Kitap Künyesi
Yazar: Erich Maria Remarque
Çevirmen: Burhan Arpad
Orijinal Adı: Der Funke Leben
Yayın Evi: Remzi Kitabevi
İSBN: 9751008824
Sayfa Sayısı: 420
--reklam--
Hayat Kıvılcımı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Hayat Kıvılcımı"nın kişileri, dikenli teller arkasında ve insanlık için yüz kızartıcı şartlar altında yaşarlar. Yaşamaktan çok ölürler. Türlü işkencelerle öldürülürler. Buna rağmen yaşama gücünü, insan sevgisini yitirmemişlerdir. "Hayat Kıvılcımı"nın kişilerinden Bucher ile Ruth Hollandın aşkı, yeryüzünde bir roman edebiyatı bulunduğu günden bugüne anlatılan aşklardan hiçbirine benzemez; onların sevişmesi, ölüm dirim savaşı yaparken bile içlerinde bir hayat kıvılcımı kalabilmişlerin aşkıdır. Hayat Kıvılcımı için bütün dünyada yazılmış olanları: "Remarque başka hiç bir eser yazmamış bile olsaydı sadece bu romanıyla büyük bir edebiyatçı olurdu" diye özetleyebiliriz.
--reklam--
Hayat Kıvılcımı Alıntıları - Sözleri
- "..Yaşamayı sürdürebilecek gücü yeniden toplayabilmek için çabuk unutmasını bilmek gerekirdi.."
- "Bir şeylere inanınca daha az ıstırap çekiliyor."
- "İşte sana gerçek nedeni söylüyorum. Buradan dışarıya çıkınca siz ler iktidara gelirseniz ilk işin beni temizlemek olur. Fakat ben aynı yetkiyi ele geçirecek olursam sana öyle bir şey yaptırmam. Sizlere geçmeyişimin asıl nedeni!"
- "Düş gücümüzün sonu yoktur. Sayılarınsa duygularımız üzerinde bir etkisi olmaz. Birden fazla saymasını bilemeyiz. Ama hissedince bir tek de yeter.."
- Sizin başkalarına yaptıklarınızı neden sizlere yapmasınlar?
- Ölüm bulaşıcı bir hastalık gibiydi. Uyurlarsa ölüme karşı her türlü direnci kaybedeceklerini sanıyordular. Sırtlarında ölülerin öteberisi, dışarıda oturuyorlar ve hürriyetin gelmesini bekledikleri ufuktan gözlerini hiç ayırmıyorlardı
- Hayata devam edebilecek kuvveti yeniden toplayabilmek için çabuk unutmayı bilmek gerekirdi.
- 509 numara, kendi kabuğuna çekilip bir saatten öteki saate yaşanılan bir ömürden gayrı hiçbir şeyle ilgilenmemeyi öğrenmişti.
- «Yarışıyoruz, » diyebildi «dünya çapında bir yarıştayız. » Leo, ölümle yarışıyoruz, diyecekti, fakat vazgeçti.
- Hepsi çırılçıplaktı. Hepsi birer insandı ve hepsi de bunu hemen hemen unutmuştu.
- Yanmak hiç bitmez ve insan yanar, yanar da yine ölmez.
- bir tutuklunun kasketi başından kapılıp arkaya doğru fırlatılır ve ona da gidip getirmesi emrolunurdu. Böyle bir durumda bırakılan tutuklu, kaçmaya kalkışmaktan, bir kurşunla arkadan vurulurdu. Bu işi yapana mükâfat olarak birkaç günlük izin verilirdi.
- Gökyüzündeki maviliklerle beyazlıkların, hiç bir şey olmamış gibi bir halleri ve civardaki ormanlarla tepelerin tatlı gün ışığında umursamaz öyle bir duruşları vardı ki, bilinmez bir yargıcın acımaz kararına sadece şu şehrin hedef teşkil ettiği sanılırdı.
- “Hayata devam edebilecek kuvveti yeniden toplayabilmek için çabuk unutmayı bilmek gerekirdi.”
