Kitap Künyesi
Yazar: Marcel Proust
Çevirmen: Roza Hakmen
Orijinal Adı: A la recherche du temps perdu #3 - La Côté de Guermantes
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789753636038
Sayfa Sayısı: 575
--reklam--
Guermantes Tarafı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Kendi seçimimizle, iki güçten birine teslim olabiliriz: biri, kendi içimizden, derin duygularımızdan kaynaklanır, öteki dışardan gelir. Birinci güç, beraberinde doğal olarak bir mutluluk, yaratan insanların hayatından yayılan mutluluğu getirir. Dışımızdaki insanları harekete geçiren dürtüyü bizim içimize sokmaya çalışan diğer kuvvet ise, beraberinde haz getirmez...
Zaafları, kaygıları, tutkularıyla bir madlende canlanan burjuvazi... "Guermantas Tarafı", dev yapıt "Kayıp Zamanın İzinde"nin bir başka bölümü.
--reklam--
Guermantes Tarafı Alıntıları - Sözleri
- Ama aslında, zahmete değeceğinden emin olsak, zamanımızı bir insana harcamayı tercih ederdik.
- " Zaten ölüm karşısında hepimiz eşitiz. "
- Bence bütün konumlar eşittir ; ben zeki bir işçiye birçok dükten daha fazla yakınlık duyarım.
- Uzun vadede hataların üst üste yığılmasından, birtakım doğrular ortaya çıkmıştır.
- Bu hayat karanlık bir vadiden başka bir şey değildir.
- Geçmiş, uçucu değildir, olduğu yerde durur.
- Ne var ki fikirler içimizde bir değişim geçirirler; başlangıçta karşılarına çıkardığımız direnişi kırarlar ve onlar için var olduğunu bilmediğimiz, hazır zihinsel hazinelerle beslenirler.
- Yeryüzünde, tutulamayan matemler kadar acı bir şey yoktur.
- Aşkla minnet ve memnun etme arzusu, çoğu kez umudun ve menfaatin öngördüğünden fazlasını vermemize yol açar.
- Mesele kaybolmak değil,yolunu tekrar bulamamak.
- "En şiddetli acıların bile bir sığınağı olduğunu, insanın daima, en kötü ihtimalle huzur bulabileceğini söylerdim kendi kendime."
- Şükürler olsun! Hiç ümidim kalmadı talihten artık!
- İyi veya kötü kimi gerçeklikler, üzerimizde yetkisi olan kişiler tarafından kabul gördüğünde bu şekilde değer kazanırlar.
- Kimi anılar, ortak dostlar gibidir,barıştırmayı bilirler.
- İnsanın başta muhtemel sandığı şey, ardından yanlış çıktığına, üçüncü aşamada da doğrulandığına göre, insan neyi idda edebilirdi ki?
--reklam--
Guermantes Tarafı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Aristokrasi ve Geri Kalan Her Şey: Kayıp Zamanın İzinde serisinin üçüncü kitabı olan Guermantes Tarafı, önceki iki kitaba oranla okunması daha kolay fakat edebi zevki de daha düşük bir kitaptı diyebilirim. Öncelikle bu kitapta yazar ilk iki kitapta olduğu kadar betimlemelere ve karakterin içsel yorumlarına fazla yer vermemiş. Beni etkileyen cümle sayısı ilk iki kitaba göre az oldu. Betimlemelerin fakirliği ve anlatıcının düşünce ve duygularını dile getirmeyişleri ise benim için kitaptan aldığım zevki düşürdü. Başlarda olayların içinde olmak güzeldi; Dreyfus davası, Saint-Loup ziyreti, büyükannesimin vefatı -ki burayı Proust çok üstünde durmadan anlatmış gibime geldi ve bu beni şaşırttı- anlatıcının Guermantes düşesine olan zaafı ve aristokrasiyle tanışmasını okumak keyifli ve akıcıydı. Fakat kitabın sonlarına doğru o kadar fazla dük, kont, markiz, prens, kral ve bu unvanların hangi ailelerden gelip kimlere geçtiği ve herkesin bir şekilde -genellikle kuzen/kuzin olarak- birbirleriyle akraba olduğu bir evrene girdik ki benim aklım, aile şecerelerini anlamakta ve akılda tutmakta oldukça