Kitap Künyesi
Yazar: Azra Erhat
Editör: Pınar Güven
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9786257999298
Sayfa Sayısı: 224
--reklam--
En Hakiki Mürşit Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Koğuşta yazdığım yazılarda kendi yaşamımı anlatmıştım, ama yalnız içimi dökmek, tutuklulukla savaşımda özbenliğimi yitirmemek için mi, yoksa özel durumumun dışında herkesçe okunup benimsenebilecek bir söz söylemek, bir bildiride bulunmak için mi? Kısacası bir yazın değeri var mıydı bu yazıların? Koğuşta bunu hiç düşünmedim, içimden geldiği gibi yazdım.”
12 Mart 1971. Hümanizim anlayışının Türkiye’de yaygınlaşmasına öncülük etmiş yazar ve çevirmen Azra Erhat, o dönem pek çok aydın gibi tutuklanır ve dört ay Maltepe Askeri Cezaevi’nde kalır. Yaşamöyküsünü kaleme almaya da o günlerde başlar. Yeğeni Gülleylâ’ya öyküler anlatır gibi yazdığı anılarında çocukluk ve ilkgençlik yılları vardır. Gülleylâ’ya Anılar, “En Hakiki Mürşit” adıyla ve dört bölüm olarak yayımlamayı planladığı anılarının ilkidir. Cezaevinden çıktıktan beş yıl sonra yazmayı sürdürdüğü yaşamöyküsünün “Koğuştan Sevgi’ye” adlı ikinci bölümünü tamamlayamadan aramızdan ayrılır Azra Erhat. Burada anlatılanlar, onun kırılmaz aydın duruşunun en canlı örneğidir.
--reklam--
En Hakiki Mürşit Alıntıları - Sözleri
- "Aşırı Batılılaşmanın bizim ailemize neler kaybettirdiğini hesaplamaya çalışıyorum. Biz Türkler uyma,benimseme yetisini fazla ileri götüren bir ulusuz gibime geliyor. Başka toplumların daha üstün saydığımız uygarlığı karşısında kendi değerlerimizi unutur özbenliğimizi yitiririz. Benimsediğimiz ya da benimsemeye çalıştığımız yabancı çevrelerin içinde bir özenti yaşamı süreriz. Kendi kendimize yabancılaşırız.Giderek törelerimizi, dilimizi bile unuturuz..."
- "Kültür insanda her şeyi unuttuktan sonra kalan şeydir.."
- "Oysa Türk milleti vardı, Anadolu halkı vardı, milyonlarca insan ,hepsi bugünkü senin benim yurttaşlarımız gibi,değerli, derin kökenlere dayanan insanlık ve uygarlık geleneği sürdüren insanlardı bunlar..."
- "Eski Yunan kültürünün Anadolu'da daha gerçek, yüz yıllık Batı hayranlığının romantik ve sahte süslerinden arınmış olarak yaşayıp geliştiğine inanırım..."
- "Üslûp insanın ta kendisidir, insanı asıl yansıtan üslubudur..."
- "Geçmişe dönük özlemlerimiz acıdır ,fırsat kaçmıştır bir daha da yakalanamaz..."
- "Değerli kadın, erkek kadındır,erkeğe asalak olmayan, bağımsız ve özgür insan. Işte o çeşit kadınlar azdır bu dünyada..."
- "Bir ulus ,ulus olarak bir birlikse tarih ve edebiyat yaratabilir. Ulusal benliği, birliği varsa ve bu benliği, birliği bir tek dil ile yansıtabiliyorsa vardır.. Yoksa yoktur..."
- "Benim seçeceğim koca yakışıklı olmasa da,zengin olmasa da olurdu,yeter ki iyi bir insan olsun,bir atı ,bir de kitaplığı bulunsun.. Haydi kitaplığı anladım,ama at nereden çıkmıştı?..." :-)) (Rahmetle )
- "Insan dediğin canlı kitaplık değildir, insan düşünen kafadır, kitabın varlığını bilmeli,gerektiği zaman kitabı açıp okumalı, o kadar .. Bellek dediğin papağana yaraşır, insana değil..."
