Kitap Künyesi

Yazar: Fatma Barbarosoğlu

Yayın Evi: Profil Kitap

İSBN: 9786257111560

Sayfa Sayısı: 144

--reklam--

Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

İnsan, gezegenin en fâni şahidi.

Tanıklıkların izi, her bireyin zihninde farklı resimlerle kayıtlı.

Soldukça güzelleşenler de var durdukça çürüyenler de.

Günün izi düne düştüğünde; hatırlananlar da farklılaşır hafızanın mahzeninde, saklananlar da... Unutmak istenenlerle muhafaza edilmek istenenler birbirine karışarak akar bilincin ırmağında.

Fatma Barbarosoğlu 2020’nin hatıra ve hafıza kaydını, hayatın en saf, en dokunaklı anlarını öykülere yükleyerek tutuyor.

Hatıra Kadar Narin Hafıza Kadar Zalim, zamanın akışını tecrübe üzerinden yakalayamayanlara sunulmuş bir armağan...

--reklam--

Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim Alıntıları - Sözleri

  • Anne kalbinde değilsen, hiçbir yerde değilmişsin meğer !
  • Pili biten insanı şarj eden iki şey var: sevdiklerinin sesi, bir de gün ışığı…
  • İnsanın kaderi pek değişmiyor. Daha doğrusu herkesin kaderinin bir teması var, hayat itinayla o temaya dair hikayelerle dolduruyor o defteri. Ama çoğumuz kaderimizin ana temasının ne olduğunu hiç bilmiyoruz…
  • Hayatta en sevmediğim soru, sen olsan ne yapardın, sen benim yerimde olsan ne yapardın sorusudur. Ben senin yerinde olamam.
  • Çocuktum. Nineme göre. Bana kalsa ne çocuk ne gençtim. Oyun oynayacağım zaman koca genç kız, fikir beyan edeceğim zaman dünkü çocuk. Şimdilerde ergenlik deniyor, komşumuz İhsan yenge araf günleri derdi.
  • Anne kalbinde değilsen hiçbir yerde değilmişsin meğer.
  • Yüz yıldır yatıyorum, bin yıldır başım ağrıyor.
  • ... çünkü cep telefonuyla bağırarak konuşmak, konuşurken yürümek bizim millî sporumuzdur. Bize fazlasıyla yeten bir spordur.Onun için başka sporlara pek meyletmeyiz.
  • Fatma Barbarosoğlu 2020’nin hatıra ve hafıza kaydını, hayatın en saf, en dokunaklı anlarını öykülere yükleyerek tutuyor. Zamanın akışını tecrübe üzerinden yakalayamayanlara sunulmuş bir armağan…
  • "Yokluğun gecesi kısa gündüzü uzun."
  • Pili biten insanı şarj eden iki şey var: sevdiklerinin sesi, bir de gün ışığı.
  • "İnsan galiba ya başını bildiği ya da sonunu bildiği hikayeyi takip edebiliyor.Böyle ortasından başlayan hikâyeler bir tekinsizliğin, hazırlıksız yakalanılmış bir sınavın, biraz sonra yağacak sağanağın tedbirsizliğine gark ediyor insanı."
  • "Sonu meçhul hikayelerin hamalıyım ben. Ya da tam olarak şöyle; sonu meçhul aşk hikayelerinin hamalıyım."
  • "Ehem mühimme müreccahtır...Mühimi eheme tercih etmek olmaz."
  • "Dua ne büyük nimet,..."