yetersiz kaldı. Zaten takip edebilen olmuş mudur, merak içindeyim. Yine de kitaba haksızlık istemiyorum. Proust kendini okutan ve sizi tıka basa doyuran bir yazar. Kayıp Zamanın İzinde serisinde yarattığı evren beni oldukça içini aldı ve seriye devam ettiğime sevinmem de Guermantes Tarafı sayesinde oldu. Dönemi ve aristokrasiyi anlamak için gerçekten güzel bir kitap. Bu arada kitabı okumadan önce Roman Polanski’nin J’accuse isimli filmini izlerseniz Dreyfus Davası’nın konuşulduğu bölümlerde hiç zorlanmadan kitabı takip edebilirsiniz. Sodom ve Gomorra için sabırsızlanıyorum. (Sylvia)
Evet maalesef bitti . Çok keyifli çok sohbetli . İlk iki kitaba göre diyalogların yoğun olduğu bi kitaptı . Açıkçası büyükannesinin ölümü beni derinden etkiledi . Burjuva kesiminin de o dağılan halinş gerçekten hissettim . Dreyfus davası bu kitapta ayrıntılı anlatıldığını söyleyebilirim . O zaman sıradaki kitabıokumak için sabırsızlanıyorum. Sodom ve Gomorra (cicikov)
Guermantes Tarafı, Kayıp Zamanın İzinde serisinin 3. ve bütünlüğünü en yoğun içeren kitabı. Fransız aristokrasisinden, Combray’in Anlatıcı üzerindeki etkisine, kitap/dreyfus-olayi--22236‘ndan, Fransız cemiyetinin siyasi bakış açılarındaki yüzeyselliğine, sosyetedeki yanılgılardan, snopluğun biçim verdiği çevrelere kadar oluşan tüm yıkımlar, bu kitabın satırlarını oluşturmakta. Burjuva dünyasını anlatan kitap/swannlarin-tarafi--16127‘na karşıt olarak aristokratların dünyasını betimleyen kitap/guermantes-tarafi--16128, dar üretici çekirdeklerinden çıkarak devasa çoğaltmalara ulaşan, önceki serilerle kıyaslanamayacak bütünlüğüyle ve Anlatıcı’nın yazarlık yeteneğinin gelişmesi süreciyle Kayıp Zamanın İzinde’nin önemli bir aşamasında yer kaplar. kitap/cicek-acmis-genc-kizlarin-golgesinde--4315 kitabında Anlatıcı M’nin şehir ve insanlar üzerinde oluşturduğu imgelerle, ahalinin yapaylığından soyutlanarak zihninde oluşturduğu tabloların “içgüdüsel” anlatısı, çevremizdeki detaylara daha duyarlı olabileceğimiz fikrini aşılamıştı. İnsanları pohpohlayarak elde eden ve onlardan asla vazgeçmeyen Anlatıcı için 3 numaralı durak tam anlamıyla bir katılaşma halini alır. Uzun zaman, geceleri erken yattım. Bazen daha mumu söndürür söndürmez, gözlerim o kadar çabuk kapanıverirdi ki, "uykuya dalıyorum" diye düşünmeye zaman bulamazdım. kitap/swannlarin-tarafi--16127 Uykuya dalmadan önce uyuyacağımı o kadar uzun süre düşünürdüm ki, uykuya daldığımda bile düşüncelerimin hepsinden kurtulmuş olamazdım. kitap/guermantes-tarafi--16128 Vinteüil’in Septour’u Swann’ın tutkuları, Balbec’in zihinde uyandırdığı motifler, Champs Elysses’nin büyüsü, güzel olan hiçbir genç kız karşısında Fransız kalamayan zihnin imgelemleri gündemin ve olaylar silsilesinin akışında kaybolmaya yüz tutacak, hayatın, insanların ve nesnelerin tüm sıradanlığını gözler önüne seren insanlığı ve ‘odak’larımızın hayatımızdaki yerini sorgulamaya, duygulanımların saydamlığını kırarak gerçeklere uykuda da olsa cevap vermeye çalışacaktır. *İSİMLERİN VE GÖRÜNTÜLERİN ŞATAFATI KARŞISINDA KAYBOLAN İNSANLIĞIN PANORAMASI* Anlatıcı, Saint Germain muhitindeki Guermantes konağında oturmaktadır. Düşesi daha yakından tanımayı arzular. Guermantes’lerdan yakın dostu Saint-Loup kendisinin bu arzusunu gerçekleştirmez. Aynı sosyetedeki Mme de Villeparisis’in kibarlar çevresindeki toplantılarına katılma fırsatı bulur. Yakından görmek istenilen aristokratça