--reklam--
Hayat Kıvılcımı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sadece kıvılcımını yakalayarak hayatın, umut etmek mümkün.: İsmi olmayan biri hakkında ne düşünürdünüz? Sadece numarasıyla bilinen bir kişi hakkında ve sürekli çizgili pijamalar giyen biri hakkında?!... Alman Nazi toplama kampındayız. Bize yoldaşlık edecek olan 509 karşılıyor, taa ilk sayfadan. İsmini sonraları öğreniyoruz.. Bir insan hayat kıvılcımını yakalayarak 12 yıl toplama kampında nasıl sağ kurtulabilir diye düşünürken her gün gördüğü vahşetle öldüğünü unutuyoruz. Bir siyasi mahkumun dostu ve sonra düşmanı olan kamp kıdemlisi Werner'in zulmüne şahit oluyoruz sayfalar boyu. Ve mahkumları ekmek,et ve suyla(tüm kamp mahkumları için tehlikeli sözcükler) kandıran doktorun insaniyetten uzak deneyleri pek çok şeyi sorgulatıyor ama önce insanlığı.. Alman Nazi ırkçılığının küçük bir prototipi bu kitap. Tecrit edilen tüm ötekilerin maruz kaldığı zulmün gerekçesi pek acınası! Şehir yandığında da kurtuluş ümidini sesli bir şekilde dile getirmek mümkün .. Yaşama tutunmak için, hayat kıvılcımı şart. Umuttan bahsedilince rahatsız olan mahkumların duygu dünyaları hep yenilgilerle çevrili. Umut yalancı bir sözcükten başka ne anlama geldi ki onlar için bunca yıl.. taşlaşmış ekmekleri yemenin hazzını duyan mahkumların gözlerinden akan şükür ifadesi olan gözyaşları.. ekmeğini sevgilisi ile paylaşan ve ölümü göze alarak çitlerin ardında kopkoyu bir gecede fısıltıyla konuşmanın ve umut etmenin tahayyülü ne kadar zor?! ''Unutmayın'' diye birbirlerine telkinde bulunan mahkumların yalvaran gözlerinde okuyoruz tarihi ve de insanlığımızı.. ''Unutmayın''. Bir insan olarak kalmak için çırpınan mahkumların mücadelesinde düğüm düğüm nefesler eşliğinde remarque'nin kurgusunu okumuyoruz, aynı zamanda giyotinle katledilen kız kardeşine adanmış bir eser okuyoruz. Tüm eserleri yasaklanan ve ülkesinden kaçmak zorunda kalan bir vatan haininin bize ulaşan en nadide eserlerini okuyarak bir nebze vefa borcunu ödemek için... Unutmayın... (Aimée)
Farzedin ki herhangi bir sebeple yönetici erkin beğenmediği bir sivilsiniz. Sebep görüşleriniz, inancınız, diliniz, derinizin rengi, vs… olabilir, ama mimlendikten sonra önemi yok, içeriye alınmışsınız bir kere. Yargılama söz konusu değil. Sizi dinlemeye niyeti olan kimse de yok. Amaç sizi ezmek; sadece dayak, işkence, açlık ile fiziken değil ruhen de ezmek, direncinizle birlikte kişiliğinizi de kaybedene, bir böcekten daha aşağılık hissedene kadar ezmek. Bu süreçte siz kırılana ve ölüme koşana kadar da bedava işgücü, emir eri, esir olarak yararlanmak sizden. İnsanlık tarihi güç odaklarının rakiplerini susturmak ve sindirmek için yaptıkları zulümlerle; işkenceler, sürgünler, faili meçhullerle dolu. Ancak Nazilerin iktidara geldikleri 1933 yılından itibaren sistematik şekilde uygulamaya koydukları ve artan güçlerine paralel olarak dozu sürekli artarak sonunda toplama kamplarına kadar uzanan takip, zulüm, işkence ve ölüm zinciri, holacaust etnik temizlik hareketi, inanılmaz, akıllara durgunluk veren bir dehşet örneği. Remarque’ın 1952 yılında, İsviçre’de yaşadığı dönemde yayınladığı bu bestseller’i, İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Almanya sınırları içindeki bir toplama kampında yaşananları anlatıyor. Eziyet, işkence ve zulmün günlük rutin haline geldiği kampta artık ümit etmeyi unutmuş, ölüm sırasını bekleyen kamp sakinleri müttefik devletlerin kent sınırına dayandığını anladıklarında yavaş da olsa canlanırlar ve son bir hamle ile yaşam savaşını