Kitap Künyesi

Yazar: Herbert Marcuse

Çevirmen: Aziz Yardımlı

Yayın Evi: İdea Yayınevi

İSBN: 9789753970196

Sayfa Sayısı: 184

--reklam--

Eros ve Uygarlık Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Eros ve Uygarlık: Başlık iyimser, örtmeceli, giderek olumlu bir düşünceyi anlatıyordu: İleri işleyim toplumunun başarımları insanı ilerlemenin yönünü tersine çevirmeye, üretkenlik ve yoketmenin, özgürlük ve baskının öldürücü birliğini kırmaya yetenekli kılacaktı; başka bir deyişle, Ölüm pazarlamacılarına karşı uyumlu bir savaşımda, insanın dünyasını onun Yaşam İçgüdüleri ile uyum içinde şekillendirmek için toplumsal gönencin nasıl kullanılacağını gösteren gay bilimi (gaya sciencia) öğrenme olanağını yaratacaktı. Bu iyimserlik egemenliğin sürekli benimsenişi için gerekçenin bundan böyle geçerli olmadığı, darlığın ve zahmete gereksinimin egemenlik dizgesinin korunması çıkarına salt 'yapay olarak' sürdürüldüğü varsayımı üzerine dayanıyordu. Bu 'eskimiş' gerekçenin daha da etkili toplumsal denetim biçimleri tarafından (yerine başkası konmadıysa da) büyük ölçüde güçlendirilmiş olduğu olgusunu gözardı ettim ya da önemsemedim. Topluma varoluş savaşımını barışçıllaştırma yeteneğini vermiş olan güçlerin kendileri bireylerde böyle bir kurtuluş gereksinimini baskılamaya yarıyordu. Yüksek yaşam ölçününün insanları yaşamları ve yöneticileri ile uzlaştırmaya yeterli olmadığı yerde ruhun 'toplumsal mühendisliği' ve 'insan ilişkileri bilimi' zorunlu libidinal katheksisi sağlarlar. Gönenç toplumunda, yetkeler egemenliklerini aklamaya pek zorlanmazlar. Beklenenleri yerine getirirler: Uyruklarının eşeysel ve saldırgan erkelerini doyururlar. Yokedici gücünü öylesine başarı ile temsil ettikleri bilinçaltı gibi, onlar da iyinin ve kötünün bu yanıdırlar, ve mantıklarında çelişki ilkesinin hiçbir yeri yoktur. " (Herbert Marcuse, Eros ve Uygarlık, "Politik Önsöz"den.) (Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Eros ve Uygarlık Alıntıları - Sözleri

