şaka mı?)
- Tek bir insan bile toplumun büyük bir ihtiyacına yanıt verdiği zaman, büyük bir ışık oluyor. (Turan Dursun Hayatını Anlatıyor)
- Ölüm korkusu, en berbat korkulardan. Epikür de bu görüşte. Ama şu görüş de onun: "Kimileri, eski mitolojilerde olduğu gibi, sonsuza dek talihsiz ve felaketli geçecek bir gelecekten korkarlar. Ya da hiç olmazsa, ölümün meydana getirdiği her çeşit duygudan yoksunluğu, insan için büyük bir acı gibi alırlar. Ve ruhun, bu hissizlik içinde bile acı duyacağını sanırlar. Oysa bizim yaşadığımız, bulunduğumuz yerde ölüm yoktur. Ölümün bulunduğu yerde de biz yokuz." (Kutsal Kitapların Kaynakları 1)
- Dürüstlük, açıklıktadır. (Şeriat Böyle)
- İsteklerimin en başında da din-şeriat hastalarının iyileşmesinde ve yeni hastaların doğmasını önlemede biraz katkı sağlamak. (Şeriat Böyle)
- En'am Suresi'nin 39. ayetinde, "Allah kimi dilerse onu saptırır ve kimi dilerse onu doğru yola koyar" denir. (Kutsal Kitapların Kaynakları 1)
- Din ve çıkar çevreleri, Kur'an üstüne bir "kuşku" kondurmak istemiyorlar. Ama bu kuşkuyu önlemeye güçleri yetmez. Bu kuşkuyu yok etmek için ellerinde "kanıt" yoktur. Her şeyden önce, "Kur'an'ın orijinalleri'ni göstermeleri gerekir. Bunu hiçbir yerde bulamazlar. Çünkü hiçbir yerde yoktur. Çünkü yakılıp yok edilmiştir. (Din Bu 4: Tabu Can Çekişiyor)
- Montaigne de der ki: " İnsan, en az bildiği şeye en çok inanır. " (Başlangıcından Bu Yana İnsanlık)
- “‘Yer’, ‘gök’ ya da ‘gökler’ gibi ‘birden-bire’ yaratış, ‘yoktan var ediş’ de efsanelere ve dinsel inançlara özgü deyimlerdir. Bilime göreyse ‘hiçbir şey yoktan var olmaz’ ve birdenbire oluşup meydana gelmez. Her şeyin bir öncesi, bir geçmişi vardır. Ve her şey bir süreç içinde giderek ve değişerek olur. Yıldızlar, gezegenler, bu arada dünyamız ve dünyamızdaki yaratıklar da böyle oluşmuştur. Bir süreç içinde, gelişerek, değişerek…” (Başlangıcından Bu Yana İnsanlık)
- İncelemeleriyle ilgi çeken bir yazanmız: "Arkeolojik araştırmalar, dinsel tasarımların, ancak elli bin yıldan beri var olduklannı tanıtlamıştır. Demek ki, insan, yirmi milyon yıl, din düşüncesinden uzak yaşamıştır" (Kutsal Kitapların Kaynakları 1)
- Ruh da, cisim de Allah’ın eseridir. (Din Bu-2: Hz.Muhammed)
- Çok rahat düşünülebilir ki, İbrahim'in kendisi de aynı dinsel inançtaydı. Yani "yıldıza tapar"dı. Kur'an'da onun "hanif' diye nitelenmesi de bunu anlatır. Çünkü "hanif" sözcüğü, "Arami-Süryani" dilindeki "hanefo" ya da "hanifu" biçimindeki sözcüğün "Arapçalaşmış"ıdır ve "putatapar", "Sabiî=yıldızlara tapar" anlamlarına gelir. (Kutsal Kitapların Kaynakları 1)
- Savaş sırasında "barış"a yönelen ve barış önerenlerle "barış antlaşması" yapılabilir. Bu antlaşma yürürlükte olduğu sürece, saldırı "caiz" olmaz. Saldırı, barışa ve antlaşmaya yanaşmayanlara karşı söz konusudur. İslam inanırları arasında da her zaman "barış" oluşturmak için gereken çaba harcanmalı. (Kuran Ansiklopedisi)
- İslami ideolojinin gerçek sahipleri ideolojinin siyaset alanına yayılmasını işleyen dini çevreler de sorunu şiddet yoluyla çözmeye yöneldiler. Önce radyolarında, dergilerinde tehdit ettiler. Daha sonra öldürme eylemlerine başladılar. Bu kitabın yazarı öldürüldü. Öldürülünce din kurtuldu mu? (Allah)
- Beş duyu ile bilinemeyen, duyulardan gizlenen ruhi varlıkların bütünüdür. Bu anlamda melek ve şeytanlar da CIN sözünün kapsamına girer. Her melek cindir ama, her cin melek değildir. (Evren Bir Şaka mı?)
- -"Yüce Tanrı'mız ('Rabbunâ') her gece, gecenin sonunda üçte biri kaldığında birinci kat göğe iner ve şöyle der: -Kim bana dua eder? Duasını hemen kabul edeyim. Kim benden ister? Hemen istediğini vereyim. Kim benden bağışlanmasını diler. Hemen bağışlayayım." (Dua)
Yorumlar
0 yorum