kazanmaya çalışırlar. Remarque’ın baş karakteri, ismi yerine Nazilerin kendine verdiği numarayı kullanan 509’dur; içinde bulunduğu insanlık dışı ortama dayanabilmek için kendine geçmişi, bir insan olduğu yılları hatırlatan ismini unutmayı seçmiştir. Yine kamp sakini olan birçok yan karakter eşliğinde günlük kamp yaşantısını, çekilen eziyetleri, iliklere işleyen açlığı, insanlık dışı işkenceleri ve sonunda kurtuluş ümidini biz çoğunlukla 509’un gözlerinden izleriz. Neredeyse tüm kitapta Remarque bize sadece kamp hayatını anlatmayı seçmiştir; o yüzden ne kampın içinde bulunduğu şehri tanırız, ne burada yaşayan Alman halkının ne düşündüğünü anlarız, ne de savaşın durumunu biliriz. Bu çevresel zenginliğin eksikliği nedeniyle Remarque’ın akışı sıkıcıdır ve ister istemez tekrarlara düşer. Sürekli tekrarlanan işkence görüntüleri de bir müddet sonra bıkkınlık yaratıp amaçlananın tersine okurun gözünde kanıksamaya yol açar. Bence bu gereğinden uzun romanındaki en büyük sıkıntı işte buradadır. Toplama kamplarını bilmemesine karşın sadece duyduklarına ve araştırdıklarına dayanarak onlar hakkında yazması nedeniyle eleştirilen Remarque’ın, kitabı yazdığı hassas dönemde, yani özellikle Yahudilerin çektiği acıların birinci ağızlardan çok yüksek sesle tüm dünyada yankı bulmaya başladığı o yıllarda, neden böyle riskli bir işe kalkıştığı bir muamma. Amacı, muhalif Alman kimliğinin pozitif etkisi ile bu dalgadan mümkün olduğunca fazla yararlanmak olabilir. Ancak kitabını, kendisini ele geçiremeyen Nazilerin intikam amacı ile kafasını keserek idam ettikleri kızkardeşine adaması bana, esas amacının hayatını zindan eden ve vatanından sürülmesine yol açan Nazilerden intikam almak olduğunu düşündürüyor. 2. Dünya Savaşı ve Nazi kamplarında yaşananlara ilişkin çok daha güzel birçok eser var. Yine de, derin ümitsizliğin sonunda hayata yavaş yavaş nasıl bağlandıklarını görebilmek için Remarque’a bir şans verebilirsiniz. (AkilliBidik)
Savaşın yarattığı büyük tahribatı anlatmaktan bıkmayan bir yazar Remarque. Iki dünya savaşını da yaşayan bir yazar olarak ki birinci dünya savaşına bizzat katılmış, savaşın psikolojik, toplumsal,ekonomik yıkımını bu kadar gerçekçi bir şekilde dile getirmek kolay değil. Insanın içine işliyor. Işte bu yüzden Naziler her defasında kitaplarını yaktı. Alman vatandaşlığından çıkarıldı. Isvicre'ye oradan da Amerika'ya kaçmak zorunda kaldı ama yazmaktan gerçekleri oldugu gibi ortaya koymaktan kacinmadi. Savaşın her türüne karşı hümanist bir kişi olduğu için toplumun çoğu kesimi tarafından sevilmedi. Milliyetçiler de sevmedi komünistler de. Diktanin her türüne karşı cıktı. Mahallenin kötü çocuğu ilan edildi. Ama yazmaktan vazgeçmedi. Bu romanı bir toplama kampında geçiyor. Kampta Yahudilerden siyasi suçlulara kadar herkes var. Insan onurunun nasıl ayaklar altına alındığını çok çarpıcı bir bicimde anlatıyor. 12 yıldır kampta bulunan 509 no'lu mahkumun ki artık adını kullanmaktan, kim olduğundan, her şeyden vazgeçmiştir, gözünden anlatılır. Diğer taraftan akbabalar gibi Yahudilerin mallarına konmuş Nazi komutanlarının da yaşamları anlatılır. Tam bir onurunu koruma , hayatta kalma ve umudunu yitirmeme mücadelesidir. Remarque bu romanı Nazilerin katlettiği kız kardeşi adına yazmış. Okuyun...... (Nazan Türk)
--reklam--
Hayat Kıvılcımı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Erich Maria Remarque - Hayat Kıvılcımı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hayat Kıvılcımı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Erich Maria Remarque Kimdir?
