Kitap Künyesi
Yazar: Güray Süngü
Yayın Evi: Okur Kitaplığı
İSBN: 9786054494521
Sayfa Sayısı: 134
Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi, Deli Gömleği ile romanlarının ardından öyküleriyle de kendine ait bir okur kitlesi oluşturan Güray Süngü’nün ikinci öykü kitabı. Güray Süngü bu kitabında modern zamanlara dair öyküler kurguluyor. Kendi içinin dehlizlerinde kaybolan insanları anlatıyor. Aklın ve kalbin çıkmaz sokaklarında dolaşan bu insanların öykülerinin kim için ne ifade edeceğini, zaman gösterecek.rnBiliyorum bundan sonrasını.rnAcısının sebebi hayata yenik düşecek ve unutulup gidecek ama içindeki ağıl acı hep kalacak orada, kalbinin tam ortasında ve yüzünde, en anlamlı bakışında.rnBu yüzden belki meczup ya da hasta diyecekler ona.rnAcısı dinsin diye ilaçlar verecekler.rnAma dinmeyecek acı.rnSadece ilaçların ve zamanın etkisiyle geçmiş gibi yaparak yaşama yetisi kazandıracak ruhuna.rnHayat böyle sürecek bundan sonra.
Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi Alıntıları - Sözleri
- Acıya ihtiyaç vardır, insan istemese de ruhu sürüklenir, çapına göre ne kadarına talip olabilirse artık.
- Benim öfke beslemeye, nefret etmeye mecalim yoktu. Yorgundum, hayatla ilgimi kesmeye çalışır gibi bir haldeydim.
- İçimde tanımlayamadığım bir his var.
- Benim hayatımda değişen bir şey olmamıştır. Önce de yoksunuzdur, sonra da yoksunuzdur. Hayatı yok sayılmakla geçen birisinin sizin için önceden de şimdi de yoktunuz, gelecekte de olmayacaksınız demesine bilmiyorum ki bozulur musunuz?
- Biliyorsunuz ki haberlerde yaşandığı söylenen dünya sizin çok uzağınızda.
- Güzeldi sigara evet. Keyifle yaslanıp arkasına, çöküp şöyle bir bakıp etrafa, salıp dumanı, tüttürmek.
- "Çünkü ben bankacı olmak değil kutu kutu pense oynamak istiyordum. Beynimi yıkadınız benim."
- Mutlu musunuz? Ben değilim. Mutlu olmayan bir insan olarak gidiyorum evime bu yüzden.
- Kimlerdendin sen o çatışmada. Ben mi? Ölenlerdenim efendim.
Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Necip Fazıl Hikaye Ödülünü alan eser, hastalıklı, taşkın, soğuk, kopuk, kapalı, kıyıda, acı içinde kıvranan-debelenen ve belirsiz bir alanda bir arayış içinde olan veya olmayan tipleri anlatır. Bunları aktarırken de abartıdan uzaktır. Dille oynayarak başarılı anlatımla aktarır kurgusunu. Geçişler ve bağlantılar sağlamdır öykülerde. Öyküyü okuyacaksınız bundan sonraki kısımları okumayınız. Zira fazlasıyla spoiler içerir. :) &HİÇBİR ŞEY ANLATMAYAN HİKAYELERİN İKİNCİSİ 7.sınıf tıp öğrencisi delikanlı aslında boşluğa düşmüştür, sıkıntılıdır, mutsuzdur. Annesiyle sorunları olduğunu öykünün sonunda anlıyoruz. İşe ihtiyacı vardır ve bir inşaatta bekçi olur. &BİLİYORUM, HAYAT YENİLER KENDİNİ ... Basit, sıradan ama hayatın içinde kaybolmuş bir adam. Hayattan hiçbir beklentisi olmadan yaşar, umudu yoktur,sevgisi yoktur. Hayatı memnun eden kahramanımız, kendi memnun değildir. Sevmeden evlendiği karısını 5 yıl sonra hamileyken öldürür, yine nedeni yoktur. &ÇEMBER Adı gibi hayatı bir çember içinde olan,kısır bir döngü gibi sürekli aynı günü tekrar eden mutsuz bir adam. Rüya metaforu var, kahramanımız sürekli saat çaldığında kan ter içinde uyanan ve elinde balta bacaklarını kesmek isteyen bir adamın varlığıyla uyanır. Bacaklarının baltayla kesileceğine kesinlikle inanan bir adamın kendini koruma refleksine dönüşüyor öykümüz. Karısını öldüren adamın ardından mahallelinin yorumu ise tam ülkemiz gerçeği. &DUVARA BAKAN ADAMA BAKAN ADAMLAR Bu öykümüz bir toplum tasviri ve yergisinden oluşuyor. Öyküde hiç isim geçmiyor. Ekoseli etekli bayan, bodur teyze, boyacı