Kitap Künyesi
Yazar: Knut Hamsun
Çevirmen: Haydar Şahin
Orijinal Adı: Mysterier
Yayın Evi: Monokl Yayıncılık
İSBN: 9786055159450
Sayfa Sayısı: 272
Gizemler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
1920 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Knut Hamsun'dan Dostoyevski'nin Budala'sı ile eş değerde görülen muhteşem bir roman. Gizemler, gizemli kurgusuyla ve yalın biçimiyle okuyanı kendine hayran bırakıyor.
Gizemler'i okuduktan sonra Nagel karakterini hiçbir zaman unutamayacaksınız.
"Gizemler'e duyduğum yakınlığı hiç kitaba duymadım."
-Henry Miller-
"Nobel ödülünü hiç kimse Hamsun kadar hak etmemiştir."
-Thomas Mann-
"Geçen yaz ortasında Norveç'in küçük kıyı kasabalarından biri epeyce sıra dışı olaylara sahne oldu. Bir yabancı geldi; Nagel adındaki bu ilginç, kendine özgü şarlatan, yığınla tuhaflık yapıp geldiği gibi birdenbire ortadan kayboldu. Dahası, genç ve gizemli bir kadın, kim bilir ne için, onu ziyaret etti; ancak birkaç saat kalma cesareti gösterdikten sonra kendi yoluna gitti. Ama olaylar böyle başlamıyor..."
Gizemler Alıntıları - Sözleri
- Gençlikten kalma bir sevginin böyle yer etmesi, arada bir kendini göstermesi tuhaf.
- Başkaları birilerini bir yıl hatırlayıp bırakır, ben on yıldır hatırlıyorum.
- “... Neden herkes adına ben oynayayım deliliği? “
- Yaşamı tüm simgelerden, şiirsellikten soyutlamanın insanlığa yararını anlayamıyordu.
- İşte böyle, dünya çalışıp çabalama yeriydi.
- Zamanını karanlıktan korkan bir çocuk gibi seçtin.
- Bana zarar veren, gizli tutabileceğim sırları niye açığa vurduğumu soruyorsunuz. Yanıtım şu: Politik davranıyorum, hesaplar yapıyorum. Anlayacağınız üzere, tüm karşı çıkmalarınız bir yana, açık sözlülüğümün sizin üzerinizde etki bırakacağına güveniyorum. Ayrıca kendimi ele verirken alabildiğine umursa maz davranmama saygı da duyabileceğinizi düşünüyorum. Yanlış yapıyor olabilirim, bu bir olasılık; o durumda elden ne gelir? Öte yandan, yanlış bile yapsam, sizi çoktan yitirmiş durumdayım, baş ka yitirecek hiçbir şeyim yok. Bu duruma gelen biri, umutsuzluğa kapılıp risk alır. Bana yönelik suçlamalar oluşturmanıza yardım ediyor, beni uzaklaştırma, daha da uzak tutma kararlığınıza kat kıda bulunmak için elimden geleni yapıyorum. Peki niye? Çünkü kendimi övmek, böylesi bir bayağılıktan çıkar sağlamak yapıma uymaz, bunu dile getiremem bile. Bu durumda, başkalarının ba yağı içtenlikle elde ettiklerine kurnazlıkla, aldatmacayla ulaştığı mı söyleyebilirsiniz. Evet... Ama ben kendimi savunacak değilim. Dolandırıcılık deyin, neden olmasın? Sorun değil, çok yerinde bir suçlama, ben de bunun en kurn azca hile olduğunu söyleyebilirim. Tamam, dolandırıcılık, kendimi savunm uyorum; haklısınız, doğamda var dolandırıcılık. Ama ne var biliyor musunuz, aşağı yukarı herkes biraz dolandırıcılık yapar, temelde hepsi dolandırıcılık olduğuna göre benimkiler o kadar kötü görünmeyebilir ..
- " Bunalımın canı ceheneme! Dünya büyüktü, zengindi, neşeliydi; güzeldi dünya, öyle değil mi? "
- "Bence büyük insan, temel değerlere en çok katkıda bulunan, insan varoluşuna en olumlu etki yapan kimsedir."
- İnsanlık, sen ne eşeksin! İsteyen seni istediği yere güder.
- Yaşam yürekle kafanın dehlizlerindeki devlerle savaşmaktadır.
- Gerçek nedir, söyleyebilir misiniz? Yalnızca simgelerle ilerleyebiliyoruz, ilerledikçe de bu simgeleri değiştiriyoruz.
