Kitap Künyesi

Yazar: Ebubekir Sifil

Yayın Evi: Kayıhan Yayınları

İSBN: 9789757574989

Sayfa Sayısı: 288

--reklam--

Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Hz. Ömer (r.a)'i konuşmak, Kur'an'ı, Sünnet'i, Sahabe'yi, Fıkh'ı, Hadis'i konuşmaktır. Ortaya koyduğu icraatlarla tarih boyunca olduğu gibi, günümüzde de en çok konuşulan, tartışılan, hakkında müstakil eserler yazılan sahabî olma özeliğini sürdüren Hz. Ömer Kur'an'ı ve Sünnet'i nasıl anladı, nasıl yorumladı ve hayata nasıl aktardı?

Hilafette bulunduğu zaman dilimini, İslam toplumunun "değişim" olgusuyla ciddi anlamda ilk tanıştığı dönem olarak tesbit etmek doğruysa, Hz. Ömer (r.a)'in bugüne de söyleyeceği/söylediği çok şey var demektir.

Günümüzde yaygın olarak ileri sürüldüğü gibi onun dirayetinin ayırdedici vasfı, Kur'an'ın ve Sünnet'in lafzına aykırı olsa da ruhuna uygunluğu esas alması mıdır? Hadisler karşısındaki tavrı raviye ve rivayete "güvensizlik" esasına mı dayanmaktadır?

Modern okumalar bize böyle olduğunu söylüyor. Ama ya gerçek bu kadar basit değilse? Ya özelde Hz. Ömer (r.a)'in hüküm çıkarmada/vermede esas aldığı hassas ilkeler ve genelde İslam ilim mirası "indirgenmiş okuma"ların kurbanı yapılıyorsa?

Ezber bozucu özelliğiyle sahasında bir "ilk" olan bu çalışmasında yazar, Hz. Ömer (r.a)'in Kur'an ve Sünnet/Hadis'e yaklaşımını kolaycılığa prim vermeden irdelemeyi denemektedir.

--reklam--

Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet Alıntıları - Sözleri

  • Aralarında hayli yaş farkı bulunan eşlerden genç olan kadın (geçimsizlik vb. sebepler) yaşlı kocasını öldürmüştü. Hz Ömer kadını hapsetti ve halka şöyle hitap etti; "Ey insanlar! Allah'tan korkun, Erkek kendi dengiyle, kadın da kendi dengiyle evlensin."
  • İbn Mes'ûd'un, Hz. Ömer (r.a)'in vefat haberini Kûfeliler'e ilettiği hutbesinden söz eden bir diğer rivayette aktarıldığına göre, konuşmasının başında üzüntüden nefesi tıkanmış, toparlandıktan sonra şöyle demiştir: "Ömer İslam için, girişi olan fakat çıkışı olmayan muhkem bir kale idi. Şimdi kale yıkıldı..."
  • Hz. Ömer (r.a) Mescid-i Nebevî'ye girdiği bir gün Mu'âz b. Cebel'i (17/638 civarı) kabr-i saadetin başında ağlarken gördü. Niçin ağladığını sorunca Mu'âz (r.a) şöyle dedi: "Şu kabrin sahibinden duyduğum bir şeyi hatırladım. Şöyle buyurmuştu: "Riyanın azı (dahi) şirktir. Kim Allah'ın bir velisine düşmanlık ederse, Allah Teala'ya savaş açmış olur. Allah, takva sahibi, (hallerini) gizleyen kullarını sever. Onlar ki, yokluklarında aranmaz, mevcut olduklarında çağırılmaz ve tanınmazlar. Kalpleri hidayet kandilleridir; her karanlık yerden çıkar (etraflarını aydınlatır)lar."
  • Ey insanlar! Sünnetten sonra hiç kimse, hidayet sanarak delalete kanmakta ve delalet sanarak her hangi bir hidayeti terk etmekte mazur değildir. Hz Ömer ra
  • "Yönetici olmadan önce ilim öğrenin." diyerek yönetim mevkiinde bulunacaklar için ilmin öneminin altını çizen Hz Ömer'in, "Çocuklarınıza yüzmeyi ve biniciliği öğretin; onları hedefler arasında yürütün" şeklindeki tavsiyesinde de yeni yetişen nesiller hakkındaki hassasiyeti dikkat çekmektedir.
  • Allah û Teâlâ'ya itaatin yolu, O'nun Resulüne itaatten geçmektedir ve Resule itaat olmadan Allah'a itaat olmaz.
  • Dinde tefakkuh edenler dışında kimse bizim bu çarşımızda alışveriş etmesin. Hz Ömer ra
  • Hz. Ömer evine yabancı erkeklerin girip çıktığını haber aldığı bir kadına haber göndererek yanına çağırtmıştı. Kadın hamile idi; halife tarafından çağrılmaktan dolayı aşırı bir korkuya kapıldı ve bunun sonucunda karnındaki çocuğu düşürdü. Hz. Ömer durumu istişare etmek için sahabeyi topladı. Hz. Ali dışındakiler, halifenin toplum için öğretici ve eğitici (muallim ve müeddib) konumunda olduğu, dolayısıyla kendisine bir şey gerekmediği doğrultusunda görüş bildirdiler. Hz. Ali ise düşürülmesine sebep olduğu cenin karşılığında diyet ödemesi gerektiğini söyledi. Hz. Ömer onun bu görüşünü tercih ve diyet ödemeyi kabul etti.
  • Hz. Ömer önceleri parmakların diyetinin miktarı konusunda şöyle bir karar vermişti: Başparmak için 15, işaret parmağı için 10, orta parmak için 10, yüzük parmağı için 9 ve serçe parmağı için 6 deve. Ancak Hz. Peygamber sav.'in diyet miktarında parmaklar arasında herhangi bir farklılık gözetmediği ve bütün parmakların diyetini 10'ar deve olarak belirlediği rivayet edilmiştir. Kaynaklar, konuyla ilgili rivayetlerden haberdar olduktan sonra Hz. Ömer'in kendi içtihadını terk edip, hadisin bildirdiği hükmü aldığını bildirmektedir.