bir yaşam, anlatıcının zihninde zamanla tersyüz olacaktır. sorgulanan muhit tamamen hoyratça gösterilmediği gibi, masum da gösterilmez; zamanla tecrübe edilir. Guermantes Tarafı “ilk”lerin yaşanmasıyla ayrı bir önem taşır. Düşes’in davetiyle büyülü ortamın içine giren Anlatıcı, Elstir’in tablolarına hayran kalır. Ancak bu aristokrat çevreye olan hayranlık, adlarının ihtişamı, yakına gelince silinir; çevrenin egosu, havailiği, zevksizliği tam anlamıyla hayal kırıklığı yaşatır. Fransa’nın tozlu sayfalarını karıştıran Proust, toplumun ikiyüzlü, yapay ve snop dünyasındaki tüm profilleri masaya yatırır; “adalet, eşitlik, özgürlük” üçgeninden bağışık olmayı gerektirecek “ayrıcalığı” sorgular roman boyunca. Guermantesler, daha doğru ifadeyle Guermantes modelleri, çoğunluk gücünden beslenirler; kitleden bağımsız, öznel düşünebilme özgürlüğü ve bilincinden uzak olduklarının farkına varmazlar. “(…) Guermantes zekası; ciddi olsun, şakacı olsun, iddialı ve uzun konuşmaları, en dayanılmaz aptallıklar olarak nitelendirirdi.” Ya da farklı bir deyişle: “Yüksek ahlâk ancak yüksek zekâya eşlik edebilir: Hiçbir ahmak tamamıyla iyi huylu değildir.” Geçmişin günümüzdeki bir vakayla olan benzerliğine ‘çarpışmaların tekerrürü ya da iki dönemin karşılaşması’ deyişiyle estetik bir durum vurgusu yapar Proust. Savaşlar, devrimler, haksızlıklar, isyanlar toplumsal hafıza mekanizmasının devre dışı kalmasıyla her zaman unutulacaktır. Çevremizdeki bu tekerrürlerin en geniş yelpazeyle yaşandığı an’lar, bu sayfaları taşıracak kadar büyük, trajik ve trajikomik hikayelerle doludur… Paragrafların uzun uzadıya detay ve dedikodularla çevrelenmesi Godot’yu bekleyen Vladimir ve Estragon’un ümit ve kuşku içinde sayıklamalarının farklı bir versiyonu gibidir. İnsanlık adına önem taşıyan her olay kimi birey ve toplumlar için önem arz ederken, kimilerine de havai detayların tozpembeliği içinde yaşama izzetinefsini verir. Politik güvensizliğin doğurduğu gündelik olaylar aslında kaçışları ifade eder ve de madalyonun görülmeyen bir yüzüdür. Kahramanın aristokrasiye olan hayranlığını kitabın ortalarına kadar görürüz. Anlatıcı, karakterlerin Dreyfus Davası başta olmak üzere siyasi olaylara ilişkin savlarına tepkisiz kalır, bu düşünceler ona göre aristokratlara özgüdür. Dolayısıyla Anlatıcı, karakterlerin siyasi konular hakkında, elle tutulur, bağımsız fikirler üretemeyişlerini gözler önüne serer. Saint-Lou, Verdurin, Mme Villeparisis ve hatta Swann bile bu sınavı geçemez. Anlatıcı salt siyasi dilin yavanlığını karakterler üzerinden konuşturmaz; Emile Zola’nın fikirleriyle, -politik ahlak eleştirisinin dışında bırakarak- yargının acımasızlığına çanak tutanların haksızlığını belirtmekle aynı düşünceleri paylaştığını görürüz. Bazen bir romanın verdiklerini/düşündürdüklerini hiçbir akademik makale veremeyebilir… Bir sınıfa, -işçi-soylu- dahil olmayan burjuvaların cehaleti ile anti-semitizme varan faşist düşünceleri tekeline alan aristokrasi, Dreyfus Olayı'nı ikiye bölerek toplumsal ayrılıklara zemin hazırlar. Fransız milliyetçiliğiyle yükselen aşırı sağ, adeta bir kasırga halini almış, toplumun her kesimine sıçramıştı. Anti-semitizmi 1930’ların Nasyonel Sosyalist Almanya’sından önce yaşayan Fransa için Dreyfus Olayı büyük önem taşır. Fransız Genelkurmayında bir asker olan Alfred Dreyfus, vatana ihanet adı altında suçlanarak bir ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Bir