Kitap Künyesi
Yazar: İskender Pala
Tasarımcı: Utku Lomlu
Yayın Evi: Kapı Yayınları
İSBN: 9789944486699
Sayfa Sayısı: 370
Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Anasır-ı Erbaa "dört öğe", "dört element" demek. Biz ona "Dört Güzeller" dedik. Hani hepimizin bildiği toprak, su, hava ve ateş... (Terra, aqau, aer, ignis)... Yerkürenin galaksideki oluşumunu sağlayan dört unsur bunlar. Kimyada bir bütün veya bir yahni oluşturan şeylerden her biri.
(...)
Bilim ilerledikçe dört elementin sayısı her gün birkaç tane daha artıyor ve periyodik cetvelin listesi gittikçe uzuyor. Şimdilik bu sayı 121 olarak biliniyor. Ve biz artık elmasın bir tek elementten oluştuğunu, sofra tuzunun iki, şekerin üç element bileşimi olduğunu, cep telefonunun kırk element içerdiğini, insanın otuz elementten yaratıldığını acı gerçekler olarak biliyoruz. Dört element ise insanların hayatı yaşarken bir an olsun farkına varmadıkları bir detay gibi duruyor artık. Yine de, ne zaman bir kum tanesinde dünyayı görsek, ne zaman bir nisan yağmurunda ıslansak, ne zaman güzel bir müzik veya hoş bir koku duysak, ne vakit bir ocağın çıtırtısında hayallere dalsak, değil dünyayı, cenneti görmüş gibi oluyoruz. Bize o duyguyu veren işte o önemsemediğimiz dört öğedir. Gözünüz ister gökyüzüne ve yıldızlara, ister okyanusa veya yağmura, ister bir yangına veya ışığa, isterse bir ağaca veya mezara bakıyor olsun... Anasır her yerde bizi kuşatıyor, sarıp sarmalıyor. Şefkatli bir anne gibi...
Bu kitabın içinde "Dört Güzeller"in kültür ve medeniyet boyutuyla tanışacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)
Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş Alıntıları - Sözleri
- Hakikat bir damla suda gizlidir.
- Kadın erkeğe (ve tabii erkek kadına), genç yaşlıya (ve elbette yaşlı da gence), yay da oka muhtaç... Velhasıl kainattaki her şey bir başka şeye muhtaç...
- Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş, Maviliklerde sefer etmek Bir sahilden çözülüp gitmek Düşünceler gibi başıboş
- Bir alev halinde düştün elime Hani ey gözyaşım akmayacaktın?
- Elden ne gelir; bari temiz havanın lüks tüketim malzemeleri arasında sayılmasından Allah bizleri korusun.
- Ülkemin ırmakları dışarı akar Neden bilmem can havliyle akar
- "Anlatırlar ki Ibrahim ateşe doğru uçarken yanında küçük bir kuş belirdi.İbrahimin yanında kanat çırpıyordu.İbrahim sordu: "A zavallı,ne yapmaya çalışıyorsun?" "Sana yardıma geldim ey elçi." "Şu küçücük cüsse ve minicik kanatlarla bana nasıl yardım edebilirsin ki?" "Sahi edemez miyim?O halde seninle uçayım da kimin yanında olduğum belli olsun." Bu kuş,ateşe İbrahimle birlikte girdi.İbrahim için çiçek bahçesi olan ateş onun için gülistan olmuştu.O günden sonra kuşa bülbül derler ve gül ile bülbülün hikayesi ateş üzerinde başladı.O günü unutmamak için bütün güller ateş renginde açtı ve bütün bülbüller gül dalına konup gülün açılışını seyrederken İbrahim gibi yüreklerini kanattılar."
- "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli"
- Ve insanlar hâlâ dünyanın kendi çevrelerinde döndüğünü sanıyorlar!..Acayip; garayip.
- "Mistiklere göre insan,etten ve kemikten değil ,gönülden ibarettir.İnsan maddeden ziyade mana ,kabuktan öte öz,dıştan artik iç,arazdan çok cevherdir.Bu yüzden gönül "Allah'ın evi'dir,Rab oraya tecelli eder.Gönüldeki ışık da O'nun ışığıdır."
