Kitap Künyesi
Yazar: Behçet Çelik
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750712609
Sayfa Sayısı: 280
--reklam--
Dünyanın Uğultusu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dünyanın Uğultusu, öyküleriyle tanınan Behçet Çelik'in ilk romanı. Çelik'in öykülerinde okumaya alıştığımız dünyanın içinde geziniyoruz bir kere daha; acımasız bir dünyada ayakta kalmaya çalışan gençler, eğitimli işsizler, genç yaşta ya da olmayacak kişide karşılarına çıkan aşkların peşinde günlerin nasıl hızla akıp gittiğine akıl erdiremeyen insanlar...
"Kadın erkek ilişkilerini, aile bağlarını, öğrencilik hayatını, eski ve yeni arkadaşlıkları, umulanla bulunan arasındaki uçurumu, geleneksel yapıların yeninin üzerindeki baskısını, iş hayatını, para sıkıntısını, kısacası taşrası ve kentiyle 2000'li yılların toplumsal hayatını karakteristik ayrıntılarda yakalayan Dünyanın Uğultusu, Behçet Çelik üslubunu çok iyi yansıtıyor; sade ve şık."
-Ömer Türkeş-Radikal Kitap, 23 Ocak 2009
"Behçet Çelik dünyanın fiziğinden, sistemin kimyasına, toplumun sınıfsal payandalarına, bireyin garanticiliğinin aslında garantilerini nasıl yok ettiğine kadar uzanan kapsayıcı bir uğultuyu, edebi bir lezzetle önümüze koyuyor romanında; hem de oldukça şaşırtıcı bir sosyo-ekonomik ve psikolojik çalkalanmayla birlikte. Uğultunun içindeki duyulur duyulmaz müzikaliteyi de incelikle edebileştiriyor aynı zamanda."
-Pakize Barışta-Taraf, 25 Ocak 2009
--reklam--
Dünyanın Uğultusu Alıntıları - Sözleri
- Çağımızda aşk sadece olmadığında, yokluğunda varlığına inanabildiğimiz bir şey değil miydi?
- Hani babalarımızın kuşağı der ya, "biz savaş görmüş kuşağız" diye biz de ileride çocuklarımıza "biz görmediğimiz, farkında olmadığımız bir savaşın kuşağıyız" diyeceğiz.
- Dünyanın haksızlıklarına nasıl karşı çıkardı insan, başkasını üzmeye böylesine hazırken!
- Bozarsın be Adam, parmağının zorla girdiği bir delik bakarsın koskocaman bir yırtık olmuş
- Zaman, göz göre göre boşa gidiyordu, geçerken silinmesi gereken hiçbir şey olmuyordu
- Oyuna benzemiyor aslında. Aynı şeyleri bu kadar sık yaşayınca sahici olanla oyun böyle karışır işte. Oyun bile değil, oyun olsa daha iyi, bu basbayağı alışkanlık, ezber lenmiş tepkilerle sürdürmek bir arkadaşlığı - can sıkıcı, mide bulandırıcı, en azından şu an.
- Biz bir azınlığız, diye geçirdi içinden. Mutlu olmayı beceremeyenler, olmadığını bildikleri halde hayatın bir anlamı olmasını isteyenler, varmış, bulacaklarmış gibi arayanlar, arayamayanlar, nerede arayacaklarını bileme yenler. Azınlık değil de, arızalılardı.
- İnsanın yarattığı her şey insana karşıydı, insanı insanlıktan çıkartmak içindi -mülkiyet, devlet, din, töre, aile, şehirler, köyler. Kendini yok etmeye ayarlı bir şeydi insanın bütün kültürü. Kendini yok etmeye bu denli azimli başka bir tür var mıydı?
- Biliyordu, bilmenin hiçbir şeyi değiştirmediği bir çaresizlikle biliyordu, kendi güçsüzlüğüne, kendi korkaklığına taktığı kulptu "kader".
- Neden geldiğini bilmediği bir dünyada ne kadar süreceğini bilmediği bir zaman dilimini geçirmek cezasına çarptırılmıştı.
- "Değişen neydi bilmiyordu, ama birşeyler eskisi gibi değildi."
- "Her yaşın bir gereği var. Bunu kabul etmekte zorlanıyoruz, söylendiğinde kızıyoruz, ama sonra el mecbur kabulleniyoruz."
- "...Çocukken de yalnızmışsın. Kendini hep yalnız hissetmişsin. Yakın arkadaşların olmuş, ama yalnızlığın kalmış hep yanında. Arkadaş sandığın adamları arayıp sormayışın bundan. Denk biri çıkmamış ki karşına. Bir zaman sonra da içten içe böyle birinin karşına çıkmayacağını düşünmüşsün. Bu yüzden çıkmışsa bile görmemişsin."
- Merkezinde kendisinin durduğu, çemberler halinde genişleyip bütün dünyayı kuşatan insanlardan başı dönmüştü.
- Bilenmiş ortalama bir zekâ, körelmiş bir dehayı yenerdi.
