Kitap Künyesi

Yazar: Birol Tezcan

Yayın Evi: İthaki Yayınları

İSBN: 9786053757054

Sayfa Sayısı: 208

--reklam--

Geçmiş Olsun Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Hastaneler umudun ve kederin, yaşamın ve ölümün birbiriyle tanıştığı, birbirine karıştığı mekânlar. Bazen bir müjdeyi duyurmak, bazen de yıkıcı bir kaybın haberini vermek için telaşla adımlanan hastane koridorları… Bu koridorlarda kendi derdinden birbirini görmeyen ya da kendi derdini unutup başkasının acısına içlenenler, hastalar, doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar…

Sayılı Gün kitabıyla bizlere kader mahkûmlarının hikâyelerini anlatan Birol Tezcan, usta kalemini bu defa hastanelerde mahkûm kalanlar için oynatıyor.

Daha önce Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi adlı kitapta bir araya gelen yirmi öykünün üzerine yedi öykü daha eklendi ve yirmi yedi öyküden oluşan Geçmiş Olsun kitabı ortaya çıktı.

İnsan neye isterse ona inanır. Kendini mutlu edecek şeylere daha çabuk inanır.

Sefer tasımızı, termosumuzu, yastığımızı, battaniyemizi bir de umudumuzu bekleyen hasta yakınlarına bırakıyoruz.

Hastane koridorları umutsuz çekilmiyor.

Geçmiş Olsun Alıntıları - Sözleri

  • Doktor muayene masasını göstererek, "Çık şuraya," diye bağırıyor. Çıkıyorum. "Sıyır pantolonunu!" Sıyırıyorum. "Donu da indir!" Hop gitti külot. "Şimdi, secdeye durur gibi..." "Nasıl?" Doktor bildiğin domaltıyor. Bir süre sessizlik oluyor. Niye bu kadar dikkatli inceliyor ki? "Senin kalbin kabarmış..." Nasıl? "Ayrıca üç vakte kadar da kısmet var." Ne oluyor lan? "Doktor bey, dalga mı geçiyorsunuz?" "Niye kahve sürdün lan götüne?" "İyi geliyor dediler." Vazelin mi yazıyor uzandığı tüpte? Parmağına mı sürüyor? Ulaaan! Doktor gerçekten giriyor. Bir süre kurcalıyor. Oynuyor. "Durum düşündüğümden de vahim," diyor, "acilen ameliyat etmem lazım."
  • ...bence iyi bir bilim adamının da devrimci olması gerekiyor. Hayatı yönlendiren, etkileyen, değiştiren insanların devrimci olması lazım, sistemin bir parçası değil.
  • Artık herkese terörist diyorlar.
  • Ertesi gün öğrencinin annesi gelmiş telaşla. "Hayırdır öğretmen bey, bizim oğlan bir yaramazlık mı yaptı?" diye sormuş. "Yok," demiş kuzenim, "sizin oğlan biraz sessiz, derslerine de çalışmıyor, ben de evde bir sorun mu yaşıyor diye sormak için çağırdım." "Yok," demiş anne, "hiçbir sorunumuz yoktur çok şükür." "O zaman," demiş kuzenim, "çocukla hiç ilgilenmiyor musunuz?" Annenin gözleri açılmış, "Vallahi ilgileniyoruz öğretmen bey; ben dövüyorum, babası dövüyor." Kuzenim şaşkın şaşkın bakmış ama anne gayet ciddi.
  • Bana göre hayat üç evreden oluşuyor; birincisi, anne ve babanızın, "Sen hiçbir şeyden anlamazsın, senin adına biz karar veririz" dedikleri dönem. İkincisi, kendini asi sandığın ve "Bana karışamazsınız, kendi kararlarımı kendim alırım," diyerek saçma sapan işler yaptığınız dönem. Üçüncüsü ise çocuklarının sana, "Sen hiçbir şeyden anlamazsın, senin adına biz karar veririz," dedikleri dönem.
  • Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var, o da imkanın varsa dünyaya gelmeyeceksin. Diyelim ki geldin, fakir olmayacaksın. Bunların hiçbiri olmadı mı, o zaman evlenmeyeceksin. Hadi o haltı da yedin, çocuk yapmayacaksın. Sanki çok sevmişsin de hayatı, dünyayı, fakirliği, bir de yoksulluğuna ortak getiriyorsun. E tabii bazı şeyleri insan zaman geçince anlıyor.
  • Ben çat pat Kürtçe biliyorum. Bazı arkadaşlar asimile olmuşsun diye kızıyor ama ben katılmıyorum.
  • "Şikayet: Uykusuzluk Semptom: Göz kızarıklığı Teşhis: Alkolik Tedavi: Siktir git!"
  • Hepimizin götü var ama yokmuş gibi davranıyoruz. Günlük hayatta da öyle olmaz mı? Doktor hepimize birden seslenince anlıyoruz götümüz yokmuş gibi davranmanın bir faydası olmadığını. Biz götsüzmüş gibi davranıyoruz ama doktor için götten ibaretiz. Başka bir yerimizle ilgilenmiyor. Her göt en az iki yüz lira onun için.
  • İlaç yazmayan doktor, bir şey bilmeyen doktordu ona göre. Hele bir de iğne yazıyorsa, kesin profesör olacak doktordur o babama göre.

