Kitap Künyesi
Yazar: John Berger
Çevirmen: Cevat Çapan
Orijinal Adı: Photocopies
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9789753422536
Sayfa Sayısı: 117
Fotokopiler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir hayatı oluşturan her şey; iktisadın ve tarihin ötesinde, belki de berisinde, hayatlarımızı yaşanmış, yaşanılır kılan küçücük şeyler; günlerimizi ören, bizleri var kılan detaylar... İşte bunların kaydını tutmuş John Berger.Sözcüklerle çıkardığı bu "fotokopi"lerde kendisinde sevgi dolu bir iz bırakmış kişileri anlatıyor: Bir yabancıya uydurduğu masallarda yaşayan Kathleen'i; hayatının son göçünü Le Corbusier'nin tasarladığı evden yapan Andre'yi; "Yeni tasarım, şaşırmak!" diyen Cartier-Bresson'u; bütün kısraklarına aynı adı veren Theophile'i; anlaşılmaz biçimde akıcı ve güzel resimleriyle Abidin Dino'yu; dağlarda bile mizah duygusunu kaybetmeyen Subcomandante Marcos'u...Ve yavaş yavaş, hiç bir araya gelmez sanacağınız bu insanları Berger'ın kaleminden tanırken, yazarın istemeden eleverdiği otoportresi de belirmeye başlıyor gözlerinizin önünde.
Fotokopiler Alıntıları - Sözleri
- fazla zahmete girme gökyüzü hepimizin...
- Eğer gözler ruha açılan pencerelerse, onun gözlerinin ne camı var, ne de perdesi.
- Bilinen şey dayanılmaz olsa bile, bilinmeyen bilinenden daha tehlikeli görünürmüş...
- Birbirinizi böyle öldüremezsiniz. Bu yolculuğa neden çıktık, neden kaçıyoruz? Çünkü adalet diye bir şey kalmadı, güçlü güçsüze saldırıyor.
- Gerçekle hüzün arasında doğal bir uyuşma vardır; çünkü ikisi de bizim huzurumuzda sonsuza kadar sessiz kalmaya yargılı dilsiz yalvarıcılardır.
- Değerbilirlikle minnettarlık, minnettarlıkla hoşnutluk arasındaki ayrımın ne olduğunu çok iyi biliyordu.
- Her tehlikeyi göze alabilmek için her türlü ilişkiden kendinizi soyutlamanız gerekiyor.
- Acı hayvani bir duygudur.
- Birdenbire İsa'nın beni böyle etkisi altına almasında, ne imgelemimin, ne de duyularımın bir payı vardı; ben sadece duyduğum acının aracılığıyla sevilen bir yüzün gülümsemesindeki gibi bir sevginin varlığını hissettim.
- İkimiz orada fotoğraf makinesine öyle bakarak durduk. Elbette kımıldamadık, ama rüzgârda kımıldayan erik ağaçlarından fazla değil. Dakikalar geçti. Biz orada durdukça ışığı da yansıttık ve bizden yansıyan o siyah delikten karanlık kutunun içine girdi. Bu bizim fotoğrafımız olacak, dedi ve umut içinde bekledik.
- Acı hayvani bir duygudur. Eski Yunanlılar biliyorlardı bunu.
- “İnsan siyahlar giyerse - Angeline otuz yıldır siyahlar içindeydi- sonsuza kadar arkanızda bırakırsınız gençliği.”
- Onun portresini çizişimin evriminin başka bir evrimle örtüştüğünü hissetmeye başlamıştım. Kağıdın üzerindeki her çizgi ve düzeltme o doğmadan önce ona bağlanmış bir şey gibiydi. Resim zamanı tarıyordu: bu taramanın bıraktığı izler de, kromozomlar gibi, kalıtsaldı.
- Eğer gözler ruha açılan pencerelerse, onun gözlerinin ne camı var ne de perdesi. O sanki pencerenin önünde duruyor ve siz onun bakışlarının gerisinde ne olduğunu göremiyorsunuz.
- “İnsan siyahlar giyerse -Angeline otuz yıldır siyahlar içindeydi- sonsuza kadar arkanızda bırakırsınız gençliği.”
