Kitap Künyesi
Yazar: Mine Söğüt
Yayın Evi: Heyamola Yayınları
İSBN: 9789756121917
Sayfa Sayısı: 112
--reklam--
Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir kentin tarihini, coğrafyasını, toplumsal hayatını, geçirdiği değişimleri, insan tiplerini, atmosferini, doğal güzelliklerini, unutulan değerlerini, yeme içme kültürünü, gecesini gündüzünü, yazını kışını, folklorunu, eğlence hayatını, daha bin türlü özelliğini, herkes kendince görür. Tarihçi başka, coğrafyacı başka, turizmci başka, asker başka, öğretmen bambaşka bir gözle görür ve kendi bakış açısıyla yazmak ister.
Ama bir yazar-edebiyatçı, kendince bir duyarlıkla yaklaşır kentine. Çevresine gönül gözüyle bakar. Kendisini değişik insanların yerine koyar, onların yüreğiyle de hissetmeye çalışır, öylece yazar... Yazar yazdığı zaman, birçok kimse o yazıda kendi duygularını, düşünüp de söyleyemediklerini bulur. Kendisinden önce yazılmış olanları da anımsamak ister...
Bu düşünceden yola çıkarak, İstanbul'un kırk semti, kırk farklı edebiyatçı-yazar tarafından kaleme alındı. Okurla aynı zamanda buluşan bu kırk kitaplık dizi hem bir ilk olması hem de İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'ne armağan olması açısından yüksek değer taşımaktadır.
--reklam--
Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler Alıntıları - Sözleri
- Aslında bütün tarihler ve talihler döne döne ilerler, her dönüşte bir tarafın yüzü güler diğer tarafa acı düşer.
- Hangi cam kırıklarını yiyerek büyürse çocuklar, o camların rengini ve keskinliğini alırlar. O camların kanattığı yaralara benzer hem çocuklar, hem çocukluklar.
- Artık kimin kim olduğunu öğrenmek istemiyorum. Oysa bu mahallede herkesin hikayesi kimliğiyle başlıyor. Kaderler burada kimliklere göre paylaştırılmış.
- Bir ölü hiç yaşayanlar için üzülür mü?
- Kimin öyküsüne mercek tutsanız, hangi hayatın peşine düşseniz mutlak bir acı üzerine inşa edildiğini görürsünüz. Üstelik sadece bu mahallede değil, her yerde.
- Sana o günleri anlatsam. Masallarla mösyöleri anlatsam. Ayıp mi olur? Sen de bana Nevruz'u anlatırsın. Düğünleri anlatırsın. Zılgıtları anlatırsın. Ağır govendleri... Türkü söylersin kendi dilinde. Ve gülersin. Yine kendi dilinde. Ağzını, başındaki yemeniyle kapata kapata ve o kınalı ve büyük ellerini dizime vura vura. Birlikte güleriz. Ben kendi dilimde, sen kendi dilinde. Sonra ben sana en sorulmayacak soruyu sorarım. "Kendi" ne demek biliyor musun Hevida.
- Yeryüzünde herkes iki hayat birden yaşar . Biri tenine dokunan gerçek hayattir, öbürü aklını başından alan hayali hayat.
- Bir dinler, bir de asklar her millette birbirine benzer demistik degil mi, bir de huzun.
- Mahallede cenaze çıkmayan, düğün olmayan ev yok. Düğünlerde çingene cümbüşü, Kürt zilgitini bastırıyor . Cenazelerde çingene ağıtları , Kürt ağıtlarınin yanında sönük kalıyor
- Nasıl bir dünya burası ? Herkes nereye gitti. Dilimi konuşan kimse yok mu?
- Onlar ve biz. Yakami ömür boyu bırakmayacak iki zamir. Onlar ve biz. Beyazlar ve siyahlar. Bahtsız doğanlar ve ayrıcalıklı doğanlar. Kadim bir kast sistemi. Yasalar karşısında insan ne kadar eşit olursa olsun, hayatın tam merkezine dikilen ve hiç bir yasayı tanımayan acımasız bir eşitsizliğin kirbaciyla yaralanıp duran bir düzen.
- Hiçbir kötü, bir diğer kötüden daha az ya da daha çok kötü değildir. Her kötü kendi kimyası içinde aynı acıyı verir.
- Keşke dünya herkesin birbirine hikayesini anlattığı kocaman bir sahne olsaydı. Belki herkes durup karşısındakinin hikayesini can kulağıyla dinlese, anlasa, anlayabilse, kimse kimseye düşman olmazdı. Oysa insanlar sadece kendi hikayelerinden mesulmüş gibi yaşıyorlar. Kimse başkalarının kaderinde kendi hissesi olabileceğini sezmiyor.