- Düşkünlüğün çağdaş şarlatanlığı, ün arayışı, züppelik.
- Şair olmak kendi kıyamet gününü kurgulamaktır.
Gizemler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“Gizemler’e duyduğum yakınlığı hiçbir kitaba duymadım.” demiş Henry Miller. Gizemler, Nagel adlı yabancı bir adamın, Norveç’te herhangi bir kasabaya gelişiyle başlıyor. Nagel, söyledikleriyle, söylemedikleriyle ilgi odağı oluyor bir anda, kasabada yaşayanlar için.Herkesle ilişki kuruyor Nagel, kurduğu ilişkiler de sıra dışı Nagel gibi. Nagel susmaksızın konuşuyor, her şey herkes hakkında, Tolstoy, Hugo da konuşma konusu.İnsanların maskelerini indirmede çok başarılı. Kendi de maske taşımıyor değil elbette. Çok çok değişik bir karakter Nagel, bana biraz Robert Walser karakterlerini hatırlattı . Çok beğendiğim bir kitap oldu Gizemler. (Özlem Akbaş)
Gizemler: Merhaba... Bu kitap için manşetim Etkileyici. Bir çırpıda okuyup bitirdiğim bir eser. Oldukça akıcı bir dille yazılmış ve sizi olayların içine çekiyor. Nagel isimli baş karakter ile adeta bütünleşiyorsunuz. Kitapta geçen olayları anlatmamak için de kendimi zor tutuyorum. Yazıldığı zamanki sosyal çevreyi de oldukça güzel tanımladığından kendinizi küçük bir kasabanın gündelik hayatının içinde buluyorsunuz. Her kitap farklı bir dünyadır derim. Bazı kitaplar sizi dünyasının içine çok rahat alır ve kendinizi başka bir paralel evrende gibi hissedersiniz. Gündelik hayatınızdaki diğer şeylerden biraz uzaklaşırsınız. İşte bu kitapta bunu hissetmek zor gelmedi. Ve kitap biterken kafanızda oluşturduğu soru işaretleri de kitabı bitirmenize rağmen hâlâ kitap ile aranızdaki bağı sürdürüyor. İyi okumalar diliyorum. (Şiir Ceketli Adam)
Gizemler: Tolstoy der ki en iyi hikayeler iki türlü başlar ; Ya kente bir yabancı gelir ya da bir insan bir yolculuğa çıkar. Nagel de şehre gelen yabancı. Bir polisiye romanına başlar gibi onun gelişiyle bir olay çözeceğini zanneden biz fanilerin aklıyla dalga geçiyor resmen. İşin aslı hiç de öyle değil. Tamamen psikolojik olarak sizi etkisi altına alan yalan ile gerçeğin içi içi geçtiği ve hangisinin ne olduğu konusunda sizi sizinle başlasa bırakan bir hikayesi var. Yalanlarına ve gerçeklerine sizi ortak eden Nagel'in iyi mi kötü mü olduğuna da karar veremiyorsunuz. Basit bir dili var Hamsun'un. Öyle karmaşık bir dili yok. Güzel bir çeviri olmuş. Karakter örgüsü de güzel. Bir yandan da bir Fransız filminin nezaketi söz konusu. Fraklar ve güzel giyinmiş bayanlar. Kültürel sohbetler de diğer güzel ayrıntılar. Ben mutlaka okumanızı öneririm. Ama tercih sizin. (Doğuş Demirhindi)
Kitabın Yazarı Knut Hamsun Kimdir?
Norveçli yazar ve 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.
Knud Pedersen (sonradan Knut Hamsun adını almıştır), Norveç'in kuzeyinde Gudbrandsdal sınırları içinde Lom kasabasında doğmuştur. Bir terzi olan babası, kalabalık ailesini alarak, daha kuzeye, Hamsund, Hamaröy kasabasına göç etti. Yazarlıkta kullandığı Hamsun adını, babasının 1863’te yerleştiği Hamsund köyünden aldı. Çocukluğu ve gençliği kırsal bölgede geçti. Hemen hemen hiç resmî eğitim görmedi.
Sekiz yaşında iken dayısının isteği üzerine annesiyle babası onu bir rahibin eğitimine verdiler. On dört yaşında, doğduğu kasabaya gidip orada bir tüccar yanında tezgahtarlık yaptı. Bir yıl sonra da Tranöy`de daha büyük bir tüccar yanında kalfalığa başladı. Tüccarın kızına aşık oldu fakat tüccar iflas edince ayrılmak zorunda kaldı. Bu sıralarda "Esrarengiz Adam" adında küçük bir aşk romanı yazdı. Bu roman, gezginlik yıllarında tanıştığı bir kitapçı tarafından bastırıldı. Buradan ayrılınca bir iki arkadaşıyla birlikte ucuz eşyalar satmaya başladılar. Kibrit, mum gibi şeyler satıyorlardı. Daha sonra ayrıldılar. Arkadaşı güneye, Knut kuzeye gitti.