- "Aslında bilim nedir biliyor musun... Bilim insanın yaşayabilmek için giriştiği çabada kendisine yol gösteren bilgilerin tümüdür..Atatürk de öyle dememiş mi: Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.."
- "Insan mutluluğu nedir,ne değildir biliyorum artık. Mutluluğunu insan kendi yapar, bunu anladım. Asıl mutluluk da başkalarını mutlu etmektir. Ona çalıştın, hele başardın mı, senden mutlu insan yoktur.."
- "Kitap okumak,kitaba açılmak öyle bir zevktir ki,insan bir daha tadamaz böylesini.. Kitap benim en yakın büyük dostum oldu,anladım ki,insan ne kadar çok dostu da olsa aslında yalnızdır, bu özlü yalnızlığı tek paylaşabileceğin dost kitaptır, çünkü sessizce dinler seni,ikili konuşmayı sessizce sürdürebilirsin kitapla...."
- "Memleketi gezmeli,memleketi tanımalı. Eksiği nedir görüp göstermeli. Memleketi sevmek böyle olur. Yoksa lafla muhabbet fayda vermez !..."
- Birgün dadım sütninenin sütünden bir kahve fincanına damlatıp bana da içirdi.Hiç tadı yoktu bu sütün.Sevmedim ama beyaz olmasına beyazdı, o kara memeden bu kadar beyaz bir süt akmasına şaştım.
--reklam--
En Hakiki Mürşit İncelemesi - Şahsi Yorumlar
My way...: “Dünyada herşey için; medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir” Mustafa Kemal Atatürk Bu günlerde doğruluğu ve güvenilirliği büyük kitlelerce kabul edilmiş liderlere, düşünce insanlarına ve inanışlara yaslanarak ifadelerini özgürleştirmeye çalışmak son derece yaygın. Yazmak aklımda yoktu, Atatürk’e sırtımı dayamaktan zaten çekinirim. Azra Erhat’ın da Atatürk’ü arkasına almak gibi bir amacı olduğunu asla zannetmiyorum, ama bir yol insanının, her adımını cesurca anlattığı bu kitapta bütün aydınlık yollar Ata’ya çıkıyordu. Gelecekte bu kitaba yönelik bu günkü düşüncelerimi yazmadığım için pişmanlık duymak istemediğim için günler sonra bir şeyler yazmak istedim… Bir dönem: 12 Mart’ın çok yüzünden biri, “Aydın Kıyımı”. TCK’nın 141. maddesine aykırı eylemleriyle(?) Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol, Magdi Rufer ve Yaşar Kemal’in eşi Tilda ile 4 ay boyunca Maltepe Askeri Cezaevi’nde tutuklu kalır Azra Erhat. Bu gün okuduğumuz klasiklerin kapaklarında o çok sık gördüğümüz insanlar değil mi bunlar? Suç tanımı; bir telefon görüşmesine dayanır: “… biz Sabahattin ve Vedat’lı bir trioyuz…” , gizli bir örgüt (?)… Komünist ihtilal hazırlığı sanılır bu sözler gerçek nedir bilinmez ancak düşüncenin zehir olduğu zamanlarda susanlar kazanmıştır… Amaç: Gülleylâ ve Sevgi Soysal… Bir tanesi Erhat’ın yeğeni, diğeri hayran olduğu dostu. Kitap iki kadına seslenir, ilk ve büyük bölüm Gülleylâ içindir ve sanırsınız ki tutuklulukta yazılmamıştır bu satırlar cıvıl cıvıl özgür bir kadının sesidir duyduğunuz. Belki de asıl kafesler kendimizin çizdikleri diye düşündürmek ister Azra Erhat. Gülleylâ için hazırlanan bu bölüm bir Azra Erhat biyografisi olup sona yaklaşırken de Atatürk’ün Gözleri’ne götürür bizi… Sahiden görmüştür o gözleri Erhat.. “Gülleylâ” Erhat için ne ifade eder bilinmez ama benim görüşüm “Türk Gençliği” dir. Suçsuzluğunu Türk Yargısına değil, gençliğe anlatma gereği duyar yani geleceğe.. İkinci