Kitap Künyesi

Yazar: Alberto Manguel

Çevirmen: Dilek Şendil

Orijinal Adı: The Traveler, the Tower, and the Worm - The Reader as Metaphor

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789750838743

Sayfa Sayısı: 116

--reklam--

Gezgin, Kule ve Kitapkurdu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Dünyanın hikâyelerden meydana geldiğini düşünen yegâne varlık insandır, dünya kitabını türlü kılıklara bürünerek okuruz: Gezgin olur, aydınlanmaya giden hacılar gibi sayfalarda yol alırız; toplumdan kaçar, okuyarak kendi fildişi kulelerimize çekiliriz. Bazen bilgiyi özümsemek için değil de kitapkurtları gibi kendimizi sözcüklerle tıka basa doldurmak için yalar yutarız kitapları.

Manguel olağanüstü geniş ufkuyla ve birikimiyle okurları ve onların dört binyıldır dünya denilen metinle kurdukları ilişkiyi anlatan metaforlar zincirini irdeliyor.

Kitaplarla şaşkına dönmüş Don Quijote ve hac yolcusu Dante, öğrendikleriyle felce uğrayan Prens Hamlet, okuduklarıyla yaşamak istediği hayatı birbirine karıştıran Emma Bovary gibi bildik kahramanların yardımıyla edebiyat karakterlerinin okurlara ve okumaya dair değişken tutumlarını yansıtan bir yol haritası çıkarıyor.

Okuryazar toplumlar, yazılı söz üzerine kurulmuş toplumlar insanla evren arasında algılanan ilişkiyi adlandırmak için temel bir metafor geliştirmişlerdir: dünya okumamız gereken bir kitaptır.

--reklam--

Gezgin, Kule ve Kitapkurdu Alıntıları - Sözleri

  • Herkes kendi içinde bir oda taşır.
  • Saadeti her yerde aradım ama sadece elimde bir kitapla kuytu köşede buldum.
  • Demek ki yaşamak, dünyanın kitabında yolculuğa çıkmaktır: okumak, kitabın içinde yolunu bulmak ise, yaşamak, bizzat dünyayı dolaşmaktır.
  • Herkes hayat önemlidir der ama ben okumayı yeğlerim.
  • Okuma deneyimiyle hayatın içinde yolculuğa çıkma deneyimi birbirine ayna tutar.
  • Herkes hayat önemlidir der,ama ben okumayı yeğlerim.
  • "Demek ki yaşamak, dünyanın kitabında yolculuğa çıkmaktır: okumak, kitabın içinde yolunu bulmak ise, yaşamak,bizzat dünyayı dolaşmaktır. "
  • Saadeti her yerde aradım ama sadece elimde bir kitapla kuytu köşede buldum.
  • Herkes hayat önemlidir der ama ben okumayı yeğlerim.
  • Kitap Delileri "yiyip bitirici bütün sözleri seven" (Mezmurlar'da böyle yazar) ve buna karşılık kitapları peş peşe yalayıp yutan ama (yine Mezmurlar'ın yazarına göre) "kırılmış bir çömleğe" dönmüş kadın ve erkeklerdir, çünkü bilgi saklayamazlar. Yazılı söz kültürlerinin çoğunda daha İskenderiye günlerinden öncesinden bu yana kütüphanelerin leşçilleri olarak görülen şu küçük, aç yaratıklardan birine benzetilmiştir. Anobium pertinax karşılığında İspanyolca fareler, Almanca ve Fransızca sıçanlar, İngilizce kurtlar kullanılır Asıl kitapkurdunu (Anobium larvası) 1665'te ilk defa Richard Hooke tanımlarken onu "Zaman çarklarının" obur, uzatılmış bir şekline benzetmişti.
  • Herkes kendi içinde bir oda taşır.
  • "Tek bir satırı derinlemesine ve ayrıntısıyla okuma edimi Aziz Augustinus'a göre geçmişin, bugünün ve geleceğin butün kütüphanelerini aksettirir, her sözcük geriye doğru Babil'e ve ileriye doğru kıyamet borusuna kadar çınlardı."
  • "Belki de giderek daha çok ıvır zıvıra odaklanan toplumumuzda neden yolculuk ettiğimiz duygusu gibi, neden okudugumuz duygusunu da bir anlamda yitirmiş olabiliriz."
  • Biz okuyan yaratıklarız, sözcükleri sindiririz, sözcüklerden meydana geliriz, sözlerin dünyada bulunmamıza araç olduğunu biliriz, ayrıca gerçekliğimizi sözcüklerle belirleriz, bizler de sözcüklerle özdeşleşiriz.
  • Ömrünün sonuna doğru, Komedya kendi hayatının girift bir haritası mı, yoksa hayatı Komedya eserinin kararsız bir taslağı mı artık bilmeyen Dante için bir anlam ifade ediyordu belki de. Nice okur da aynısını hisseder.