mektubunda gizli bilgileri Almanya’ya sızdırdığı öne sürülen Dreyfus, 15 yıl sürecek yargı sürecine tabii tutulur. Yahudileri, kamuoyunun baskılarıyla toplumsal hiyerarşinin en alt basamağına hızla sürükleyen olay, adeta bir salgın halini alır. Yahudi sermayedarların dış ülkelerin finansmanını sağlamaları, Rusya’ya verilen borç paralar, üretimlerin ele geçirilmesi gibi sebepler, Hitler Almanya’sında olduğu gibi halkta hoşnutsuzluklara yol açmıştı. #35399949 #34466655 Cemiyetin teyakkuzunda aktif propaganda çalışmaları büyük rol oynar. Basın, kamuoyu ve siyaset üçgeninin yargıya müdahalesi hangi dönemde olursa olsun, yanlışlığı körüklediği, haksızlıklara yol açtığı bir gerçektir. Kafka’nın Dava romanında, bir sabah evine gelen üniformalılar tarafından suçlanan Joseph K.’nın içine düştüğü ve kendisinin anlam yükleyemediği trajik durum ile Alfred Dreyfus’un yaşadıkları çok benzerdir. Ancak onu kaleme alan Kafka, Yahudilerin bütün üretimlere çökerek halkları sömürmelerini ne ölçüde dile getirebildi, tartışılabilir. Dünyanın içinde bulunduğu uçurumu Yahudi kimlikleriyle harmanlayarak dile getiren Elias Canetti ve Albert Caraco gibi yazarlar, yazdıklarında genellikle insanlık tarafından kenara atılan bir şeye sahip olabilme ayrıcalıklarını belirtir. “Bütün insanlar kendi başlarına ayrı bir ırktır; insan, kanında bin yıllık bir feodaliteyi taşıyıp da bağışık kalamaz. Doğal olarak onlar, bunun fikirlerini hiç etkilemediğini sanırlar.” diyen Proust gibi. Dreyfus Olayı’nın patlamasından sonra yazar/Emile-Zola, yazar/Anatole-France gibi yazarlar ile Blum ve Clemanceau gibi politikacılar, “Yaşasın Fransa, yok olsun Yahudiler” anlayışının ezici çoğunluğu arasında davanın yeniden görülmesini istemişlerdi. Dreyfus’un haklı çıkacağı sürece kadar kaleme alınan kitap/sucluyorum--14164 mektubu, Zola’yı, kitlelerce ya nefret edilen ya da çok sevilen bir simge haline getirmişti. Sanığın suçsuzluğunu kanıtlayacak ifadelere engel olunması, haklılığını dile getiren yarbayların tutuklanması vs gibi olaylara ülke olarak çok yabancı olmadığımızdan, bir Yahudi gibi, “günah keçileri”ni seçmeyi çok iyi biliriz. İnsan dile getiremese de kalbiyle SUÇLUYORUM demesini bilmeli, diyebilmeli… Dreyfus Davası Proust için zamanın en önemli olayıydı, bu biyografilerle de desteklenir. Paris sosyetesinden snoplara kadar tüm kesimlerin nemelazımcılığı, tıpkı Yahudi yazarların Dreyfus’tan sonra ulus bilincinden söz etmeleri gibi, önem kazanarak gözler önüne serilir. Guermantes’lerin taraftarlığı Anlatıcı’nın gözünde büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştır. Yeni bir kitaba başladığımda yazar/Andre-Aciman'ın düşüncesini paylaşıyorum: “Hiçbir zaman Proust gibi olmayacak.” Aksiyonla karışık doludizgin macera romanları en yüksek hazza, malumata vs. ulaştırabilir. Klasik olarak okuduğumuz yeraltı romanları çok daha sarsıcı boyutta etkisini gösterebilir. Ancak… Dolambaçlı gözüken cümle yapısı ve çevresindeki gözlemleri estetikliğe dönüştüren imgelemleri göz önüne alan bir okur, “daha iyisi olmayacak” ön yargısına, öyle sanıyorum ki yeterince neden bulabilir. (Sergen)
--reklam--
Guermantes Tarafı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Marcel Proust - Guermantes Tarafı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Guermantes Tarafı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Marcel Proust Kimdir?
