Kitap Künyesi
Yazar: Oya Baydar
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750703935
Sayfa Sayısı: 424
Erguvan Kapısı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Oya Baydar, 2001 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü'nü alan Sıcak Külleri Kaldı'dan sonra yine dev bir romanla çıkıyor okurlarının karşısına.
Sıcak Külleri Kaldı'nın iki önemli kadını, Ülkü ve Derin, bu yeni romanda
Başka boyutlarda yan yana gelirken, arayışlarını sürdürüyorlar.
Erguvan Kapısı bir anlamda bir arayış romanı. Kimliklerini, ideallerini arayan insanların romanı. Bizans'ın kayıp kapılarından birini arayan bir Rum profesör, ölüm orucuna yatmış insanlar, oğlunun kimliğinin izini süren Ülkü, bir yandan babasını bir yandan tümüyle yabancısı olduğu dünyaları tanımaya çalışan Derin, ayrı bir dünyanın insanı Kerem Ali bu sarsıcı romanın baş kişileri.
Erguvan Kapısı, sürükleyici kurgusu, çok katmanlı anlatımıyla son yirmi yılın siyasal ve toplumsal panoramasına edebiyat açısından bakan güçlü bir roman.
(Tanıtım Yazısı'ndan Alıntı)
Erguvan Kapısı Alıntıları - Sözleri
- Yanlış adreste değil, yanlış zamandayız.
- Insanin yasaminda bir an oluyor; sadece kendisinin degil cevresindekilerin de gelecegini belirleyecek bir kader an ı. Sonradan hep o an'a geri dönersin, o an'ı sorgularsın. 'Hic yasanmamis olsaydi keske' diyorsan, bitmissindir. Cunku sadece senin kendinin degil, baska insanlarin kaderini de karartmistir o an. Ve hicbir seyi geri donduremezsin.
- Her sey yolunda gidecek, her sey güzel olacak, neden olmasin ? (:
- Kararsızlık en kötü ruh halidir.
- Gerçek, herkesin kendi hikayesine verdiği addır.
- Bir an, bir söz,bir bakis, bir hareket ya da bir gecikme bazen talihimizi ve tarihimizi nasıl da degistirirverir.
- "... Zulüm ne kadar şiddetliyse isyanın da o kadar büyük olacağını herkes görmeli."
- Neyi aradığımızın cevabı, eğer aramayı biliyorsak, vardığımız noktada bulduğumuz şeydir.
- Buralı değilsin, hiçbir yerli değilsin; zorlama. Bir yerli olmak da gerekmiyor zaten. Belki de çözüm hiçbir yerli olmayı başarabilmektedir, zamanda ve mekanda ebedi sürgünlük halidir çözüm.
- "... Yaşama ölümle varılmıyor, ölümden yaşam doğmuyor."
- Dünya üstüne üstüne geldiğinde, sorularına bulduğun cevaplar seni aştığında ya da cevabı bulamadığını hissettiğinde sığınacak bir yer ararsın : bir ada... Ama şehir hep arkandan gelir.
- İnsanlar ölmeye zorlanamaz ama özendirilir.
- Aramak, bulmak kadar, belki de daha önemli. Ama asıl önemli olan kapının nereye açıldığı. Heyecan verici olan da bu bence.
- Aramak, bulmak kadar, belki de daha önemli. Ama asıl önemli olan kapının nereye açıldığı. Heyecan verici olan da bu bence.
- Kadin dogurgandir, hayati yaratan, büyütendir; bu yüzden hayata karsi er kisiye göre daha güçlüdür, direnclidir.
