Kitap Künyesi
Yazar: Rabindranath Tagore
Çevirmen: Hasan Murat Başbay
Yayın Evi: Oda Yayınları
İSBN: 9789753854009
Sayfa Sayısı: 495
--reklam--
Gora Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sonbaharla birlikte Kalküta'da yağmurlar başlamıştı. Sabah gökyüzünü kaplayan bulutlar yerini güneşe bıraktığında, etraf ışıl ışıl olmuştu. Binoy, iş gücü olmadığı için tek başına bir halde, apartmanın ilk katındaki verandasında oturup, caddede sonu gelmeyecekmiş gibi akıp giden kalabalığı izlemeye koyuldu. Üniversiteden mezun olalı epeyce zaman geçmiş, ancak o, henüz evlenememişti.
Görünürde elle tutulur, düzenli bi işe de sahip değildi. Aslında çeşitli gazetelere birkaç makale vermiş ve birkaç da miting organize etmişti. Ama bunlar, hayatını doldurmak noktasında yetersiz kalıyordu.
Bu işsizlik, kendisini sinirli biri yapmıştı artık.
Karşı kaldırımda, tıpkı gezginci şairler gibi rengarenk elbiseli bir dilenci türkü söylüyordu:
Kalbim bir kafesi andırıyor,
Yabancı bir kuş bilmem ne arıyor onda,
Bir giriyor, bir uçup gidiyor
Ah, bir yakalasam onu
Aşk ipimle bağlayacağım.
(Kitabın İçinden)
--reklam--
Gora Alıntıları - Sözleri
- İnsan kalbi ne kadar kötüdür!
- "Eğer sevgi farklılıkları kabul etmeseydi, dünya farklılıklarla dolu olmazdı."
- Bir insanın gerçeği bulması için inançlı olması gerekir.
- "Haksızlığa boyun eğen kişi de suçludur."
- "Bir şeyin özünde bir terslik varken dıştan düzgün görünmesi çok tehlikelidir."
- ... yere düşen bir tohum, uygun koşulları bulduğu anda filizlenir.
- Susmak, kabullenmektir.
- Cahil insanlardan çok daha kötü ve kaba durumda olan bir dolu yaratık vardır... Ve bunlar da kalpleri yerinde ne taşıdıkları belli olmayan kişilerdir.
- Bilinmeyen bir kuş kafesin içine giriyor, Bilinmeyen bir yerden geliyor.
- İnsanın insan üzerindeki baskısı dünyadaki kötülüklerin en korkuncuydu.
- İnsanoğlu değişkendir, her zaman aynı olamaz, bazen insan arasına karışmak ister, bazen de yalnızlığı sever.
- "Yalnızca belli insanlara duyulan saygı, diğer insanlarımızın hor görüldüğünü gösterir."
- ...Çünkü ona kendi mutluluğunun hiçbir önemi olmadığı öğretilmişti.
- "Aynı dilde konuşamayacağımızı fark edince, aynı dilde susmayı seçtik.."
--reklam--
Gora İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kendilerini, inançlarının temsilcisi olarak gören ve ülkelerinin yegane kurtuluşunuda kendi inanç ve görüşlerinin tatbikinde gören iki arkadaşın merkezinde ve perspektifinde anlatılan bir hikaye. Gora ve Binoy'un ışığında Hindistan'ın fotoğrafını çeken bir anlatı. Gora'a doğduğu yere ve ülkesinin ona verdiği kimliğe sadakatle bağlılık gösterdiği toplumsal kuralları yaşam tarzına çevirerek, idealleştirtiği yaşama biçimini ve inancını esnetmeden çok katı bir şekilde sergilerken, Binoy inancının içeriğinden çok Gora'ya olan sevgisi ve bağlılığıyla sahiplenip yansıtır inancını. İmanı daha az olan Binoy'un farklı inanç ve gekenekteki bir aile ve çevreye girerek iki inanç arasında yaşadığı çelişkileri, ikilemleri, tabiri caizse iki inanç ve geleneğin esnemeyen kuralları arasında kırılmasını görüyoruz hikayenin ilerleyen bölümlerinde. Bir tarafta inancının kaynağı olarak gördüğü Gora, diğer tarafta dünyaya farklı bir gözle bakmasına sebep olan ve kendisine ruhsal bir zenginlik katan fakat farklı bir inançtan olan sevdiği kız. Toplumsal baskı da cabası. Arkadaşının arada kalışını ve zor durumunu görüp anlasada hatta zaman zaman onun gibi düşünse de inancını sergilerken gösterdiği