bölüm ise Erhat’ın tutukluluğunu anlatamamanın sızısıdır. Bir Sevgi Soysal gerçeği vardır ortada, Erhat’ın başaramadığını o başarmış, “Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu” nu yazmıştır… hep kızar kendine Azra Erhat, sonradan yazmayı ister tutukluğunu ama dileğine ulaşamadan ayrılır aramızdan… “Aslında bilim nedir, biliyor musun Gülleylâ, bilim, insanın yaşayabilmek için giriştiği çabada kendisine yol gösteren bilgilerin tümüdür…” Azra Erhat’ı Homeros çevirisi ve Homeros’a eşlik eden Mitoloji Sözlüğü’nü okurken tanıdım. Koskoca ön sözünü herkesin eleştirdiğini görüp üzülüyorum. Oysa bir Türk Aydını’nın en güzel hediyelerinden biri topraklarımızı anlatması olsa gerek… Ardından Eyüboğlu ile hazırladığı Hesiodos Eseri ve Kaynakları kelimenin tam anlamıyla bu günün proletaryasına/prekaryasına bir ışık tutar. Tarih bir bütündür, tıpkı kültür gibi ve bizler Anadolu topraklarında, Homeros ve Hesiodos kültürünün izleyicileriyiz. Yanılgı şudur ki Batı Düşüncesinin ve edebiyatının temeli sayılan bu mitler bize yabancıdır. Yaşar Kemal’in eserlerinde sözlü edebiyat izleri görülür, zaten onun en büyük amacı Homeros’u aşmaktır. Bu gün yaşadığım Batı Anadolu’da hâlâ Bağbozumu şenliklerinin dumanı tütmektedir.. Hem dilde, hem hayatta silinmez izler bırakan bu destanları okumak bizim için elzemdir… Bana kattıklarına doyamadıkça diğer eserleri ile tanıştım Erhat’ın; İşte İnsan benim gözümde büyük bir İnsanlık ve Düşünce Tarihi eseridir. Ardından Halikarnas Balıkçısı ve Erhat’ın birliktelik ürünü Mavi Anadolu.. Ve Sevgi Yönetimi ile Hümanist Düşünceyi öğretme çabası.. Bu gün ellerimde bir bütün olarak duran Azra Erhat’ı, Gülleylâ’ya Anılar sayesinde çok daha iyi anladım. Çünkü çocukluğunu, aldığı eğitimleri, geçtiği yolları, okuduğu kitapları okuma şansım da oldu. Onunla Vercors da okudum, onun için şiirler de neticede Erhat ile bir bağ kurdum.. Mesele Kültür: Kültür bu gün elimizdeki kitaplardan bize geçenler, izlenilen filmler ve deneyimler değildir. Kültür Cumhuriyet’in ilk yıllarında Batı’ya gönderilen ve batıda öğrenilenleri Anadolu’ya empoze ederken ne Anadolu’yu ne Batıyı anlayamayıp bir Batı özentisi olarak kalış da değildir. Kültür doğumumuzla başlar. Anadolu’da anadilimizle, yediklerimizle, dokunduklarımızla bize geçer, büyüdükçe farklı kültürlerden kendimize kattıklarımız da olur, sonsuz bir yoldur, bir inşadır kültür.. Erhat’ın ailesinin görevi sebebiyle ilk gençliği Avrupa’da geçer. Batılı bir eğitim anlayışıyla büyür, ancak Türkiye’yi asla unutmaz. Avrupa’yı tek medeniyet sanmaz, dünyanın tek bir medeniyet oluşunun farkındadır. Aldığı dil eğitimini ülkesine döndüğünde, kendi ülkesinin sırlarını çözmeye adar, çünkü bilir ki Homeros’un vatanı Anadolu’dur… Azra Erhat’ı Homeros’suz düşünemeyiz, Homeros’u da Erhat’sız… Ama amacım burada kültür konusunu anlatmak ve batılı eğitim anlayışının aslında gelmediği ve geldiği anlamları ifade etmekti. Savaşın izlerini taşıyan Türkiye’de bir kadın olarak kaliteli bir eğitim alması söz konusu değildi Erhat’ın, ailesinin ekonomik seviyesi el verdiği için şanslıdır ve bana göre burjuvadır