İş bulamayınca zanaat öğrenmek amacıyla bir ayakkabıcının yanına gitti.
Bir yıl sonra daha büyük, epik bir eser kaleme aldı. Henrik Ibsen'i okumuştu, onun etkisi altında bulunuyordu. "Bir Karşılaşma" adındaki bu kitabını da, Bodö'de bir kitapçı yayımladı. Daha sonra bir aşk hikâyesi daha yazdı.
Kitaplarını okuyan ailesi artık bir iş bulmanın zamanı geldi diyerek onu bir bucak müdürünün yanına yardımcı olarak verdi. Bu bucak müdürünün pek çok kitabı vardı. Björnson'un toplu eserlerini okumasına izin verilmişti. Knut bu heyecanla kitaplara sarıldı ve gözlerini bozana kadar okudu.
Bu kitapların etkisiyle Knut bir kitap daha yazdı fakat yayıncılar basmaya yanaşmadılar. Knut'un bu kitapları bir yayınevinin desteği olmadan basabilmesi için bir zenginin desteği gerekiyordu.
Aradığı kişiyi buldu. Erasmus Zahl adında bir tüccardı bu. Çok gence yardım etmişti. Knut ona yazar olmak istediğini söyledi. Son yazdığım hikâye diye başka bir yazarı verdi. Tüccar kâğıtlara değil yüzüne baktı Knut'un. Genç Hamsun tüccardan çıkarken cebine bin kron indirmişti bile.
"Frida" adında bir köy hikâyesi ve şiirler yazmaya başladı.
Hikayesini tamamlayınca bir vapur bileti alarak Kopenhaga gitti. Bir kitapçıya, sonra da Norveçli bir şaire eserlerini kabul ettirme çabaları boşa çıkınca Oslo'ya döndü. Sonra göçebe olarak uzun bir yolculuğa çıktı.
Parası tükenen Hamsun tekrar aynı tüccarın yolunu tuttu. Tüccar yardımını esirgemedi. Makaleler, hikâyeler yazıyor bunları satmaya çalışıyordu. Parası tekrar tükenince aç kaldı ve bunu romanlaştırdı. Açlık romanı şöhretinin ilk basamağı oldu.
Bu sıkıntılar içerisindeyken, yol yapımında iş buldu. Kum ocağında kâtiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı. Zor değildi bu iş. Çalışma ve dinlenme saatlerinde bol bol kitap okuyordu. Müsveddelere şiirler, makaleler karalıyordu. Zamanla bir hatip gibi konuşabildiğini keşfetti işçilerle sohbet ederken. Tanıştığı bir rahip ona konferans vermesini tavsiye etti. Bunun üzerine Gjövik şehrinde bir salon kiralandı. Konferans edebiyat alanında olacaktı.
Konferansı dinlemeye sadece altı kişi geldi. Altı kişiden biri olan bir yazı işleri müdürü konferansı beğendi. Çevreye konferansı övdü. Bir sonraki konferansına da sayıları artmıştı. Bu sefer yedi kişiydiler. Anlaşılan bu yörenin edebiyatla ilgilendiği yoktu. Knut evine geri döndü.
Yirmi bir yaşındaydı ama çalışmaktan ziyade yazmak istiyordu. Noelde bir arkadaşı onu çiftliğine davet etti. Arkadaşının annesi Knut'u çok sevdi ve ona bir rahip olmasını öğütledi. Ama Knut'un Amerika'ya gitmek istediğini öğrenince bu aile, Knut'a yol parası dört yüz kron ödünç verdi. O da, hemen İngilizce öğrenmeye koyuldu. Ünlü yazar Björnson'a gidip ondan bir tavsiye mektubu aldı. 1882'de Knut Amerika'ya gitmişti.
Amerika'da Björson'un mektubu bir işe yaramamıştı. Burada kimse onu tanımıyordu. Henry Johnson adında bir öğretmenle ahbap olup ondan İngilizce dersleri aldı. Onun kütüphanesini taradı. Özellikle Mark Twain onu etkilemişti.
Önce Norveççe daha sonra da, İngilizce konferanslar hazırladı. Geceli gündüzlü çalışmalardan sonra Minesota'ya geçti ve orada muhasebe işine başladı.