Fotokopiler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İçinizi ısıtacak hayatlara dair...: Fotokopiler Berger'in anılarından izler taşıyan birbirinden güzel, insanın okurken içini ısıtan 117 sayfaya sığdırdığı 29 farklı hikaye, hayatların kaleme yansımış hali. Bu hikayeler Berger'in hayatında izler bırakan, ruhuna dokunmuş kişilerin hayatlarından kısa kesitler şeklinde aktarılmış. Kitabı okurken, bir hikayeyi, hayatı okuduktan sonra diğerine geçmeden önce şöyle bir durup içinizde bıraktığı o sıcaklığı hissedip sanki o hayat ile yollarınız kesişmiş, gün içinde karşılaşmış iki kelam etmişsiniz hissiyle sizde uyandırdığı intibah ile düşüncelere dalıyor o hayatı içinizde tartıp, ölçüyorsunuz. Ya da bende böyle bir duygu uyandırdı. İçinde yer alan birkaç hayata dair hikaye bende oldukça etki bıraktı. Yirmilerin başında trafik kazasında ölen oğlu için otuz yıl yas tutan Angeline'e sımsıkı sarılmayı, güvercinleri besleyen evsiz, barksız yaşlı kadına iyi ki varsın demeyi, çoban Antonin'e umarım birgün en lüks restorant da yemek yemeni, insanların yemek yerken bile olsa sana hizmet etmesini istedim. Muhammed İbrahim'e seçtiği hayatta mutluluklar, Filozof Simone Weil'e kısacık hayatının bitiminde gittiği yerde ışıklarla uyumasını diledim. Ve Abidin Dino iyi ki bu dünyadan geçtin dedim. Bu kitabı aldığımda ismi çok dikkatimi çekmişti ve neden Fotokopiler diye düşünmüştüm. Berger'in bu ismi tercih etmesinin sebebi de anılara ait hikayelerin, fotoğrafların, resimlerin, mektupların fotokopilerini çekip onları saklaması, arşivlendirmesi. Eserin yalın ve akıcı bir dille okuyucuya aktarılması hiç duraksamadan hikayeleri okuma isteği uyandırıyor. Bir hikayede hapishane imgelemi oldukça etkileyici; Hapishanede sesler bir geminin ambarındaymış gibi yankılanır. Onları soğuracak ya da örtecek bir şey yoktur. Orada seslerin de tutuklular gibi gizliliği yoktur. Bu yüzden çoğu zaman, bir şey duymak istemiyorsanız, kulaklarınızı tıkarsınız. Ama duymaya karar verdiğiniz zaman da kulak kesilirsiniz. Benim okumaktan keyif aldığım bir eser oldu. Kitaplarla kalın. Keyifli okumalarınız olsun. (Müşerref)
Anılar: Yaşadığımız anıları güzel kılan nedir? Biz mi belirleriz o anıların güzel olduklarını yoksa anlar güzel olduğu için mi anı haline gelir? Unutulmayan her anı güzel değil midir ? (Almost Designer)
John Berger deyine aklınıza ilk gelen kitap Görme Biçimleri olacaktır. Ben de o kitapla tanımıştım bu yazarı. Fotokopiler de okuduğum ikinci kitabı oldu. Bu sefer de kitap incelememe kitabın ismiyle başlamak istiyorum. John Berger'in ressam, yazar ve sanat eleştirmeni olduğunu biliyoruz. "Bir sanatçı neden kitabının adını Resimler değil de Fotokopiler olarak adlandırmıştır? " diye bir soru geldi en başta aklıma. Çünkü kendi eserlerin içerisinde fotoğraf-fotokopi-resim ayrımını yapabilen bir eleştirmendi. Kitabı okudukça anladım ki yaşadıklarının soluk kopyalarını yazmaya çalışmış belki bu yüzdendir diye düşündüm. Bazen renkli, bazen siyah beyaz bir anı fotokopisi... Kitapta 29 başlık var, yazarın hayatından 29 farklı anı , farklı arkadaşlıkları, farklı durumları. Her başlıkta yeni kişilikler ve yazarında farklı yönlerini bulabilirsiniz. Bazen inek sağdığını görüyorsunuz bazen çiçek topladığını. Anılarda John Berger'in portresi de çıkıyor böylelikle. Ben kitabı okurken bahsettiği kişileri de az çok araştırarak okudum. Size de tavsiyem bu olur. (Siyansosyal)
Kitabın Yazarı John Berger Kimdir?
1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor.
İlk romanı 1958'de yayımlanan "Zamanımızın Bir Ressamı"dır. Romanı "G." İle 1972 yılında Booker ödülünü almıştır.
Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.
John Berger Kitapları - Eserleri
- Görme Biçimleri
- Hoşbeş
- Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
- A'dan X'e
- Uçuşan Etekler
- Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar
- Bir Fotoğrafı Anlamak
- Sanatla Direniş
- Düğüne
- Portreler
- G.
- Yedinci Adam
- Duman
- Buluştuğumuz Yer Burası
- Bento'nun Eskiz Defteri
- Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
- Kıymetini Bil Herşeyin
- Hayvanlara Niçin Bakarız?