  • Sanat belki de baskılanmışın en görülebilir "geri-dönüşü"dür, yalnızca bireysel değil ama ayrıca soysal-tarihsel düzlemde de. Sanatsal imgelem başarısızlığa uğramış kurtuluşun, çiğnenmiş sözün "bilinçsiz anısını" şekillendirir.
  • Özne ve nesne arasındaki karşıtlık ilişkisini örneklendiren felsefe ayrıca onların uzlaşmalarının imgesini de elinde tutar. Aşan öznenin dinginliksiz emeği özne ile nesnenin en son birliğinde sonlanır: Kendi gerçeklenmesi içinde varolan “kendinde-ve-kendi-için-varlık” düşüncesi.
  • Eğer baskının yokluğu özgürlüğün arketipi ise, o zaman uygarlık bu özgürlüğe karşı savaşımdır.
  • Freud baskının gelişimini bireyin içgüdüsel yapısında izler. İnsan özgürlük ve mutluluğunun yazgısı içgüdülerin savaşımında karara bağlanır— sözcüğün, tam anlamıyla bir ölüm kalım savaşı ki, katılanlar beden ve ruh, doğa ve uygarlıktır.
  • Ve erkekler ve kadınlar eşeysel özgürlükten her zaman olduğundan daha da çok yararlanırken, artık-baskıdan söz etmenin hiçbir anlamı yoktur. Ama gerçek bu özgürlüğün ve doyumun yeryüzünü cehenneme dönüştürmekte olduğudur.
  • Savaş ve barış arasındaki, sivil ve askeri nüfuslar arasındaki, gerçeklik ve propaganda arasındaki ayrım bulanıklaşmıştır.
  • Geçmiş şimdiyi tanım­lar çünkü insanlık henüz kendi tarihine egemen olmamıştır.
  • Uygarlık ve eşeysellik arasındaki çatışmayı yaratan durum eşeysel sevginin iki insan arasındaki bir ilişki olmasıdır, öyle ki bu ilişkide bir üçüncü ancak gereksiz ya da rahatsız edici olabilir; oysa uygarlık kişilerin daha büyük kümeleri arasındaki ilişkiler üzerine kuruludur. Bir sevgi ilişkisi doruğunda iken çevredeki dünyaya herhangi bir ilgi için yer kalmaz; sevgililer çifti kendilerine yeterlidir, giderek onları mutlu kılmak için ortaklaşa onların olan çocuğa bile gereksinmezler.
  • Uygarlığın sonraki gelişimi için modeli saptayarak, ilksel baba haz üzerine zorla dayatılan sınırlama ve zorla dayatılan perhiz yoluyla ilerleme için zemini hazırladı; böylece geleceğin disiplinli “emek gücü” için ilk önkoşulları yarattı.
  • Libido toplumsal olarak yararlı edimlemeler için saptırılır ki, bunlarda birey ancak aygıt için çalıştığı sürece, çoğu kez kendi yeti ve istekleri ile bağdaşmayan etkinliklerle uğraştığı sürece, kendisi için çalışmaktadır.

--reklam--

Eros ve Uygarlık İncelemesi - Şahsi Yorumlar

"Eros ve Uygarlık" adlı bu kitabın tek çevirisinin idea yayınevi ve Aziz Yardımlı tarafından yapılmış olması okur için talihsizlik mi, yoksa tam aksi mi bilemiyorum. Olumsuz tarafı, bir sürü uyduruk kelime ile insanın zihnini kirletmesi bir yana, bizatihi kendisi zor olan felsefe gibi bir alanı ve bu alanda dönen meseleleri okurun bu alanda aşina olduğu bir jargonun dışında yeniden kurgulayarak anlamı büyük ölçüde kapatması. Bence olumlu yönü ise, okumadaki akışkanlığı ve ritmi bozduğundan dolayı bu dilin, , okurun tam anlamıyla bir felsefe metni ile karşı karşıya olduğunu sezdirmesi ve insanı içine hapseden ezberlerin dışına çıkma olanağı yaratması. Muhtemelen Aziz Yardımlı da böyle bir motivasyondan hareketle, Türkçe bir felsefe dili inşa etmeye çalışıyor. "Eros ve Uygarlık", Marcuse'un Freud düşüncesini kendi zamanında bir güncelleme girişimi olarak okunabilir. Freudcü düşüncede, haz ilkesi ile gerçeklik ilkesi arasındaki denklemin tersine çevrildiği bir zamanın başlangıcını imlemesi bakımından önemli bence Marcuse'un yorumları. Marcuse'un bu andan itibaren kapitalizm ile haz ilkesi arasında kurulmaya başlanan muhafazakar ilişkiyi, eleştirel teoriyi daha da ilerleterek ifşa etmesini beklemek, bu ilişkinin şampiyonlarından biri olan Marcuse'tan Yahudi olmamasını, Amerikalı olmamasını, CİA ile iş tutmamasını, 68 kuşağının lideri olmamasını beklemek gibi bir şey. Doğal ortamından sapmış cinselliği bir kurtuluş ideolojisi olarak benimsemek ve ancak reklamcılık sektörünün alanına giren, budanmış, biçimlenmiş ve soysuz bir estetiği öne çıkarmak olsa olsa bunları ve daha fazlasını araçsallaşmış-şeyleşmiş ilişkilerin merkezine doğru hareketlendirmek anlamına gelir, başka bir şey değil. Devrimci Marcuse, bir anda Amerikan menşeli muhafazakarlığın poster çocuğu olabiliyor böyle bir misyonla. Nerede bir canlılık belirtisi varsa, onu soğurmanın ve pazara dahil etmenin yolunun çoktan bulunduğu bir dünyada, önce uygarlık fikriyle geleneksel yapıların anasını ağlatıyorlar, sonra pazarı dünyanın her yerine genişletmek için tekrar dönüp geleneksel yapılardan yararlanıyorlar. Bir yandan da ona karşı "özgürlük" dalgaları yaratıyorlar. Araçsallaşmamış ve yerinden edilmemiş tek bir şeyin kalmadığı böyle bir dünyada, birileri geleneksel hakikatlerini bulduğunu zannederken, bunların karşısındaki diğerleri sistemin ellerine tutuşturduğu oyuncaklarla her bakımdan bir "özgürlük" oyunu oynuyorlar. (narodnik)