Arkadaşı Johnson karısıyla bir Avrupa gezisine çıkınca işler Knut'a kaldı. 1884 yazı ile güzü bu şekilde geçti. Bir açık arttırmada yüksek sesle konuşurken göğsünde bir sancı duydu. Öksürük nöbetiyle yere yığıldı. Doktor hızlı ilerleyen verem teşhisi koydu ve ona birkaç aylık ömrü kaldığını söyledi.
Knut birkaç ay hasta yattı. Ölürsem Norveç'te gömüleyim diyerek Norveç'e doğru yolculuğa çıktı. Ne kendisinin ne de dostlarının anlayamadıkları bir şekilde yol süresince kendiliğinden iyileşti. Deniz havası iyi gelmişti.
Norveç'e döndüğünde bir gazete ile anlaştı. Oraya makaleler yollayacak hiç değilse böylece dinlenecekti. Çalışıyor ve yazıyordu. 1885'de Mark Twain ile ilgili bir yazısında imzası Knut Hamsund, bir matbaa hatası yüzünden Knut Hamsun şeklinde basıldı. O da düzeltmeye yanaşmadı. O tarihten itibaren ismi böyle kaldı.
Norveç'te işinden ayrılınca tekrar aç kaldı. Bu açlığa bir yıl katlandı. Daha sonra bir zenginin yardımıyla tekrar Amerika'ya döndü.
Amerika'da tramvaylarda biletçilik yaptı. Biletçilik işini becerememişti. Çünkü durakları aklında tutamıyordu. Kitap okumaya daldığı için yolculara haber vermiyordu. Bu yüzden işinden ayrılıp Kuzey Dakota'ya gidip tarlalarda çalıştı.
1887 sonbaharını kapsayan bu çalışmalarda cebinde biraz parayla Amerika'ya ilk geldiğinde kaldığı yerlere döndü. Artık yazmaya başlayabilirdi.
Bu sürede Danimarka'ya gitti. Yazmaya azimle başladı.
"Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir, Kristiania'da aç gezdiğim günlerdeydi. Tavan arasında uyanık yatıyordum. Alt katta bir saatin altıya vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık; insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı..." diyordu büyülenmişliğiyle.
Kağıtları üst üste yığıyor sürekli yazıyordu. Ne yazdığını iyi biliyordu. Açlık romanıydı bunlar. Yazdığı kısımları Politiken gazetesi yazı işleri müdürlerinden Edvard Brandes'e götürdü. Brandes bu karşılamayı daha sonra şöyle anlatıyordu: "Ondan daha düşkün bir başka insan pek az görmüşümdür. Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık olduğundan değildi. Ya o yüzü!. Çok uzundu müsveddeler. Kendisine geri veriyordum ki, birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerindeki ifadeyi gördüm."
Behçet Necatigil tarafından dilimize çevrilen "Göçebe" adlı kitabını ise elli yaşlarında tamamlamıştır. Üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap "Sonbahar Yıldızları" altında 1906'da, "Hüzünlü Havalar" 1909'da, "Son Mutluluk" 1912'de Göçebe'de toplanmıştır ve yazarın ağzından anlatılmıştır. Bu defa kitabında evliliğin zor temasını işlemeye yönelir.
Hamsun, Göçebe adlı romanıyla 1920’de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı. 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı. İkinci Dünya Savaşı’nda Norveç’in işgali sırasında Almanları destekledi. Ülkesi Norveç'in işgalinden önce başladığı Nazi taraftarlığını ülkesinin işgali sırasında da devam ettirmesiyle ünü ciddi şekilde lekelenmiştir. 1943 yılında aldığı Nobel ödülünü Goebbels'e göndermiştir. Savaştan sonra Nazi taraftarlığı nedeniyle tutuklandı, ancak ileri yaşı dolayısıyla yalnızca para cezasına çarptırıldı.
Hamsun’un yalın ve çocuksu üslubu incelikle örülmüş bir düzyazı şiirini andırır. Yapıtlarında Rus yazarlarının, özellikle de Dostoyevski’nin ruhsal yaklaşımı ile Amerikan edebiyatının etkilerini taşıyan kara mizahı birleştirmiştir. Romanlarındaki neşeli hava, insanın çevresini saran boşluğu gizlemekten uzaktır. 20. yüzyıl başında gelişen yeni-romantizmin edebiyattaki öncüsü olmuş ve romanı aşırı bir doğalcılığa kaymaktan kurtarmıştır. Yapıtları ancak ölümünden sonra ilgi görmüştür. Göçebe, Viktorya, Pan, Hüzünlü Havalar, İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, Son Mutluluk başlıca yapıtlarıdır.