Erhat. Bu konuda bir eleştiri getirmek gerekir mi gerekmez, çünkü o Sevgiyi bilir, insanı da. Babasını kaybedip Türkiye’ye döndüğünde Atatürk’ün Türkiye’si ile karşılaşır Erhat. Küllerinden doğan bu ülkede insanların karınca gibi çalıştığını, az zamanda çok işler başarıldığını görürür.. Ve Atatürk’e varır. Onun sözlerini tek tek neşreder, anlamaya çalışır. Bir bilim, dilbilimi insanının Türk Dil ve Tarih Kurumu’nu kuran Ata’sına minnet borcu vardır ve Erhat’ın çalışmaları bu borcu fazlasıyla öder… Çocukluk, aile, eğitim, hastalıklar, hiç bir hastalığın onu yenmesine izin vermeyişi ve çalışma, sonsuz çalışma… Son olarak bir de Feminizm. Bir kadının ayakları üzerinde durmasını arzu eder Erhat ancak tek eleştirim “adam” lık tabirini kullanışıdır… Söylenecek, yazılacak o kadar çok şey var ki ama tadında bırakmalıyım. Eğer genç yaşta bir okur incelememi okursa ona şunu salık veririm; “Her yerde olan hiçbir yerde değildir.” der Seneca, ben sırtımı ona rahatça dayıyorum bu gün, benden çok şey aldı ve kattı çünkü. Öncelikle kendinizi arayın, tarihinizi mümkün olduğunca bilin, kültürünüzü başka ellerin inşasına bırakmayın ve bir bağ kurun, güvendiğiniz yazar ve insanlarla… Benim bağlarımdan biri belki en tatlısı Azra ile… Nitekim bu kitapla Erhat’ın savunmasını ellerimizde tutma şansına da sahibiz. Hayatını ilime, en hakiki mürşite adayan bir insanı yargılama hakkını bizlere Türk gençliğine veren Erhat’a sonsuz teşekkür ederim.. Keşke daha çok yazabilseydin… https://youtu.be/qQzdAsjWGPg (Psyche)
GÜLLEYLAYA ANILAR: Azra Erhat'a başlangıç kitabı olarak seçtiğim kitap oldu. Ki en doğru tercihi yaptığımı bir kez daha gördüm. Zira çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anlatıyor. Yazarı tanıyınca diğer yazılarını, kitaplarını okumak daha anlamlı olacak. Cumhuriyetin kuruluşuna tanıklık etmiş, Atatürk 'ü görmüş tam bir cumhuriyet kadını Azra Erhat. 12 Mart askeri darbesinden sonra İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığınca 1971'de tutuklanır. Maltepe Askeri Cezaevinde dört ay tutuklu kalır. Burada kaldığı sürece, yeğeni Gülleyla'ya ithafen anı-mektup-günlük karışımı şeklinde ele aldığı yazılarını yazmaya başlar. Gülleyla'ya ithaf etsene de aslında tüm Türk Gençliğine seslenmektedir. İlim, bilim, kültür, eğitim vb. alanlarda nasıl kendimizi yetiştirmemiz, yükselmemiz için nelere ihtiyaç duyduğumuzu satır aralarına koymuştur. Azra Erhat'ın , yurt dışındayken aldığı eğitimler , özellikle lise ve üniversitede aldığı klasik Batı eğitimi almasına rağmen özünden uzaklaşmaz körü körüne bir Batı hayranlığı oluşmaz kendisinde. Aksine o eğitimleri alırken keşke memleketimi daha iyi bilseydim de bu eğitimleri öyle alsaydım diye belirtir. Ki yurda döndüğü zaman Atatürk Türkiyesiyle karşılaşır ve aklında olanları yapmak için en iyi fırsatı bulmuş ve çok çalışmalar yapmıştır, desteklemiştir. (Adile Kantaroğlu)