katılığı, sertliğı ve uzlaşmazlığı hem kendine hem arkadaşına sergileyen Gora. Ama ne kadar kendini zorlasada Binoy'un girdiği çekime kapılmaktan kendini alıkoyamaz Gora. Ve yaşadığı ikilemler düşündürür, sorgulatır inancını. Bir tatminsizlik, bir doyumsuzluk vardır içinde inancına karşı. Ama yinede inancını hep kendi önünde tuttuğu için bir türlü aşıp ket vuramaz bağnazca davranışlarına. Taaki, doğduğu yere ve ülkesinin ona verdiği kimliğe sadakatinden kaynaklanan inancının, bildiğinden başka bir kimliği ve milleti olduğunu öğrenmesiyle sarsılmasına kadar. Ve görünürki inanç ne kadarda tesadüfidir, ne kadarda rastlantısal ,ne kadarda yereldir. Ve yerel olan evrensel olmayan ne kadarda gerçeklikten uzaktır. Kısaca böyle anlattığım kitabın aslında karakterler üzerinden anlatmak istediği mesajı biraz açmak istiyorum. Çünkü ne kadar inanç ve gelenek konusunda aşırılıkları olsada Hindistan'ın yaşadığı sorunların yoğunluğu belki daha az olarak bizim toplumumuzda da olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. O yüzden kitabın vermek istediği mesaj üzerinde durmak istiyorum. Toplum öyle bir yapıdır ki, sanki canlılığı ve sürekliliği buna bağlıymışçısına insanı sürü psikolojisine sokar ve insanın tek başına bir güç olmasını engeller. İnsanın potansiyeline ket vurur ve bu potansiyelin çıkışını, insanın kendini birey olarak ortaya koyuşunu adeta kendine tehdit olarak görerek set çeker kişinin önüne. Nasıl yapar bunu, insanı öz bilgisinden uzakta tutarak benliğini zayıflatır. Zayıflıyan kişilik zayıflığındığan doğan durumla baş edebilmek için sığınıcak bir liman arar ve bunu da dinde, gelenekte ve sürüde bulur. Gerçeği idrak edip, doğruyu yanlışı ayırt edecek zihinsel yapı (potansiyelini ortaya çıkarmadığı için) oluşmadığından kendi çıkarını gözetemeyen bir insan topluluğu olması kaçınılmaz hale gelir. Zaten Devletin istediği durumda tamda budur. Gücünü kendi çıkarını güdemeyen insanlardan alır ve çobanlığınıda meşrulaştıran bu yarattığı sebeptir. Ve bu yüzden durumun sürekliliğini sağlamak için durumu besler. Geleneğin sıkı ve acımasız bir koruyucusu olur. Onu kutsar ve kutsatır. Bu kutsama aslında gelenekte ve inançtaki anlam eksikliğinin ve saçmalığın üstünü örtme çabasıdır. Kutsiyetle insanın korkularını bağdaştırarak insanın sorgulama mekanizmasını kapatır. Böylelikle ne gelenek ne de inanç sorgulanamaz olur. Ama bu ve bu gibi toplumlarda kaçınılmaz olan bir durum vardır. Bu durum yaşamı da cehenneme çeviren bir durumdur. Bu gibi toplumlar en ahlaksız ve en yobaz toplumlardır. Nasıl olmasın ki. Zayıf benlikleriyle kişiliksizleştirilmiş insanlardan nasıl iyilik, nasıl ahlaklı bir tutum beklenebilirki. İyilik ancak güçlü bir kişiliğin yapabileceği bir şeydir. Kötülüğün nedeni zayıf kişilik değilse nedir. Adilikten, bayağılıktan, ahlaksızlıktan başka ne görülürki bu toplumlarda. Bu durum tesadüf olmadığı gibi siyasetçilerin, gücünü korumak pahasına her şeyi mubah sayanların hesaplayıp olmasını sağladıkları bir durumdur. Durumun en acı tarafı , potansiyeli kendisinden koparılıp elindeki hazineden olanların zamanla statükonun en amansız koruyucuları haline gelmesi. Kitaptan bir alıntıyla alınması gereken tutumu, alınması gereken pozisyonu tarif eden yazarın düşüncesini aktarıyorum. " Artık topluma, kötü bir Tanrı gibi, insanları kurban ettirmeden sükun bulma hakkını tanımıyorum. İster sağ olayım, ister öleyim, artık kendimi onun buyruklarıyla ezdirtmeyeceğim." Toplumun ve devletin kişide