19 Şubat 1952 yılında doksan iki yaşında banyoda ölü bulundu. Cenazesi yakılmıştır.
Knut Hamsun Kitapları - Eserleri
- Açlık
- Dünya Nimeti
- Pan
- Rosa
- Uçarı
- Victoria
- Göçebe
- Hüzünlü Havalar
- Son Mutluluk
- Sonbahar Yıldızları Altında
- İstanbul'da İki İskandinav Seyyah
- Benoni
- Gizemler
- Son Bölüm
- Nağıllar Diyarında
- Oğlum Oğlum & Victoria
- Dünya Nimeti 2. Cilt
Knut Hamsun Alıntıları - Sözleri
- Böyledir bu: Yaşamak bile başlı başına bir nimettir; hayatın ayrı ayrı bütün mahrumiyetlerini karşılayan, peşin ve bol bir ödemedir yaşamak nimeti. (Göçebe)
- Üff çekingen insanlar ne zor! Onların yanında her şeyi bizim yapmamız, bizim söylememiz gerek; hiç de yardım etmezler bize. (Açlık)
- Hakikatı bilmek güç. Bunun nedeni belki de bize hakikatı anlatacak olan Avrupa basınının tek sesliliğidir. İnsan biraz şüpheleniyor doğrusu. Sesini duyurması lazım gelen taraf tamamiyle dilsiz. (İstanbul'da İki İskandinav Seyyah)
- Tatlı sarhoşluğum hala devam ediyordu, dünyanın en kıymetli mektubunu almıştım, onu şuracıkta iç cebimde taşıyordum , o bana yazılmışa. Yazmayınız. Hayır, yazmam, pekala, ama kalkıp gelebilirim. Ve cümlenin sonunda üç nokta bulunuyordu. (Sonbahar Yıldızları Altında)
- Hayat zevk almaktır! (İstanbul'da İki İskandinav Seyyah)
- "Mesele ne harflerde, ne de kelimelerde!" "Ya neyde?" "Manasında!" (Benoni)
- Hayatından hep memnun olabilmesi; üstelik yeni yeni mutluluklar besleyebilmesi için, insanın az çok basit olması gerekir. (Göçebe)
- " Öyle, şu yeryüzünde avare kimseleriz. Yollar çöller aşar, kâh sürünür kâh yürür ve çiğner geçeriz birbirimizi. Daniel gibi, o da çiğnedi ve çiğnendi." (Son Bölüm)
- İnsanlar hep aynı telden çalamazlar, bazı teller kopar. Ara sıra sonuncu teli tıngırdatmak gerek. (Son Bölüm)
- Buğdaysa ekmek demekti; buğday veya buğdaysızlık, hayat veya ölüm demekti. (Dünya Nimeti)
- Ölüm, hayatta bata çıka yürür çamurlu bir batakta gibi... (Son Bölüm)
- Bu yeryüzünde tek başıma ve meçhul dolaşıyorum. Benim kaderim de böyleymiş. İçimde neler olduğundan kimsenin haberi yok; benim de bir şeyler mırıldandığımı kimse duymadı. (Victoria)
- Dünyalığa gelince, her çeşit dünyalıktan nefret etmen gerekir. (Açlık)
- "Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi... Ve aşk; dünyanın kaynağı, dünyanın sultanı oldu ama aşkın yolları çiçek ve kanla doldu, çiçek ve kanla." (Victoria)
- Gün bitti. Her şey iyiydi, canımı sıkacak hiçbir şey olmadı.Çevremdeki büyük sessizlikte. yetişkin, göçebe tek insanım ben. Bununla büyüyor, daha bir önem kazanıyor, gittikçe yaklaşıyorum Allah’a. İçimde tavlanan demirlerin de rahatı, sanırım iyidir; çünkü Tanrı, kendine yakın olanlara inayetini ihsan eder. (Son Mutluluk)
- Tanrı insanın gönlüne göre verir. (Pan)
- Gençlikten kalma bir sevginin böyle yer etmesi, arada bir kendini göstermesi tuhaf. (Gizemler)
- Aşk akıllıyı aptal eder... (Dünya Nimeti)
- Ölüm için hayat ucuz bir eşyadır. (Son Bölüm)
- Sevda da cinayet kadar tehlikelidir. (Göçebe)
Yorumlar
0 yorum