tamamen freud'un uygarlık ve hoşnutsuzlukları adlı kitabının analizi sayılabilecek bir içeriğe sahip Marcuse eseri. marcuse'un fikirlerini de net bir şekilde görebildiğimiz bu kitapta freud kısıtlayıcı olmakla eleştirilirken marcuse'un özgürlükçü söylemlerini farketmemek imkansız. marcuse hakkında, ''sanırım hippi'' derken, ''make love, not war'' felsefesini de eleştirdiğini gördüm. bu noktada marcuse, uygarlık olgusunun dayanağını eros'un felsefesinde bulduğunu söylemek abes olmayacak. çünkü, ''bastırılma, uygarlık için keyifsiz bir zorunluluktur'' diyen freud'u yerden yere vurmakta ve oluşun yıkıcı misyonunun ancak özgür bireyci tercihten geçtiğini söyler. peki nedir bu özgür bireyci tercih? kısaca, özgürlük kavramının liberalleşme sonrası bir dönemde yorumlandığı ve özgürleşme kavramını dahi başkalaştırdığı garip bir tutum. ve bu tutum dünyaya hakim. tabi konu eros, uygarlık ve freud'un uygarlığın hoşnutsuzlukları tespitleri olunca konumuz otomatikman haz ilkesine bağlanıyor. freud bu konuda oldukça tutarlı ve haz ile gerçeklik kavramlarının birbirlerinin besleyicisi olduğunu, hazzın gerçekleştirilmesi uygarlığın çöküşü anlamına geleceğini, uygarlığın ise (özellikle batı) baskıdan beslendiğini öne sürer. bu noktada marcuse'un fikirlerini okuyamıyoruz. çünkü karşı çıkamıyor. göremeyince marcuse'a gülmedim değil. marcuse'un freud muhalefetini okurken gözüme çarpan bir detay da marcuse'un sosyalist bir toplum yapısı ön görmesi oldu. halbuki sosyalist toplumda eros felsefesi değil, kısmen de olsa freud felsefesi geçerliydi. marcuse baskıcı olmayan bir süblimasyonu hedeflerken gözden kaçırdığı nokta freud'un objektif teşhislerinin aslında eleştirilecek yanının olmadığıydı. eros felsefesi kapitalist bir içeriğe sahiptir çünkü. en basit denklemiyle; boş zaman + tüketim = haz tandaslıdır. marcuse'un özgür bireyci tercih duruşu tam olarak bu felsefenin uygulamasının adıdır. üslubu hiç sivriltmeden eleştiri okları freud'a dönmüş bu kitapta üstü kapalı bir şekilde. ve sonda yine marks-freud olumlamasıyla konuyu kapatmış canım yazar. kronik muhalif sanırım.. ama güzel yazıyor. (Uğur De Molinari)