Erich Paul Remark Osnabrück'te Roma kilisesine bağlı katolik bir ailenin içinde doğdu. Babası Peter Remark bir basımevi ustasıydı. Osnabrück arşivlerinde bulunan nüfus kayıtlarına göre 17.yy'da ihtilalde katoliklere yapılan baskılar yüzünden Fransa'dan göç etmişlerdi. Önceleri Remarque olan soyisimleri Alman imlasına göre Remark olmuştu. Bir süre Münster Üniversitesi'nde öğrenim gördü ama 18 yaşında birçok kez yara aldığı I. Dünya Savaşı'na katılmak zorunda kaldı. Savaştan sonra öğretmenlik, taşçılık ve Berlin'de bir tekerlek firması için test sürücülüğü yaptı.
1929'da, Remarque'nin savaşın mutlak kötülüğünü 19 yaşındaki bir askerin gözünden anlattığı, en ünlü eseri, "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" (Im Westen nichts Neues) yayımlandı. Bu kitabın ardından savaş zamanı ve sonrasını yalın ve duygusal bir dille gerçekçi bir şekilde anlattığı başka eserleri de yayımlandı.
1931'de İsviçre'ye yerleşti. 1933'te, Naziler eserlerini yaktılar ve yasakladılar. 1938'de Alman vatandaşlığından çıkarıldı ve 1939'da Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. Hollywood'da tanıştığı Paulette Goddard ile 1958 yılında evlendi.
72 yaşında Locarno, İsviçre'deki Saint Agnese kliniğinde aylarca acı çektiği anevrizmadan dolayı öldü.
--------Eserleri
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, (1929)
Dönüş Yolu, (1931)
Hayat Kıvılcımı, (1952)
Yaşamak Zamanı, Ölmek Zamanı, (1954)
Ölesiye Yaşamak, (1956)
İnsanları Seveceksin
Ana Baba Günleri
Üç Arkadaş
Lizbon'da Gece
Kara Dikilitaş
Zafer Takı
Cennetteki Gölgeler
Ufuktaki İstasyon
Vaat Edilmiş Ülke
Tanrı'nın Gözdesi Yoktur
Üç Yoldaş
Siyah Anıt
--reklam--
Erich Maria Remarque Kitapları - Eserleri
- Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Ciltli)
- Zəfər Tağı
- İnsanları Seveceksin
- Ölesiye Yaşamak
- Üç Arkadaş
- Dönüş Yolu
- Yaşamak Zamanı Ölmek Zamanı
- Tanrının Gözdesi Yok
- Lizbon’da Gece
- Hayat Kıvılcımı
- Cennetteki Gölgeler
- Batı Cephesi ve Dönüş Yolu
- Beni Sevdiğini Söyle
- Жизнь взаймы, или У неба любимчиков нет
- Sevmek ve Ölmek Zamanı
--reklam--
Erich Maria Remarque Alıntıları - Sözleri
- "..Yaşamayı sürdürebilecek gücü yeniden toplayabilmek için çabuk unutmasını bilmek gerekirdi.." (Hayat Kıvılcımı)
- "... mutsuzluk denilen şey günlük olaylardandır." (İnsanları Seveceksin)
- Kaçağız biz. Kendimizden kaçıyoruz. Hayatımızdan. On sekiz yaşında idik; dünyayı, hayatı sevmeye başlamıştık, sevdiğimiz bu şeylere kurşun sıkmak zorunda kaldık. Patlayan ilk mermiler kalbimize saplandı. Çalışma, çaba, ilerleme kapıları kapandı bize. Biz bunlara artık inanmıyoruz. (Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Ciltli))