Kitaplarını severek okuduğum, insansever Azra Erhat üstattan bir anı kitabı. Kitabın sonunda yer alan "Yazılmayan Anılar" kısmında bu anıların başkalarında okunmaya, yayımlanmaya değer olup olmadıklarını sorgulamış Azra Erhat. Yazdıklarını okuyan dostu Şevket Süreyya Aydemir'in bu anıları yayınlatma konusunda olumsuz eleştirilerde bulunmuş, bu anıların okuyucuları ilgilendirip ilgilendirmeyeceği konusunda olumsuz bir tavır takınmış. Evet, belki bu anılar Şevket Süreyya'nın 'Suyu Arayan Adam'ını meydana getiren anıların aksine bir milletin kurtuluşu ve bir neslin hikayesiyle paralellik taşımıyor. Ancak eserlerini okuduğum, Anadolu sevgisine, imkansızlıklar içinde Anadolu uygarlıklarının eserlerini keşfetme azmine, kültür konusundaki çabalarına hayran olduğum Azra Erhat'ın yaşamı, beni ilgilendirdi bir okur olarak. Aldığı eğitim, gördüğü klasik Batı eğitime rağmen milletine olan sevgisinin nasıl geliştiğini öğrenmek beni mutlu etti. Yazarın sevenlerine ve Türkiye'de eğitimin, kültürün, hümanizmin nasıl geliştiğini, nasıl doğduğunu okumak isteyenlere öneririm. (Yusuf Atay)
--reklam--
En Hakiki Mürşit PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Azra Erhat - En Hakiki Mürşit kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de En Hakiki Mürşit PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Azra Erhat Kimdir?
Azra Erhat (4 Haziran 1915; Şişli, İstanbul - 6 Eylül 1982, İstanbul), Türk deneme ve inceleme yazarı, Eski Yunan ve Roma dilleri uzmanı, filolog,arkeolog, çevirmen ve düşünce kadını. Özellikle Eski Yunan klasiklerinden yaptığı çevirilerle tanınmıştır. A. Kadir ile birlikte gerçekleştirdiği İlyada ve Odissea çevirileri referans kabul edilir.
Yaşamı
4 Haziran 1915’te İstanbul-Şişli’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Belçika’da yaptı. 1939’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni bitirerek Klasik Filoloji Bölümünde asistan olarak göreve başladı. 1946’da doçent oldu. 1948’de aynı fakültedeki öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Adnan Cemgil, Niyazi Berkes’le birlikte üniversiteden uzaklaştırıldı. 1949-1950 arasında Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde çalışti.Uluslararası Çalışma Örgütünde (ILO) kütüphanecilik yaptı.
İlk çevirileri Tercüme dergisinde çıktı. Sofokles, Aristofanes gibi yazarların eserlerini Türkçeye kazandırdı. Yeni Ufuklar dergisinin yazarlarından biri olan Erhat, bu dergi çevresinde gelişen hümanist anlayışın öncüleri arasında yer aldı. Batı uygarlığının kökenini ve Anadolu’ya dayandıran ve Anadolu kültürlerini bir bütün olarak gören Halikarnas Balıkçısı ile aynı görüşleri paylaştı ve aralarında derin bir yakınlık doğdu. Yine çok yakınındaki Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte çevirdiği Hesiodos’un Theogonia ve "İşler ve Günler" adlı yapıtlarıyla Hesiodos üzerine araştırmaları, 1977’de "Hesiodos, Eserleri ve Kaynakları" adıyla basıldı. Bu üç isim bir arada "Mavi Yolculuk" terimini Türk ve dünya literatürüne kazandırdılar.
Azra Erhat, kansere yakalandı. Londra'da tedavi gördü, ama sonuçsuz kaldı. 6 Eylül 1982'de 67 yaşındayken İstanbul’da vefat etti. İstanbul-Üsküdar Bülbüldere Mezarlığına defnedildi.
Atatürk'ü İlyada kahramanlarindan Hektor'a benzetmesinin bir dönem sebep olduğu tartışmalarla da gündeme gelmiştir.
Şadan Gökovalı'nın manevi annesidir.