--reklam--

Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Merhaba, Fatma hanım'ın okuduğum üçüncü kitabı daha önce "hakikat incinmesin " adlı romanını okumuştum, orda ki samimi, sıcak üslûbunu burda da buldum. Yazarın sosyolojik gözlemlerini öyküde okumak çok keyifliydi, akışı hiç bozmadan sohbet havasında araya serpiştirilmiş tespitler mevcuttu. Bir ara kendimi tutamayıp her sayfadan alıntı yapıcam diye korktum.Herkese önerebileceğim güzel bir öykü kitabı. Keyifli okumalar. (Elif Nur)

http://www.kitaphaber.com.tr/hatiranin-hafiza-performansi-k3838.html HATIRANIN HAFIZA PERFORMANSI Anı, hafıza kadar yakındır muhatabına. Hatırda kalanlar, hatırlı olanlar, zalimliğin içinde ince nüanslar! “Ben çağı”nı yaşadığımız bugünlerde insan kalbini hafızasına ne kadar dayıyor, şüpheli. Ancak kendisine yapılan zalimlikleri unutmayan bir hafızaya müptela olduğu da gerçek. Hatıra, Arapça kökenli bir kelime olup anı anlamına gelir, hafıza ise bellek anlamını karşılar. Bu kelimelere kafa yormama sebep nedir? Fatma Barbarosoğlu’nun Profil yayınlarından çıkan “Hatıra kadar Narin Hafıza kadar Zalim” isimli öykü kitabını okumuş olmamdır. Okumama vesile ise yazarını sevmemden ziyade ismindeki güzellikti. Uzun ama insanın tarihini imleyen bir isim bu kesinlikle. İnsan doğumuyla birlikte bir unutuştan gelir. Berzahta verdiği sözleri unutmuştur. Hatırlayış yaşarken gerçekleşir, kimileri hatıralarını belleklerine tayin edilen bir silgi ile yeniden unutmaya başlar. Bu bir döngü gibi yeniden, yeniden devam eder. Ölümle birlikte başka bir unutuşa ve yeniden hatırlamaya doğar insan. Lakin bundan sonrasını bilmek insan işi değildir. Kitabın kapağına varalım öykülerin kapılarını çalmadan evvel. Kapak Ömer Faruk Yıldız imzasını taşıyor. Eserin adıyla müsemma, narin bir kapak; bir buğday başağına örülmüş örümcek ağı. Bu iki simgenin bize hatırlattıkları ise şunlardır; Hz. Âdem cennetten yeryüzüne indirildiğinde oradan getirdiği bitkilerden biri olarak buğdayı yanına almış ve Hz. Cebrail’den onu işlemeyi öğrenmiştir. Örümcek ağı ise hiç şüphesiz Peygamber Efendimiz ile Hz. Ebubekir’in Sevr Mağarası’ındaki müşriklerden korunma hikâyesini akla getirir. İktisat dersleri almış kişiler ise örümcek ağı denince muhtemelen meşhur örümcek ağı teoremini anımsayacaktır. İçinde bulunulan üretim dönemindeki arz miktarının geçmiş dönemin fiyat fonksiyonuna bağlı olması ile ilgilidir. Buğday, üretim, Hz. Âdem, Hz. Peygamber… Bir köklerine ve özüne dönüş çağrısı… Bir kitap kapağının ne kadar çok çağrışımı olabilirse o kadar belki ya da hepsi bir okur uydurması! Köklerdekinin Göklerdekine Yetişemediğidir Barbarosoğlu’nun öykülerinde aile önemli bir yer teşkil eder. Kuvvetle muhtemeldir ki sosyolog kimliği onu güncelin nabzını tutmaya da iter. Gerek köşe yazılarında gerekse öykülerinde değişen dünyanın kökleri çürütmeye çalışan tavrına karşı çıkar. Gelişim iyidir, değişmek de lakin manevi değerlerimizi sarsarak değiştiğini ve geliştiğini sanan toplumun kendini göklerde hissettiren değişimlerine bir “öz” çağrısı yapar öykülerinde yazar. İnsan kalbini göğe uzatmak için köklerini çürütmemeli aksine ona sıkı sıkı sarılmalıdır. Barbarosoğlu, son eserini iki başlığa ayırmak suretiyle toplamda on bir öyküyle okurunu selamlar. İlk bölüm “Hatıra