Kitap Künyesi
Yazar: Cengiz Dağcı
Yayın Evi: Ötüken Neşriyat
İSBN: 9789754375299
Sayfa Sayısı: 221
--reklam--
İhtiyar Savaşçı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İki ay sürekli çalıştım öykü üzerinde, ve, bitirir bitirmez, bir tek cümlesini okumadan, müsveddesini toplayıp masamın en alttaki çekmece gözüne sakladım. Düşünmüyorum öykü üzerine. Kompoziayonundan, alışılmış öykü sınırları içinde kalıp kalmadığından emin değilim. Teknik yapısı dışında stili, sanatsal değeri üzerine de düşünmüyorum. Düşünmeye gerek duymuyorum. Ne ki, öyküyü yazdığım sürece, İhtiyar Savaşçı ve Melek Hanım'la birlikte, kendimin de bugünkü Gurzuf'a ve Kızıltaş'a döndüğümü, ötekiler gibi, kendimi de cenaze törenine katıldığımı ve ötekilerle birlikte Gurfuz'un anacaddesinden geçip bayırdaki eski mezarlığa girdiğimi hisseder gibi oluyorum. Öykünün değeri mi? Önemli değil. Bu kadarı yeter bana. (Cengiz Dağcı, Yansılar-3, Nisan 1989)
--reklam--
İhtiyar Savaşçı Alıntıları - Sözleri
- "Yaralara da ölümlere de en iyi derman zamandı."
- "Gece sonsuz değil.Her gecenin bir sabahı var. Bu gecenin de sabahı olacak."
- Sensiz hiç bir şey olamam, hiç bir şey yapapamam. Geceyi değistiremem sensiz ; yolumuzu , yükümüzü hafifletemem ; sensiz seni sevemem, çocuklarımızı güldüremem
- İyi ki hafızalı yaratmıştı Tanrı insanoğlunu ! Hatırasız yaşanamazdı.
- ‘Yurtsuz kalmaktansa öleyim daha iyi’ diye düşündü Savaşçı.
- Her gece frenledi tren bozkırda ve her gece ceset indirildi vagonlardan; demiryolu kenarına bıraktılar ölüleri. Canlılar seyreldi, bol bol yer açıldı vagonda...
- ... mutluluğun ve mutsuzluğun bilinmediği zamansız bir dünyaya götürüyordu onu tren .
- Gün ışığı eksilmesin penceremden ...
- Dağcı'nın ikinci romanını okuyorum bir çiftçi çocuğu olarak toprağın vatanın önemini daha çok anımsıyor sayıyorum kendimi okurken orada oluyorum sanki ; Okuyucuyu içine çeken bir anlatım tarzı sürekli heyecanı üst seviyede tutuyor ... Savaşa giden Savaşçı bir gece Kırım'a döndüğünde karşılaştığı manzara kendisini şoka sokuyor. Savaşa giden de aynı kalmıyor bunu biliyoruz fakat geride kalanlar da bıraktığımız gibi kalmayabiliyor savaş bir kara delik gibi adeta sevinci, umudu, yılları, geride kalanları, savaşa gidenleri içine çekiyor.. Köyünü yağmalanmış ve etrafta bir mezar dahi çok görülmüş ölüler ... Fakat Savaşçıya yaşama da tutan bir kadın Melek hanım...yok olan hayatlardan bir aile ortaya çıkarması ayrıca kadının değerini ortaya koyuyor ... Sonrasında sürgün hayatı ... Ata yurdunda ölme oraya gömülme isteği ... Bir çırpıda okuna bilecek bir roman tavsiye ederim .
- Benim köyümün ismi vardı. Yalnız köyümün değil, köyümün deresinin, çayırının, kayalarının, tepelerinin, çeşmelerinin, camilerinin de isimleri vardı. Buranın bir ismi yok mu? Var! dedi adam. "Burası Sürgünyeri."
- Beklemeyle geçiyor günler. Her geçen günle az daha sönüyor umut.
- Yurdun uzağında yaşamın güzelliği olmaz...