Eserleri
Mavi Anadolu (1960) (Gezi Yazısı)
Mavi Yolculuk (1962) (Gezi Yazısı)
İşte İnsan-Ecce Homo (1969) (Deneme)
Mitoloji Sözlüğü (1972) (Mitoloji)
Mektuplarla Halikarnas Balıkçısı (1976) (Mektup)
Sevgi Yönetimi (1978) (Deneme)
Karya'dan Pamfilya'ya Mavi Yolculuk (1979)
Troya Masalları (1981) (Çocuk Masalı)
Osmanlı Münevverinden Türk Aydınına (Eleştiri)
Gülleylâ'ya Anılar (Anı)
Düşün Yazıları, Halikarnas Balıkçısı (Halikarnas Balıkçısı adına yayıma hazırlayan)
Çevirileri
İlyada (1967) A. Kadir ile birlikte
Odysseia (1970) A. Kadir ile birlikte
Hesiodos, Eserleri ve Kaynakları (1977)- Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar, Aristophanes - Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
Lysistrata Kadınların Savaşı, Aristophanes - Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
Gargantua,François Rabelais - Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol ile birlikte
Tepegözlerin Mağarasında, Homeros - A. Kadir ile birlikte
Gül ile söyleşi, Homeros
Yedi Deniz, Piri Reis - A. Kadir ile birlikte
Şölen - Dostluk, Platon - Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
Zincire Vurulmuş Prometheus, Aiskhylos - Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
Savaş Uçuşu, Antoine De Saint Exupery
Küçük Prens, Antoine De Saint Exupery (1968)
Dişi Kedi, Colette
Cicim, Colette
Ödülleri
A. Kadir ile birlikte İlyada destanından yaptığı çevirinin birinci cildi 1959’da Habib Törehan Bilim Ödülü’nü, üçüncü cildi 1961’de Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü aldı.
--reklam--
Azra Erhat Kitapları - Eserleri
- Mitoloji Sözlüğü
- Mavi Yolculuk
- Mavi Anadolu
- Troya Masalı
- Homeros
- İşte İnsan
- Hesiodos Eseri ve Kaynakları
- En Hakiki Mürşit
- Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı
- Sevgi Yönetimi
- Osmanlı Münevverinden Türk Aydınına
--reklam--
Azra Erhat Alıntıları - Sözleri
- Hızlı Akhilleus kovalıyordu Hektor’u durmadan. Dağlarda bir köpek nasıl izlerse geyik yavrusunu, onu ininden kaldırmış, kovalar dere tepe, geyik yavrusu sığınıp saklanır çalıların altına, izini koklaya koklaya koşar köpek de habire, buluncaya dek direnir, bırakmaz peşini, İşte Hektor da tıpkı onun gibi … (Homeros)
- Kimsesi yoktur Andromakhe'nin, ne anası, ne babası, ne kardeşleri. Akhilleus günün birinde Kilikya'yı basmış, Eetion'un canına kıymış, oğullarının yedisini de öldürmüş, aklını oynatan Kraliçeyi babasının evine yollamış, kenti konağı yerle bir etmiştir. Andromakhe başına gelen bu yıkımın nedenini sormaz, ama sonucunu olan ca varhğıyla yaşar: Anası yok, babası yok, kardeşleri ölmüş, yurdu kalmamıştır. Akrabalık bağlarının hepsi kop muşsa, bunlann, gönlünde yarattığı sevgiler de yok olma mıştır ya. Hepsi birden bir insana akmış, onda toplan mıştır. Bu insan Hektor'dur. (İşte İnsan)
- Tanrılar insanlara görünmek için dağ tepelerini ya da yamaçlarını seçerler her nedense, belki gökten ya da Olympos'tan uçarak oralara konmak daha kolay olduğu, belki de bu ıssız yerlerde görünmek istedikleri kimseden başkasına rastlamıyacaklarını bildikleri için. Dağda bayırda kim gezer? Çobanlar. Görümlerin çokluk çobanların başına gelmesi raslantı değildir demek. Tanrı sofrasına Eris'in attığı altın elma ortalığın karışmasına yol açınca Zeus üç güzel tanrıçanın başına Hermes'i koyar ve onları İda dağının çobanı Paris'e gönderir güzeller güzelini seçmesi için. Ne yazık ki, bu ilginç serüveni Homeros bize anlatmaz, anlatsaydı, renkleri, biçimleriyle gözümüzün önünden bir daha silinmezdi bu tablo. (Hesiodos Eseri ve Kaynakları)