- o başkalarının cehennemde cennet rüzgarları estirmeyi beceren büyücü bir kavmin kadim üyeleri olduğunun gizli işaretleriyle donatılmışlardı.
- Hayat, katılaşmaya yüz tutmuş kimyası bozuk bir sıvı ağır ağır aşağıya doğru akıyordu. Ve ben bu kimyanın oluşmasında payıma düşen sorumluluğu bir türlü tarif edemiyordum.
--reklam--
Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ben kitabı beğendim. Ayrıca Dolapdereyi de çok merak ettim. İyi mi oldu kötü mü bilmiyorum ama bir kere gidecegim. Yazar, oraya gidip bir çok incelemede bulunmuş , insanlar ile konuşmuş. Sade ve anlaşılır bir dili var Mine Söğüt 'un. O yüzden kitap da hemen bitiverdi aslında. Dolapderede bir çok cesit insan olduğunu , neyken ne olduğunu gözler önüne sermiş yazar. Ben beğendim orta kararda. (Gùle)
Müthiş bir duyarlılıkla dokunmuş Mine Söğüt hem bu semtin hem de Istanbul'un tarihine ve insanlarına..."Eğer tarihi kazananlar değil haklı olanlar yazsaydı, bugün hayat tüm dünyada ve bu mahallede bambaşka olacaktı." (Seyla)
Mine Söğüt‘ün kaleminin farklılığı, o değişik hayal gücü gerçekten çok muazzam. Farklı bir hayal gücüyle İstanbul’un çok merak edilen sokaklarına doğru keyifli bir yolculuk. (Baykuşun Gözlüğü)
--reklam--
Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mine Söğüt - Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mine Söğüt Kimdir?
Babası bir deniz subayı olan Mine Söğüt, ortaöğrenimini Kadıköy Kız Lisesi'inde tamamladığı 1985 yılında babasını kaybetti. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde girdi.
Gazeteciliğe 1990 yılında Güneş Gazetesi'nde başladı, İnsan Hakları Servisi'nde muhabirlik yaptı. Güneş Gazetesi'nin kapanmasından sonra Tempo Dergisi ve Yeni Yüzyıl gazetesinde çalıştı.
1993 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin düzenlediği yarışmada, Haber dalında mansiyon aldı. 1996-2000 yılları arasında Haberci adlı televizyon belgeselinin metin yazarlığını yaptı. 1999-2001 yıllarında Öküz dergisinde yazdığı yazılarla tanındı. Profesyonel gazeteciliği bırakan Söğüt, 2001-2005 yılları arasında Cihangir Postası adlı yerel bir gazetenin gönüllü editörlüğünü yaptı.
Mine Söğüt'ün ilk kitabı, Adalet Cimcoz: Bir Yaşam Öyküsü Denemesi isimli biyografidir. İlk romanı Beş Sevim Apartmanı / Rüya Tabirli Cin Peri Yalanları'ndan sonra Kırmızı Zaman adlı ikinci romanı ve Doğan Kardeş adlı kitabı yayımlandı. 2006 yılında Pınar Kür'le yaptığı "Aşkın Sonu Cinayettir" adlı söyleşi kitabı Everest yayınlarından çıktı. 2007 yılında üçüncü romanı "Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979" yayınlandı.
Karikatürist yazar/bahadir-baruter ile evlidir.