Kadar Narin”de beş öykü var. Dedemin Defteri adlı öyküsü kahramanının şöyle haklı bir serzenişi ile başlar: “Oyun oynayacağım zaman koca genç kız, fikir beyan edeceğim zaman dünkü çocuk. Şimdilerde ergenlik deniyor, komşumuz İhsan Yenge araf günleri derdi.” Yazar burada kahramanının hatıralarına eğilir. Dedesinin defterini eline tutuşturan küçük kız, büyüdüğü zamanlara varıncaya kadar kesilen elektriklerden, Tele-pazarlı günlere doğru bir hatırlayışla yol alır. Bir özlemin temsili, imkân olarak kısıtlı ancak insan ilişkileri bakımından samimi günlerin resmini görürüz bu öyküde. Eserde en çok beğendiğim iki öyküden biri de bu bölümde: “Dert Dinler Ziyade Hanım”. Ziyade Hanım’a neden “Ziyade” denmiş? Şehirli kızın köye gelin gelerek, daha sonra geldiği bu köyü sahiplenişi anlatılır okura. Öyküde şehirlilik algısı da var, en tipik örneği olarak şu cümleyi vermek mümkün: “… annemle babamın dizleri yaşlılıktan, torunların dizleri gençlikten bükülmez olunca yıllardır duvar dibini mekân tutan masayı ortaya çektik, yemeklerimizi masada yemeye başladık, annemin tabiriyle artık biz de fena halde şehirli olduk.” Öyküde vakti zamanında genç kızların boş oturmadığı, muhakkak bir el işi yaptığı, insanın insana ihtiyacı olduğu zamanlar gibi geçmiş zaman güzelliklerine yer verilirken, Sedat Ağabey’in endüstriyel hayvancılık macerası ile de bir sistem eleştirisi yapılıyor. Bu öyküde de diğerlerinde de, zaman zaman ana haber bülteni metni okuyormuş gibi hissettiğiniz yerler var. Belki bu tutum yazar tarafından öykülerin daha çok içine yedirilse daha iyi olabilir kanaatimce. Ancak şu da bir gerçek ki ana haber bültenleri, sosyal medyadaki gündemler yazarın nazarından pek kaçmayan ve son dönem öykülerine de, köşe yazılarına da sık sık sirayet eden mevzular. Barbarosoğlu’nun Z kuşağına dair gözlem ve eleştirileri de bu eserindeki kimi öykülere girmiş yine. “Kuyumcuların Kurgusu ve Z Kuşağı” adlı öykü bir fotoğraftan çıkıp yazarın bu kuşağa dair gözlem ve eleştirilerini harmanlanması ile oluşmuş. Öyküdeki çocuk kahramanların babasının şu sözleri ise öyle manidar ki: “Babam her şeye rağmen benim dünyamda büyüktü. Ben bu çocukların dünyasında nasıl büyük olacağım? Hem gurur duydum. Hem ne bileyim işte… İçime bir keder çöktü.” Eserdeki en güzel öykü ise hiç şüphesiz “Aşk Acısı”, içerisinde nasılsa aşk var deyip önyargılı davranmamak lazım. Aşktan ziyade en başta kayıp hayatların geçmiş hikâyesini okuyorsunuz bu öyküde. Israrcı bir öykü kahramanı Ahsen, en sevmediğim cinsten aslında! Derdini anlatacak birilerini ararken camii avlusunda ayağı incinmiş o arkadaşını yakalayan kahramanımız onu bırakmaz, anlatır, anlatır… Ahsen’in gelini gibi gelinler gerçekten bu dünyada var mı onu da bilmek isterdim açıkçası… En başta kızdığınız sonrasında kızmaktan utandığımız o gelin kızımız keşke kitaplara, filmlere, dizilere –gerçi dizilerde de kalmadı böyle karakterler- konu olduğu kadar gerçekte de karşımıza çıksa… Her ne kadar öyküde birçok kahramanın adı geçse de esas kahraman Ahsen’dir bana göre. Başkalarının sorumluluğunu bir anne yadigârı gibi omuzlarında taşıyan Ahsen’in ruhunu çökerten şeyleri bilmek isterseniz öyküyü okumanızı salık veririm. Barbarosoğlu’nun gelenek ve içinde bulunduğumuz post-modern çağın çatışma