--reklam--

Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kitabın konusu Hz Ömer ra'nın halifelik döneminde verdiği kararların sünnete ve Kur'an-ı Kerim'e muhalif olduğu iddialarına karşı yazılmış bir kitap. İlgili olayların sebebini, öncesini ve sonrasını detaylı olarak tüm rivayetlerle beraber yazmış. Hz Ömerin verdiği kararlardaki usul ve yöntemini gösteriyor, verdiği kararlarda Kur'an-ın ve Sünnettin ruhuna uygun karar verdiğini gösteriyor. Birçok kararda da sahabeye danıştığını (danışmanın bazılarında kendi kararından dönüyor, sahabenin kararını kabul ediyor) rivayetleriyle beraber delillendiriyor. İddia edilen kararlar talak, teravih namazı, zekat (kalpleri İslama ısındırılması istenen grup) ve hadisi Şeriflerin yazımının engellemesi ve aşırı rivayet (Bazı ravilerden şahit istiyor) konuları. Halife Hz Ömeri yakından tanımak isteyenler için kaynak tadında bir kitap. (Abdullah)

Daha çok teknik bir kitap. Konuyu en ince tafsilatına kadar bilmek isteyen için hoş bir eser. Lakin benim gibi sıradan bir okuyucu için sıkıcı oldu. Yine de hocama Rabbimden selametler dilerim. (külbei ahzân)