Kitap Freudcu revizyonizminin bir eleştirisidir. Marcuse, ileri sanayi toplumlarına nüfuz eden sosyal patoloji formunu inceler. Sonuç, kapitalizmin ölüm içgüdüsünün ve sosyal tahakkümün gelişimini destekleyen bir miktar fazla baskı talep etmesidir. Ancak baskı asla tamamlanmaz. Freud bile 1915'teki bir makalede baskının eksik olduğunun farkındaydı. Hem Freud hem de Marcuse, bastırılmış içgüdülerin asla gitmediğini kabul eder, ancak kendilerini öyle ya da böyle savunmaya devam ederler. Kültürün kurucusu olan erotik dürtü, ölüm içgüdüsü ile çatışmasında kendini savunmaya devam ediyor. Marcuse'a göre, mutluluk ve zevk için erotik dürtü fanteziler, sanat ve ütopik vizyonlarda yaşıyor. Eros ve Medeniyet'in ikinci yarısı fantezi ve hayal gücünün çalışmalarına ayrılmıştır. Marcuse, Freud, Kant, Schiller ve diğerlerinin yeniden inşasının desteğiyle hayal gücünün özgürleştirici işlevi için bir dava oluşturur. Asıl mesele, hayal gücüyle daha iyi bir dünya hayal edebileceğimizdir. Bu niteliksel olarak daha iyi bir yaşam biçimi yaratmak için kaynaklar zaten mevcut olduğu sürece kör bir ütopik vizyon değildir. (Kerime Deniz Gürel)

--reklam--

Eros ve Uygarlık PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Herbert Marcuse - Eros ve Uygarlık kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Eros ve Uygarlık PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Herbert Marcuse Kimdir?

Frankfurt Okulu mensuplarından biri olan Marcuse, Marksist kuramı, 1920'den başlayarak değişen tarihsel koşullarla uyumlu hale getirmenin mücadelesini vermiştir. Bu amaçla, eleştirel Marksizmin kendi versiyonunu öne süren ve 1960'lı yıllardan başlayarak uluslararası bir ün kazanan Marcuse, Amerika Birleşik Devletleri'yle Avrupa'daki yeni sol hareketin destekçisi ve savunucusu olmuştur. O, söz konusu eleştirinin ardından, estetik ve biyolojik değerlerin yüceltildiği bir toplum düzeni arayışına girmiştir. Geleceğin toplumuna ilişkin görüşleriyle özgürlükçü bir komünist olarak nitelenen Marcuse, özgür, güzel, aydınlık, cinsel içgüdülerin bastırılmadığı, herkesin yeteneğine göre özgürce çalıştığı, çalışmanın bir oyun haline getirildiği, devletin baskıcı görevine gerek duyulmayan bir toplum düzenini özlemiştir.

Marcuse'ün çalışmasının temeli, baskının bütün sistemlerini kapsayan, iddia ve tartışmayı denetim altına alan bütün muhalefet şekillerini ortadan kaldıran gelişmiş sanayi toplumun -yani "baskıcı hoşgörü'nün- ortaya konulmasıdır. Bu "tek boyutlu toplum" a karşı Marcuse, sadece ütopik bir geleceği kabul etmedi, aynı zamanda Üçüncü Dünyadaki öğrenciler, etnik azınlıklar, kadın ve işçiler gibi gruplara güvenen geleneksel çalışan sınıfa devrimci bir güç olarak baktı. Marcuse' ün önemli çalışmaları şunlardır: Reasom and Revolution (Akıl ve Devrim, 1941), Eros and Civilization (Eros ve Medeniyet, 1958) ve One Dimensional Man (Tek Boyutlu İnsan, 1964).