Erguvan Kapısı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
2021 Şubat'ında okuduğum "Sıcak Külleri Kaldı"nın devam romanı: "ERGUVAN KAPISI" Yaklaşık 550 sayfalık bu roman, Rum asıllı Bizantolog Teo'nun bir elyazmasında karşısına çıkan "Erguvan Kapısı"nı aramak için yıllar önce ailesiyle terk etmek zorunda kaldığı İstanbul'a dönmesiyle başlıyor. Teo ile Ülkü'nün, Derin'in ve Kerem Ali'nin yollarının kesişmesi ve bu dördünün aslında kendi erguvan kapılarını aramasıyla devam ediyor. Romanda bir cinayetin izi, 6-7 Eylül Olayları, "Hayata Dönüş Operasyonu", 2001 ekonomik krizi, 11 Eylül Saldırıları gibi yakın geçmişte yaşananların da anlatıldığını eklemeliyim. İnsanların karşıt fikirlerde olsalar dahi kendi iktidarlarını korumak adına karşılarındakileri veya kendilerine inananları nasıl kullandıkları da etkileyici şekilde anlatılmış. Roman çoğulcu bakış açısıyla yazılmış. Teo, Ülkü, Derin ve Kerem Ali'nin ağzından öğreniyoruz neler olup bittiğini. Bu da romana ayrı bir devinim katmış. Oya Baydar'ın diliniyse beğendiğimi söylememe gerek yok sanırım. Okumanızı öneririm. İyi okumalar dilerim. (Faruk Oruç)
Erguvan Kapısı, 2004 yılında yayımlanmış ve aynı yıl 'Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü' almış bir roman. Daha önce okuduğum ve çok beğendiğim 'Sıcak Külleri Kaldı' romanının devamı niteliğinde. Ben beğendim, öneririm. Oya Baydar okunası bir yazar. (Zeki Erdem)
Okulun kütüphanesinde gezerken sürekli gözüme çarpardı bu yazar ve kitap.Yeni yeni Türk edebiyatına yöneldiğim için bu kitaba bir şans vermek istedim.Sonuna kadar destekliyorum ki kesinlikle okumanız gereken bir kitap.Aslında genel bir kurgusu yok gibi gözüküyor hatta sonu bile yok bence.Ama sonuna geleseye kadar yazarın size hissettirdikleri çok güzel. Kitaptaki olay Ülkü,Derin,Kerem Ali ve Teo’nun ağzından anlatılıyor.Her bölümde biri yaşananları kendi düşünceleriyle aktarıyor.Hatta bir bölümde anlattığı bir şeyi başka bir bölümde başkasından dinlediğimde kitaptaki olay(lar)a çok yönlü bakmamı sağladı.Ve kitap İstanbul merkezli bir kitap.Gerek günümüz gerekse İstanbul’un Bizans olduğu zamanlarda.Çünkü kahramanlarımızdan biri olan Teo bir sanat tarihçisi ve eline geçen belgedeki bilinmeyen kapıyı arıyor yani Erguvan Kapısı’nı...Kitabın adının neden bu olduğu ilk sayfalarda anlıyorsunuz zaten. Eğer kitaba Derin’in gözünden bakarsak;Derin önemli bir diplomat olan babasını bir suikastte kaybediyor.Ve bunun neden olduğunu araştırırken bir sürü yeni insanlarla tanışıp yeni hayatlarda yaşıyor... Bize de bu kitabı okumak düşüyor.İlk başta da söylediğim gibi kitap cidden çok ama çok güzeldi.Kitaba dair beğendiğim başka bir detay ise kitabın 2000’li yıllarda geçmesi.İnternetten araştırdığıma göre o zamanın Türkiye’sini çok güzel gözler önüne sermiş yazar. (Duygu Yallı)
Kitabın Yazarı Oya Baydar Kimdir?
Oya Bardar (1940, İstanbul), Türk yazar, sosyolog. Uzun zaman sosyalist siyasetin içerisinde yer almıştır. T24 internet gazetesinde yazarlık yapmaktadır.
Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okudu. Lise öğrencisi iken Fransız yazar Françoise Sagan’dan etkilenerek ilk romanını yayımladı. Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de kitap olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden neredeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı, olgunluk çağında yeniden edebiyata döndü.