Fitnenin Kilidi: Hayırlı ramazanlar. İkinci Halife Hz. Ömer (r.a) 10 yıl 6 ay 4 gün gibi uzun bir süre hilafet makamında bulundu. Bu dönemde göze ilk çarpan konu ülke sınırlarının fetihlerle son derece süratli bir şekilde genişlemesidir. Mısır, Suriye, Filistin, Irak, İran ve kısmen Horosan İslam topraklarına dâhil oldu. O kadar ki, Hz. Ömer 2 Kasım 644 (26 Zilhicce 23) tarihinde vefat ettiğinden ülke toprakları yaklaşık 6 milyon metrekare genişliğe sahipti. Genişleyen bu topraklarla birlikte farklı kültürler, yaşayışlar görüldü. Haliyle önceden olmayan kimi uygulamalar onun döneminde hayata geçti ve onun bu uzun zamanda gerçekleştirdiği kararlar İslam devlet geleneğinin oluşmasında son derece etkili oldu. Hicri takvimin kabulü, nüfus sayımının yapılıp halkın maaşa bağlanması diye bilinen Divan Dairesi olayı, idaresini kolaylaştırmak amaçlı genişleyen toprakların vilayetlere ayrılıp oralara görevlilerin atanması, madeni para basımı, posta teşkilatını kurulması bunlara örnek olarak gösterilebilir. Gel gelelim modern zamanda açığa çıkan, daha doğrusu sesini iyice duyurmaya başlayan kimi cereyanlar Hz. Ömer'in bu ve kimi diğer uygulamalarını kendi ideolojileri uğruna kullanmaktan hiç imtina etmiyorlar. Onun uygulamalarını delil gösterip dinin hemen her ahkamında reform yapılabileceğini iddia ediyorlar. Onların ve onları takip edenlerin seslerinin çok çıkması haklı olduklarından değil, Hz. Peygamber (s.a.v) sünnetinin Kur'an'a mündemiç olduğuna inanan biz müminlerin gereğince ilim talep etmemesindendir demek vicdanlı kimseler için yanlış bir tespit olmasa gerek. Peki yukarıda bahsi geçen düşüncede olan kimseler neden kendi ideolojileri uğruna böyle yapıyorlar? Çünkü onlar ön kabul olarak yeniliği, mevcut olanı kökten değiştirmek hatta bırakmak olarak biliyor ve tarihi sürekli lineer bir şekilde yukarıya doğru ilerleyen bir süreç nevinden okuyorlar. Böylelikle sonra gelenin önce olandan muhakkak daha iyi olduğunu sanıyorlar. Bu amaçla da Hz. Ömer'in kimi uygulamalarını kendilerine hareket noktası olarak alıyorlar. Halbuki o asla ve asla sünnetten sapmamış ve sadece içinde yaşadığı dönemi değil, sonraki nesilleri de düşünüp ona göre hareket etmiştir. Fitnenin çıkmaması, ayrılıkların yaşanmaması, yetkin olmayana malzeme verilip kafaların karışmaması için kılı kırk yardı. Elbette buradan önceye kati surette mahkum olmak gerek anlamı çıkmıyor. Dikkat çekmeye çalıştığım husus, zihni faaliyetlerini Kur'an ve Sünnete değil de zamanın dayattıklarına yaslamanın hatalı olduğudur. Zira bu durumda Kur'an ve sünnet ile okuma yapılmıyor; Kur'an ve sünnet, zaman temelli bir okumaya tabii tutuluyor. Tabiri caizse söylenmek istenen zorla söylettiriliyor. Böylelikle önceleri hadislerin hepsi güvenilir değil diye olan tavır, sonradan hadisleri toptan inkara ve oradan da ayetlerin hükmünün geçtiğine kadar varıyor. Buradan da Sünnet ve Kur'an'ın ne derece birbirine bağlı olduğu da anlaşılıyor. Aşağıda maddeler halindeki hususlarla bahsi geçen ideolojinin ne denli hatalı ve yanlış noktalardan hareket ettiklerini kısaca belirtmeye çalıştım. Niyetim odur ki bunlar, Ebubekir Sifil hocanın bu muhteşem eserinin bir özeti mahiyetinde olsun. Ayrıca, kafasında soru işareti olan ve doğrusunu arayan kimseler için sahih bir rehberlik yapsın. • Hz. Ömer’in, Hz. Peygamber’in (s.a.v) vefat hastalığı sırasında “Bize Allah’ın Kitabı yeter” demesi yalıtılmış Kur’an anlayışına delil midir? Peşin hüküm vermeden önce Hz. Ömer’in Kur’an anlayışını göz önünde bulundurmak gerekir. Burada, yaşayan Kur’an olan Hz. Peygamber’in (s.a.v) daima yanında bulunanlardan birisi olan Hz. Ömer’in onun sünnetini yok sayacağı düşünülemez, aksine onun sünnetini Kur’an ile beraber tutar. Diğer yandan Kur’an’da yer alan Resul’e itaati, tabi olmayı emreden ve ona muhalefeti yasaklayan ayetleri de doğru anlamak gerek. Hz. Ömer’in mezkur sözünü bu ayetlerden bağımsız okumak hiç doğru olmaz. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse; “Kim Resul’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (aldırma), çünkü seni onlar üzerine muhafız göndermedik.” (4/en-Nisa,80) “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin ve amellerinizi iptal etmeyin.” (47/Muhammed,33) “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana ittiba edin ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (3/Al-i İmran,31) “Her kim, kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber’e muhalefet eder ve mü’minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu takip ettiği o yola sevk ederiz ve onu cehenneme daldırırız.” (4/en-Nisa,115) Ayrıca Hz. Ömer sadece Hz. Peygamber’in (s.a.v) sünnetine ittiba etmekle kalmıyor aynı zamanda “Bu ümmetin Peygamber’inden sonra en efdali” dediği Hz. Ebubekir’in uygulamalarını da dikkate alıyor. Hatta diğer alim sahabelerle daima istişarede bulunuyor ki belki önüne gelen durum hakkında kendisinin bilmediği bir sünnet vardır. Bu noktada onun Hz. Peygamber’in (s.a.v) dini uygulamalarından bağımsız amel etmesini düşünmek asla doğru değildir. Aşağıdaki rivayet değil sadece dini konularda, günlük işlerinde bile Hz. Peygamber’in fiillerine ne denli ehemmiyet verdiği göstermesi açısından çok önemlidir; “Abbas b. Abdilmuttalib’in (32/652) evinin bacasında yol üzerine akan bir oluk vardı. Bir Cuma günü Hz. Ömer (r.a) yeni elbisesini giymiş bir halde bu yoldan geçerken, Hz. Abbas (r.a)’ın evinde kesilen iki pilicin oluktan akan kanları Hz. Ömer (r.a)’in üstüne sıçradı. Sinirlenen Hz. Ömer (r.a), oluğun sökülmesini emretti. Olayı haber alan Hz. Abbas (r.a) Hz. Ömer (r.a)’e gelerek oluğun yerinin Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından tesbit edildiğini haber verince Hz. Ömer (r.a) Hz. Abbas (r.a)’tan, -merdiven vs. kullanmadan- sırtına çıkarak oluğu tekrar eski yerine koymasını istedi.” • Hz. Ömer hadislerin yazılmasına ve hatta rivayet edilmesine karşı çıktı mı? Yine tüm rivayet kaynakları müellif tarafından taranıyor ve konuyla ilgili bütün rivayetler belirtiyor. Hz. Ömer’in hadislerin yazılmasına olumlu bakmadığını gösteren iki adet rivayet mevcut. Bu rivayetler incelendiğinde görülüyor ki Hz. Ömer hadislerin yazıya geçirilmesini istiyor fakat bu konuda kimi endişeleri var. Bu endişelerin başında da hadislerin Kur’an’la karıştırılabileceği, Kur’an’ın ihmal edilebileceği ihtimali göze çarpıyor. Yoksa kendisi tümüyle menfi bir tutumda değil. Bunu hadislerin yazılması taraftarı olduğunu gösteren diğer rivayetlerden anlamak bir yana bizzat kendisi kılıcının kabzasında zekat ahkamını muhtevi bir belgeyi bulunduruyor. Bir diğer durumsa hadislerin yazımı konusunda istişare ettiği diğer sahabelerin müspet görüş bildirmesi bu konuda yasaklayıcı dini bir delilin olmadığına işarettir. Belki de bu konudaki en mühim nokta o dönemde Kur’an’ı ve Sünnet’i çok iyi bilen alim sahabelerin bolca bulunmasından ötürü hadislerin yazımına zaten gerek olmamasıdır. Genişleyen topraklarla birlikte oralara idare için tayin edilen alim sahabeler merkezle daima yazışma içinde olmuşlardır. Ayrıca o dönemde Kur’an-ı Kerim elde sadece tek bir nüsha mevcut. Hal böyleyken, hadisleri yazıya geçirip onların elden ele dolaşmasına yol açmak büyük ölçüde hafızların hıfzında olan Kur’an’ı şu veya bu şekilde ihmale uğratabilir. Yine alt alta yazılı olan bu hadisler onlardan nasıl hüküm istinbat edeceğini bilmeyen kimselerin eline geçebilir ki hafazanallah eski ümmetlerin başına gelenler bu ümmetin