- Ölüm bir devedir, her eşiğe konar.
- Ben başka bir yerde değil, içimde öleceğim.
--reklam--
İhtiyar Savaşçı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İhtiyar Savaşçı: Sen ihtiyar savaşçı ; kitaba başlamadan önce bende bir gençtim ama kitabın son sayfasında yetmişini aşmış ,kamburu çıkmış bir ihtiyar oldum.O bunalım cümleleri ,o hayat arayışı hele hele o dut ağacı .... Tek isteği kendi vatanında ölmek ve gömülebilmek .Bu hiçte kolay olmayacaktır .. (GÖKHAN YİĞİT)
Dağcı'yı okurken, Aytmatov'u okuduğumda hissettiklerimi hissediyorum. Nasıl oluyor da her kitabında savaşı, sürgünü, acıyı, hüznü, kederi, hasreti her seferinde anlatacak o kadar kelime bulabiliyorlardı? Nasıl oluyordu da her seferinde farklı kelimelerle aynı duyguları hissettirebiliyorlardı? Kitaptaki gonderi/62299239 gonderi/63317965 bu iki alıntıyı ve 151. sayfada 'Kırkbeş Yıl Boyunca Kırımsız Yaşadı Diye Gözlerini Hayata Kırım'ın Uzağında Yumacağını mı Sandılardı?' başlığını okuyunca aslında Dağcı'nın ömrü boyunca tek isteğinin, kendi için tek temennisinin gözlerini hayata Kırım'da yummak olduğunu hissettim. Bunu daha önceki kitaplarından birinde de hissetmiştim. Çünkü Dağcı, kitaplarında karakterlerinin ağzından hep bunlara değinirdi. Ancak kendi yazgısında kaleme aldığı karakterler gibi şanslı olamayıp gözlerini hayata sürgün(yerin)de kapatsa da, aslında yaşadığı yerde dahi hep Kırım'ı gördüğü için, hep içinde Kırım'ı canlı tuttuğu için, hiç unutmadığı için ben kendisinin sürgünde, Kırım'ın uzağında öldüğünü düşünmüyorum! O ömrü boyunca fiziken Kırım'da olmasa bile, ruhen hep Kırım'la yaşadı ve Kırım'la öldü. Belki çok acılar çekti, çok hasretlik çekti vatanına ama o yazmamış ya da bu kitapların hiçbirini kaleme alamadan hayata gözlerini yummuş olsaydı, biz bu acılardan bihaber olacaktık. Belki bencilce bulanlar olacak üstteki cümlemi ama ezcümle demek istediğim bunca acıyı yaşamış maalesef, ancak bunların hissettirdiklerini iyi ki sadece kendine saklamamış da kaleme almış ve iyi ki de okumuşuz. gonderi/62300120 Bu alıntıya ait satırlarda; bunları yazarken gurbette, vatan hasreti çeken insanların hissettiklerini, kendi hissettiklerini, vatanlarını yüreklerinde nasıl yaşattıklarının tasvirini yapıyor âdeta Cengiz Dağcı. Kitabın arka kapağında "... öyküyü yazdığım sürece, ihtiyar Savaşçı ve Melek Hanım'la birlikte, kendimin de bugünkü Gurzuf'a ve Kızıltaş'a döndüğümü, ötekiler gibi, kendimin de cenaze törenine katıldığımı, ve ötekilerle birlikte Gurzuf'un anacaddesinden geçip bayırdaki eski mezarlığa girdiğimi hisseder gibi oluyorum. Öykünün değeri mi? Önemli değil. Bu kadarı yeter bana." yazıyor. Bu ifadeler, Dağcı'nın kitaplarını okurken sıklıkla aklıma gelen "... acaba Dağcı da böyle mi hissediyor, acaba bunları o da yaşadı mı?" düşüncelerimin cevabı niteliğinde benim için. --------------------------------------------------------------------------------- * Kitapları sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bu kısım ipucu (spoiler, süprizbozan, tatkaçıran) içerir. Kitabı henüz okumayanlar lütfen bu kısmı atlasın. Kitap, 1 yıl askerlik ve talim, sonrasında