Fransız modern edebiyatının temsilcilerinden Marcel Proust, 10 Temmuz 1871'de, Paris yakınlarındaki Auteuil'de doğdu. Babası varlıklı bir profesör olan Adrien Proust ile annesi Jaenne Weil tarafından Paris'te büyütülen Marcel Proust, 10 yaşına geldiğinde bir astım krizi geçirdi ve bundan sonraki yaşamında hastalıkların pençesinden kurtulamadı. Hastalığına rağmen okulunu başarılı bir öğrenci olarak tamamladı ve askeri hizmetinden sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Bir yandan üniversiteye devam eden Proust bir yandan da Sorbonne'da felsefeci Henri Bergson'un derslerine katılıyordu. Ailesinin maddi varlığı nedeniyle rahat yaşamı garanti altına alındığından, mesleki bir eğitime gerek duymayan Marcel Proust, tüm zamanını küçüklükten beri ilgi duyduğu yazarlığa ayırmaya karar verdi. Düzyazıları ve makaleleri 1892 yılından itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmaya başladı.
1895'ten itibaren Eğitim Bakanlığı'nda çalışmaya başlayan Marcel Proust, Bakanlık'ta kaldığı beş yıl içinde Hazlar ve Günler adlı öykü kitabını yazdı. Gerek eleştirmenler gerekse okur tarafından pek başarılı bulunmayan bu eser bir anlamda yazarın bundan sonra ele alacağı konuların açıklanması açısından önem taşıyordu: Yabancılık çekilen bir dünyadaki yalnızlık ile kendi kimliğinin arayışı içindeyken aşk, hastalık ve zamanın etkileri.
Proust, ilk kitabının ardından sekiz yıl boyunca bir kitap üzerinde çalıştı. Kitabı tamamlamasına çok az bir zaman kala uğradığı hayal kırıklığı nedeniyle sekiz yıllık uğraşının ürünü kitabını yırttı ancak onu atamadı. 1952'de Jean Santeuil adı altında yayınlanan bu kitap yazarın başyapıtı olarak değerlendirilen Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde/Kayıp Zaman İzinde adlı romanın bir tür hazırlık çalışması olarak değerlendirildi. Jean Santeuil'in odak noktasının anlatıcının subjektif öyküsü oluşturmuştur. Yazar bu eseriyle geçmiş olaylarla ilgili duyguların içinde bulunulan anda yaşanılanlardan daha kuvvetli olduklarını kanıtlamak istiyordu. Düşüncelerini vurgulamak için her şeyin tekrarlandığı bir anlatım biçimi uyguladı. İlk anlatılanda olayların gerçekten olup bittiği zamanı diğerinde ise akılda kalanları anlatıyordu.