1964'te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve bu bölüme asistan olarak girdi. "Türkiye’de İşçi Sınıfı’nın Doğuşu ve Yapısı" konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Baydar, daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi'nde asistanlık yaptı.
1971'deki 12 Mart Darbesi sırasında, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyesi olarak, sosyalist kimliği nedeniyle tutuklandı ve üniversiteden ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-1979 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.
12 Eylül Darbesi sırasında yurtdışına çıktı ve 12 yıl boyunca Almanya'da sürgünde kaldı. Burada, sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşadı. Bu süreci 1991’de yayımladığı Elveda Alyoşa adlı öykü kitabında anlattı.
1992’de Türkiye’ye döndü. Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan İstanbul Ansiklopedis'nde redaktör ve Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.
Ödülleri
Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikaye Armağanı
Kedi Mektupları ile 1992 Yunus Nadi Roman Ödülü
Sıcak Külleri Kaldı ile 2001 Orhan Kemal Roman Ödülü
Erguvan Kapısı ile 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
Hiçbir Yere Dönüş ile 2011 Akdeniz Kültür Ödülü
Oya Baydar Kitapları - Eserleri
- Sıcak Külleri Kaldı
- O Muhteşem Hayatınız
- Erguvan Kapısı
- Köpekli Çocuklar Gecesi
- Çöplüğün Generali
- Kedi Mektupları
- Kayıp Söz
- Elveda Alyoşa
- Yolun Sonundaki Ev
- Hiçbiryer'e Dönüş
- Yetim Kalacak Küçük Şeyler
- Surönü Diyalogları
- Bir Dönem İki Kadın
- 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri
- Savaş Çağı Umut Çağı
- Allah Çocukları Unuttu
- Erguvan Kapısı
- Madrit'te Ölmek
Oya Baydar Alıntıları - Sözleri
- “İnsanın içindeki ses susunca mı yitiyor söz, yoksa anlamsızlık duygusu yazarı sözün bittiği yere götürdüğünde mi?” (Kayıp Söz)
- “Anneni hep sevmiştim, seni doğurduğu için bir kat daha sevdim.” (Kayıp Söz)
- "Zamanı öldürmeye sabah 8 ' de başlıyoruz.Önce saniye saniye sonra dakika dakika sonra saat saat işkenceyle ölüyor zaman ..." (Elveda Alyoşa)
- "... Yaşama ölümle varılmıyor, ölümden yaşam doğmuyor." (Erguvan Kapısı)
- Özgürlüğü kullanabilmenin de kazanabilmek kadar güç olduğunu düşünüyorum. Özgürlüğü ne yapacağını bilemediğinde ona ihtiyacın da olmuyor. Bir de tutsağın özgürlük korkusu var. (80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri)
- Bir gün "Biz ayrı gayrı bilmezdik. Nereden çıktı bu düşmanlıklar, nasıl bu hale geldik," diye konuşurken, bir Ermeni arkadaşımız, içime çok oturan, vicdanımı sızlatan bir söz söyledi: "Evet siz bilmezdiniz ama biz bilirdik," dedi. (Bir Dönem İki Kadın)
- İnsan aşkın nesnesini kendisi mi yaratır? Aslolan, âşık olunan kişi ya da nesne değil de duygunun kendisi midir? Sevdiğimizi değil de içimizde büyütüp beslediğimiz duyguyu yitirmekten mi korkarız? (O Muhteşem Hayatınız)
- "Ben seni; duvarın öte yanından, kurtarılacak dünyadan gelen umutsun diye; inançlarımın, kimliğimin, doğrularımın, dev aynalarında tasdikisin diye sevdim." (Elveda Alyoşa)