--reklam--

Gezgin, Kule ve Kitapkurdu İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Sitemizin değerli okurlarından Nesrinay hanımefendinin #25923319 incelemesi vesilesiyle tanıdığım ve kısa sürede önce kitaplığıma sonra da zihnime kazandırdığım bu eser, bir 'gezgin' olarak, okuma yolculuğumun önemli duraklarından biri oldu. Zaten kendisi de bir inceleme olarak kaleme alınmış bu kitabın hakkını vererek incelenmesi çok kolay değil. Kitapta ele alınan konuların her biri, üzerinde uzun uzadıya yazmayı, konuşmayı, tartışmayı hak edecek kadar derin ve detaylı konular. Bu yüzden ben de 'scroll çatlatan' bir incelemeden kaçmak ve sizi de yarı yolda kaçırmamak için azami bir gayret göstereceğim:) Yine de olur da lafı uzatırsam, şimdiden affınıza sığınıyorum... Üç ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümü, 'Bir gezgin olarak okur, dünyayı tanıma olarak okuma' adını taşıyor. Adından da anlaşılacağı üzerine yazar burada dünyayı, okumamız gereken bir kitap olarak olarak ele alıyor. Bu durumda biz okurlar da bu dünyayı okuyarak gezen gezginler oluyoruz. Manguel'e göre bu okuma, kurgu, matematik, haritacılık, biyoloji, jeoloji ve nice yollarla türlü biçimlerde yapılabilir, ama temel varsayım aynı kalır; evren belirli yasalarla yönetilen tutarlı bir işaretler sistemidir ve o işaretler, bizim kavrama yetimizin ötesinde bir anlam taşırlar. O anlamın içine bakabilmek için bizim de dünyanın kitabını okumaya çalışmamız gerekir. Bu metafor, eski kutsal metinler, Gılgamış Destanı ve Dante'nin İlahi Komedyası üzerinden detaylandırılıyor. Yine yazarın bakış açısıyla kitapların sayfalarında yol alan gezgin, bir süre sonra bazen ne geçtiği yerlere ne de oranın sakinlerine aldırmadan, deyim yerindeyse, bir sığınaktan diğerine ilerlemeye başlar ve böylece gezginin okuma eylemi dünyanın içinde yaşamak yerine ondan kaçındığı bir mekânla sınırlı kalır. İşte bu noktada, kitabın ikinci bölümüne yani günümüzde de sıkça kullandığımız 'Fildişi Kule' metaforuna bir geçiş yapıyoruz. Kule metaforu, basit bir anlatımla ifade edersek, başlangıçta bir yazarın veya bir okurun iç dünyasını beslemek adına yalnız kalma ihtiyacını karşılayan; derin okuma ve derin düşünme eylemini gerçekleştirebileceği bir sığınak, veya 'kendine ait bir oda' olarak anlaşılmakta. Montaigne bu ihtiyacı 'Evinde kendisiyle başbaşa kalabildiği, kendi kendisine gözlerden uzak saygı sunduğu ve saklandığı hiçbir yeri olmayan adam (bence) sefildir!' sözüyle açıklıyor. Ancak yazarın 'melankoli' olarak ifade ettiği bu durum, bu derin düşünme eylemi, her ne kadar yaratıcılık hali olsa da atalet (eylemsizlik) boşluğuna düşmeden sürdürülmesi kolay bir şey değil. Böyle anlarda kule besleyici gücünü kaybederek ruh ve akıl enerjisini tüketen bir yere dönüşebiliyor. İşte Fildişi kuleye yüklenen anlam da tam bu noktada değişime uğruyor. Yazar bu değişimi şu cümlelerle özetliyor: "Çalışkan aydınlara inziva yeri sağlayan kule imgesi çok geçmeden sığınılacak bir liman yerine saklanılacak bir mekân olarak, aydınların dünyevi görevlerinden kaçtıkları hücreyi tasvir etmek üzere kullanılmaya başladı. Fildişi kule halkın imgelemine, sokaklardaki hayata karşı bir sığınak, orayı mesken edinmiş aydınlar da bir züppe, kısır, dalgacı, mizantrop, halk düşmanı olarak yerleşti." Ve bu bölümde kule metaforu, çok geniş bir Hamlet incelemesi ile detaylandırılıyor. 