Kitap Künyesi
Yazar: Susanna Tamaro
Çevirmen: Eren Yücesan Cendey
Orijinal Adı: Un Cuore Pensante
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750732577
Sayfa Sayısı: 176
Düşünen Bir Yürek Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Karanlığı loşluğa dönüştürürsek bir şeylerin ışıldadığını görürüz."
Susanna Tamaro çocukluk ve gençlik yıllarına dair kesitler sunarak ötekilerden farklı olan, yalnızlığı seven küçük bir çocuğun dünyayı anlamlandırma süreçlerini paylaşır okurlarıyla. Çocuğun hayata, varoluşa, yaşama, ölüme, inanca, dine dair sorgulamalarının bugünkü Tamaro'nun düşünceleriyle harmanlandığı kitap, aynı zamanda içinde yaşadığımız çağla ve toplumla samimi bir hesaplaşma barındırır: Böylesi acı yüklü, yabancılaşmış bir toplumda kendi yolumuzu nasıl çizebiliriz? Gözümüzü dünyaya açtığımız anda kim olduğumuzu bizim yerimize toplum bize söylerken yüreğimize, kendi özümüze, bilincimize nasıl ulaşabiliriz?
Susanna Tamaro Düşünen Bir Yürek'le okurlarına ruhunun güncesini sunuyor. Bu günce, onun sağlam ve gerçeği gizeme kurban etmeyen ama gerçekte gizemi bulan maneviyatını anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Düşünen Bir Yürek Alıntıları - Sözleri
- Mutsuz muydum? Evet, olağanüstü biçimde mutsuzdum.
- Hayatı yaratan aynı zamanda ölümü de yaratan kişi miydi?
- Mutsuz muydum? Evet, olağanüstü biçimde mutsuzdum.
- “ Zaman tarafından belirlenmiş insani düzene uysalca boyun eğmeli miydik ? Belki de önemli olan asla durmamak, geceleri izlememek, sessizliğe gömülmemek, yıldızlı gök kubbeyi incelememek, uçurumdan aşağı asla bakmamaktı. Arabalara koşulan atların gözündeki gözlüklerden takmış gibi hep dümdüz ilerlemekti. Bakışları yukarı kaldırmamak, yere çevirmemek gerekti. “
- “ Farklılık benim için bir övünç kaynağı değil, kurtulmayı canıgönülden istediğim bir safraydı.”
- Demek ki dünyada henüz kirlenmemiş, bozulmamış olanı her zaman, her koşulda kirletmeyi seven bir enerji vardır.
- O tepedeki yıldızlar bizimle ilgili bir şeyi umursuyorlar mıdır?
- “ Her evin ve her şeyin inşa olmak için sağlam temellere ihtiyacı olduğunu söylemeye cesaret edildiğinde inşaat gerçekleşir. Takaza etmek, geçmişi eşelemek, insanın hayatını bir çadır hayatına dönüştürür; bu , istendiğinde sökülüp istendiğinde kurulan ama uçup gitmesi için bir rüzgârın yeterli olduğu bir düzendir. “
- “ İnsan dibe doğru indiğini hissettiğinde bitmek bilmeyen bir girdaba girdiği akla gelebilir ; ama sonra ansızın, bu anafor balçığın son soluğumuzu kesmek üzere olduğuna inandığımız anda bir gedik fark ederiz. Oradan ışık huzmesi süzülür ve o ışık henüz cılız da olsa bize ansızın olağanüstü bir güç verir. Yeni enerjiler bedenimizi doldurur. “
- Sis ışığı yuttu. Her şey kendi peleriniyle örtüldü. Artık ne kuzey ne güney, ne doğu ne batı.
- Ayaklarımız yere basar ama aklımız, ağaçların yaprakları gibi yukarıya uzanır.
- İnsanlık gerçeğinin zorla cinselliğe indirgenmesi bizi ıssız hüzün dalgalarına sürüklüyor.
- Duygular arasında en düşkün olduğum, nezaketti.
- “ Eğer insani gerçekliğin derin anlamını anlayabilirsek hayat ve ölüm birbirlerine harmanlanıyor ve daimi olarak hayretten başka bir şey uyandırmayan bir dansa dönüşüyorlar.”
- “ Gerçeklik neşeli yüzücülerden oluşuyordu, oysa ben, yüzeyde hiçbir zevk almıyordum.”