--reklam--
Mine Söğüt Kitapları - Eserleri
- Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey
- Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler
- Şahbaz'ın Harikulâde Yılı 1979
- Beş Sevim Apartmanı
- Deli Kadın Hikayeleri
- Kırmızı Zaman
- Adalet Cimcoz - Bir Yaşamöyküsü Denemesi
- Milyonluk Manzara
- Aşkın Sonu Cinayettir
- Darbeli Kalemler
- Bütün Yönleriyle Özal ve Dönemi
- Gergedan
- Sevgili Doğan Kardeş
- Alayına İsyan
--reklam--
Mine Söğüt Alıntıları - Sözleri
- Kadınların evlendikten sonra soyadlarının değişmesi ve hayatlarına bambaşka bir insan olarak, yepyeni bir kimlikle devam etmeleri insanı nasılda çıkmaza sokuyor. (Adalet Cimcoz - Bir Yaşamöyküsü Denemesi)
- Gerçek, yolu gösteren en iyi ışıktır. Sadece gerçeği bilerek evrendeki tüm soruların cevabını bulabilirsin. Ama evren kurnazdır. Gerçeği hep saklar. Yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. Kimi zaman bir arpa boyu da olsa , insan gerçeğe baktığında hep ilerler. (Şahbaz'ın Harikulâde Yılı 1979)
- Kimin öyküsüne mercek tutsanız, hangi hayatın peşine düşseniz mutlak bir acı üzerine inşa edildiğini görürsünüz. Üstelik sadece bu mahallede değil, her yerde. (Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler)
- Tanrı dünyayı altı günde yarattı. Yedinci gün utandı. (Gergedan)
- “Sahi insan ölünce içindeki şarkılara ne oluyor sen bilirsin. Ölüden avucuna hiç şarkı döküldü mü daha önce? Benim döküldü. Küçük oğlum öldüğünde, avuç avuç ninni döküldü avucuma.” (Deli Kadın Hikayeleri)
- "Cesaret insanın hayatta kalmasını sağlayan kadim genlerden biridir." (Kırmızı Zaman)
- Kadınını altına alıp ezen erkek, halkını altına alıp ezen devletin yapıtaşıdır. (Alayına İsyan)
- Bu silah satışları üzerinden devletler ve şirketler hem açık hem de gizli politik anlaşmalar yaparlar. Legal olarak üretilen silahların bir kısmı o yüzden yeraltına kayar. Tüm devletler silah kaçakçılığına kör ve sağırdırlar. Yeraltında dönen illegal ekonomi aynı zamanda yeryüzünü de besler. Cumhurbaşkanları, başkanlar, krallar, kraliçeler ve diktatörler bu ekonomilerden semirirler. Dağa çıkanlar ve kışlaya girenler ellerindeki silahın kimi öldüreceğiyle aslen ilgilenmezler. Gözlerini kapar ve vatan için ve direniş için ve bayrak için ve kurtuluş için ve toprak için... tetiği çekerler. (Alayına İsyan)
- Belki mucizelere inanmak hasta ruhların en iyi ilacıdır ama mucizelere kanmak kimi zaman ölümcül bir hastalıktır. (Beş Sevim Apartmanı)
- Benim başım artık kendimle dertte... (Beş Sevim Apartmanı)
- "Hayat tuhaflıklarla doludur ve katlanılabilir olmasını bu tuhaflıklara borçludur." (Kırmızı Zaman)
- Korkunun gölgesinde akıl fakir kalır. (Beş Sevim Apartmanı)
- Artık kimin kim olduğunu öğrenmek istemiyorum. Oysa bu mahallede herkesin hikayesi kimliğiyle başlıyor. Kaderler burada kimliklere göre paylaştırılmış. (Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler)
- “Benden ne istediğinizi öğrenemedim, beni sevip sevmediğinizi hiç bilemedim” (Deli Kadın Hikayeleri)
- İlerki yıllarda yaptığım analizler sonucu anladım ki, aşk benim için her zaman mutluluktan çok, mutsuzluğu içermiş. En mutlu olduğumu sandığım anlarda bile hep mutsuzluğu beklemişim. Son diye bir şeyi aklıma getirmediğim zaman bile bilinçaltımda bir yerde hazırlanıyormuşum sona. Bitmeyen aşk yok yani. (Aşkın Sonu Cinayettir)
- "Evin dilini de anlıyormuşsunuz?" "Evet?" "Mesela pencereler ... şu an bir şey diyorlar mı?" "Onu hatırlamıyorlar bile ... " "Öyle mi? Neden? Yaşarken hiç dışarı bakmadığı için mi?" "Hayır, ölürken bile sırtını onlara döndüğü için." (Deli Kadın Hikayeleri)
- "Deliliğin cazibesi ne kadar tehlikelidir bilemezsiniz.." (Deli Kadın Hikayeleri)
- "Kadınların en büyük zaafı, kendilerine yakıştırılan genel ahlakın gerçekten kendilerine yakıştığına kanmalarıdır." (Alayına İsyan)
- Sakın bana ismimi sormayın Sakın gözlerimin tam içine bakmayın Yanımdan geçerken bana dokunmayın. Varsayın ki burada değil, oradayım. Oraya siz gelemezsiniz. Köprüleri yıktılar, gemileri yaktılar, yollar kayboldu. Ben başkayım. Ben uçurumlar kadar tehlikeli Dereler kadar tekinsiz Rüzgarlar kadar esriğim. (Deli Kadın Hikayeleri)
- “İstemek başarıyı baştan çıkarır.” (Beş Sevim Apartmanı)
Yorumlar
0 yorum