1903 yılında babasını kaybeden ve annesiyle birlikte yaşayan Marcel Proust'un yaşamındaki en önemli olaylardan biri 1905'te annesi Jaenne Weil'i kaybetmesidir. O tarihte 34 yaşına giren eşcinsel yazar için annesi hayatının en önemli kadınıydı. Geçirdiği sinir buhranlarından ve gördüğü tedavilerin ardından Proust, deneme yazılarında önemli edebiyatçıları ve felsefecileri inceledi. Bunların başında çalışmalarını Fransızca'ya çevirdiği John Ruskin ve eleştirilerinin hedefi olan Charleb Augustin Sainte-Beuve geliyordu. Aynı dönemde üzerinde çalıştığı Bergson'un bilgi kuramı, Proust'un anlatım tekniğini düzeltmesindeki en önemli etkendir. 1908'de kaleme almaya başladığı ancak 11 yıl sonra yayınlanan Taklitler ve Seçmeler adlı yapıtı başyapıtı için ön çalışma oldu.
1908'den sonra tamamen inzivaya çekilerek hiç ara vermeksizin yedi bölüme ayırdığı Geçmiş Zaman Peşinde adlı dizi romanı üzerinde çalıştı. Bu roman 1927'ye kadar 15 cilt ve yedi bölüme ayrılmış olarak yayınlandı. 1913 Swannların Semtinde çıktıktan sonra onu izleyen diğer bölümler; Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Guermanteslerin Semtinde, Sodom ve Gomorra, Mahpus Kadın, Kaybolan Albertine, Yeniden Kazanılan Zaman yayınlandı.
Otobiyografik bir havanın estiği bu roman dizisinde birbirine paralel iki düzlem bulunmaktadır. Proust'un yaşantısından alınan tek tek epizotlar, burjuvazinin tam bir tablosu ve en ince ayrıntılara kadar araştırıp anlattığı aristokrasinin çöküşü olarak yoğunlaşır. Proust bunu yaparken şimdiki zamana ve geçmişe ait bilinç içindekileri çağrışımlı olarak birleştirmek amacıyla olayları kronolojik bir sıraya koymadı. Geçmiş zaman anımsama yoluyla ve birinci şahıs olarak öyküyü anlatan kişinin içsel birliğine uyan kayboluşu zaman yeniden kazanılmaktadır. Sürekli geriye bakışlarla yaşam daimi bir dolaşım halindedir. Roman dizisinin sonunda şair yani Proust, kendi yaşantısını anlatan romanı yeniden yazmaya karar verir. Yazar anlattığı düşünceleri doğrudan doğruya yansıtabilmek için edebi teknik olarak iç monoloğu kullanmıştır. Benliğin zaman içindeki psikolojik değişimi ile güncel ve eski olayları bir bütün haline getirerek insanın ruhsal yaşantısını işleyen Marcel Proust, 18 Kasım 1922'de, Paris'te yaşamanı yitirdi.
Eserleri
Roman: Swannların Semtinde (Du cote de chez Swann, 1913), Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde/Geçmiş Zaman İzinde (A la recherche du temps perdu,1918), Guermanteslerin Semtinde (Le cote du Guermantes, 1920), Sodom ve Gomorra (Sodome et Gomorrhe, 1921), Mahpus Kadın (La prisonniere, 1923), Kaybolan Albertine (Albertine disparue, 1925), Yeniden Kazanılan Zaman (Le temps retrouve, 1927), Taklitler ve Seçmeler (Pastiches et melanges, 1919)
Öykü: Hazlar ve Günler (Les plaisirs et les jours, 1896)
--reklam--
Marcel Proust Kitapları - Eserleri
- Hazlar ve Günler
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
- Okuma Üzerine
- Kayıp Zamanın İzinde
- Swann'ların Tarafı
- Guermantes Tarafı
- Sodom ve Gomorra
- Mahpus
- Albertine Kayıp
- Yakalanan Zaman
- Sainte-Beuve'e Karşı
- Swann'ın Bir Aşkı - I
- Edebiyat ve Sanat Yazıları
- Swann'ın Bir Aşkı
- Üst Kat Komşusuna Mektuplar