'Kitapkurdu, dünyanın mucidi olarak okur' adını taşıyan son bölüm, kendimizden de çok şey bulabileceğimiz, 'kitapkurdu' olmakla övünenlerin şapkasını önüne alıp düşünmesine neden olacak oldukça keyifli bir bölüm. Grandvill'nin kitap sayfalarına sarıp sarmalanmış, o sayfalar içinde kaybolmuş bir adamı karikatürize ettiği görselle başlayan bölümde (https://www.kisa.link/6WCE) bu betimleme ile, okunacak kitaplar olduğu sürece kitapkurdunun dünyadan kopuk yazgısına mahkum olduğu görülmekte. İlk bölümde bahsedilen okur-gezgin bazen kitapları yiyip bitirir, ancak bunu yaparken amacı, kitapların ve hayatın sergilediği öğretiden yararlanmak değil, sadece sözcüklerle patlayasıya doymak olur. Kitap okumanın amacı, bir yerden sonra kitap okumanın kendisine dönüşür. Doymak bilmez okur, sözcükleri özümsemek, metni sağlam deneyimlere aktarmak yerine umutlara kapılarak onları yutmakla yetinir. Bu bölüm de Don Quijote, Madam Bovary gibi kitaplar üzerinden detaylandırılıyor... ---------------------------------- Gezgin, Kule ve Kitapkurdu'ndan bana kalanları, böyle özetin özeti diyebileceğimiz ve açıkçası çok da içime sinmeyen bir şekilde kısaca ifade etmeye çalıştım. Kitapta ayrıca, burada değinemediğim derin okuma/yüzeysel okuma, baskı okuma/dijital okuma gibi hepimizin sık sık konuşup tartıştığı konular hakkında da çok önemli tespitler ve biz okurların önünde bekleyen, sinsi sinsi büyüyen bazı tehdit ve tehlikelere karşı önemli uyarılar yer alıyor. Bu 116 sayfalık kısa ama etkili kitabın yazarı Alberto Manguel'den de birkaç satır bahsetmeden geçmeyelim... Arjantin'de doğan, çocukluğunu İsrail'de geçiren ve sonra Kanada vatandaşı olan, dünyanın pek çok ülkesini gezip görmüş bu çok uluslu, çok kültürlü aynı zamanda 3-4 dil bilen yazar, aynı zamanda çevirmen ve yayıncı olarak edebiyat dünyasının her alanında varlığını sürdürüyor. Biyografisinde, öğrencilik yıllarında Borges'e 4 yıl boyunca kitap okuduğu bilgisi yer alıyor ki, bu birikimin tohumlarının ilk nerede atıldığını bu vesileyle öğrenmiş oluyoruz. Biraz da kitaptan aldığım ilhamla, incelemeyi belki bir metafor denemez ama küçük bir kelime oyunuyla sonlandırmak istiyorum; Yediğimiz yemeklerin midemize gittiğini biliyoruz. Peki ya okuduklarımız? Onlar nereye gidiyor? Nerede sindiriliyor? Ortaya çıkan enerjiyi nereye ve nasıl harcıyoruz? Annem küçüklüğümde yemek yerken sürekli çiğnemeden yutmamam gerektiği konusunda beni uyarırdı. Manguel de bu kitabında aynı öğüdü okuduklarım için veriyor. Sen bir gezginsin ve kitapların dünyasında yolculuğun tadını çıkar. Kitaplarda dünyayı, dünyada ise hayatı okumaya çalış. İhtiyaç duyduğun her an kulene kapanabilirsin. Ancak orada pencere kenarında oturmayı unutma ve asla kitapların büyüsüne kapılıp hayatla ilişkini kesme. Kitaplarını okurken derinlemesine oku, düşün ve kitaptan aldıklarını hayatına uygula. Başkalarının hayatlarına da dokun. Aksi halde kitap okurken sen de bir kitaba dönüşüverirsin ve kimse farkında olmaz. Ve en önemlisi... Okuduklarını asla çiğnemeden yutma... Herkese keyifli okumalar dilerim... (Necip G.)