oluşturduğu kişiliğin yapısını, mahrumiyeti, sınırlılığı ve gerçekleşmemiş potansiyeli anlatan başka bir alıntıyı aktarıyorum. " İçimizdeki kuvvetleri bilmiyoruz, yeteneklerimiz gizli kalıyor, kalplerimizde birikmiş olan zenginlikleri harcamasını bilmiyoruz. Bunun için de yeryüzünde pek az sevinç, pek az neşe buluyoruz. Senin gibi bir iki kişi dışında hiç kimse insanda yüce bir ruh olduğunu bilmiyor. HALK bundan habersiz." Son olarak, büyük ve değerli şeyler geleneğin içinde değil dışında, yerel değil ancak evrensel düşünerek gerçekleşebilir, diyerek sözlerimi bitiriyorum. (B.S)
Herkese iyi geceler dilerim sevgili dostlar. Böyle değerli altın değerinde bir eserin incelemesini size yazarken çok heyecanlıyım. Çünkü dostlar cidden kıymete değer muazzam bir eser. Eseri anlatmadan bunu başta demem saçma gelebilir size ama inanın okuduğunuzda mübalağa yapmaya ihtiyaç duyuyorsunuz. İhiim neyse sözü uzatmadan konuya giriyorum. Şimdi kitabın adına ilk bakınca Sevgili Tagore bize ütopikk bir dünyadan bahsedecek sandım. Ama alakası yok. Cem Yılmaz'ın filmiyle karıştırdım sanırım biraz bu yüzden öyle algıladım. Ama kitabın içine girince kendinizi Hindistan'da acayip bir dünyanın , tuhaf bir kültürün içinde buluyorsunuz. Mistisizmi , felsefesini dibine kadar size hissettiren bu eserde baş karakter Gora gibi görünse de daha çok Binoy ile karşılaşıyorsunuz. Hatta bir yerden sonra Yazarın neden böyle kaba saba bir adama kitap ismi verdiğini düşünüyorsunuz ama kitabın sonunda bunu anlıyorsunuz. Şimdi spoiler vermeyeyim. İngiliz baskısı altında olan Hindistan'da adaletin, gelenek göreneklerin aşk ile çatıştığını ve aşk ile yola girdiğini bazen yoldan çıktığını görüyoruz. Bazı durumlar istediğimiz gibi girmiyor hatta. Yazar neden böyle yaptı, neden o değil de buna böyle kader biçti diye kızıyorsunuz ama sonra roman ilerledikçe Yazarin kuvvetli bir kurgu ve kuvvetli bir yakıştırma yaptığını anlıyorsunuz. Kitabın olumsuz yanı bazen aşırı derecede felsefik konuşmalar içeriyor hatta bazen o konuşmaların içinde bambaşka şeyler düşünüyorsunuz kendinizle alakalı sonra o düşünceden çıktığınizda "ulan adam ne demişti dur yeniden okuyayım" diyorsunuz. Tagor'un romancı yanı çok güçlü cidden; dilini çok etkileyici kullanmış ama keşke o kadar çok felsefik söylemler olmasa diyorum yine yeniden. Çünkü bu konuşmalar bazen şunu söyletiyor size "yahu adeta bir felsefe kitabı bu ne , gerçeklik nerede?" Çünkü gerçek hayatta kimse öyle felsefik konuşmaz kimseyle ya da yedi/yirmi dört konuşmaz. Neyse işte dostlar konudan saptim devam edeyim. Roman içinde kadınlar ve erkekler üzerinden bir çok değişik düşüncelere rastlayabilirsiniz. Yazar bunlari eleştirmek için iki zıt karakterin ağzından durumları güzel izah etmiş. Kitapta milyonlarca alıntı var diyebilirim. Her yerini çizmek istiyorsunuz resmen. Ama benim en sevdiğim ve kendime en yakın bulduğum ve aklımda kalan alıntı şuydu: "İnsan başkalarını sınarken kendi de sınanır." Gerçekten de öyle diyorsunuz bu cümleyle karşılaştığinizda. Sözün özü kitap mânâ denizinden çıkmış bir inci niteliğinde. Okumanızı şiddetle ve büyük bir arzu ile öneriyorum. Keyifli okumalar dilerim okuyacak olanlara. E o zaman ben kaçtım. İyi zamanlar dilerim dostlarım.. (Ayşe Aydın)