Geçmiş Olsun İncelemesi - Şahsi Yorumlar

~123° | Geçmiş Olsun: Merhaba. Bu kitap yazar/i18748'ın hastane koridorlarında geçen, hastalar, hemşireler ve hekimlerin gözünden, bazen kahkahalar attıran, bazen de duygulandıran 27 kısa öyküsünü içeriyor. Türkiye'de büyük bir hekim korkusu var. Biri hastane mi dedi? Konuşmak yasakmış. Hastalar rahatsız olurlarmış. Bu yüzden her yerde hemşireler işaret parmağıyla ''Şş!'' yaparmış. Ayrıca kaba davranırlarmış. Kan alırken damarda kan bırakmazlarmış ki! Hemi de iğneyi şöyle ''Pat!'' diye sokuverirlermiş. Hele onlar... hekimler! 36 saatlik bir nöbetten sonra görmeliymiş. İlaç yazmazsa da hekimi değiştirmeliymiş. Peki ameliyat derse? Aman aman! Cerrah... ismi bile korkunç! Kesip biçermiş. Hasta korku içerisinde tir tir titrerken öğrenmek için orada duran tıp öğrencilerine ne demeli? ''Bu yaştan sonra soytarı da olduk!'' Daha beterini de bulmuşlar: Diş hekimleri! O koltuğa oturmak büyük cesaret istermiş. Ağzına garip aletlerle girip ne varsa söküp atarlarmış. Aynaya baktığında bir kan gölüyle karşı karşıya gelirmişsin. Bunlar tipik görüşler. Bu insanlara tıbbi atık taşıyıcılarını göstermemek gerek. Bu beklenmedik bir sonuç değil. Hekim-hasta iletişimi zayıf. Hekim anlatıyor, hasta anlamıyor ya da anlamamasına rağmen hekimden çekindiği için sormuyor veya hekim anlatmıyor. Bu yüzden sağlık okuryazarlığımız düşük. İlaç kullanıyor ama kullandığı ilaçtan bihaber! Bunun zirvesi de sağlık çalışanına şiddet! Hastanelerde uygulanan politikalar ve sağlık çalışanlarının insani sayılamayacak çalışma koşulları da söz konusu. Anlat anlat bitmez. En iyisi hiç girmeyeyim. İşte bu kitap da bu gibi olayları ele alıyor. Şahsen pek çok yerde kahkahalar attım. Bazen de duygulandım. Pek çok duyguyu bir arada yaşatmış. Küfürlü olduğunun haberini vereyim. En çılgın meslek de hekimlik olsa gerek. Maceralarla dolu bir meslek hayatı! Tıbba bir üniversite hayaliyle girersin. İlk birkaç ay içerisinde o hayal büyük bir hızla zihinden uzaklaştırılır. Çünkü müthiş bir hayal kırıklığına uğrarsın. YKS sürecinden de zorlu bir süreç seni bekler. Ancak iyi bir hekim olmak için bazı fedakârlıklarda bulunmak şarttır. Hatta ilk yıllarda kendini olabildiğince geliştirmeye çalışmak önemlidir. Yani son yıllarda rezil olacağına ilk yıllarda rezil ol... daha iyi değil mi? Ben o kadar çok hata yapıyorum ki! Emir de alıyorum. Dalgam da geçiliyor. Sadece bir aleti tutma şeklimden bile zihinlerde beyinsiz ilan edilebiliyorum. Ancak henüz bir ikinci sınıf öğrencisi ve bir stajyer araştırmacıyım. Lanet olası bir hava akış kabininde saatlerim geçebiliyor. Bu sırada öğretmenlerimi de bezdirebiliyorum. Beni seviyorlar mı... onu bilemem. Bazen öğretmen-öğrenci diyaloğu tutmuyor. Her öğretmen her öğrenciye hitap edemiyor. İlk yıl tıbbi biyokimya ve ikinci yıl fizyoloji ağırlıklı ilerlersin. Kemikler, eklemler, bağlar, kirişler, kaslar, damarlar, sinirler, organlar, sistemler... Yüzlercesi! Biri 25 saniyede ''sulcus tendinis musculi flexoris hallucis longi'' yazmanı isterse ne yapacaksın? Eh, bu eğlenceli tarafı. Üçüncü yıl da hastalıklara yoğunlaşırsın. 4-5. sınıflarda stajyer hekim, 6. sınıfta da intörn hekim olursun. Mezun olduktan sonra pratisyen hekim olursun. Ancak bir uzman hekim olmak istiyorsan TUS'a girersin. Genellikle 5-6. sınıflarda TUS'a çalışılır. Ardından 3-5 yıl asistan hekim olursun. Bu sırada uzmanlaşırsın. Bunun askerliği ve mecburi hizmeti de var. Son olarak bir ara bir hasta yakını tarafından ağzın burnun kırılır ve ülkende istenmezsin. İşte böylece tamamlanırsın. Beni en çok güldüren alıntı da aşağıdaki bağlantıda saklı. gonderi/165573007 Keyifli okumalar! (Kaan Ata Önder)