- Eskiler " Kirli su yoktur, kirletilmiş su vardır." derlermiş. O vakitlerde süte hile için şu katmak, suya hakaret sayılırmış. Aziz ve leziz su! Öyle aziz ki, her şeyin sudan yaratıldığı bildirilmiş, suyun neden yaratıldığı bildirilmemiş. Tıpkı ruh gibi o da gizli bir hazinenin içinden çıkar.
- Eskiler, kirli su yoktur, kirletilmiş şu vardır, dermiş.
- Allah katında O'nun korkusuyla dökülen gözyaşı damlasından veya Allah yolunda akıtılan kan damlasından daha makbul olsun.
- " Varalım kûy-ı dil-ârâya gönül Hû diyerek Kokalım güllerini gonca-i hoş-bû diyerek Şerbet-i lâli hayâli bizi öldürdü meded Gidelim kuyuna yarin bir içim su diyerek" I.Mahmud " Ey gönül! Gel 'Huu!' diyerek sevgilinin yurduna varalım ve 'Ne hoş kokulu bir gonca bu' diyerek bağındaki gülleri koklayalım. Yetişin dostlar, sevgilinin dudağındaki lezzetin hayali bizi (hasretle) öldürdü... Çare ve şifa aramak üzere gelin artık sevgilinin kapısına 'Bir içim su!" diye dilenerek varalım."
Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Olmadı: 25 yıldır İskender Bey'in kitaplarının neredeyse hepsini okuyan biri olarak kendisinin de zaman zaman şikâyet ettiği "popüler olma" ve "su akarken testi doldurma" yoluna girdiğini görmek üzücü. Klişe cümleleriyle, köpük bağlantıları ve yazım yanlışlarıyla - musahhihten mi kaynaklı bilemiyorum - çabucak bitmesini istediğim bir kitap oldu. Yakışmadı. (doğan hoca)
Veda Zamanı: Ve veda zamanı, her kitap bitiminde içimde burukluk hissederim. Yavaş yavaş okurum bir kitabi, çünkü o kitap kolay kaleme alinmadi. Emeğe saygı duyarım. Zaten bir çırpıda okunacak yavan kitaplar da pek bana göre değil zaten. Özellikle kitap bu kitap gibi deneme türündeyse. Bir haftadan daha uzun zamanımı aldı yoğun zamanlarımda yoldaşım olduğu, beni huzura kavuşturduğu için yazara ve esere minnettar kaldım. Zira İskender Pala' nın edebiyatimizdaki yeri tartışılmaz. Divan edebiyatına ilişkin incelemelerini okudum ve aldığım her romanını tereddüt etmeden aldım. Bu kitabı merak edenlere şunları söylemem gerekiyor: Eğer Osmanlıcaya ve eski edebiyata ilginiz varsa özellikle tavsiye ederim. Çünkü dili ağır gelebilir. Birçok beyiti yazar açıklamış ama yine de ilgili değilseniz bu bölümler size sıkıcı gelebilir. Bunun dışında insanı doğa ile buluşturan, ne kadar ayrı kalsak ya da değerini göz ardı etsek de dört temel elementin yaradılışımızdaki yerine muazzam vurgular yapmış. Şimdi toprağa her baktığımda onun bir parçası olduğumu, denizle her buluştuğumda doğadaki döngüsünü nasıl kusursuzca tamamladığını, rüzgar tenime değdiğinde içimde kopan fırtınalarin boyle küçük rüzgarlarla başladığını ve ateşe yaklaştığımda bir imtihanın içinde olduğumu tebessümle anımsıyorum. Bu kitabı okumak zaman kaybı değil kendinize yapacaginiz büyük bir iyilik. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. (Fadime Uzel Boztaş)
Hayatımızı hatta bedenimizi oluşturan dört öge. Toprak, Su, Hava, Ateş. İskender Pala'nın deyimiyle Anasır-ı Erbaa. Hepimizin günlük hayatlarında sık sık kullandığı kelimeler. Ama hiç araştırma gereği duymayız bu kelimeler ne anlamları ifade eder, içlerinde ne taşır, geçmişten bugüne bizlere neler sağlar. Hiç düşünmeyiz. İskender Pala hayran olunası bilgi birikimi ve araştırmaları sonucunda Dört Güzeller kitabında tam da bunlara yer vermiş. Her ögenin hem bilimsel yönleriyle hem de bizim için ne anlamlara çıktığından detaylıca bahsedilen deneme yazılarından oluşuyor kitap. Tarihten bugüne kadar bir çok olay bir çok hikaye anlatılıyor. Kitabı okurken sizi şaşırtan bir çok bilgiye rastlayacaksınız. Ve bu kitaptan sonra bu dört öge sizde daha başka anlamlar ifade etmeye başlayacak. Okudum bitti bir kitap değil bana göre. Unutmak insanoğlunun yaradılışında var. Bu kıymetli bilgileri unutmamak, sürekli hatırlayabilmek ve en önemlisi kıymet bilmek adına ara ara açıp okunulası bir kitap benim açımdan. Tavsiyemdir. (Elif Yılmaz)
Kitabın Yazarı İskender Pala Kimdir?
İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.
1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.
1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.
1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.
1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.
1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.
1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.
1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.
1997 yılında Öğretim yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.
İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.
Ödülleri :
1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)
2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,
2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,
2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü
2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,
Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü
İskender Pala Kitapları - Eserleri
- Şah ve Sultan
- Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
- Od
- Kitab-ı Aşk
- Aşkname
- Aşina Güzeller
- Ah Mine'l-Aşk
- ... Ve Gazel Yeniden
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
- Atasözleri
- Ayine
- Katre-i Matem
- Boğaziçi'ndeki Mücevher
- Divan Edebiyatı
- Divane Güzeller
- Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş
- Düşte Kalan
- Efsane Güzeller
- Gözgü
- Gül Şiirleri
- Güldeste
- İki Darbe Arasında
- Hayriyye
- İki Dirhem Bir Çekirdek
- Kadılar Kitabı
- Kahve Molası
- Kırk Ambar
- Kırk Güzeller Çeşmesi
- Kırkıncı Kapı
- Kudemanın Kırk Atlısı
- Leyla ile Mecnun
- Mir'at
- Muhteşem Şair Muhibbi
- Müstesna Güzeller
- Perişan Gazeller
- Perî-şan Güzeller
- Su Kasidesi
- Şair Fatih: Avni
- Şairlerin Dilinden
- Şiirler Şairler Meclisler
- Şir-i Kadim
- Tavan Arası
- Akademik Divan Şiiri Araştırmaları
- Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi
- Aşka Dair
- Mevlana
- Efsane
- Hoş Sadâ
- Kırklar Meclisi
- Lale Devri
- Mihmandar
- İstanbulcunun Sandığı
- Bülbülün Kırk Şarkısı
- Şahane Gazeller 1
- Üstatlar konuşuyor
- Fetih ve Fatih
- Nurundandır Bütün Nurlar
- Mesela
- İstanbul Bir Rüya
- Karun ve Anarşist
- Şahane Gazeller 2
- Şahane Gazeller 3
- Uzmanlar Konuşuyor
- Barbarossa
- Tarihimiz Konuşuyor
- Türk Dili ve Kompozisyon
- Yunus Emre
- Şahane Gazeller 1- Fuzuli
- Nabi
- Naili
- Namık Kemal'in Tarihi Biyografileri
- Necati
- Nedim
- Nef'i
- Şeyh Galip
- Aşkî
- Baki
- Fatih Sultan Mehmet
- Fatih'in Şiirleri
- Abum Rabum
- İtiraf
- Kalp
- Akşam Yıldızı
- Şiirin Sultanları
- Ortaöğretim için Divan Şiiri
- Ahmed Paşa
- Jennifer’ın Düğünü
- Darbe: Kan ve Sultan
- Aşk Bir Zamanlar
- Neyzen Tevfik
- Vali Hanım
- Süleyman
- Leyla ile Mecnun
- Nizamülmülk
- Kılıçarslan
- Kervan
- Düşte Kalan
- Güldeste
- Mevlanâ Celaleddin
- Ah Mine'l Aşk
- A-71
- Şehir ve Kültür İstanbul
İskender Pala Alıntıları - Sözleri
- Aşk da, âşıklık da en güzel meslektir bize. Ve Sevgili'nin yüzü yoksa eğer gözümüzde, aşk da haramdır bize, âşıklık da. (Mevlana)