başına da gelebilirdi. • Hz. Ömer çok hadis rivayet eden sahabeleri hapsetti mi? Müellif konunun ehemmiyetine binaen –zira sahabenin hapsedilmesi bilaşek büyük bir olaydır- tüm rivayetleri ve onların ravilerini tek tek belirtiyor. Burada dikkati celb eden ilk durum rivayetlerin hemen her birinde hapsedildiği söylenen sahabeler farklılaşıyor. Haliyle bu, rivayetlerin kendi arasında bulunan büyük bir çelişkidir. Esas noktaysa rivayetlerin tümüne yakını tek bir ravi kanalıyla geliyor ki yukarıda belirtildiği üzere bu gibi ciddi bir konunun tek kişi tarafından nakledilmesi akıl alır bir iş değildir. Kaldı ki rivayetlerde geçen sahabeler müellifin dediği gibi zühdüyle ve ilmiyle öne çıkan simalardan müteşekkil. Diğer yandan, çok hadis rivayet ettiği için hapsedildiği söylenen bu isimlerden biri hariç hiçbirinin müksirundan –binin üzerinde hadis rivayet eden sahabiler- olmadığını belirtmekte de yarar var. Kısacası ilgili rivayetler hemen hemen tümüyle sıkıntılı. • Hz. Ömer’in kimi amelleri Hz. Peygamber’in (s.a.v) sünnetiyle çelişti mi? Bu konuda en çok gündeme gelenler olarak teravih namazının cemaatle kılınması ve müellefe-i kulub diye bilinen durum gösterilebilir. Denir ki teravih namazı Hz. Peygamber zamanında daima münferit kılındı, asla cemaatle kılınmadı. Halbuki rivayetlere bakıldığı zaman işin aslının öyle olmadığı gayet tabii görülebiliyor. Doğrusu Hz. Peygamber (s.a.v) bu namazı birkaç defa cemaate toplu olarak kıldırıyor fakat farz olur endişesiyle bunu devam ettirmiyor. Onun vefatıyla birlikte namazın farz olma ihtimali de ortadan kalktığı için Hz. Ömer teravih namazının toplu halde kılınmasını uygun görmüştür. Kaldı ki böylelikle mescid içinde birbirinden gayrı halde namaz kılan küçük cemaatler tek bir cemaat haline getirilmiş oldu. Diğer mevzu ise şöyle; Hz. Peygamber (s.a.v) kalpleri İslam’a ısınsın, kendilerinden dine herhangi bir zarar gelmesin diye müellefe-i kulub denen kimselere zekattan ve daha başka fonlardan hisse veriyordu. Bu uygulama Hz. Ebu Bekir zamanında da devam etti. Ayrıca müellefe-i kulub’dan olan iki kişi kendisinden kimi taleplerde bulundu ve bunlar ilk halife tarafından makul karşılandı. Lakin İslam’ın tüm Arap yarımadasına hakim olduğu ve artık o yukarıda bahsi geçen kimselerden zarar gelme ihtimalinin ortadan kalktığı bir dönemde Hz. Ömer o iki kişinin taleplerini onaylamadı. Kısaca illet ortadan kalktığı için uygulama da gerçekleştirilmedi. Bu durum Hz. Ömer’in sünnete muhalif davrandığını söylemek asla doğru olmaz. Zira kendisi müellefe-i kulub uygulamasını toptan kaldırmıyor. Yaptığı iş yıllardır bu fondan yararlandığı halde durumunda herhangi bir ilerleme olmayan, bu maddi yardımı bedavadan yaşamaya çeviren kimseleri bundan mahrum etmektir. Müellifin gözden kaçtığını belirttiği diğer noktaysa Hz. Ömer’in müellefe-i kulub’a karşı durduğu uygulamanın zekat fonundan gelen gelir değil, zekat dışı fonlardan elde edilen gelirin olduğudur. *** Ebubekir Sifil hocanın doktora tezi olan bu harika eseri elbette sadece yukarıdaki maddelerden müteşekkil değil. Ele aldığı her konunun aslını esasını akademik titizliğin yanında dini bir hassasiyetle de gösteriyor kendisi. İlgilisi bilir ki dini hassasiyeti artık pek görmüyoruz. Tekrar etmek gerekirse, son asırda ve bilakis günümüzde çokça dillendirilen konulardan birini "kaynak olarak sadece Kur'an yeter" teşkil ediyor. Elimizdeki eser, bu görüşü savunanların tez olarak ileri sürdükleri temel noktalardan olan Hz. Ömer'in (r.a) uygulamalarının aslında nasıl hatalı yahut eksik yorumlandığını gösteriyor. Bu konuda okuma yapmak isteyenler için mutlaka müracaat etmeleri gereken bir telif olduğunu ısrarla belirtmek isterim. Bereketli okumalar. (erhan)