ise 4 yıl süren savaşın ardından yurduna dönen Savaşçı'nın dönüş yolunda köyünde karşılaştıkları ile başlar. Dönüş yolunda yollarda ölüler görür Savaşçı. Evler boşaltılmış, talan edilmiştir. Bir yerde oturup olanları düşünürken Melek hanımla karşılaşır. Melek hanım köydeki 33 çocuğu yanına almış telgraf binasının önünde toplamıştır. Savaşçı'yı görünce yanına gider, onunla çok konuşmadan da olsa birbirlerine yoldaş olurar o vakitten sonra. Melek hanım çocukların yanına götürür Savaşçı'yı. Çocuklar Melek hanım ve Savaşçı'nın etrafına doluşur. Sonra kamyonlar gelir. Kamyonlara doluşurlar zorla. Birkaç gece süren yolculuktan sonra pencerelerine tahtalar çakılmış yük treniyle sürgün edilirler. Savaşçı 32, Melek hanım 28 yaşlarındadır. Savaşçı, Melek hanım ve çocukların olduğu vagona birkaç kişi daha eklenir, yaşlı bir dede ve torunu da. Bu günler süren yolculuk sırasında vagona aldıkları dede ve birkaç kişi dışında çocuklardan 13'ü ölür. Ölenleri tren durduğunda indirip yola devam ederlar. Sonrasında çocuklardan 4'ü daha ölür. Nihayet yolculuk bittiğinde hiç bilmedikleri bir yere Özbekistan Sovyet Cumhuriyeti'nin Taşkent şehrindeki bir bölgeye getirilirler. Ama kitap boyunca burası onlar için Taşkent değil, Sürgünyeri. Kitabın sonlarında adı geçmektedir. Sürgünyerine geldiklerinde sağ kalan 16 çocuğa; 15 kız, 12 oğlan daha eklenir. Kendilerine küçük bir ev(!) verilir. Vagonda kendileriyle gelen çocuklardan 14'ü Sürgünyerindeki öksüzler yurduna verilir. Yanlarında kalan adları Ayşe ve Memet olan iki çocuğa; Numüne ve Atik isimlerini eklerler. Melek Hanım ve Savaşçı'nın yıllar içinde Alim, Alimcan, Alimgir ve Alimseyit adında dört çocuğu olur. Yıllar geçer Sürgünyeri'nde çocukları büyür, okuyor, güzel yerlere gelir. Atik ve Numüne de evlenir. Kitapta Savaşçı'nın yaşlılık dönemleri anlatılmaktadır. Savaşçı, yılların yorgunluğu ve yurt hasretinin üzüntüsüyle kalp rahatsızlığıyla baş etmeye çalışmaktadır. Günlerini Sürgünyeri'ndeki ağacın altındaki peykede geçirir, karşıki dağlara bakarak. Savaşçı'nın derin üzüntüsünü hisseden Melek hanım oğullarından Alimcan'a artık babasının sona yaklaştığını bu yaz Kırım'ı görmezse, hayata Kırım'ı görmeden gözlerini yumacağını söyler. Dönemin siyasi iklimi sebebiyle Kırım'a gitmek o kadar kolay değildir, ancak babasının isteğini yerine getirmek için hazırlıklara başlarlar. Birkaç ay sonra sürgünden 45 yıl sonra, yani Savaşçı 77 yaşındayken Kırım'a giderler. Kırım'dan 45 yıl önce bir sürgün treniyle ayrılan Savaşçı yine trenle oraya gitmek ister. Hastalığı sebebiyle bu zor olsa da babasını inadından vazgeçiremez ve kabul eder Alimcan. Tren yolculuğu iki gün iki gece sürer. Akmescit'in 20 km ilerisinde olan Beşterek'e giderler Atik ve Numüne'nin yanına. Atik ve Numüne de 7 yıl önce gitmişler Kırım'a. Sürgün edildiklerinde yaklaşık 15 yaşlarında olan Atik ve Numüne'yse artık 60 yaşına yakındırlar. Torun torbaya karışmıştır artık Atik ve Numüne de. İhtiyar Savaşçı ve Melek hanım büyük bir coşkuyla karşılanırlar. Bir gece dinlendikten sonra Gurzuf yolunu tutarak köylerine giderler. Yalnız, Memişin Deresine varmadan