--reklam--

Herbert Marcuse Kitapları - Eserleri

  • Özgürlük Üzerine Bir Deneme
  • Tek Boyutlu İnsan
  • Eros ve Uygarlık
  • Karşıdevrim ve İsyan
  • Us ve Devrim
  • Estetik Boyut
  • Olumsuzlamalar
  • Kriz Danışması ve Travmatik Olaylarda Tedavi Planlayıcı
  • Sovyet Marksizmi
  • Diyalektik Materyalizm Devlet Ve Faşizm
  • Karşıdevrim ve İsyan

--reklam--

Herbert Marcuse Alıntıları - Sözleri

  • Ortak çıkarlar yaratan devrim korkusu karşıdevrimin çeşitli aşama ve biçimlerini birbirine bağlar. Bütün bunlar parlamenter demokrasiden polis devleti yoluyla açık diktatörlüğe giden yolu açar. Kapitalizm bütün tarihsel devrimler içinde en radikal olanın tehdidine karşı yeniden örgütlenmektedir. (Karşıdevrim ve İsyan)
  • . Akıl, bu düzenin irrasyonel karakterini ortaya çıkaran mevcut toplumsal güçler adına insanların ve şeylerin kurulu düzeniyle çelişir. Çünkü "rasyonel" cehaleti, yıkımı, gaddarlığı ve baskıyı azaltmaya yönelik bir düşünce ve eylem tarzıdır. ... (Tek Boyutlu İnsan)
  • Ve erkekler ve kadınlar eşeysel özgürlükten her zaman olduğundan daha da çok yararlanırken, artık-baskıdan söz etmenin hiçbir anlamı yoktur. Ama gerçek bu özgürlüğün ve doyumun yeryüzünü cehenneme dönüştürmekte olduğudur. (Eros ve Uygarlık)
  • Sizin sayınız onun için bir cinayettir! (Tek Boyutlu İnsan)
  • . Sanatın gerçeği, yerleşik gerçekliğin tekelini kırma, gerçek olanı tanımlama gücünde yatar. ... (Estetik Boyut)
  • Bilincin tarihte aldığı ilk biçim bir bireyin bilincinin biçimi değil ama belki de en doğrusu tüm bireyselliği topluluğa gömmüş ilkel bir küme bilinci olarak temsil edilebilecek bir evrensel bilinç biçimidir. Duygular, duyumlar, ve kavramlar gerçekte bireyin değildirler, tersine herkes tarafından paylaşılmakta ve böylece tikel değil ama ortak öğeler bilinci belirlemektedirler. Ama bu birlik bile karşıtlık kapsamaktadır; bilinç ancak nesneleri ile karşıtlığı yoluyla bilinçtir. (Us ve Devrim)
  • Yeni emperyalizmin iç bütünleyicisi olarak tüketim toplumunda da doğrultu benzer şekilde ters çevrilmiştir gerçek ücretler düşmekte, enflasyon ile işsizlik sürmekte ve uluslararası mali kriz, imparatorluğun ekonomik bazının zayıflığını göstermektedir. Toplumsal değişimin bir potansiyel kitle bazı, kapitalizmin işlemsel gereklerini ve değerlerini baltalama tehdidi oluşturan çalışma tutumları ile protestolarda kendi dağılımını ve politika-öncesi ifadesini bulur. İnsanın bu aptal, yorucu, bitmek bilmeyen iş olmadan (daha az ücretle, daha az gereç ve plastikle yaşayıp daha fazla zaman ve özgürlük edinerek) hayatını kazanması mümkün değil midir? Dünyayı yönetenler tarafından dayatılan hayatın gerçeklerince yadsınan bu yüz yıllık soru artık soyut, duygusal, gerçekdışı bir soru değildir. Günümüzde bu soru tehlikeli derecede somut, gerçekçi, yıkıcı biçimler alır. (Karşıdevrim ve İsyan)
  • Sonlu şeylerin varlıkları yitip gitmenin tohumunu kendi içinde taşımaktadır; doğum saatleri ölüm saatleridir. (Olumsuzlamalar)