--reklam--
Dünyanın Uğultusu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitapçıda gezerken gözüme çarptı ve merak edip aldım. Beklediğimden daha iyiydi. Kitaptaki ana karakterin işsiz kalması ve bunun getirdiği aylaklık, yalnızlık, başından geçen ilişkiler anlatılıyor. Günümüz insanının kalabalığın içinde gitgide yalnızlaşmasını ve bu karmaşanın içinde yaşama telaşesini akıcı ve sade bir dille anlatmış yazar. İçinde bulunduğumuz DÜNYANIN UĞULTUSU na bir de yazarın gözünden bakmak isterseniz mutlaka okuyun. (Esra)
Behçet Çelik Dünyanın Uğultusu'nda Işten çıkarılan Ahmet'in her koşulda yaşadığı zorlukları; maddi manevi bunun yani sıra yalnızlığını, aşk hayatındaki ikilemi anlatan bir eser. Yazar anlatırken dil-i ile okuyucuyu bağlıyor kitaba, Ahmetin hayatıda aslında birçoğumuzun yaşadığı hayat diyebilirim. Ruh hallerini, yaşadıklarını okurken pek yabancılık çekmeyeceginiz bir kitap aslında. Okumanızı tavsiye ederim, şimdiden herkese iyi okumalar diliyorum. (Güneş)
Kitabın edebi yönünü bir yana bırakırsam, olmamış olanla olamayacak olanın arasında kendini unutan bir adam Ahmet. Olmamış olanın peşinden sürüklenip olacağı da olamayacağa çeviren, akıllanmayan, dünya yorgunu olduğunu sanan bi karakter. "Olduğunu sanan" diyorum çünkü Ayfer Tunç, Güray Süngü ya da Yusuf Atılgan karakterleri gibi dünya ağrısı çektiğine ikna edemedi beni. Sadece şımarık bir erkek çocuğu - yaşı 40 da olsa farketmiyor bu- Ana karakter Aysun olmalıymış hissini bıraktı içimde. Zira hislerinden samimi olan oydu. Bunun dışında kitap hislerin, düşüncelerin, iç hesaplaşmaların üzerinde dönüyor. Benim için akıcı ama bu tarz kitaplardan hoşlanmayan insanlar için sıkıcı gelebilir. İyi okumalar dilerim.. (Müslime Keleş)
--reklam--
Dünyanın Uğultusu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Behçet Çelik - Dünyanın Uğultusu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dünyanın Uğultusu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Behçet Çelik Kimdir?
Behçet Çelik 1968'de Adana'da doğdu. Adana Anadolu Lisesinden 1986'da, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990'da mezun oldu. İlk yazısı 1986'da Yeni Adana gazetesinde, ilk öyküsü 1987'de Varlık'ta yayınlandı. Çeşitli dergilerde öykü, yazı ve çevirileri yayınlanan Çelik, Yazılı Günler ve Virgül dergilerini yayınlayanlar arasında yer aldı. 1989'da Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülünü kazandı; Gün Ortasında Arzu isimli öykü kitabı 2008'de Sait Faik Hikâye Armağanına, Diken Ucu adlı öykü kitabı da 2011'de Haldun Taner Öykü Ödülüne değer bulundu. İki Deli Derviş(1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu(2010) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayınlandı. Çelik'in doğup büyüdüğü Adana üzerine yazılmış yazılardan oluşanAdana'ya Kar Yağmış (2006) adlı bir de derlemesi ve Ateşe Atılmış Bir Çiçek/ Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları(2012) adlı bir deneme kitabı bulunmaktadır. Behçet Çelik'in "Çok Tanıdık, Çok Bildik" isimli öyküsü ABD'de yayımlanan Istanbul Noir adlı kitapta, "Soğuk Bir Ateş" adlı öyküsü de Hollanda'da yayımlanan Stad en Mens adlı kitapta yer almıştır.