Savaşçı yola yürüyerek devam etmek ister. Öyle de yapar. Melek hanım, Atik ve Alimcan kendisini arabayla ileride bekleyeceklerini söyleyip ayrılırlar oradan. Memişin Deresinin yolunda fenalaşır Savaşçı. Ancak güçlükle de olsa ilacını aldıktan sonra rahatlamıştır. Biraz yürüdükten sonra köyünde -sanki her şeyi film çeker gibi zihnine kaydetmek istercesine etrafına baktıktan sonra- ağacın dibinde son nefesini verir. Onu bulan yakınları bu sonu tahmin etmiştir. Atik hemen cenazenin Gurzuf mezarlığına defni için çalışmalara başlar. Ancak bu kolay olmayacaktır. Oradan oraya sürüklenirler. Bunu duyanlar protesto yürüyüşü düzenlerler. Nihayet gerekli izinler alınır ve Savaşçı, Gurzuf mezarlığına defnedilir. Melek hanım Sürgünyeri'ne döner bir süre sonra ancak iyice hayat ışığı sönmüştür gözlerinde. Savaşçı'nın ölümünden iki yıl sonra, bir gün evinde kriz geçirir ve onu Gülnara hanım bulur evinde. Hemen oğluna haber verir. Alimcan gelir ve annesini hastaneye götürür. Kriz sonrası sol kolunu hareket ettirememektedir Melek hanım. Atik, Melek hanımın durumunu gördüğünde onu orada bırakmaya gönlü razı gelmez. Onu Beşterek'e götürür. Orda Atik'in eşi bakar Melek hanıma. Melek hanımın durumu bir hafta sonra kötüleşir. Doktor hastaneye yatması gerektiğini söyler ancak Melek hanım bu öneriyi reddeder. Kısa bir süre sonra Melek hanım yatağında vefat eder. Onun için de Gurzuf'ta cenazesinin defin işlemlerini Atik yürütür. Bu sefer o kadar zor olmaz. Gurzuf mezarlığına Savaşçı'nın yanıma defnedilir Melek hanım. Bundan sonra "Öykü Yerine" başlığıyla kitabın son bölümü çıkıyor karşımıza. Burada Melek hanımın ölümü sonrası dostu ve komşusu Gülnara hanımın hayatından bahsedilir. Gülnara hanım Savasçı ve Melek hanımın vefatindan sonra oldukça çökmüştür. Sürgünün üzerinden elli yıl geçmiştir. Bir gün Savaşçı'nın evinin kapısının önünde bir araba görür Gülnara hanım ancak üzerinde durmaz. Çünkü boş kalan evlere birileri yerleşmektedir o günlerde. Onlardan biri olduğunu düşünür. Oysa gelen Atik'tir. Evin satışıyla ilgili işlemler için gelmiştir. Gülnara hanımın evine de gelir. Onu böylesine çökmüş bir halde görünce üzülür. Kendisini Kırım'a götürmek istediğini söyler bir süre sonra. Ancak bunu çok istese de kocası Seyit-Veli'nin mezarı Sürgünyeri'nde olduğu için kabul etmez Gülnara hanım. Zaten kendisi için vaktin yanaştığını düşünmektedir. Bu yüzden kendilerine zahmet vermek istememektedir. Ancak Atik'in 'Kırım'ın dirilerinin yanı sıra artık ölülerinin mezarlarına da ihtiyacı olduğunu' söylemesi üzerine Kırım'a dönmeye karar verir. Ertesi gün kocasının mezarı başına gidip bu kararını söyler. Ona Kırım'ın toprağını getireceğini ve toprağı mezarı üstüne koyacağını söyleyerek evine döner. Evi önünde Atik'i görür ve beraber eve dönerler. Kitap da böylece sona erer. ----------------------------------------------------------------- Bu kitabı okurken sonlarına doğru uzun bir mola verdim. Dikkatim oldukça dağınıktı. Daha sonra tekrar okumaya karar verdiğimde baştan başladım okumaya. Bitmesin istemiştim bu kitap. Aynı yerleri tekrar okusam da keyif aldım. Okurken aklımda