- "Ölçüsü kaçtı mı, en güzel şeyler bile bıktırır insanı." (Homeros)
- Gün olur alır başımı giderim, Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. Şu ada senin, bu ada benim, Yelkovankuşlarının peşi sıra. (Mavi Yolculuk)
- ...kendi düşün geleneğimizle canlı alışverişi kurmadan, nerden geldiğimizi, nereye vardığımızı saptayamadığımız sürece bir felsefe düşünemeyiz, bir felsefe oluşturamayacağız biz. Bu savları ileri sürmek bana düşmez belki, yine de sezdiğimi dile getir mekten alamıyorum kendimi: biz hiç bir konuya bütün benğilimizle veremiyoruz kendimizi, aşık, tek yolun yolcusu olamıyoruz. Eklektik, seçici kişileriz, derin, dirençli, sürdürücü değiliz. Onun için de ne geleneklerimize sahip çıkabiliyoruz, ne de tam anlamıyla özgün ve yaratıcı olabiliyoruz. Bu yüzden iyi araştırıcı, gerçek denemeci deği liz. Çevirici, aktarıcı, seçici. .. olur mu böyle şey! Gözümüz sağlam yapıt kurmakta değil, günlük çıkarımızda. Ben böyle görüyorum, başka kanı da olan varsa, çıksın tartışalım, hodri meydan! (Sevgi Yönetimi)
- Senin için şimdi tek kurtuluş kendini Kybele’ye büsbütün teslim etmektir. O ne yapacaksa yapacak seninle. Sabahattin duymasın, yüzüme tükürür, ama Sabahattin bilmez benim ne olduğumu, nasıl geliştiğimi, Sabahattin aşka pek inanmaz, dostluk der. Hayır, efendiler, siz kadın değilsiniz, siz bazı şeyleri bilemezsiniz, duyamazsınız. O halde, siz şimdilik susun bakalım. Haddinizi bilin ve yerinize oturun! Anadolu dilleri, kültleri veya kelime etimolojisine sıra gelince, gene sizi dinleriz, kulak kesiliriz, erkekçe kafanıza hayran oluruz, ama bu o değil, şimdi de bizim sözümüz geçer. (Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı)
- ..." Sevmekle adam akıllı alay edildi, sağa konuldu, sola konuldu, yukarıya aşağıya konuldu; fakat dünyada insana insanoğluna en sempatik gelen, insanoğlunu dünyada ne kadar sempati varsa topuyla birden sempatikleştiren şey yinede bu gönül sıcaklığı, ve kan ısısıdır. Astronomlar, milyarlarca ışık senesi uzaklardan, bütün güneş sistemini içine alabilecek kadar büyük dev yıldızlardan bahsederler, insanlara dehşet vermeye çalışırlar, Halbuki kainat bir insan kadar kompleksli değildir.".. (Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı)
- "Aşırı Batılılaşmanın bizim ailemize neler kaybettirdiğini hesaplamaya çalışıyorum. Biz Türkler uyma,benimseme yetisini fazla ileri götüren bir ulusuz gibime geliyor. Başka toplumların daha üstün saydığımız uygarlığı karşısında kendi değerlerimizi unutur özbenliğimizi yitiririz. Benimsediğimiz ya da benimsemeye çalıştığımız yabancı çevrelerin içinde bir özenti yaşamı süreriz. Kendi kendimize yabancılaşırız.Giderek törelerimizi, dilimizi bile unuturuz..." (En Hakiki Mürşit)