Hastaneler, hastalar, hasta yakınları, doktorlar, hemşireler, hasta bakıcılar... Hepsinin ayrı bir hikayesi var. Birol Tezcan hepsinin hikayesine kitabında yer vermiş. Kah gülümseten, kah hüzünlendiren hikayeler... (SailJazz)

Birol Tezcan'ı dergiden takip eden biri olarak, yazdığı içten öykülerden farklı bir şey görebilmek için kitaplarını okuyorum. Fakat bilin ne oluyor? Dergilerdeki toplanmış öyküler kitaplaştırılıyor. Buraya kadar bir sorun yok. Ama bu kitabta diğer kitaplarda yer alan öyküler de var. Yani iç içe geçmiş 20 tane öykü döndürüp döndürüp kitap yapılmış hissi uyanıyor. O zaman bunu bastıra bastıra belirteceksiniz kitabın önünde. Biz de okuduğumuz şeyleri tekrar tekrar okumak zorunda kalmayacağız. Eğer önceki kitaplara ek olarak toparlanmış hikayeler var denseydi yine bilerek alır bu yorumu yapmadan okumamı bitirirdim. Yine bitirdim kitabı fakat yarısını zaten önceden okumuştum. Maalesef bu tarz durumlardan hiç hoşlanmıyorum ve kitap için yorum yapamıyorum. Çünkü daha önceki kitaplara yorum yaptım. O yüzden de puanımı kitabın yarısına veriyorum. (Evren Erarslan)

Geçmiş Olsun PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Birol Tezcan - Geçmiş Olsun kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Geçmiş Olsun PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Birol Tezcan Kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi yazarlık anasanat dalı mezunu yetenekli yeni yazarlardandır. Kendisi çok uzun bir süre Behzat Ç . dizisini ortağı ile yazmıştır.

Eşi Dilek Caner Tezcan ile Denizli'de yaşamaktadır. Beraber kurdukları İmge Sanat Atölyesi'nde drama, fotoğrafçılık v.b. alanlarda ders vermektedirler.

Behzat Ç. dizisinin yazarlarından biri olması sebebi ile Denizli'de de atolyeleri halkça ''Behzat Ç''nin atölyesi olarak bilinmektedir

--reklam--

Birol Tezcan Kitapları - Eserleri

  • Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi
  • Sayılı Gün
  • Ayağına Taş Değmesin
  • Geçmiş Olsun