--reklam--

Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Ebubekir Sifil - Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ebubekir Sifil Kimdir?

25.12.1960 tarihinde Kars’ın Sarıkamış ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve Ortaokulu Sarıkamış’ta, Lise’yi Kars İmam-Hatip Lisesi’nde okudu. 1978 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Enstitüsü’ne (şimdiki adıyla Eğitim Fakültesi) girdi.

1980 yılında bu okuldan ayrıldı ve aynı yıl Ankara Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’na (şimdiki adıyla İletişim Fakültesi) girdi. 1984-85 öğretim yılında bu okulun Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu.

1986 yılına kadar serbest çalıştı. Bu arada kısa bir süre bir özel şirkette Arapça mütercimlik yaptı.

Aralık-1986 – Nisan-1987 tarihlerini kapsayan askerlik dönüşü bir süre yine serbest çalıştıktan sonra 1989 yılından 1993 yılı sonuna kadar Türkiye Diyanet Vakfı’nda yayın editörlüğü yaptı.

1993-1996 arası Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde (Van) ve 1998-1999 arası Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde (Eskişehir) Araştırma Görevlisi olarak çalıştı; her iki görevinden de kendi isteğiyle ayrıldı.

Hadis Bilim Dalı’nda yaptığı Yüksek Lisansını (Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi) 1996, Doktorasını 2006 yılında bitirdi.

Halen Yalova Üniversitesi İslamî İlimler Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

1999-2000 arası Yeni Mesaj gazetesinde, 2000-2013 yılları arasında Millî Gazete‘de günlük yazılar yazdı.

Evli ve 3 çocuk babasıdır. Arapça ve İngilizce bilmektedir.

--reklam--

Ebubekir Sifil Kitapları - Eserleri

  • Ehl-i Sünnet Akaidi
  • Böyle Seslendiler
  • Çağdaş Dünyada İslami Duruş
  • Sana Din’den Sorarlar - Cilt 1
  • Hikemiyat
  • Nüzul-i İsa
  • Müslümanca Bir Hayat İçin
  • İdrak ve Tasdik
  • Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi
  • Modern Fetvalar Çağdaş Hurafeler
  • Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet
  • İslam ve Modern Çağ - Cilt 1
  • Sözü Müstakim Kılmak 1
  • İhya ve İnşa
  • İslamî Bilincin İhyası
  • İstikamet Yazıları -II. Cilt
  • Sözü Müstakim Kılmak 2
  • İslam ve Modern Çağ - Cilt 2
  • İslam ve Modern Çağ (3 Cilt)
  • İslam ve Modern Çağ - Cilt 3
  • Sana Din'den Sorarlar - Cilt 2
  • İstanbul Celseleri 1
  • İstikamet Yazıları -I. Cilt
  • Muvatta Nüshaları Muhteva Analizi
  • Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi - 1. Cilt