Son zamanlarda Taksim YKY’ye gidip pek çok kitap aldım. Hem yüzde yirmi indirimli olduğu için uygun fiyatlı oluyor hem de kitaplar arasında gezmek rahatlatıcı olduğu işin hoşuma gidiyor. Bütün okurlara önerebilirim. Bir ayda YKY’den en az yedi sekiz tane kitap okumuşumdur, üstelik hepsi ortalama düzeyin üstünde eserlerdi. Tıpkı Manguel’in bu kitabı gibi. Neyse incelememe aldığım kamu spotunun ardından “hem okudum hem de yazdım” diyerek kitabı irdelemeye başlayayım. Çünkü şimdilik yalan dünyadan bezdiğimi de söyleyemem. Kitaplar arasında dolaşmak, kitapları yorumlamak için çaba göstermek her kitapsever gibi bana da iyi geliyor Manguel’in bu uzun çaplı denemesi tam da alıntıladığım türküyü çağrıştırıyor. Kitaplar, kitapkurtları, kitapları bir gezgin edasıyla yorumlamak için yazılmış Gezgin, Kule ve Kitapkurdu. Eserleri ya da hayatı bir gezgin edasıyla yorumlayanları anlatıyor ilk bölüm. Gezgin için dünya öyküler yumağından ibaret, öykülerin hepsi bizim yorumlamalarımızla birlikte anlam kazanıyor, çeşnileniyor. Gezgin diyeceklerimizin arasında okumuşlar da dervişler de olabiliyor. Mesela benim aklıma Neşet Ertaş gelir, okumamasına rağmen hayatı en derinlikli yorumlayanlar arasında. Bir ikincisi Aşık Veysel. Gözü bile görmemesine rağmen görenlerden çok daha ince ayrıntıların şiirini yazabiliyordu. “Dünya okumamız gereken bir kitaptır.” demiş Manguel. Bunun üzerine de hayatı, kitapları, gravürleri ve hatta filmleri eserinde uzun uzun ustaca tahlil etmiş. Bir ortaçağ gravüründen Bazıları Sıcak Sever filmine dek pek çok şeyi kitapta bulabilirsiniz. Dünya okumamız gereken bir kitapsa doğa bize birçok şey söyler değil mi? Özellikle vahşi doğa belgeselleri, etten kemikten yapılmış diğer canlıların yaşayışları bize hayat hakkında bilgi verebilir. Behzat Ç. Vahşi doğa belgeselleri izler, sonra gidip girift ilişkileri çözerek olayları sonuca kavuştururdu. Düşününce benim aklıma ilk gelen örnek bu oldu. Kitaplara karşı geliştirilen korku da bu metinde işlenen konulardan biri. Eskiden İncil’deki sözlerden dolayı insanlar kitaptan ürkermiş. Kitapların büyülü, ruhani bir tarafı olduğunu düşünüp korkarlarmış. Kur’an’ın sadece duvarlarda asılı durup okunmamasına ne kadar benziyor değil mi? Yoksa okunmasından bilinçdışı bir korku mu duyuyoruz? Neden olmasın. Eserde kitapkurdunun yazılanları sadece okumasından, benliğine bir şey katamamasından bahsedilmiş yer yer. Kitapkurdu sadece yer ama yediklerini hazmedemez. Dolayısıyla okudukları da birer çöpe dönüşür. Böyle bir eserde Schopenhauer’in fikirlerini görmek isterdim açıkçası. Schopenhauer’e göre de kötü bir okuyucu, gördüğü bütün kitapları yalayıp yutarcasına bünyesine alır. Yalnız bu işlevsiz bir okumadır sadece. Hızlıca okunup üstüne düşünülmeyen bir kitap okuyucuda sadece ağırlık yapar, hatta beynini bulamaca çevirip gerçek hayattan uzaklaşmasına neden olur. Hasan Ali Toptaş okumak ve yazmak için “başlarken yalnızsın bitirdiğinde daha da yalnız” demiş. İncil “Bilgisini arttıran kederini de artırır.” demiş. O halde hem okuyalım hem bilgimizi hem de yalnızlığımızı katmerleyip kederimizi artıralım. İyi okumalar ve hayırlı 1000kitap’lar. (Barbaros)