- Kendi sözleri kendine anlamsız geliyor. Anbean tükenirken bunca söze ne gerek var! Kendi içine dönmeli, susmalı insan. Yenilgiyi sindirmeli, bir kez daha yenilmeye hazırlanmalı. (Köpekli Çocuklar Gecesi)
- Kusursuzu, güzeli, doğruyu aramak bütün hayatlarını doldurmuş; hayatlarının anlamı, yaşamlarının nedeni olmuş. Sonra tam bulduklarını sandıkları anda bir de bakmışlar ki, doğru sandıkları yanlış, kusursuz sandıkları eksik, güzel sandıkları çirkinmiş. (Kedi Mektupları)
- Ömür boyu yaşanan, biriktirilen yüzbinlerce, milyonlarca ânın toplamıdır insan. (Yetim Kalacak Küçük Şeyler)
- Neden çevremdeki her şey bu kadar hüzünlü ve bu kadar kısa? (Allah Çocukları Unuttu)
- "Bırakırsam/ diye sürdürdü kadın, "kendimden de bir parça bırakıyorum geride. Ve bıraka bıraka o kadar azaldım ki artık, bir daha ne bağlanmaya, ne de bırakmaya gücüm yok." (Kedi Mektupları)
- Yaşıyorum, ne fevkalade ve ne korkunç birşey bu! Hayatı bütün kuvvetiyle içimde hissediyorum. Korkuyorum. Tam aksini iddia etmeme rağmen hayata fazla bağlıyım. (Allah Çocukları Unuttu)
- Başka bir kader, başka bir zafer için kuşatılmış şu yenik askerlere benziyor hayat! (Kedi Mektupları)
- Ve adlar, adlar, adlar... Kimlerin adları? Ölenlerin, öldürülenlerin; nerede, neden? Unutulmaz mı, bitmez mi? İnsanlara destanlar gerektiği için mi çağlar boyunca diri tutulur acılar? Ya da destanlar, acılar küllenip de intikam ateşi hiç sönmesin, diye mi aktarılır kuşaktan kuşağa? Hatırlamak mı, unutmak mı rahatlatır insanı? (O Muhteşem Hayatınız)
- Yürüyüşün kendisi bile umut vericiydi. Sonra yürüyüş hedefin yerine geçti.Yolda olmanın sağladığı tatmin,varış noktasını bulanıklaştırdı.Yolumuzu şaşırdık, yanlış adımlar attık. Hedeften uzaklaştık bazen hedefe yürüyüşün sağladığı tatminin aldatıcı bir umut olduğunu düşünüyorum. (Surönü Diyalogları)
- Birinin bana ihtiyacı olduğunu, benim için yaşadığını bilmeğe dayanamıyordum. Böyle olduğu müddetçe hür değildim. (Allah Çocukları Unuttu)
- Bir söz arıyordum, bir ses duydum Bir çığlığın peşine takılıp uzaklara gittim Duyduğum sesin şiddetten doğan acının sesi olduğunu bilmiyordum, öğrendim O sesi izledim, sözü buldum Söylecek bir sözüm var artık... (Kayıp Söz)
- “Bölünme korkusu kitlelere öğretilmiş bir korku. O korkuyu taşıyan saf, masum, sıradan insanlar buraları tanımazlar bile. Çatışmalar, ölümler, şehitler olmasa, muktedirler bıkmadan usanmadan şeytanlaştırmasalar, televizyonlardan duymasalar Cizre nerede, Şırnak nerede, Sur neresidir, oralarda nasıl insanlar yaşar, bilmezler. Bölüneceğinden,ayrılacağından korktukları toprakların rengini, kokusunu, dağlarındaki çiçekleri, karın lekesiz beyazını,ormanlarındaki ağaçları tanımazlar. Yolları geçmişse buralardan, askerlik yaparken geçmiştir. O zaman da buraları arkadaşlarının şehit düştüğü düşman toprakları, tekinsiz yerler olarak bellemişlerdir zaten. Haritada yerlerini gösteremeyecekleri bu tuhaf adlı toprakların ellerinden gitmesinden ödleri kopar; ama kendi yaşadıkları toprakların ne kadar kendilerinin olduğunu sorgulamak akıllarına gelmez.” (Surönü Diyalogları)
Yorumlar
0 yorum