--reklam--

Ebubekir Sifil Alıntıları - Sözleri

  • Şîa Ehl-i Sünnet’ten “Kerbela’nın intikamı”nı almak için asırlardır kendilerini zincirlerle döverek içlerinde biriktirdikleri kin ve nefreti bugün mazlum Müslümanların üstüne boşaltıyor. (İstanbul Celseleri 1)
  • Geçmişte ulemanın, muhtelif zaman, biçim ve seviyelerde yaşanan travmaları teşhis ve tedavide benimsediği anlayış şuydu: Dini/toplumsal hayatta yozlaşmaya yol açan her oluşum, düşüncede, zihniyette, inanç ve icraatta bir "bid'at"ın revaç bulmasındandır. Hz. Peygamber (s.a.v.)'den ve Selef'ten tevarüs edilenlerle çelişen her anlayış "bid'at"tır ve Din'den bir unsuru devre dışı bırakarak onun yerini almıştır. (İslamî Bilincin İhyası)
  • Allah û Teâlâ'ya itaatin yolu, O'nun Resulüne itaatten geçmektedir ve Resule itaat olmadan Allah'a itaat olmaz. (Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet)
  • Ne olmuştur da şahitlik ve diğer meseleler,hayatı Allah'ın rızasına kavuşma hedefiyle ve "ahirete dönük" olarak yaşayan "geleneksel" kadın için değil de, "cebri bir ihtiyar"la niçin ve nasıl sekülerleştiğini fark edemeyen "modern" kadın için bir "problem" olmuştur? (İslam ve Modern Çağ - Cilt 2)
  • Evet, Ehl-i Beyti savunduğunu kabul etmiyoruz. Evet, Ehl-i Beyt adına hareket ettiklerini söylüyorlar, ama biz, Şîa’nın Ehl-i Beyt’i “savunduğuna” değil, “istismar ettiğini” söylüyoruz. (İstanbul Celseleri 1)
  • Varisi bulunduğumuz medeniyetin özellikleri, insanlığa neler kazandırdığı ve ortadan kalkmasıyla insanlığın neler kaybettiği, bırakalım yabancıları, bizim insanımız tarafından dahi yeterince idrak edilebilmiş değildir. Dolayısıyla elimizdeki her türlü imkânı seferber ederek öncelikle kendi insanımıza ve toplumumuza, ardından da insanlığa İslâm’ın diriltici soluğunu ulaştırmak için eğitimli insan yetiştirmenin üzerimize farz olduğunu unutmamalı. (Hikemiyat)
  • İlahî vahyi ideal biçimde anlamanın garanti edilebilir tek yolu, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ontik varlığı ile doğrudan ilişki içinde bulunmaktan geçmektedir. Şu hâlde klasik İslamî anlama yöntemleri ve daha genelde temel İslam bilimleri, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in "tarihsel kişiliği" ile değil, "ontik hakikati" ile irtibat hâlinde bulundukları için geçerliliğin ve doğruluğun/meşruluğun biricik adresidir. Bu temel gerçeğin gözden kaçırılması sebebiyle yeni anlama yöntemi arayışları, Kur'an'ın "tarihsel bir metin"e, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in de "tarihsel bir kişilik"e indirgeyerek seküler/profan bilim anlayışının "nesne"leri hâline dönüştürme eğiliminde olmakla maluldür. (İslamî Bilincin İhyası)
  • Talha Hakan Alp: ... Demek ki nüzûl-i İsâ'yı inkâr edenlerin veya bu konuda kuşkuya düşenlerin o zaman İslam tarihiyle Hristiyanlık ve Yahudilik tarihini birbirine karıştırma gibi bir net olamama durumları var. Yani Yahudilik ve Hristiyanlıktaki bazı aksaklıkları sonradan dine eklemlemeleri bizde de olabileceğine ihtimal veriyorlar ki böyle bir sapma içine düşebiliyorlar. (Sözü Müstakim Kılmak 1)
  • Yoksulun elinden tutulması İslam'ın emridir. (Sözü Müstakim Kılmak 2)