1913 yılı Nobel Edebiyat ödülünü Rabindranath Tagore'ye kazandıran kitap. Öncelikle şunu söylemeliyim. Kitap, sadece bir roman olarak algılanmamalı, aynı zamanda Hindistan'daki tüm olumsuzluklara karşı bir başkaldırı kitabı olarak ta değerlendirilmelidir. Kitapta,gelenekçi ve çok katı kurallara sahip bir din olan Hinduizm ile daha ılımlı ve daha farklı bir yapıya sahip Brahmoizm'in birbiriyle olan, acımasız çatışması içerisinde yaşanan insan ilişkileri anlatılıyor.Tabiiki İngiliz yönetimi altında olmanın getirdiği olumsuzluklar da zaman zaman gündeme geliyor.Bütün bunlara bir de toplumun tümüyle karşı çıkacağı bir aşk hikayesini ekleyin.İşte size Gora. Kitap, genelde akıcı bir dille yazılmış olmasına rağmen, özellikle Gora'nın tartışmaları ve konuşmaları sırasında uzun, dini ve toplumsal düşüncelerden oluşan felsefi cümlelerden dolayı zaman zaman sıkıcı bir şekle bürünebiliyor. Ama bu bölümlerin, kitabın temelini oluşturduğunu da unutmamak gerekiyor. Uzun ve kapsamlı bir kitap olmasına rağmen,insanı öyle bir içine alıyorki, okumaya ne zaman başladığınızı ne zaman bitirdiğinizi farkedemiyorsunuz. Hint kültürü ve yaşam tarzıyla ilgili neredeyse tek başına bir kültür hazinesi niteliği de taşıyan bu muhteşem kitabın, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğu düşüncesindeyim ve okunmasını tavsiye ediyorum. (mehmet temiz)
--reklam--
Gora PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Rabindranath Tagore - Gora kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gora PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Rabindranath Tagore Kimdir?
Atalarının kökü 11. yüzyıla dayanır. Bu soyun kurucusu Kanaj'lı bir Brahman'dı. Babası Maharshi Devendranath Tagore, varlıklı bir din adamıydı. Rabindranath, özel öğretmenlerden ders alarak orta öğrenimini yaptıktan sonra 17 yaşında Londra'ya gönderildi. Londra'da hukuk okudu. Burada edebiyat kültürünü geliştirdi. En çok etkisinde kaldığı edebiyatçı, doğaya yapıtlarında geniş yer veren İngiliz şair William Wordsworth'tür.
Rabindranath Tagore'un yaşam ve sanat görüşlerinin gelişmesinde en büyük rolü, 19. yüzyılın başlarında Bengalli Raca Rammahun Roy oynamıştır. Onun ve babasının etkileri altında şairin dünya görüşü Hindin geleneksel kast sınırlarını aşarak, panteist bir dünya inanışının yanı sıra, Hindu dininin tekelci ve çok gelenekçi çemberini kıran bir olgunluğa kavuşmuştur. Öğretmeni Roy; Hindistan'da dinin oynadığı büyük rolü bildiği için, her şeyden önce bu alanda reform yapmak zorunluluğu duymuştu. Kendisi Hindu olduğu için Hind dininin bozulmasına üzülüyordu, fakat sosyal gerçekleri görecek kadar ileri görüşlü bir insan olduğundan reform yoluna gitmedi. 1930'da Hindistan'da yeni bir mezhep olan Brahmoizmin temelini attı. Brahmo Samaj adı altında tanınan bu hareket Hinduluk, Müslümanlık ve Hristiyanlığın ortaklaşa değerlerini bir çatı altında toplamaktaydı. Bu yeni din, mucize ve kerameti bir yana iter, her şeye egemen mutlak ve yanılmaz bir kuvvet yerine, bilgelik ve aşkın esin kaynağı olan insan ve dünyayı kavrayan, yücelten bir varlığa inanır. Bu Tanrı Upanishad'lardan alınan bir cümleyle tamamlanır: "Tektir ve biçimi yoktur, ama binbir amaçla, binbir şekle girer.."
Brahmo Samaj'ın belli başlı sosyal ülküleri kardeşlik, ahlaklılık, insanseverlik, kadınlığın yükseltilmesi, kastların kaldırılmasıdır. Bu noktalarda klasikHinduizmin karşısındadır. Rammahun Roy tarafından kurulan Brahmo Samaj; Rabindranath Tagore'un babası ile Keshup Shandrasen tarafından geliştirildi. Tagore'un bu yeni oluşturulan mezhepten etkilenmesi; 22 yaşında yazmaya başladığı yıllara denk gelir. Bu yıllarda daha sonradan ilinti kuracağı Avrupa kültürüne pek rastlanmaz.