- “Doğrulup kaçmak istiyoruz; hem de nereye olursa olsun.” (Batı Cephesi ve Dönüş Yolu)
- "Herkesin kafasının içinde kendine göre bir işkence odası var." (Tanrının Gözdesi Yok)
- Yanmak hiç bitmez ve insan yanar, yanar da yine ölmez. (Hayat Kıvılcımı)
- Konuşmak, ardında mutluluk varsa iyidir, insana kolay geliyorsa ve canlıysa, akıcıysa iyidir; ama insan mutsuzsa sözcükler gibi nabza göre şerbet veren ve her an yanlış anlaşılabilecek şeyler ne işe yarardı ki? Durumu daha da kötüleştirirdi, o kadar. (Dönüş Yolu)
- Umut etmek, sanıldığından çok daha acıklı bir sözcük... (Tanrının Gözdesi Yok)
- Sana öyle çok mektuplar yazdım ki! Hep sana mektup yazdım. Hem de kalemsiz, kağıtsız. (İnsanları Seveceksin)
- - Ömrün qısadır, bəs kimdir onu qısa edən? Onun qısalığını bilməyimizmi?! Bayırdakı pişiklər bilirmi ki, ömür qısadır? Bəs quşlar? Kəpənəklər? Onlar ömrü əbədi sayırlar. Bunu onlara heç kim deməyib! Bəs bizə niyə deyiblər? - Bunun min cavabı var. - Birini de! - Ömür əbədi olsaydı, dözülməz olardı. Həyatda bədbəxtlik xoşbəxtlikdən çoxdur. Bizə mərhəmət göstərilib ki, ömür uzun sürməsin.. (Lizbon’da Gece)
- İncəsənət hər kəsin çörəyi deyil. Onu başa düşmək, onun sehrinə əsir olmaq üçün fərqli bir düşüncənin, fərqli bir ürəyin sahibi olmaq lazımdır. (Üç Arkadaş)
- "Uğursuzluk, bulaşıcıdır." (Yaşamak Zamanı Ölmek Zamanı)
- "Söyleyecek çok şeyimiz var ve asla söylemeyeceğiz." (Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Ciltli))
- Gözyaşları yanaklarından aşağı akıyor. Silmek isterdim, fakat mendilim çok kirli. (Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Ciltli))
- Yeryüzünde en korkunç şeyin ne olduğunu bilir misiniz diye sorsam, ne derdiniz? Aramızda kalsın, ben söyleyeyim; sonunda insanın her şeye alışması… (İnsanları Seveceksin)
- Öldü getdi, birdən-birə, elə bil, heç sağ olmayıbmış. Ona baxdım və heç bir cavab tapmadım. Onu öldürdümmü, xoşbəxtmi etdim? Məni sevirdimi, yoxsa onun üçün lazım olanda dirəndiyi əl ağacımı idim? Cavab tapmıram. (Lizbon’da Gece)
- Mezarlık hayatla dolu idi. Boğuk kahkahalar, bağırmalar sis içinde yükseldiler. Bütün sıralar işgal edilmiş gibiydi. (Üç Arkadaş)
- “Hayata devam edebilecek kuvveti yeniden toplayabilmek için çabuk unutmayı bilmek gerekirdi.” (Hayat Kıvılcımı)
- "Ne garip! Gençliği bugüne dek hep bambaşka düşünmüştüm." (Yaşamak Zamanı Ölmek Zamanı)
- Hayaller geçiyor gözlerimin önünden, durmuyorlar, sadece gölge ve hatıra bunlar. (Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Ciltli))
Yorumlar
0 yorum