--reklam--
Behçet Çelik Kitapları - Eserleri
- Gün Ortasında Arzu
- Belleğin Girdapları
- Diken Ucu
- Dünyanın Uğultusu
- Soluk Bir An
- Sınıfın Yenisi
- Düğün Birahanesi
- Herkes Kadar
- Kaldığımız Yer
- Yolun Gölgesi
- Patikaların İyi Yanı
- Yazyalnızı - İki Deli Derviş
- Çantasızlar Kampı
- Ateşe Atılmış Bir Çiçek
- Adana'ya Kar Yağmış
- Düğün Birahanesi
- Dünyaya Baktığımız Yol
--reklam--
Behçet Çelik Alıntıları - Sözleri
- her düşüme sindi şu uyanıklık. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- “Seyrelmek istemiyor, yok olmak gibi bir şey bu onun için, dağılmak, ortalığa saçılmak, bir daha toparlanamamak.” (Patikaların İyi Yanı)
- “Benim güçsüzlüğüm kendini güçlü hissetmene neden oluyor, biliyorum,” dedi. “Çok yanlış,” dedim. “Bu çok yanlış.” “Doğru olan ne peki? Çırpınıyorum karşında, susuyorsun. Daha da zorlarsam, kelimelerin yetmediğini söyleyeceksin hep yaptığın gibi. Takılmışsın buna. Beni üzmekten zevk alıyorsun. Yaşadığını böyle hissediyorsun. Kim bilir, kimin öcünü alıyorsun beni böyle sefil hallere sokunca.” (Gün Ortasında Arzu)
- Baykuşun tünediği daldayım. Baykuş değil yarasa - baş aşağı asılıyım. (Gün Ortasında Arzu)
- Oysa gitmeyi bilen ne de güzel gidiyordu. (Gün Ortasında Arzu)
- çevremizi saran incir ağaçlarının kokusu, yalnızca sarhoş olduğum zamanlar duyduğum bir acıyı depreştirdi. yitip gidenin peşinden bakmaya benziyordu. artık göremeyeceğini bildiğin bir dostu, gece rüyanda görüp, sabah ağlayacak gibi uyanmaya. haymada oturan adamın ufkuna bir iki incir ağacı yerleştirdim. insan neler düşünür böyle bir haymada, bir yola, bir ufka bakarken? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- incecik bir yara, hiç iyileşmiyor. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- Her şeyin sonsuza dek değiştiğini ikimiz de anlamıştık, ama tam bize göreydi benim böyle debelenmem ve onun hiçbir şey dememesi. (Diken Ucu)
- kardeşim, demezler mi, dostum, canım, bir tanem, nedir bu seni hülyalı hülyalı ortalığa bakmaya zorlayan şey? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- Neresi olduğunu kestiremediğim bir yerler açıyor içimde. Bedenin mi bana ait olmaktan çıkıyor, acı mı yer değiştiriyor? Kalbim diyorum, karnım diyorum, göğsüm, hepsinin arasında bunca yıldır farkında olmadığım bir boşluk, neresi bilemiyorum. (Yolun Gölgesi)
- yaşaya yaşaya, acısını duya duya, uykusuzluğu, açlığı, her şeyi bir umutsuzluğa ulayan karamsarlığıyla bitireceğim bu kederi. bir sabah, belirli ölçekte keder duyup belirli litre gözyaşı akıtınca, aylar yıllar sonra ilk kez, kedere değil de sabah sevincine uyanacağım. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- tek doğru; her şeyin bir kederle birlikte örüldüğü. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- (...)Dönüp dolaşıp aynı cümleleri yeniden ısrarla peş peşe yineleyen, sanki bütün dünya onlara bir şeyler-para, mülk, unvan, itibar- borçluymuşçasına mağdur ve bundan her daim haklılık, aksilik ve şirretlik almaşığı bir ömür devşiren adamlarla kadınların evreninde sıkışıp kalmış hissetmekten bıkkın, her yanını balçık bataklık kaplamışçasına hareket edememiş olmaktan yorgun, gecenin korkusundan, kaygısından henüz sıyrılamamış halde ağır aksak yürürken tökezleyiverdi, düşer gibiyken doğruldu. (Patikaların İyi Yanı)
- "Bir yemeği güzelleştiren yapan değil yiyenlerdir." (Düğün Birahanesi)
- Görüşmelerimiz de bu yüzden seyrelmişti. Bana ev içleri, o ikisine dışarısı batıyordu. Kimselerle görüşmediklerini söylemişlerdi bir keresinde. Şikayetçiye benzemiyorlardı bundan. Yalnızca Aytül, insanların her şeyde bir karşılık beklemelerinden bunaldığını söylemişti. "Bizim ev her zaman, herkese açık, ama her gelen bizim de onlara 'iade-i ziyaret' e gitmemizi bekliyor," demişti. Kendi sözleriyle dolduruşa gelip sesini yükseltmişti ardından. "Ne bu ya? Arkadaş mıyız, diplomatik misyon şefi miyiz, anlamadım!" Sezai Aytül'e o akşam, "Şefim, büyükelçim" diye takılmıştı sürekli. (Düğün Birahanesi)
- Gözyaşlarım kırık şimdi. (Patikaların İyi Yanı)
- Kelimeleri boş verelim, can dostlarımdan birinin dediği gibi, bazı anlamlara gelmiyor onlar. (Kaldığımız Yer)
- 'Herkesin kendini övdüğü bir çağda yaşıyordu.Kimse utanmıyor bundan.' Behçet Çelik - Soluk Bir An (Soluk Bir An)
- Başkasının değil senin ne düşündüğün önemli.... (Patikaların İyi Yanı)
- Bunca kapkaranlık bir dünyada, bu rezaletler bileşkesi karşısında, içimizi yakan kendilik kuruntularımızdan kurtulmanın yegâne yolunun sencileyin başkalarına, kendimiz gibi olmayanlara, onların acılarına, sızılarına açılmak olduğunu sezmezden geldik de ne oldu, ne elde ettik kızım? (Kaldığımız Yer)
Yorumlar
0 yorum