Alberto Manguel'in kitaplarını ilkbaharın ortalarında okumaya çalışmıştım.Nedense o dönemde pek anlaşamamıştık.Demek ki zamanı değilmiş ve doğru kitapları da seçememişim.Çünkü GEZGİN,KULE VE KİTAPKURDU isimli kitabını sevdim. Okurların özelliklerini kavramlar kullanarak anlatmış Alberto Manguel.Gezgin okur,fildişi kulede okur ve kitapkurdu okur nasıl olur kitap karakterlerinden örnekler vererek detaylandırmış. Kitabın arka sayfasını okuduğum kitaplarda yer alan kitapları kaydetmek için kullanmaya başladım.Yine bu kitabın arka sayfasına da birbirinden güzel kitapları kaydettim.Okumaya sıra ne zaman gelir bilmem. (Yeliz Erol)

--reklam--

Gezgin, Kule ve Kitapkurdu PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Alberto Manguel - Gezgin, Kule ve Kitapkurdu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gezgin, Kule ve Kitapkurdu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Alberto Manguel Kimdir?

Alberto Manguel 1948'de Buenos Aires'te Arjantinli bir ana babanın çocuğu olarak doğdu. Çocukluğunu babasının diplomatik görevi nedeniyle İsrail'de geçirdi. Çek bakıcısından İngilizce ve Almanca öğrendi. Anadili İspanyolcayı, 1955'te Arjantin'e döndükten sonra öğrendi.

Öğrenciliğinde Jorge Luis Borges'e dört yıl süresince kitap okudu. Yaşamını Fransa, İtalya ve İngiltere gibi değişik ülkelerde sürdüren Manguel, 1988'den beri Kanada vatandaşı.

Yazarlığı yanında çok dilli bir çevirmen, antoloji yazarı ve yayıncı olarak uluslararası ün kazanan Manguel'in başlıca yapıtları arasında Hayali Yerler Sözlüğü (Çev. Sevin Okyay-Kutlukhan Kutlu, YKY, 2005), 1992'de McKitterick Ödülü'nü kazanan romanı News from a Foreign Country Came (Yabancı Bir Ülkeden Haberler Geldi) ve Kanada'da Kurmaca-Dışı dalında Genel Vali Edebiyat Ödülü'nü kazanan Reading Pictures: A History of Love and Hate (Resimleri Okumak: Aşk ve Nefretin Tarihi) sayılabilir.