- Mutlu ölümsüzlere gereken saygıyı göster. Arkadaşına kardeşim deme hiçbir zaman, Dersen, kötü davranamazsın. artık ona karşı~ Ve güzel konuşayım derken yalan söyleme Kardeş dediğin kötü söyler, -kötülük ederse,öcünü iki katlı almalısın ondan. (Hesiodos Eseri ve Kaynakları)
- Tanrı Âdem'i topraktan yoğurup içine can üfledikten, Aden bahçesine yerleştirdikten ve hayat ağacını ona gösterip bu ağacın meyvasından yemeyi kendisine yasakladıktan sonra, ona yardımcı olarak bir yaratık meydana getirmek üzere, uyutur Âdem'i, kaburga kemiklerinden birini alır ve ondan bir kadın yapar. O kadar. Âdem kadını kendisine eş bilir, dolaşırken Aden bahçesinde yılan gelir, kadını kandırır, o da yasak ağacın meyvasından bir tane koparır yer. Bu sırada Âdem nerdedir, belli değil, o da duymuş mudur yılanın söylediklerini, duymamış mıdır bilinmez, ne ki Havva'nın uzattığı meyvayı o da yer. Sonra olan olur, Tanrı ikisini de kovar cennet bahçesinden. Bu arada savurduğu korkunç tehditler ilerde uygulanacak gerçeklerdir: toprak lânetli olmuştur, insan artık alnının teriyle ekmek yiyecektir, insan topraktır ve toprağa dönecektir. Hesiodos'un anlattığı mythos'ta cennetin adı geçmiyorsa da, Pandora’nın suçundan önce insanların yeryüzünde dertsiz kaygısız yaşadıkları ve toprağın kendiliğinden bereket saçtığı vurgulanıyor. (Hesiodos Eseri ve Kaynakları)
- "Değerli kadın, erkek kadındır,erkeğe asalak olmayan, bağımsız ve özgür insan. Işte o çeşit kadınlar azdır bu dünyada..." (En Hakiki Mürşit)
- Fenere ne lüzum, a hemşerim? diyesim gelir Diojen'e ; insansan, kendini ara bul, kendini yaşadın mı, bulursun insanı. (İşte İnsan)
- Dosta sarılmak, dost yanağı öpmek kadar tatlı ne vardır bu dünyada ? (Mavi Yolculuk)
- Hektor, Mustafa Kemal, Troya, Conkbayırı... (Mavi Anadolu)
- Yaşamadan sevebilir miyiz bir yapıtı, sevmeden de anlayabilir miyiz? (Homeros)
- Deli eder insanı bu dünya Bu gece, bu yıldızlar, bu koku... (Mavi Yolculuk)
- Helene tam 37 isteyen arasından Menelaos'u seçmiş. Neden Menelaos'ta karar kıldığını pek bilmeyiz. Atreus'un oğlu, Agamemnon'un küçük kardeşi Menelaos çok mu güzeldi? Homeros sarışın olduğunu söyler, boylu poslu, yakışıklı, sözü sazı yerinde bir adam olarak gösterir onu. Ne var ki, tarihin ilk aldatılmış kocası olmak talihsizliğine uğrayan Menelaos'un güzelliği Helene'nin ona taktığı boynuzların altında adamakıllı gölgelenmiştir. Ama bu gölge daha çok bizim gözümüze çarpar. İlkçağda aldatılmış koca edebiyatı henüz başlamamıştı. Homeros, Menelaos'u şerefli bir yiğit olarak gösterir. Hem kaçırılan karısını, hem Helene ile birlikte çalınan mallarını geri almak için Menelaos canla başla savaşır. Paris'i kendi eliyle öldürüp öç almak başlıca emelidir. Ama ölçülü bir adamdır Menelaos, kendisi ve karısı yüzünden kopan bu kavgaya son, verecek barışçı çare ilere başvurmaktan geri kalmaz. Savaş kopmadan Troya'ya karısını geri almaya gelmiştir, koptuktan sonra da, Helene malları ile geri verilirse, savaştan vazgeçmeye razıdır. Yani karım beni aldattı, ille de öldüreceğim diye direnmez. (Mavi Anadolu)
- "Eski Yunan kültürünün Anadolu'da daha gerçek, yüz yıllık Batı hayranlığının romantik ve sahte süslerinden arınmış olarak yaşayıp geliştiğine inanırım..." (En Hakiki Mürşit)
- Boz bulanık bir düzlük ... alabildiğine boşluk ... hiçlik ... kaos. (İşte İnsan)
Yorumlar
0 yorum