O yıllarda Bengal Hindistan'ın her bakımdan canlı ve ileri bölgesiydi. Din, edebiyat, politika alanlarında yeni görüşler beliriyordu. Kendisinden önce edebiyatta yenilik yapmış olanlar olmasına rağmen, kendisini tutuculuktan kurtaran ilk şair ve yazar olarak bilinir. İlk yazdığı "Sabah Şarkısı" adlı şiiri yüzünden şiddetli eleştirilere maruz kalmıştır. Doğa ve insan sevgisinin yoğun olduğu Kitan Jali'nin ünü dünyaya yayılmıştır. Eserlerinde ince bir lirizmle, mistisizm harmanlanır.
Hindistan'ın İngiliz Emperyalizminin boyunduruğundan kurtulması için büyük çabalar sarfetmiş ve bunu ılımlı bir üslupla yapmıştır. Edebiyat alanında ki başkaldırısını yeterli bulmayıp gençliğin milliyetçi bir eğitimle yetiştirilmesi amacıyla 1901'de Kalküta yakınlarında ki Balpur'da Sükun Barınağı anlamına gelen Santiniketan adını verdiği bir okul kurdu. Bundan başka Bangadorshan adıyla edebiyat dergisinin başyazarı oldu. 1924'de Batı ve Hint geleneklerini kaynaştıran Vishna-Bharati Üniversitesi'nin oluşumuna yol açtı.
Bengalî dilinde yazdığı yapıtlarınının, hemen hemen hepsini kendisi ingilizceye çevirdiği için, dünyanın onu hızlı tanıması kaçınılmaz oldu. 1913'teRomain Rolland'ın çok övdüğü Gora adlı romanıyla Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı. Kitapta Gora adlı bir gencin hayatından kesit sunulur. 1915 yılında İngiltere "Sir" unvanını verdi. 1919, Hindistan tarihinde bir dönüm noktasıdır. Amritsar Kıyımı, Gandi'nin ulusal önder olarak belirmesi bu yıl içinde olmuştur. Gandi ve Tagore iki yakın dosttur. 21 Mart 1919'da çıkarılan bir yasayla, yönetimin savaş döneminde kullanabildiği özel yetkileri barış döneminde de elinde tutması sağlanıyordu. Irkçılık temellerine dayanılarak çıkarılmış bir yasaydı. Gandi pasif direnişi gündeme getirdi. Kısa süre sonra, 13 Nisan'da Amritsar'da halktan 400 kişi öldürüldü, 2 bin kişi de yaralandı. Altın Tapınak'a girilip Sihler'in üzerine ateş açıldı. Pencap'ta sıkıyönetim ilan edildi. Tagore bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyordu. Genel Vali Lord Chelmsford'a bir mektup yazarak Sir unvanını geri verip, Gandi'ye destek oldu.
67 yaşında resim yapmaya başlamasıyla, kast ve emperyalist sistemlere karşıtlığı ve üstün yeteneğiyle dünyanın sayılı şairleri arasına girmiştir. 7 Ağustos 1941'de doğduğu şehir Kalküta'da ölür.