Manguel'in Türkçeye çevrilen diğer kitapları şunlardır: Başka Ateşler: Latin Amerikalı Kadın Hikayeciler Antolojisi (Çev. Tomris Uyar, 1988); otuzdan fazla dile çevrilip uluslararası bir çoksatar olan, Times Literary Supplement tarafından Yılın En İyi Kitapları arasına seçilen ve Fransa'da Médicis Ödülü'nü kazanan Okumanın Tarihi (Çev. Füsun Elioğlu, YKY, 2001); Borges'e kitap okuduğu günlere ilişkin anılarını anlattığı Borges'in Evinde (Çev. Cem Akaş, YKY, 2002), Palmiyelerin Altında Stevenson (Çev. Cem Akaş, YKY, 2004), Okuma Günlüğü (Çev. Mehmet H. Doğan, YKY, 2007), Geceleyin Kütüphane (Çev. Dilek Şendil, YKY, 2008), Kelimeler Şehri (Çev. Esen Ezgi Taşcıoğlu, YKY, 2009).

--reklam--

Alberto Manguel Kitapları - Eserleri

  • Dönüş
  • Borges'in Evinde
  • Okumanın Tarihi
  • Ayrıntılara Aşık Adam
  • Kelimeler Şehri
  • Gezgin, Kule ve Kitapkurdu
  • Palmiyelerin Altında Stevenson
  • Bütün İnsanlar Yalancıdır
  • İlyada ve Odysseia - Homeros
  • Okuma Günlüğü
  • Kütüphanemi Toplarken
  • Tanpınar'ın İzinde Beş Şehir
  • Efsanevi Yaratıklar
  • Geceleyin Kütüphane
  • Okumalar Okuması
  • Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi
  • Merak
  • Hayali Yerler Sözlüğü
  • Ulises'in Dönüşü
  • Başka Ateşler
  • Resimleri Okumak