çocuk, kelli felli adam ve tabi ki duvara bakan adam... Keyifli ve güzel bir öykü. En sonunda tebessüm ederek bitirdim. Duvara bakan adama yapılan yorumlar harika... Kimi konuşmadığını, kimi suç işleyip kaçtığını neler neler anlatılır :) En sonunda cansız manken çıkar ya işte orada film kopar. &İSTANBUL HATIRASI - 2009 Ahmet Ümit'in aynı isimli kitabını hatırlatsa da onunla alakası yoktu. Hüzünlü bir öykü. Ayakkabı boyacısı çocuğun öyküsü hali, tavrı gözümün önündeydi. Boyacı çocuğun hali resmedilmiş gibi muazzam anlatılmış. Çalışmak zorunda olan okul yaşında bir çocuk. Hayalleri, umutları geride bırakmış, evine ekmek götürmek için çabalayan çocuğun boya sandığını çaldırdıktan sonra tren istasyonunda öylece kalması gözümün önünden gitmiyor. &TOPRAĞIN ÜSTÜNDE Bir baba-oğul öyküsü. Travamatik bir çocukluk, alkol bağımlısı ve hayatla bağlarını koparmış bir baba... 16 yaşında alkolik babasını, evini okulunu terkeden bir delikanlının yetişkin olduktan sonra babasıyla iç hesaplaşmasının anlatıldığı öykü yine diğer öyküler gibi hüzünlüydü. "İstediği gibi bir oğul olma ihtimalim, istediğim gibi bir baba olması ihtimaliyle beraber yok olmuştu ölümüyle, babamın." s. 57 &KILIK Her ‘bakanın gözlerini alacak kadar lacivert bir takım elbise’. Öykünün metaforu ve kilit noktası. Beğendiğim bir öykü oldu. 13 yaşından beri giydiği elbise, ye kürküm ye misali üzerinde oldukça kahramanımızın ruh hali de değişir. Kendi değil, toplum adamı olur. Ta ki çalıştığı yerde işe aldığı Kezban gelene kadar. Aşk olarak düşünmeyin sakın, onu bozguna uğratır ve çıplak bırakır ruhunu. Çuldan çaputtan kurtulmanın büyük acısı böyle yaşatılır bir hikâyede. &YARA KABUĞU Hande isimli genç kadına aşık iki kişi seneler sonra karşılaşır. Erkeklerden biri dağılmış haldedir, bahsi geçmese de kaza geçirip yüzü dağılmış ve hafızasını yitirmiştir. Diğeri ise üniversitede şiir yazan Hande'ye platonik aşkla bağlı yalnız bir adam. &RÜZGAR GÜLÜ Özel eğitim sınıfında eğitim görmüş ama özel eğitime ihtiyacı olmadığı sonradan anlaşılan bir gencin öyküsü güzeldi. Yalnız ve mutsuz büyüyen delikanlı kendi gibi yalnız bir delikanlı olan Mahmut'la arkadaş olur. Travmatik bir şekilde özel eğitime gidişi belki de onda bu etkiyi yapsa da aslında son derece normal olan kahramanımız ister istemez intihar eğilimli yalnız birey haline gelmiştir. &EN GÜZEL YÜZÜN Yalnız ve mutsuz olan bir adam daha var bu öyküde de. "Muhtemelen içindeki yaşama dürtüsü, çevresindeki arkadaşları, ailesi, belki sevgilisi hep beraber acısını ellerinin kollarının yettiğince güç harcayarak törpülemişlerdi ve bu hale getirmişlerdi yüzünü." s. 95 ifadeleri de tam kahramanımızın ruh halini anlatıyor. İçindeki beniyle konuşan ve hastaneye yatırılan genç acısını kimseyle paylaşmaz. &K... Kitabın son öyküsü K ismini taşıyor ve kitabın en uzun öyküsü,aynı zamanda bir ülkemiz gerçeği. Cihangir'de bir sokakta meydana gelen patlamanın an be an ortaya çıkışı harika bir betimleme ile anlatılmış. Terör olaylarının olduğu yıllarda köy boşaltmalara küçük bir çocuğun tepkisi öykünün o dönem olaylarına bir bakışı : "Amca kümese tilki dadanmış, tilki aç kalıp ölsün diye kümesi yıkıyorsun, kümes olmadıktan sonra tilki olsa ne olur olmasa ne olur." s. 120 "Söyle bakalım neden öldün? /Öl dediler, öldüm efendim. /Kim dedi sana öl diye. /Hepsi efendim Hepsi toplandılar bir masanın etrafına, açtılar ellerindeki kartı, öl ki yaşasın dediler, yaşayabilsin diye öl. Ben de öldüm efendim." "Kimlerdendin sen o çatışmada. /Ben mi? / Ölenlerdendim efendim." Burdan bakabilen için bütün hikâye budur aslında. (Arzu Polatkan)