- "Sevgilinin Mahallesinde âşık kavgası hiç eksik olmaz,hatta sevgilinin Mahallesinin köpekleri onların kanları ile beslenir." (Şir-i Kadim)
- Hak kulundan intikamın yine abdiyle alır Bilmeyen ilm-i ledünni anı kul yaptı sanır (Şiirler Şairler Meclisler)
- İlk aşk günahı cennette işlenmiş, onun için aşk cennet duygusudur. Aşk cennetten çıkarıldığı için insana bu kadar fedakarlık yaptırır. (Ortaöğretim için Divan Şiiri)
- Mutluluğun zevki paylaşılarak çıkar küçüğüm, lakin üzüntü tek başına yaşanır. (Abum Rabum)
- Mezarlık bir ibrethanedir. İnsanı duaya sevk eden esrarlı sessizliklerin en muhteşem mabedidir o. (Tavan Arası)
- Âşıkın ciğeri yandıkça, gözü yaş (su) döker. (Ah Mine'l Aşk)
- Göz... Savaşı başlatan haberci. Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza. Ve Aşk... Kalple göz arasında kutlu bir hadise... (Kitab-ı Aşk)
- Dilberin eziyeti, rakibin düşmanlığı, ayrılığın ateşi ve gönlün zafiyeti... Meğer Allah beni bunca türlü dert için yaratmış. (Şiirin Sultanları)
- 21. Derecelenme ve zıtlıklar olmayınca âlem yıkılır. Nitekim cahil de âlimin yerini tutamaz. 22. Su, ateşin yaptığı işi yapamadığı gibi; toprak da rüzgarın görevini yere getiremez. 23. Demirin işini altın beceremez; tuzun tadını ve çeşnisini de mücevher veremez. 24. Elin yaptığını ayak başaramaz; kalem de kılıcın çıktığı makama ulaşamaz. 25. Gözün yaptığını kulak yapamadığı gibi fare, akıl edip de zehiri düşünemez. 26. Çiftçinin yerini kuyumcu tutamaz, dülger de ayakabıcının işinden anlamaz. 27. Efendinin işini nasıl köle bilmezse, sultan da halkın işini bilemez. 28. Sıcak soğuğun yaptığını yapamazken; kuru hiç yaşın sonunu bilebilir mi? 29. Gölge güneşin eserini ne anlasın? İçki de Cemşit'in neşesini anlamaz ki zaten.. 30. İşte her şeyin bir zıddı vardır. Artık yaratılışındaki kabiliyet ölçüsünde bunu anlayıp hisseni al. (Hayriyye)
- Mihr-ü mah ister cemalinden zekat Failatün Failatün Failat.. (Ey sevgili! Güneş ile ay (bile, sana hayranlıklarından dolayı) güzelliğinin zekatını isterler.) (Hoş Sadâ)
- Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu NÂ Bî (Nabi)
- Dahi mecâz u hakîkat ne olduğunu bilmez Hevâ-yı aşk sanır bir dil-i harâbım var |Nailî Benim, aşka tutulduğunu zanneden harabeye dönmüş bir kalbim var ki henüz neyin mecaz, neyin gerçek aşk olduğunu bile bilmiyor. (Şahane Gazeller 2)
- Kişi kalbinde olanı Allah'tan başkasına bildirmeye mecbur değildir. (Kervan)
- Geçmiş zamanın puslu hatıralarıdır kimlikler giydiren ruhlarımıza ve geçmiş zamanlar neşeli ve sevinçleriyle, hüzünleri ve acılarıyla en çok tavan arasında saklanırlar. (Tavan Arası)
- Hamdım, piştim, yandım... (Mevlana)
- Yıkılıptır şu cihân sanma ki bizde düzele Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele İşimiz kaldı heman merhamet-i Lemyezele İkbali / Cihangir (Şiirin Sultanları)
- Ölüm... Acı olduğu kadar mecbur, ürkütücü olduğu kadar alışılmış, aykırı görüldüğü denli doğal ve kovulmak istendiğince kucaklanmış. Hayatla birlikte var; insanla birlikte yok. (Mir'at)
- gel, yine gel, ne olursan ol yine gel (Mevlanâ Celaleddin)
- Sevmek, tanımakla başlar. (Müstesna Güzeller)
Yorumlar
0 yorum