- Kral
- O Ana Adanmış
- Manzaralar
- Fotokopiler
- Domuz Toprak
- Gökyüzü Mavi Siyah - Bütün Şiirleri
- Sanat ve Devrim
- İstanbul’dan Gelen Telefon
- Bir Zamanlar Europa'da
- Leylak ve Bayrak
- Görme Duyusu
- Şiirin Saati
- Zamanımızın Bir Ressamı
- Clive’ın Koğuşu
- Bologna'nın Kırmızı Tenteleri
- 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus
John Berger Alıntıları - Sözleri
- Delilik, benliğe kapatılmış devrimci özgürlüktür. (Görme Duyusu)
- Bir yalan hakikat sayılırsa, gerçek hakikat sahte olanı doğrudan teatral bir ha kikate çevirir. (Görme Duyusu)
- Sevilen insan sokaktan geçerken ya da yüzünü yıkarken görülen insanla aynı değildir. (O Ana Adanmış)
- Ölülere yakılan ağıtlar ölmekle kaybettikleri umutlaradır aslında. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
- Geleceği görmek için geriye gidiyorum. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- Fotoğraflar belirli bir durumda hayata geçirilen insansal bir seçimin tanığıdır. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- “Zorunluluk hem tragedya hem de komedya üretir. Öptüğünüz ya da kafanızı çarptığınız şeydir.” (Sanatla Direniş)
- Soyut sanata gelinceye kadar insan bedeni her anıtsal heykele konu olmuştur. Dolayısıyla, sembolizmle yüklenmiş ve idealize etmenin birçok değişik biçimine girmiştir. Oysa bugün, insan bedeni tek ve kaçınılmaz konu değildir. Bugün bir sanatçı, bedene özgü nitelikler ilgisini çektiğinden ötürü insan bedenini seçebilir. (Sanat ve Devrim)
- Vedalaşmayla buluşma ne kadar da yakındır birbirine! (O Ana Adanmış)
- Kapitalist üretim tarzı kadar sürekli ve kapsayıcı bir biçimde geleneği parçalayan, geçmişi gereksiz kılan ve yadsıyan başka hiçbir şey yoktur. Brecht’in dediği gibi “Radikal olan, komünizm değil kapitalizmdir.” (O Ana Adanmış)
- Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir. (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
- NASIL OLUYOR DA hâlâ yaşıyorum? (Kıymetini Bil Herşeyin)
- Hikayelerimizin bizi ele geçirme tehlikesi olduğunu bilsek, başka türlü yazar mıydık acaba? Sanmıyorum. (Hoşbeş)
- 'Solcu'ların bazı teorileri kolaylıkla aşırı basit olarak eleştirilebilir. Mühendis-sanatçı, sanatçı türlerinden yalnızca biridir, filozof-sanatçılar da vardır. Sanat eseriyle makine ürünü de kesin olarak aynı şeyler değildir. Gene de, makineyi gözlerinde bu denli büyütmüş olmaları, bağlantıları içinde görülürse kolayca anlaşılabilir; sanayileşme fikri lirik bir güç kazanmıştı, çünkü, sanki bu fikir sayesinde tarihin bütün bir evresi, acılarıyla, sıkıntılarıyla yaşanacak yerde atılabilecekti. Aynı liriklik Lenin'in ünlü, 'komünizm demek, elektrik enerjisi artı Sovyetler demektir' sloganında da alttan alta saklıdır. (Sanat ve Devrim)
- Kalbin gecikmelere tahammülü yoktur, inancını yitirmişçesine perişan olur. (Kıymetini Bil Herşeyin)
- Yorulunca sessizliği ararız, ama sessizlikten de korkarız, boş tiyatrolardan korkan oyuncular gibi. (Düğüne)
- "Bir resim cansızsa, bunun nedeni ressamın modeline bir işbirliğinin başlaması için yeteri kadar yaklaşmaya cesaret edememesidir." (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
- Kelimeler konuşan kişiyi ayakta tutarlar, düşüşler ancak konuşmaların yokluğunda ortaya çıkar. (Şiirin Saati)
- Roland Barthes fotoğrafla ölüm arasındaki gizli anlaşmayı keskin bir dille ifade etti; her ikisi de zamanı durdurur, her ikisi de öldürücü bir darbe indirir. Senin sorun başka türlü. Geçmiş ve gelecek donar da, şimdiki zaman sonsuza dek sürerse ne olur? Saatsiz bir mutfağın sessizliğinde neler yaşanır? (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- Çıplak doğan kalbimin ilk kundağı ninnilerdi. Ardından kendi kendine şiir giydi giysi diye. Bir gömlek gibi taşıdım sırtımda okuduğum şiirleri. Yarım yüzyıl yaşadım böyle Sandalye sırtındaki gömleğimden karşılaşana dek o sözsüzlükte. Öğrendim ki bu gece yıllar boyu kalbimin ezberlediği bekleyişimmiş seni. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
Yorumlar
0 yorum