Etkinlik bitmeden bir tane daha Güray Süngü kitabı okuyabildiğime göre ne mutlu bana.. Her ne kadar ikisi de ince kitap olarak görünse de nitelik olarak hiç de ince değillerdi. Ama Güray Süngü işte her türlü insanı içine çeker de sesiniz çıkmaz. Hem bir kitabın nasıl olacağını ismi belli etmez mi hiç, ben kitaba zaten ismine hayran olarak başlamışken sonra bir baktım kitabın ilk öyküsü ‘Hiçbir şey anlatmayan hikayelerin birincisi’ ikincisi değil yani, zaten ikincisi de yok kitapta ve tabii dediğim tek şey işte Güray Süngü edebiyatı, yazımı, biçimi, düşünüşü… Zaten hiçbir şey anlatmıyorsa ne gerek var ki diyeceksiniz ikincisine, birincisine.. Ama öyle değil ki sevgili okur, insan Güray Süngü’yü anlattıklarınla mı sever, bilâkis Güray Bey anlattıklarıyla değil de nasıl anlattığıyla sevilir. “Anlatılandan çok, bunu bir araç olarak kullanarak bir şeyler söyleyebilmek” düşüncesini açıklıkla ortaya koyuyor. Kitap 11 öyküden oluşuyor, içlerinde en beğendiğim ‘Yara Kabuğu’ oldu fakat en dikkatle okunması gereken ise en son öykü olan ‘K..’idi hatta hem özenli hem ayrı bir inceleme isteyen öyküydü. Kitabın ne anlattığına gelecek olursak çok da aşina olmadığımız karakterler, mekanlar, olaylar ve temalar görmüyoruz aslında. Yalnızlık, karamsarlık, bilinmezlik ve yabancılaşma. Biraz Marxist olacak olacak ama kendine ve sınıfına yabancılaşma (kendinde sınıf ve kendisi için sınıf) örnekleriyle karşılaşıyoruz. Hatta sınıftan geçip topluma kadar karışıyor bazen ya da öyle bir oluyor ki kendini bile unutup ne toplumunu düşünebiliyor ne de kendini bu da bize biraz düşündüğümüzde modern insan klavuzunu gösteriyor. Rasim Özdenören, modern çağın insanının kendini tanımak yerine hep başkalarını tanımak ukalalığına düştüğünü söyler. Biz bu kitapta bu tanımı özellikle de Duvara bakan adama bakan adamlar öyküsünde rahatlıkla görüyoruz. İnsan bu, kendine bir adım öteden bakmayı bilmez de başkasına sürekli yargılayıcı bakışlar atar durur. Sonunda da ne toplum hakkında doğru düşünebilir ne de kendi hakkında. İnsanlara roller biçmesek yahut birbirimize duvara bakar gibi bakmasak da birbirimizin haliyle hallensek… “Usta öykücü Mustafa Kutlu, hikâyelerinde küçük şehirleri, kasabaları, insanları, çiçekleri, çardakları, dolmuşları ve küçük şehre ait her şeyi olduğu gibi anlatır. Sonu hayal, rüya veya senaryo olsa da… Güray Süngü ise büyük şehir insanını, modern insanı ve yaşamını olduğu gibi hiçbir şey anlatmadan(!) anlatıyor.” Yazıyordu okuduğum bir yazıda bu cümleye inanın iki sevdiğim öykücünün ismi böylesine doğru geçiyorken nasıl da hak vermem ama şunu da söylemeliyim ki inanın ikisine de ihtiyacımız var. İnsan ruhunu hep modern hayatın çıkmazlarıyla dolduramaz ya insanın kimi zaman umutlanmaya, aşka inanmaya, hayatı sevmeye de ihtiyacı vardır. (Gökçe)
Ödüllü bir yazardan ödüllü bir kitap ... Kitapta 11 öykü yer alıyor, karamsarlık ve hissizlik hâkim şimdilik. Biraz üçüncü sayfa, biraz ters köşe ... (tekkisilikruyalar)
Kitabın Yazarı Güray Süngü Kimdir?
1976 yılında İstanbul’un sur içi mahallelerinden Kadırga’da doğdu. İlk öğretime Kadırga İlkokulunda başladı. Çocukluğu Ayasofya ve Sultanahmette geçti. Gedikpaşa’da esnaf olan babası sayesinde çalışma hayatını erken yaşta tanıdı. Üniversiteden mezun olana kadar bütün tatillerini Kapalıçarşı’da geçirdi. Farklı milletlerden, meşreplerden, dinlerden insanların arasında büyüdü. Üniversite eğitimini Uludağ Üniversitesi’nde aldı. İktisat fakültesinde okudu. Mezuniyetinden sonra özel sektörde çalışmaya başladı. 2009 yılına kadar çeşitli sektörlerde görev aldıktan sonra, yayın sektörüne geçti.