hep aynı melodi... Biz Kırım'da Çıkanda türküsü çaldı durdu zihnimde. Ne zaman kitabı elime alsam bu türkü çalıyor zihnimde, hele o sürgün trenlerinden bahsettiği yerlerde! Dağcı'nın bu romanıyla sanki o 'Kara Mayıs' dedikleri gecenin belgeselini çektim zihnimde. O kadar gerçekçi bir şekilde yazılmış ki!.. Etkilenmemek elde değil. Kitabı okurken neler neler geçti aklımdan da, şimdilik aklıma bu kadar geliyor. Ben bu kitabı çok sevdim. Adanmış bir hayat okumak isteyen herkese de tavsiye ederim. Keyifle okumalar... ** Yukarıda bahsettiğim Biz Kırım'dan Çıkanda türküsünün bağlantısını paylaşıyorum. Keyifle dinlemeler... https://youtu.be/W_okjn_Vv2M (RT)
Hazır bu ara hızını almış bir okuma ve inceleme enerjisine sahipken Cengiz Dağcı ve "ihtiyar savaşçı " üzerine iki kelam etmeden geçmek istemedim .. #SPOİLER Eğer Cengiz Dağcının toprak özlemini ve ne olursa olsun o toprağa dönmek hasretini bilmiyorsanız bu roman size boş gelecektir .. Kırım ve kırım Türkleri "tatarları" hakkında bir bilginiz yoksa .. Sürgün kelimesinin anlamını bilmiyorsanız zaten __okumayın _ Dağcı ihtiyar bir savaşçı olarak köyüne döner .. bizde ay ışığı altında yaprakların arasından köy ışıklarına bakarız ..özlem vardır ,hasret vardır kavuşmak heyecanı vardır içimizde .. Ama kader kuralları yazılmamış bir oyundur ki ..köy kurşuna dizilmiş ,insanlar ağaçlara asılmış ..bir yıkım senaryosu oynanmış ve bitmiştir ... Sovyet devleti ve Kırım sürgünü yıllarında sağ kalan çocuklar ve Melek hanım ile tren vagonlarından , ölülerinizi eksilte eksilte sürgün bölgesine gönderirler sizi .. Kitap bu sürgün bölgesinde yeniden bir hayat bulma ve 45 yıl gibi uzun bir süre sonra tekrar toprağına yüz sürebilmek hatta toprağında ölmek adına bir yaşam hikayesi barındırıyor. . "Orada ölüleriniz bile bize lazım " denir neden ?? Çünkü siz bu toprağın gerçek sahiplerisiniz. .. Dedelerin bu mirasını değişen sovyet toplumunda torunlar ele alır ..çünkü onlara hiç bir zaman "unutma" alternatifi sunulmaz. .. bir toprak ve vatandaşlık davası vardır .. çadırlar kurularak pankartlar asılarak bu genç nesil öz vatanına sahip çıkacaktır .. "Sovyet vatandaşı "olduk dedikleri gün acaba iyi bir gün müydü? ..diye düşünüyorum hâlâ. . Sürgünden önce ne vatandaşıydılar ki ..bu acılara maruz kaldılar . Politikanın ve savaşın laneti vatandaşları mı ? Cengiz Dağcı Gurfuz doğumludur ve hikaye de burada geçer. .ne yazikki ihtiyar savaşçı gibi gurfuzda değil Londrada ölür. .son hasret yazılarını burada mutsuz yazar ,yalnız yazar,yazmaktan tükendiği anlarda bile "yansılar" yazar .. Tek sevindirici olan yaşarken değilse bile öldükten sonra Çok sevdiği toprağı Kırım 'a Kızıltaş köyüne defnedilmesidir .. Keşke ölmeden son bir kez daha görebilseydi ,son nefesini Londra pusunda değil de Gurzuf'un deniz kenarında alabilseydi ... Sevgi ve saygıyla andım .. Iyi okumalar .. (Ebru Ince)
--reklam--
İhtiyar Savaşçı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cengiz Dağcı - İhtiyar Savaşçı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İhtiyar Savaşçı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cengiz Dağcı Kimdir?