--reklam--
Rabindranath Tagore Kitapları - Eserleri
- Gitanjali
- Gora
- Kimse Bize Ait Değildir
- Aşka Çağrı
- Bahçıvan
- Aşk Şiirleri
- Fəlakət
- Avare Kuşlar
- Meyve Zamanı
- Büyüyen Ay
- Yüreklere Yakılan Ezgi
- Sessizlikle Yıka İçini
- Firari
- Chitra
- Profil
- 101 Şiir
- Acıkan Taşlar
- Sadhana - Yaşamın Kavranışı
- Ayın Bitmeyen Çocukluğu
- Ganj Yunağı'nın Öyküsü
- Veda Şarkısı
- Seçilmiş əsərləri
- Milliyetçilik
- Şairin Dini
- Yurt ve Dünya
- Rusya'dan Mektuplar
- Meyve Hasadı
- Seni Seviyorum - Seçilmiş Şiirler
- Kabil'li Meyve Satıcısı
- Öyküler
- Oyun Kağıtları Krallığı
- Yaratıcı Birlik
--reklam--
Rabindranath Tagore Alıntıları - Sözleri
- "Bazı insanlar kendi âdetlerine aykırı gelen şeylere kızarlar ve gücenirler; ahirete dair olan fikirlerini bile, gecelik takkeleri yahut terlikleri gibi, kendi âdetlerine uydurmak isterler; evlerinin kapısını açan anahtarın ahiret kapısını da açmasını beklerler." (Şairin Dini)
- Ölümde çokluk birlik olur, yaşamdaysa birlik çokluk olur. Tanrı ölünce din tek olacaktır. (Avare Kuşlar)
- Yıldızlar, ki sayısız kez korkunç ölüm manzaraları görmüşlerdi, buna rağmen ışıkları yine çok güzel, yine göz alıcıydı. (Ganj Yunağı'nın Öyküsü)
- Avrupa toprağında doğup, bazı doğurgan yabanotları gibi, tüm dünyayı istila eden siyasî medeniyet dışlayıcılığa dayanır. Yabancıları ya uzağında tutmak ya da yok etmek için hep tetiktedir. Eğilimlerinde etobur ve yamyamdır, diğer halkların kaynaklarıyla beslenir ve onların tüm geleceğini yutmaya yeltenir. Başka ırkların itibar kazanmasından daima korktuğundan onlara tehlike gözüyle bakar. Kendi sınırlarının dışında ne kadar büyüklük belirtisi varsa hepsini yok etmeye çalışır ve daha zayıf insan ırklarını sonsuza kadar zayıf kalmaya zorlar. (Milliyetçilik)
- Ümumiyyətlə, dünyada həqiqi bir şeyə rast gəlmək çox çətindir. (Fəlakət)
- Nafile sözcüklerle boğmayalım bu anı, bırakalım gönüllerimiz bir susku deryasına kapılsın, sürüklensin tüm düşüncemiz sahili olmayan bir ummana... (Firari)
- İnsan kalbi ne kadar kötüdür! (Gora)
- Gerçek olan bir şey var; yaratıcı, erkek ile kadının doğalarına belirgin farklılıklar koymuştur, ama Batı kültürü o farklılıkları tamamen silmeye çalışmaktadır. Kadınlar erkek olmaya çalışıyorlar, erkekler de kadın; kadın, erkeksi kişiliği yaşam felsefesi olarak görmeye, erkek de kadınsı kişiliğe bürünmeyi yaşamının zevki saymaya başlamıştır. (Ganj Yunağı'nın Öyküsü)
- "Gökten maviyi kim çalabilir?" (Bahçıvan)
- “İnanma sakın doğruluğuna Aşk ne biter Ne tükenir.”:::!!! (Aşka Çağrı)
- farklı dilde susmayı seçersin.... (Yüreklere Yakılan Ezgi)
- Geri ver beni- her şey senin olsun Senin olsun- özgür kıl yüreğimi (Aşka Çağrı)
- "Sislerle yağmurun tüllediği Yüreğimin kimsesizliğinde Yetim bir akşamın İç çekişini duyuyorum." (Aşka Çağrı)
- "Sevinç insanın kendi benliğinden ayrılmasının neticesidir. O ruhun serbestliğinde yaşar. Güzellik, kendi yüksek değerinden başka bir cazibe taşımaksızın kalplerimizi tatmin eden bir realitedir." (Şairin Dini)
- Tanrı koca koca krallıklardan usanır, ama küçük küçük çiçeklerden bıkmaz. (Avare Kuşlar)
- “Milleti milletten, bilgiyi bilgiden, insanı ve doğayı birbirinden ayırırız. İnşa ettiğimiz duvarların ötesinde her ne varsa içimizde güçlü bir şüphe uyandırır ve tarafımızca tanınacak her şeyin tanınırlık sınırımıza sokulması için önce zorlu bir mücadele vererek bize ulaşması gerekir.” (Sadhana - Yaşamın Kavranışı)
- İyilik-kötülük, acı-keder gibi olgular yaşam boyunca çeşitli çatışmalara sebep olduktan sonra kişiliği bir karar aşamasına ulaştırır. (Ganj Yunağı'nın Öyküsü)
- Acılar kaldı bana artık yalnızca ve yalnızca. (Aşk Şiirleri)
- Ömrümüz birbirinden uzaklaşacak ve sevgimizde unutulacak. (Büyüyen Ay)
- Yalnız məhəbbət səhvlər, pozuq ahənglər içərisində şənlik tapmağa qadirdir, (Fəlakət)
Yorumlar
0 yorum