Düşünen Bir Yürek İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitaba karşı aşırı önyargı var. Bu kitabı gösterdiğim HERKES “bu kadın felsefe yapamaz, onun kitabını beğenmedim” demeye başladı. Ben anı okuyucusu olmadığımdan bana pek geçmedi, bıraktım. Susanna Tamaro’nun genç kızlık, çocukluk anı ve düşüncelerini içeriyor bu kitap. Felsefik olabileceğini düşündüğümden aldım ama deneme türünde bir kitap. Bir sürü çeşit çeşit deneme var. Eğer deneme/ anı kitaplara ilginiz varsa alın. Kitabın en büyük kusuru, kendisi için sürekli “farklıydım, sıradışıydım” demiş. Çok kendini övmüş gibime geldi. (kedi)
HER ŞEY ÇOCUKLUKTAN GELİR , FİLOZOFLUK DAHİL ..: Yazarın okuduğum ilk kitabı. En çok okunan bilinen kitabı kitap/yureginin-goturdugu-yere-git--157612 , duymayan yoktur neredeyse , etkileyici bir kitap ismi fakat yazarın cümleleri ve anlatım tarzı o kadar yüreğe dokunuyor ki ne yazmış olsa merak edilip okunabilecek birisi. Bu kitaba gelirsek , kısa denemeler diyebiliriz bir bakıma fakat kitabın temel meselesi çocukluk.. Susanna hanım kendi yalnız , hüzünlü , dertli , düşünceli , yürekli , şaşkın , garip çocukluğunu anlatmış. Bunu da bütün insanlığın halleriyle , inançlarıyla , duygularıyla , dünyayla harmanlamış. İnancın ve inançsızlığın anlatıldığı bir kitap. İnanmanın kenarında dolaşmak da inanca dahil değil mi sizce de ? Her inanç problemi aynı zamanda bir sevgi problemi değil mi ? İnanmak ve sevmek neredeyse tek yumurta ikizleri kadar benzer değil mi ? İnanmadığınız bir şeyi sever misiniz , sevmediğiniz bir şeye inanır mısınız ? "Bir kız çocuğu ! " başlığıyla giriş yapıyor ilk yazı , şöyle diyor , "İçimdeki kaplanı paçavradan yapılmış bir kediye dönüştürmeye çabalıyordum." Çocukluğumuzdan itibaren pek çoğumuza yapılan yanlışlara değiniyor genellikle , yanlış yetiştirilme , ilgisizlik , bilinçsizlik , kilisenin yanlışları - bizde cami ve hocalar diyebiliriz- ve daha birçok mesele.. Anneannesini anlatıyor bir yerde , "Kültürlüydü , huzursuzdu , doğmuş olduğu dönem ve çevre yüzünden üstün zekasını kullanamamış olmanın pişmanlığını taşırdı." Yalnız bir çocukluk , yalnız bir insan hep. Düşünen Bir Yürek , kitap ismi hiç boşuna değil. "Kısa sürede hayatımın büyük bölümünü belirleyecek olan duygunun yalnızlık olduğunu anlamıştım." Anlam ve anlamsızlık arasında gidip gelen bir hayat. Yüzleşen bir kadın , neredeyse bütün büyük yazarlar gibi yüzleşmenin önemini kavrıyor. "Anlamsızlığı kutlamadan önce kendimize , hiç anlamı aramaya başladık mı , diye sorma cesaretini gösterebildik mi ?" Düşünüyor , sorguluyor , arıyor.. "Hayatı yaratan biri vardı , elbette ; ama yalvarmalara kulak asmayan , sadece yok etmeyi bilen bir başkası da mı vardı yoksa? Yoksa aynı gücün iki ayrı çehresi miydi bunlar?" Şu alıntı da kurban bayramına özel olsun , soru işaretleri ortada dursun , cevaplar ise herkes için kendini bağlar elbette. "Bize söylenene inanmalıydık , soru sormamalıydık. Peki ama bir babadan biricik oğlunu boğazlamasını isteyen bir Tanrı'ya nasıl inanabilirdim ? İbrahim peygamberin bıçağının keskin demiri zihnimin bütün karanlık köşelerinde