unsurlarını öykülerinde işleyişi, teknolojinin devinimi ile süreklilik arz edecek gibi görünüyor. Çağın yükselme anlayışı artık görünmek! Görünenler başının göğe erdiğini zannederken geçmişle olan bağı yitirdiklerinin farkında değil. Gelenek git gide çağımızın uzağında, en yakınımıza düşen kısmı kilim desenli halıların yastıkların tekrar modaya çıkması belki! Köklerin yetişemediği bir görünüşte yükselme mevcut lakin yerin dibine geçen kim pek belli değil! Göklerdekinin Köklerdekine Uzanamadığıdır Eserin ikinci bölümü “Hafıza” üzerinden ilerlerken fark ediyorum ki hatıraları seven ancak hafızasıyla kavgalı olan bir okur kişisi olarak bu kısımdaki öyküleri ilki kadar sahiplenemiyorum. “Baba-Oğul-Istırap” isimli öyküsünde estetik açıdan yüz nakli yaptırmak isteyen bir kahramanımız var. Aslında babasına benzediği için istiyor bunu. Kimi çocuklar babalarına benzemek isterken kimileri fiziksel bir benzeyişe bile tahammül edemiyor. Yine gazetelerde ve kimi haber bültenlerinde gördüğümüz Japonların kendilerini teselli etmek için anne, baba, kız kardeş kiralamasıyla ilgili mevzu da girmiş bu öyküye. Bu bölümün en dikkat çekici öyküsü ise şüphesiz “Musmutlu: Kedili Köpekli, Çoluklu Çocuklu”, Babarosoğlu’nun “Mutluluk Onay Belgesi” isimli eserini okuyanlar bence kesinlikle bu öykünün o eser içine alınması gerektiğini düşünecektir. İnstagramdaki sahte mutlu hayat eleştirisi üzerinden kurgulanan öyküde, Gizem isimli küçük karakterimiz ana babasının sosyal medya merakının gazabına uğrayanlardan. Barbarosoğlu “Zavallı Gizem. Keşke çocuklar ana babalarını seçme hakkına sahip olabilselerdi.” Deyince aklıma bir film geliyor: Kefernahum! Oradaki çocuk karakter mahkeme sahnesinde şunları söylüyordu: “Çocuk yetiştiremeyen yetişkinlerin çocuk yapmasını istemiyorum.” Gizem de muhtemelen ana babası için aynı şeyi söylüyordu içinden Sahte mutlulukların gerçek yüzü olarak kaldı aklımda Gizem. Bir de bu öyküden mülhem Reborn Bebek gerçekliği ile karşılaştım. Aslında bana fena bir fikirmiş gibi gelmedi, ebeveynlik sorumluluğunu alamayanlar reborn bebeklerle devam etmeli belki Gizem’in gerçekte birbirini yiyen ancak instagramda mutluluktan ölen ana babası gibi! Eserde kalbime en serin gelin öykü ise “Hasret Sendromu” idi. Anlamakta güçlük çektim bu öyküyü. Bazen böyledir, öyküler de kişi seçer, bu öykü beni seçmedi ya da ben onu. Fatma Barbarosoğlu'nun güncel olayları öykü diliyle ele alış biçimi her zaman dikkatimi çekmiştir. Ayrıca akıcı üslubu kitaplarını okumayı kolay kılar genel olarak. Bu eser de akıcı ve gündemin nabzını tutuyor. Neredeyse çoğu öykünün kenarına köşesine sinmiş bir Covid-19 kelimesi ya da pandemi mevzusuna rastlamak da mümkün, malum karantina günlerinin sonucunda çıkan bir eser. Hız ve haz çağının yuttukları kıymetli şeyler, öykülerinde genel olarak bu kıymetli şeylere bir dokunuşu var yazarın. Yazarak kurtarmak ya da kurtulmak istiyordur o da kim bilir. Son söz olarak köklerini yeniden yeşertmek uğruna çalışanlarla, kendini kabul ettirmek derdiyle başını göğe uzatanların ortak bir paydası var: Unutmak! Hafıza hatıralara geri dönerken bir ölüm performansı sergiledi yaşadığımız çağda, bu kesin. Hatıra Kadar Narin Hafıza Kadar Zalim Fatma Barbarosoğlu Profil Yayınları 140 Sayfa (Gülnaz Eliaçık Yıldız)