  • Bir yapıtın proleteryanın ya da burjuvazinin çıkarlarını ya da dünya görüşünü gerçekten temsil etmesi olgusu onu henüz asillik gösteren bir sanat yapıtına çevirmez. Sanatın evrenselliği tikel bir sınıfın dünyasında ve dünya görüşünde temellendirilemez, çünkü sanat somut bir evrenseli, insanlığı öngörür ki, hiçbir tikel sınıf, giderek proleterya, Marx’ın “evrensel sınıfı” bile ona katılamaz. (Estetik Boyut)
  • Mimesis yabancılaşma yoluyla temsildir,bilincin devrilişidir.Deneyim,kırılma noktasına dek yeğinleşir;dünya Lear ve Anthony için,Berenice,Michael Kohlhaas,Woyzeck için olduğu gibi görünür,tıpkı tüm zamanların aşıkları için olduğu gibi.Onlar dünyayı gizemsizleştirilmiş yaşarlar.Algının yeğinleşmesi şeyleri çarpıtma noktasına dek gidebilir,öyle ki konuşulamayan konuşulur,başka türlü görülebilir olmayan görülebilir olur ve dayanılabilir olmayan patlar.Böylece estetik dönüşüm suçlamaya dönüşür-ama o denli de türesizliğe ve teröre direnenin ve henüz kurtarılabilecek olanın bir kutlamasına. (Estetik Boyut)
  • Efendileri özgürce seçme efendileri ya da köleleri ortadan kaldırmamaktadır. (Tek Boyutlu İnsan)
  • Libido toplumsal olarak yararlı edimlemeler için saptırılır ki, bunlarda birey ancak aygıt için çalıştığı sürece, çoğu kez kendi yeti ve istekleri ile bağdaşmayan etkinliklerle uğraştığı sürece, kendisi için çalışmaktadır. (Eros ve Uygarlık)
  • (... )bizim bütün tartışmamız devrimin sadece varolan toplum içerisinde harekete geçen baskıcı olmayan güçler tarafından gerçekleştirildiğinde özgürleştirici olabileceği üzerinde temellendirilmiştir. önerme bir ümitten daha fazla, ve daha az, bir şey değildir. bu ümidin gerçekleşmesinden önce, yargılayabilecek olan aslında sadece bireydir., kendi bilinçleri ve vicdanlarından başka meşrulukları olmayan bireyler. fakat bu bireyler kendilerine özgü belirsiz tercih ve çıkarlara sahip olan özel kişilerden fazla ve farklıdırlar. onların yargı gücü bağımsız düşünce ve bilgiye, toplumlarının ussal bir çözümleme ve değerlendirmesine dayandığı sürece öznelliklerini aşar. böyle bir usallık yeteneğine sahip bireyler çoğunluğunun varlığı demokratik kuramın dayandığı varsayımdır. eğer yerleşik çoğunluk böyle bireylerden oluşmuyor ise egemen bir halk gibi düşünemez, karar veremez ve hareket edemez.(...) (Özgürlük Üzerine Bir Deneme)
  • Onlar teknolojik egemenliğin bireye boyun eğmiş öğelerinin modern değişkenleridir. (Tek Boyutlu İnsan)
  • Sanat yapıtı var olanı gizlemez açığa serer. (Estetik Boyut)
  • Sömürü zinciri en güçlü halkasından kırılmalıdır. (Özgürlük Üzerine Bir Deneme)
  • Yerkürenin büyük alanlarını cehenneme çeviren bir sistemin devamını sağlayan mal ve servislerin üretiminde fiziksel enerjinin yerini giderek artan bir şekilde zihinsel enerji alıyor olsa, bu durumda çalışmak daha mı az yorucu olacaktır? (Özgürlük Üzerine Bir Deneme)
  • Eğer baskının yokluğu özgürlüğün arketipi ise, o zaman uygarlık bu özgürlüğe karşı savaşımdır. (Eros ve Uygarlık)
  • Teknolojik perdenin ardından –siyasal demokrasi perdesinin ardından gerçeklik– evrensel kulluk, yapay seçme özgürlüğü içinde insan onurunun yokluğu belirir. (Karşıdevrim ve İsyan)
  • Sanat ve toplumsal sınıf arasında belirli bir bağıntı vardır. Biricik asıl, gerçek, ilerici sanat yükselen bir sınıfın sanatıdır. Böyle bir sanat, bu sınıfın bilincini anlatır. (Estetik Boyut)