--reklam--

Birol Tezcan Alıntıları - Sözleri

  • İnsan bir eşeğe bakıp ağlayabilir kimi zaman. Bunda şaşacak bir şey olmamalı. Bazen bir kediye, belki de bir köpeğe bakarak da ağlayabilir. Bir kuşa ağlayabilir örneğin, ötüyor diye. İnsan ağlasın, ağlamak güzel bir şeydir. Ağlayabildiği için güzelleşebilir insan. Ağladığı kadar güzelleşir. (Ayağına Taş Değmesin)
  • Bu gönül yarasını, gönülü bilen sarar.. (Ayağına Taş Değmesin)
  • İşimiz insan... İçinde insanın olduğu her şey zor. (Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi)
  • "Bizim en büyük sorunumuz birbirimize güvenmememiz galiba. Kimseye güvenmediğimiz için diken üstündeyiz sürekli. Hep kötü bir şeyler olacakmış gibi tetikteyiz. Oysa güvensek birbirimize, her şey daha kolay olacak." (Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi)
  • İnsan dediğin etten, kemikten. Yeryüzündeki her canlı gibi. Yemek yiyor, su içiyor, tuvalete gidiyor, birbirini seviyor. Bir de nefret ediyor. Niye ediyor hiç aklım ermiyor. Bir de insanın insana zulmüne aklım ermiyor.. (Sayılı Gün)
  • Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var, o da imkanın varsa dünyaya gelmeyeceksin. Diyelim ki geldin, fakir olmayacaksın. Bunların hiçbiri olmadı mı, o zaman evlenmeyeceksin. Hadi o haltı da yedin, çocuk yapmayacaksın. Sanki çok sevmişsin de hayatı, dünyayı, fakirliği, bir de yoksulluğuna ortak getiriyorsun. E tabii bazı şeyleri insan zaman geçince anlıyor. (Geçmiş Olsun)
  • Bana göre hayat üç evreden oluşuyor; birincisi, anne ve babanızın, "Sen hiçbir şeyden anlamazsın, senin adına biz karar veririz" dedikleri dönem. İkincisi, kendini asi sandığın ve "Bana karışamazsınız, kendi kararlarımı kendim alırım," diyerek saçma sapan işler yaptığınız dönem. Üçüncüsü ise çocuklarının sana, "Sen hiçbir şeyden anlamazsın, senin adına biz karar veririz," dedikleri dönem. (Geçmiş Olsun)
  • Nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilmeden kayboldum kentin gürültüsünde. (Ayağına Taş Değmesin)
  • "Ölüm nedir? diye sorar oldum kendime. "Gidendir" diye cevapladım." Bir de kalanların yüzüne sinen..." (Ayağına Taş Değmesin)
  • Her çocuk kutsaldır.Herkesin yaşamaya hakkı vardır. En çok yaşamaya. Hele de çocukların. (Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi)
  • ...bence iyi bir bilim adamının da devrimci olması gerekiyor. Hayatı yönlendiren, etkileyen, değiştiren insanların devrimci olması lazım, sistemin bir parçası değil. (Geçmiş Olsun)
  • Hepimizin götü var ama yokmuş gibi davranıyoruz. Günlük hayatta da öyle olmaz mı? Doktor hepimize birden seslenince anlıyoruz götümüz yokmuş gibi davranmanın bir faydası olmadığını. Biz götsüzmüş gibi davranıyoruz ama doktor için götten ibaretiz. Başka bir yerimizle ilgilenmiyor. Her göt en az iki yüz lira onun için. (Geçmiş Olsun)
  • İnsanın en güzel yeri çocukları. İnsanın bir canavara dönüşmeden önceki son hali... (Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi)
  • Gerçekten ölüyoruz. Her gün ölüyoruz. Az az, parça parça. Ama ölüyoruz. Bildiğin ölüyoruz ya. Değmez küs kalmaya. (Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi)
  • Hayatımda donup kalmanın ne demek olduğunu ilk o kaldırımda öğreniyorum. (Sayılı Gün)
  • "Babamla pek anlaşamazdık. Sevmemem için özel bir neden yoktu, sevmem için özel bir nedeni olmadığı gibi. her baba gibiydi işte." (Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi)
  • Gökyüzü hepimizindir... (Sayılı Gün)
  • "Biri ölünce susmak lazım. Can bu can. Ama susmadılar. Ölenlere terörist dediler. Artık herkese terörist diyorlar. İnsan için ölene saygı duyarım, hayvan için ölene de, ağaç için ölene de. Can kutsaldır. Öyle öğrendim ben. E insanları öldürüyorlar, hayvanları öldürüyorlar, ağaçları öldürüyorlar. Ağaç için ölenlerin cenazesine katılanları dövüyorlar. Tazyikli su sıkıyorlar. Plastik mermi atıyorlar. Gerçek mermi sıkıyorlar. Sonra biz yönetenler, işte burada çıldırıyorum, tıpkı babam gibi, tıpkı öğretmenim gibi, tıpkı öğretmenimizin önüne çocuğunu atan arkadaşımın annesi gibi, tıpkı çocuğunu döverek ilgilendiğin sanan anne baba gibi, dayak atılana, yaralanana, ölene değil, dayak atana, yaralayana, öldürene sahip çıkıyorlar." (Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi)
  • Ertesi gün öğrencinin annesi gelmiş telaşla. "Hayırdır öğretmen bey, bizim oğlan bir yaramazlık mı yaptı?" diye sormuş. "Yok," demiş kuzenim, "sizin oğlan biraz sessiz, derslerine de çalışmıyor, ben de evde bir sorun mu yaşıyor diye sormak için çağırdım." "Yok," demiş anne, "hiçbir sorunumuz yoktur çok şükür." "O zaman," demiş kuzenim, "çocukla hiç ilgilenmiyor musunuz?" Annenin gözleri açılmış, "Vallahi ilgileniyoruz öğretmen bey; ben dövüyorum, babası dövüyor." Kuzenim şaşkın şaşkın bakmış ama anne gayet ciddi. (Geçmiş Olsun)
  • "Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardından yaşıyor." Franz Kafka (Sayılı Gün)