  • Hasılı günümüzde âlim olmak demek, eski alimlerin yazdıklarını öğrenmek demektir. Yani günümüzün alimleri, geçmiş ulemanın talebesi seviyesinde bile değil. Niyetimiz kimseyi karalamak ya da küçümsemek değil, ama vakıa bu. (Sözü Müstakim Kılmak 1)
  • "İnsanların, dünya işlerini yoluna koymak amacıyla dinlerinden terk ettikleri her nokta için Allah onların başına düzeltmek istedikleri o işten daha zararlısını getirir." Hz. Ali (Çağdaş Dünyada İslami Duruş)
  • "Mu'aviye, kapının halkası mesabesindedir.Onu yerinden oynatanı,ondan yukarıdakilere kasdetmekle itham ederiz." (Sana Din’den Sorarlar - Cilt 1)
  • Televizyonlardan ABD patentli aksiyon filmi gösterir gibi bütün dünyaya seyrettirilen bu "naklen vahşet" karşısında, yabancılaşma duygusu yaşamadan kaçımızın ağlayarak secdeye kapandığı ve dua ettiği meraka değer doğrusu... (İslam ve Modern Çağ (3 Cilt))
  • Modern dönem Müslümanlarının belki de en temel problemi şu: İçinde bulunduğumuz duruma nasıl geldiğimiz, niçin bu şartlarda yaşamak zorunda olduğumuz, dünyanın gidişatını tayin etme, ya da en azından etkileme konumuna gelebilmek için global ölçekte neler yapmamız gerektiği... gibi meselelere kafa yormak yerine, hasbelkader yaşamakta olduğumuz durumu Din’e onaylatarak rahatlamanın yollarını arıyoruz. Sanki Din bizi, ne halde bulunuyorsak o halde rahatlatmak ve her hal-u kârda tercihlerimizi onaylamak için gönderilmiş gibi, hayatımızı Din'e göre değil, Din'i hayatımıza göre ayarlamanın peşindeyiz sürekli. (İstikamet Yazıları -I. Cilt)
  • İslam dünyasının son ikiyüz yıldır "değerler" bağlamında yaşadığı aşınma ve çürüme, İslam'la ilişkimizi "hissederek yaşama" seviyesinden, "öğrenmeye çalışma" seviyesine indirgedi. Bu, meyvenin tadını posasından almaya çalışmak gibi bir şey. (İslam ve Modern Çağ (3 Cilt))
  • Acaba Modernizm'i üzerimizde bu denli etkili ve söz sahibi kılan, bizzat onun doğasında var olan kuvve/ler miydi, yoksa onunla muhatap olduğunda birden cin çarpmışa dönen ve "şu işi bir anlayalım" diyerek Modernizm'i sorgulamak yerine, bir "sevk-i tabii" ile dönüp kendi dinlerini ve tarihsel tecrübelerini "sorgulama" kolaycılığını seçen Müslümanlar'ın yaşadıkları özgüven bunalımı mıydı? (İslamî Bilincin İhyası)
  • Kur'an'ın vahiy olduğuna iman eden bir kimse, onun 'tarihsel' olduğunu düşünebilir mi? Tarihsellik tartışmalarının, köken itibariyle Batılı olduğunu ve İslam ile herhangi bir irtibatı bulunmadığını bilenler için bu sorunun cevabı açıktır. (İslam ve Modern Çağ - Cilt 2)
  • Allah Teala'nın hidayete erdirmesi, hidayeti elde etmek gibi bir problemi bulunanlar için söz konusudur. (İslamî Bilincin İhyası)
  • Ali bin Ebu Talib (r.a) dedi ki: "İnsanlara anlayacakları şeyler söyleyin, anlamadıklarını bırakın." (Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi)
  • Hz. Ömer önceleri parmakların diyetinin miktarı konusunda şöyle bir karar vermişti: Başparmak için 15, işaret parmağı için 10, orta parmak için 10, yüzük parmağı için 9 ve serçe parmağı için 6 deve. Ancak Hz. Peygamber sav.'in diyet miktarında parmaklar arasında herhangi bir farklılık gözetmediği ve bütün parmakların diyetini 10'ar deve olarak belirlediği rivayet edilmiştir. Kaynaklar, konuyla ilgili rivayetlerden haberdar olduktan sonra Hz. Ömer'in kendi içtihadını terk edip, hadisin bildirdiği hükmü aldığını bildirmektedir. (Hz. Ömer Ve Nebevi Sünnet)