Güray Süngü yazmaya Bursa yıllarında başladı. İlk öyküsü 1998 yılında Hece dergisinde yayınlandı. Bugüne dek, Hece, Hece Öykü, E-edebiyat, Ada, Özgür Edebiyat, İtibar, İzdiham, Cafcaf, Hacamat, CF, Edebi Müdahale, Post Öykü, Cins, Muhayyel gibi dergilerde öyküler ve yazılar yayınladı. Öğrenciyken yazdığı ilk romanı Dördüncü Tekil Şahıs 2006 yılında okuyucuyla buluştu.
Düş Kesiği adlı romanıyla 2010 Oğuz Atay Roman Ödülü’ne, Kış Bahçesi adlı romanıyla 2011 Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü’ne layık görüldü. 2014 yılında Deli Gömleği ve Hiçbir şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi kitapları ile Necip Fazıl Hikaye Ödülü’nü kazandı.
2018 yılında 14. Kristal Lale ödüllerinde yılın edebiyatçısı seçildi.
Kitapları;
Dördüncü Tekil Şahıs-Roman, 2006
Pencereden-Roman, 2006
Düş Kesiği-Roman, 2010
Deli Gömleği-Öykü, 2010
Kış Bahçesi-Roman, 2011
Hiçbir şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi-Öykü, 2012
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk-Öykü, 2014
Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı-Roman, 2015
İnsanın Acayip Kısa Tarihi-Uzun Hikaye, 2016
Vicdan Sızlar-Öykü, 2016
İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır, 2018
Güray Süngü Kitapları - Eserleri
- Deli Gömleği
- İnsanın Acayip Kısa Tarihi
- Düş Kesiği
- Vicdan Sızlar
- Kış Bahçesi
- Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı
- Sayıklar Bir Dilde
- İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır
- Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi
- Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk
- Pencere'DEN
- Az Kalan Gölge
- Pencereden
- Dördüncü Tekil Şahıs
- Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi
Güray Süngü Alıntıları - Sözleri
- Yürümüştüm. Bitmişti... İmza; ölümlü. (Dördüncü Tekil Şahıs)
- Beni herkes anlıyor. Sen yağmuru anlamaya çalış.. (Dördüncü Tekil Şahıs)
- Sen benim hiçbir şeyimsin. Al sana bir yara daha. Görmezsem yoksun. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
- yaşam tüm unsurlarıyla ayakta durup bana sırıtıyor gibi geldi. (Kış Bahçesi)
- bir şeye benzemeye benzemeye insan bir şey olduğunu bir şey olmadığını anlamazmış. böyle sürermiş. (Vicdan Sızlar)
- Gün görmüş adamlar usulünce istemeyi iyi bilirler. (Deli Gömleği)
- İnsan çok leş bir yaratık türü. Atlatamadığı şey yok... (Az Kalan Gölge)
- Güzel neymiş? Güzel, gördüğümüş. Hayır “güzel gördüğün” değilmiş güzel, gördüğümüş. (Sayıklar Bir Dilde)
- Kafan duman olmuş, şöyle sağa sola doğru salla biraz da kulaklarından çıksın duman. Olmaz böyle. Net olacak kafa. Freş hava. Oh mis. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
- Ne demiştin sen; sana kalbimi göstersem yaralarıma hayran olursun... (Düş Kesiği)
- İnsan kibirli, artist, gösteriş budalası ve mal mülk düşkünüdür. İnsan düşkünse düşüktür. Düşükse düşmüştür. Düşmüşse düşenin dostu olmaz, seyircisi olur. İnsan seyredicidir. İnsan adeta insan değildir. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
- Hayat daha zor artık. (Pencereden)
- Bir gamlı hazanın seherinde Israra ne hacet, yine bülbül? (Sayıklar Bir Dilde)
- İnsanca diye bir dil var, kimseler konuşamıyor. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
- Belki de ben delirdim. Belki de ben delirmedim, zaten deliydim. (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
- Bu garip. Allahın garibi. -Bütün garipler Allah'ındır. Hamdolsun. (Vicdan Sızlar)
- "Müziği duymayanlar, dans edenleri deli sanmaya devam ediyordu." (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
- Haddini bilmeyene haddi bildirilir de kendini bilmeyene ne bildireceksiniz... (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
- Bende bakılacak bir şey varsa o da kusurdur,bakılacaksa ona bakılsın. (Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk)
- Çünkü ne öncesinde ne sonrasında hiçbir günüm değil, hiç bir anım o an kadar güzel olmadı. Bir insanın hüznü, hüznüyle gögelenmiş yüzü, bir diğerinin cenneti olabiliyordu demek. (Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi)
Yorumlar
0 yorum