--reklam--

Alberto Manguel Alıntıları - Sözleri

  • Bir geri kalmışlık,bir çirkinlik.... "Geçmişin kayıpları ile malul bir kent" yani.... (Hayali Yerler Sözlüğü)
  • Her okur belli bir kitaba bir miktar ölümsüzlük getirmek için vardır. Okuma bir bakıma yeniden doğum ritüelidir. (Geceleyin Kütüphane)
  • Kimi okurlar Aineias destanının ikinci bölümünde biraz hayal kırıklığına uğramıştır; bunun nedeni Vergilius'un bu bölümü gereğince işleyecek zamanı bulamamasından çok, Peter Levi'nin ustaca altını çizdiği üzere, Vergilius'un "Homeros dünyasının birincil ilkesini, yani şiirin yeniklere ve ölülere aidiyetini," anlayamamasıdır. Vergilius'un şiirinde Aineias, bizzat Agustus'un mirasçılık ettiği hanedanın kurucusu ve haliyle muzaffer bir kahramandı. Oysa Homeros'ta gerçekten kazanan yoktu. (İlyada ve Odysseia - Homeros)
  • Yolsuzluk, açgözlülük ve şiddet tutkusunun sebep olduğu durumlar hakkında ciddi endişeler taşımak ile kimsenin sorumlu tutulmadığı, bizi bekleyen kötü talihimize yalancıktan yanmak arasında fark vardır. Gerçekten de korkunç şeyler olmuştur ve her gün ve her gece hala daha olmaktadır, ama bunun sebebi bir öğleden sonra başımıza düşüp bizi öldürecek olan bir kazma değil, daha çok, ahlak dışı hareket eden bir sürü kadın ve erkeğin eylemidir. (Efsanevi Yaratıklar)
  • Her şey bir tuzak olabilir. (Bütün İnsanlar Yalancıdır)
  • Ama yenik Troyalılara düşmanlarına karşı "ölümlerinden sonra" bir zafer kazandırarak, efsaneyi gerçek tarihe benzer bir şeye dönüştüren Vergilius'tur. (İlyada ve Odysseia - Homeros)
  • İspanyolca'da "bekleme" sözcüğü espera, "umut" anlamına gelen esperanza ile aynı kökten geliyor. Gide, Günlük'ünde şunu söylüyor: “Sala de espera. Ne güzel bir dil bu, beklemeyi umutla karıştırıyor!'' (Okuma Günlüğü)
  • "Okumak ve yazmak bana teselli vermiyor ama uzaklaştırıyor." Dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak Düşünecek bir yer bulmak. (Geceleyin Kütüphane)
  • Çağdaş Türkiye’nin kurucusu Atatürk 1933’te yaptığı bir konuşmasında ‘’Tarih bir köprüdür.’’ demişti. ‘’Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.’’ (Efsanevi Yaratıklar)
  • Terk edilmiş kütüphaneler orada çalışmış yazarların gölgelerini barındırır ve onların dalgınlıkla geldikleri uğrak yeridir. (Geceleyin Kütüphane)
  • Yüzümüz, ömrümüz boyunca değişir. Yaş, tecrübe, hisler, kazalar ve ışşığın değişimleri bize ait olduğunu düşündüğümüz özellikleri değiştirir, öyle ki, ayna durmadan şaşırtabilir bizi. (Resimleri Okumak)
  • Bilmem aşık olmak nedir bilir misiniz...Her şeyi kucaklayan gök kubbe altında, başka bir vaziyete bürünmek. Demek istediğim mutlak esaret,ellerin ve zihnin koşulsuz şartsız,geri döndürülemez biçimde teslimiyeti. (Bütün İnsanlar Yalancıdır)
  • Belle Epoque döneminin hoppaları, Dr.Johnson ile birlikte, suyun vücudu yumuşattığına, kirinse sağlıklı bünyeye işaret ettiğine inanıyordu. (Ayrıntılara Aşık Adam)
  • Cooper eserini yarıladığında onun sürekli gecenin geç saatlerine kadar oturmasına öfkelenen karısı gizlice çalışma odasına girmiş, bütün notlarını alıp ateşe atmış. (Kütüphanemi Toplarken)
  • Mutlu ve müşfik bir kadının elinden çıkmış gibiydi tabiat. (Resimleri Okumak)
  • MÖ yedinci yüzyılın İyonyalıları, Nil deltasının batı uçlarında ve İkinci Katarakt'ta dükkanlar açmış girişimci tacirlerdi; bunlar arasındaki en maceracıların adları Ebu Simbel'deki devasa heykellerin bacaklarında yazılıdır. Bu kişiler Mısır'dan harika bir icadı, papirüs tomarlarını getirmiş ve Herodot'a göre Yunanlar bunlara, kendi kitapları parşömenden yapıldığından diphteria, yani "deriler" demeyi sürdürmüşlerdir. (İlyada ve Odysseia - Homeros)
  • “Borges için gerçeğin çekirdeği kitaplardaydı; kitap okumakta, kitap yazmakta, kitaplar hakkında konuşmaktaydı. Binlerce yıl önce başlamış olan ve asla bitmeyeceğine inandığı bir diyalogu sürdürdüğünü, derinlerde bir yerde biliyordu. Kitaplar geçmişi yeniden kuruyordu.” (Borges'in Evinde)
  • "Tek bir satırı derinlemesine ve ayrıntısıyla okuma edimi Aziz Augustinus'a göre geçmişin, bugünün ve geleceğin butün kütüphanelerini aksettirir, her sözcük geriye doğru Babil'e ve ileriye doğru kıyamet borusuna kadar çınlardı." (Gezgin, Kule ve Kitapkurdu)
  • "Beni sevdin çünkü şeytan olduğumu düşündün," (Palmiyelerin Altında Stevenson)
  • Kelimeler bize, bir toplum olarak dünyanın ne olduğuna inandığımızı gösterir. (Okumalar Okuması)