Barbarosoğlu’nun hikayeciliğini çok seviyorum. Çok keyifle okuyorum. Bi anda kendimi hikayenin içinde bulabiliyorum. Dili hem çok sade, hem çok etkileyici. Sevdim ben. Okudum, okuyun derim. (Şeyma Akbaba)

--reklam--

Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Fatma Barbarosoğlu - Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Fatma Barbarosoğlu Kimdir?

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu (d. 1962, Afyon) Sosyoloji doktoru, hikâyeci, roman yazarı. Yeni Şafak Gazetesi'nde köşe yazıları yazmaktadır.

Ortaöğrenimine, son yıla kadar, İstanbul'da devam etti, daha sonra 1980 yılında Afyon Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden 1984 yılında mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini, aynı bölümde "Türk-İslam Felsefesinde Tasavvufî Eğitimin Değerlendirilmesi" başlıklı bir tez hazırlayarak 1987 yılında tamamladı. İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Yapı-Sosyal Değişme Anabilim Dalı'nda "Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi" başlıklı teziyle sosyoloji doktoru oldu. Söz konusu tezi, "Moda ve Zihniyet" adı ile İz Yayıncılık tarafından 1995yılında yayınlanmıştır.

Akademik çalışmalarının yanı sıra edebiyat ile de meşgul olmuştur, roman, hikaye ve deneme türünde birçok kitap kaleme almıştır.

--reklam--

Fatma Barbarosoğlu Kitapları - Eserleri

  • İmaj Ve Takva
  • İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka
  • Şov ve Mahrem
  • Hakikat İncinmesin
  • Gün Akşamsızdır
  • Ahir Zaman Gülüşleri
  • Son On Beş Dakika
  • Senin Hikayen
  • Sözün ve Sükûtun Renkleri
  • Moda ve Zihniyet
  • Hayat Teselli Olmaktır
  • İki Kişilik Rüyalar
  • Mutluluk Onay Belgesi
  • Hiçbiryer
  • Fatma Aliye: Uzak Ülke
  • Cumhuriyet'in Dindar Kadınları
  • Uzak Ülke
  • Acı Deniz
  • Yaşadığımız Şehir - Otobüsname
  • Rüzgar Avı
  • Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim
  • Okuyucu Velinimetimizdir
  • Ramazanname
  • Medya Senfoni
  • Kamusal Alanda Başörtülüler
  • Bahçeler Sokaklar
  • Sözüm Söz
  • Medya Senfoni