tedirgin edici biçimde parlar olmuştu." Ve şunu da söylüyor ilerleyen sayfalarda , "Aslında her şeyin bir anlamının olduğunu idrak edebilmek için belli bir yaşa gelmek ve ilahi takdir düşüncesini kabul etmiş olmak gerekiyor." Hristiyanlıktaki yanlış uygulamaları eleştiriyor , biz bunu İslam toplumlarına da uyarlayabiliriz pekala , "Son yıllarda farklı kişilerle konuştukça pek çok kişinin , Hristiyanlık yolundaki inanç yürüyüşünü reddetmelerinin başlıca nedenini çocukluk ve ergenlik yıllarında yaşadıkları kötü deneyimlere dayandırdıklarını fark ettim. Gericilik , boş şekilcilik , bedensel neşenin duygularını görmezden gelmeye ve küçümsemeye yönelik ahlakçılık deneyimleri bunların arasındaydı. Küçümseme ve dışlanma deneyimleri de vardı." Hayat bir bakıma da çelişki demek , ya da zıtların birlikteliği. Bunu da bence en iyi anlatan adam Dostoyevski. Şu cümle de adeta bir Dostoyevski cümlesi gibi , "Henüz genç olduğumdan , ışığın aktığı yere genellikle karanlığın da indiğini bilmiyordum." Yine karışık bir zihinden , zor bir hayattan bir alıntı , "Olaylara ve zamanın ruhuna kapılınca en bilge yanımdan sarsıcı biçimde uzaklaştım. Sanki öyle bir yanım hiç olmamıştı. Kendimin celladı olmuştum , yıkımın tüm basamaklarını birbiri ardına inmiştim. İçimde sonsuzluğa aşık o küçük kızın yankısı bile kalmamıştı. Yüreğimde nefret , yaralanmadan yaralama arzusu vardı ve hayata kesinlikle uygun olmadığım bilinci her sene daha da güçleniyordu." Yazarın üslubunu ve varloluş-hakikat hakkında kafa yormasını , anlatımını çok sevdim. Bu kitabı ve yazarın eserlerini okumayı öneriyorum. Biraz uzattım , son bir alıntıyla bitireyim , kitabın bir bakıma özeti niteliğinde. "Gözlerimizi yukarı çevirirsek Tanrı'nın bize varlığını zorla kabul ettirmeye çalışmadığını , onu bir ilişki olasılığı olarak sunduğunu keşfederiz." (Osman Y.)
Deneme türü bir kitap olmasının hemen fark edildiğinin yanında, deneme türlerine göre daha içe dönük yazarın kendini yorumladığı bir kitap. İçinde her şeyi merak eden, bulunduğu zamanın zorluğuna rağmen sorgulamaya çalışan, yalnızlığının onu daha çok kendi içine yönelttiği bir çocuğun dünyayı, insanları, Tanrı’yı anlama çabası. Sizi çok zorlamayacak ancak çeşitli düşüncelere de sevk edebilecek bir kitap. İyi okumalar.. (Göksenin)
Kitabın Yazarı Susanna Tamaro Kimdir?
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.
Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
Susanna Tamaro Kitapları - Eserleri
- Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
- Kitaplardan Korkan Çocuk
- Yüreğimin Sesini Dinle
- Kökler, Yollar ve Yitik Benler
- Anima Mundi
- Luisito: Bir Sevgi Öyküsü
- Sonsuza Kadar
- Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum
- Tek Ses İçin
- Kaplan ve Cambaz
- Her Melek Korkunçtur
- Aklı Bir Karış Havada
- Düşünen Bir Yürek
- Büyülü Çember
- Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar
- Yanıtla Beni
- Rüzgar Ne Diyor
- Tombul Yürek
- Ulu Ağaç
- Her Sözcük Bir Tohumdur
- Bakışınla Aydınlanır Dünya
- Büyük Bir Aşk Hikâyesi
- Sessizlik Bir Erdemdir
- Var Olan Ada
- Tobia ve Melek
- Atla, Bart!