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - I
- Swann'ın Bir Aşkı - II
- Aşk Karşılıklı İşkencedir
- Kayıp Zamanın Etrafında
- Kibarlar Âlemi - Kayıp Zamanın İzinde
- Lemoine Vakası
- Prenses'e Mektuplar
- Swann'ların Tarafı - Combray
- Kalan Son Güzel Kağıdım
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - II
- Swann'ların Tarafı - Memleket İsimleri: İsim
- Kıskançlık
- Swann'ların Semtinden 2. Cilt
- Vikont’un Ölümü
--reklam--
Marcel Proust Alıntıları - Sözleri
- ".. hangi aşkın yarası Öldürdü sizi terk edildiğiniz o sahillerde!” ______ (Hazlar ve Günler)
- Hayatta önemli olan, neyin sevildiği değil, sevmektir. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - I)
- Kuşlar gelene dek ağaç, panjurları kapalı, boş, ölü bir ev gibidir. (Kayıp Zamanın Etrafında)
- "Ya acı çekmekten ya da sevmekten vazgeçmeliydim." (Kıskançlık)
- “Saçma sapan izler peşinde değerli zamanlar yitirirken hiç farkına varmadan gerçeği ıskalarız.” (Kıskançlık)
- Bizler, başkaları için konuşup kendimiz için susarız. Ayrıca sessizlik, konuşmanın aksine kusurlarımızın ve yapmacıklığımızın izlerini taşımaz. (Okuma Üzerine)
- Kıskançlık, bir türlü kovulamayan, türlü türlü biçimlerde hortlayan bir iblistir. (Kıskançlık)
- Ne yazık ki onları kendi içimde aramak zorundaydım, çünkü insanları değiştiren zaman, onların içimizde sakladığımız suretlerini değiştirmez. _____ (Yakalanan Zaman)
- İnsanın birini kendine âşık edebilmek için ne içtenlik göstermesine hatta ne de yalanı iyi kıvırabilmesine ihtiyaç var. Burada aşk derken karşılıklı bir işkenceden bahsediyorum. (Kıskançlık)
- Başkalarının ne düşündüğünden bana ne? Duygulara ilişkin konularda başkalarıyla ilgilenmek bence çok abes. İnsan kendisi için hisseder, elâlem için değil. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde)
- .. Araba beni, tek gerçek olduğuna inandığım, beni gerçekten mutlu edebilecek şeyden uzağa sürüklüyordu; hayatım gibi. _____ (Kibarlar Âlemi - Kayıp Zamanın İzinde)
- (...) çünkü aşkla ölüm birbirine benzer; her ikisi de bizi gerçekliğini kavrayamamaktan korktuğumuz kişiliğin sırrını daha derinlemesine sorgulamaya iter. (Swann'ın Bir Aşkı - II)
- Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir. (Okuma Üzerine)
- Hor görülseler bile fikirlerin,sokuldukları zihinlerde hemen ölmediklerini,etkilerini orada sürdürdüklerini biliyorum… (Prenses'e Mektuplar)
- "Mutluluğumuz sadece kaygımızın bitişine bağlıdır." (Albertine Kayıp)
- "Allah hikmeti dilediğine verir." Bakara 269 (Üst Kat Komşusuna Mektuplar)
- Kitaplarımızda genel olarak bahsettiğimiz şeyler bizde ilhamı neyin tetiklediğini gösterir, çok geçmeden zihnimize bütün gücüyle hakim olan şeyi görürüz. (Edebiyat ve Sanat Yazıları)
- Tıpkı bazı mutluluklar gibi bazı felaketler de fazlasıyla gecikirler ve bir süre önce gelseler içimizde ulaşacakları boyuta ulaşamazlar. (Albertine Kayıp)
- "Soluk aynalar ve sönmüş alevler" en değerli lütuf; ve kuşkusuz hâlâ o aleve boyun eğerek (bu defa Baudelaire'den değil Hugo'dan bir alıntı: "O (kadın) yarı canlıydı, ben yarı ölü") (Prenses'e Mektuplar)
- “Çoğunlukla nefret ederiz kendimize benzeyenden, kendi kusurlarımızı dışarıdan görmek bizi çileden çıkarır.” (Kıskançlık)
Yorumlar
0 yorum