--reklam--

Fatma Barbarosoğlu Alıntıları - Sözleri

  • Sosyal medya cumhuriyetinin sanal vatandaşı olarak kendimizi, dert anlatmaya yeten ya da yetmeyen, 140 karakter ile; ne kadar iyi bir tüketici olduğumuzu ispat etmek niyetiyle mutluluk efekti verilmiş fotoğraf paylaşımları üzerinden ifade ediyoruz. Bu "paylaşımlar" yüzünden, "beriki" bile giderek "öteki" haline geliyor. (Mutluluk Onay Belgesi)
  • Vakte sohbet edebildiğimiz sürece egemen olacakmışız gibi durmadan konuşuyoruz. Ama hep dünü. Dünü konuşmak güzel. Bugünü konuşmak yavan. Ne zaman bugünü konuşmaya kalksak evler, arabalar, yazlıklar, tatil köyleri devremülkler giriyor odaya. Bize hiç bir yer kalmıyor. (Senin Hikayen)
  • Ölülerimiz bile bize ölümü hatırlatamıyor. (İmaj Ve Takva)
  • Yalnız olmak mesele değil. Ama kalabalıkların içinde yalnızlık sürekli izah bekleyen bir problem gibi duruyor. (Ahir Zaman Gülüşleri)
  • ...Dinlemeseydin soylemeyecekti... (Ahir Zaman Gülüşleri)
  • Modanın zevklere ve tercihlere bağlı olan değişim lokomotifi, tesettürün dini ilkelere bağlı olan değişmezlik anlayışı ile uyum içinde olabilir mi?... (Şov ve Mahrem)
  • “Dostluk, ortak tarihi olanların yazdığı bir kitaptır.” (İki Kişilik Rüyalar)
  • Kime söyledim? Hiç kimseye. İçime içime. Baktım içim doldu. Dolmasın dedim. Neticede atalarım istiridye değildi, içime attıklarımdan inçi çıkarabilecek kapasitem yok (Mutluluk Onay Belgesi)
  • Modern toplumlarda, modanın daha hızlı bir şekilde yayılması tüketim toplumunun özellikleriyle ilgili olduğu kadar aynı zamanda modern insanın cemiyet içindeki yalnızlığıyla da alakalıdır. Bu noktada farklı olma ve faklı olmama isteğinin çatışması daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Modayı takip ederken fert, kendinden üstün gördüğü modayı takip edenler grubundan ayrı olmamak için onlarla arasındaki bütün farkları gidermeye çalışmakta; diğer yandan kendi içinde bulunduğu küçük grubun insnaları arasından seçilerek göze çarpmak istemektedir. (Moda ve Zihniyet)
  • Modanın toplumsal, ahlaki ve dini bir değeri yoktur. (Moda ve Zihniyet)
  • Biz çok ilimden ziyâde, az edebe muhtacız.. (Okuyucu Velinimetimizdir)
  • “Kendin için okursan her öğrendiğini onlara satmak zorunda kalmazsın.” (İki Kişilik Rüyalar)
  • "Sanki çok yakındasın. Aynı ağacı görüyoruz, aynı kuşların sesini işitiyoruz gibi bir his var içimde.." (Hiçbiryer)
  • Annem daima ağaçtı. Gölge eden, koruyan, kollayan, meyve veren bir ağaç. (Hayat Teselli Olmaktır)
  • Siyahlar siyahlığını beyaza,beyazlar beyazlığını siyaha borçlu ha. (Medya Senfoni)
  • Sekülerleşmenin ikinci safhasında ise din önemsizleştirilerek dini ifadelerin kullanılması tamamen terk edilir. Mesela "Allah'a emanet olunuz" yerini "kendine iyi bak"a bırakır, "Allah'a ısmarladık" yerine "hoşça kal", "Selamün Aleyküm" yerine "iyi günler" ifadesinin kullanılmaya başlanması dinin kamusal hayattan çıkarılmasıyla doğrudan alakalıdır. (İmaj Ve Takva)
  • Oysa kadınlar en çok birbirilerini eziyor. En çok birbirlerinin üzerinden politika üretmeye kalkıyor ve en çok birbirlerini yok sayıyor. (İmaj Ve Takva)
  • "Kendini tanı.Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acılarında ve zilletlerinde aynısın. Rüyaların, hayallerin ve dileklerinle bir başkası." (Şov ve Mahrem)
  • İnsanın kaderi pek değişmiyor. Daha doğrusu herkesin kaderinin bir teması var, hayat itinayla o temaya dair hikayelerle dolduruyor o defteri. Ama çoğumuz kaderimizin ana temasının ne olduğunu hiç bilmiyoruz… (Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim)
  • "Aslolan kendi sesini duymaksa, gönül sesi neylesin kulağı." (Gün Akşamsızdır)