- Eve Doğru
- Rüzgar Ne Diyor
Susanna Tamaro Alıntıları - Sözleri
- Benim için gerçekten her kitap son kitaptı. Sonuncuydu çünkü ufka baktığımda hiçbir şey göremiyordum, belki de yazmanın bıraktığı yorgunluk ve halsizlik içindeydim; öte yandan- belirişi ve işlenişiyle- her kitabın çevresinde bir mucize halesi oluyordu. Bilindiği üzere mucizenin, buyrukla yaratılması mümkün değildir. (Her Melek Korkunçtur)
- O ekim ayında, bir parçam- umut etmiş, hayal kurmuş olan parçam- bütünüyle ölmüştü. O günden sonra artık onunla birlikte yaşamayı öğrenmem gerektiğini biliyordum. Belki bir süreliğine gizli tutabilirdim ama sonra güçlü çürüme kokusu gerçek durumumu başkalarına da açık edecekti. (Her Melek Korkunçtur)
- "Uyku sırları ortaya çıkartıyor." (Rüzgar Ne Diyor)
- (...) "Eh, en azından senin bir sürü kardeşin var." "O kadar çok olunca yok sayılır. Zaten artık yoklar." "Nereye gittiler?" "Derin donduruculara herhalde." O anda yeniden utanç yüklü bir sessizlik oldu. Bart, Zoe'nin akrabasını yemiş olma olasılığını düşündü. (...) (Atla, Bart!)
- Sakin, korunaklı ve ufuksuz. Kesinlikle benden, senden daha iyi yaşayacaklardır ama hayat gerçekten o mudur? Bu, arzu duyulacak bir yaşam mıdır? Ölüm döşeğinde "Bu olağanüstü bir serüven miydi?" diye sordurabilecek bir yaşam mıdır? Yoksa bir yaşam putu mudur? Gizemi olmayan —ve bununla karşılaşma hevesi taşımayan— hayat bitmek bilmeyen esnemelerden başka nedir ki? (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Gerçekte insan hayatı nedir? İki karanlık arasındaki ışıklı bir yarılmadır... Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? (Var Olan Ada)
- Düzen ve saygı bizi hayvanlardan ayıran biricik değerlerdi. (Rüzgar Ne Diyor)
- Sözcüklerin arkasında sözcükler gizlidir, ama sessizliğin içinde "herhangi bir şey" yuvalanmış olabilir. (Rüzgar Ne Diyor)
- Büyüklerin dünyasında yasalar, sevgiden daha ağır basar.. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Ansızın kollarını göğe doğru kaldırdı, ellerini bir orkestra şefi gibi sallayarak şöyle dedi: " Ve sonra hayata şükrediyorum! Ağaçlara, çuha çiçeklerine, boraya, üveyiklere ve serçelere, çocuklara, otlara şükrediyorum ve tümünü kutsuyorum! Çünkü her şey kutsaldır ve bir lütuftur." (Her Melek Korkunçtur)
- ‘Eğer’ler dünyası bir girdap, bir hortum, bir kara deliktir. İnsan bir an dengesini yitirirse, içine yuvarlanmaması olanaksızdır. (Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar)
- Demekle yapmak arasında uçurumlar var. (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
- Sonra, belki de ölmeden bir an önce, hayatımızı bir an için seyredeceğiz ve gerçekten bizim olan, gerçekten dolu geçen anların farkına varacağız;bunlar belki de bir çiçeğe bakarak,bir ağacın biçimini seyrederek,yanımızdan geçen bir çocuğun başını okşayarak zaman yitirdiğimiz anlar olacaklar. (Her Sözcük Bir Tohumdur)
- “ Bilgelik dolu yazılara bakarsanız işin hoş yanı da sürprizlerdir ama hele bunu gerçekte yaşayın da görün. “ (Tombul Yürek)
- Bir hayvan neydi gerçekten? Günlük konuşmanın küçümseyici tavrında bu sözcüğün kökeninde yatan öz kolayca unutuluyordu. Can. Evet, hayvan can sahibi olan biriydi. İnsanların büyük bölümü için aynı şeyin söylenebileceğinden ise emin değildi. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- "Gitmek ya da gitmemek, beslediğin ateşe bağlıdır." "Ateş beslenir mi?" "Yakıp yok eden buz gibi bir ateş vardır, bir de sıcak, yeniden yapan bir ateş. Her ikisi de bizim yüreğimizdedir. Hangisinin alevleneceğine biz karar veririz." (Kaplan ve Cambaz)
- "Gerçek yüzlerini en baştan gösterseler, büyük bir olasılıkla hiçbir zaman evlenemezler." (Anima Mundi)
- "Boşuna yaşadım, ölümümde boşuna olacak " (Tek Ses İçin)
- "Her şeye içine girmeden yukarıdan bakabilmenin ne güzel olacağını düşündü." (Rüzgar Ne Diyor)
- “Kovalayandan kaçarım, kaçanı kovalarım.” (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
Yorumlar
1 yorumiçerik için sağol mardinlife güzelmi