9 Mart 1919 tarihinde Kırım'ın Yalta şehrinin Gurzuf köyünde doğar. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçer. İlkokulu köyünde, ortaokulu Akmescit'te bitirir. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıkar. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düşer. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığınır. 1946'da Londra'ya yerleşir. İngiltere'deki hayatı da hiç kolay olmaz; bir taraftan yazarken en vasıfsız ve ağır işlerde çalışmak zorunda kalır.
"Türkçe bana anamın konuştuğu dil" diyerek yazı dili olarak Türkçeyi kabul eder. Türkiye Türkçesindeki ilk kitabı 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından yayınlanan Korkunç Yıllar'dır. Yaşar Nabi ile mektuplaşarak tanışan Dağcı, eserlerini de posta yolu ile gönderir. Soğuk savaş şartlarının siyasi etkilerinin hissedilmesi, Sovyetler Birliği'nin sol entelijansiya ile kurduğu ilişkiler ve fikir hayatımızdaki çatlamalar yazarı yalnızlaştırmak üzereyken, Ötüken Yayınevi ile tanışır. Ötüken Yayınevi vasıtasıyla yirmiden fazla kitabı Türk okuyucusuyla buluşturur.
Dağcı Türk edebiyatının büyük yazarları arasındadır. Romanlarında Kırım Türklerinin yaşadığı acıları hüzünlü ama berrak bir üslupla aksettirir. Kitapları yıllarca elden ele dolaşır. Kırımla olan ilgisini hiçbir zaman koparmaz ve Kırım Türklerinin vatanlarına dönüşlerini anlatmayı ihmal etmez. Hatıralarında "Ben yalnızca Kırım'ın yazarı değilim ama Kırım'ın faciasını bütün gerçeği ve içtenliğiyle yalnız ben yazabilirdim" der. Hayatının son yıllarında içerisinde bulunduğu muhitteki karakterleri ele alan hikayeler de yazar.
En büyük destekçisi savaş sırasında Polonya'da tanıştığı ve 1998 yılında kaybettiği kıymetli eşi Regina Hanım olur. Aralarında Yazarlar Birliği'nin ve İlesam'ın yılın yazarı, Türk Ocakları'nın üstün hizmet ödülü de olmak üzere sayısız ödül alır. En son 21.03.2011 tarihinde Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü tarafından düzenlenen "Türk Dünyasında Zirve Şahsiyetler: Cengiz Dağcı" sempozyumuyla yazarlık macerası ele alındı.
Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011 Perşembe günü saat 12.30 sularında Sauthfields'teki evinde vefat etti. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun girişimleri ile Türkiye'den katılan kalabalık bir topluluk tarafından, 2 Ekim 2011 Pazar günü 69 yıldır görmediği Yalta'ya bağlı Kızıltaş köyünde toprağa verildi. Yazar böylece ebedi uykusunu doğduğu topraklarda uyumak imkânına kavuştu.
--reklam--
Cengiz Dağcı Kitapları - Eserleri
- Onlar da İnsandı
- Korkunç Yıllar
- Yurdunu Kaybeden Adam
- O Topraklar Bizimdi
- Badem Dalına Asılı Bebekler
- Dönüş
- Ölüm ve Korku Günleri
- Genç Temuçin
- Regina
- Üşüyen Sokak
- İhtiyar Savaşçı
- Yoldaşlar
- Anneme Mektuplar
- Benim Gibi Biri
- Biz Beraber Geçtik Bu Yolu
- Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan
- Yansılar 2
- Bay Markus Burtonun Köpeği
- Yansılar 1
- Ben ve İçimdeki Ben
- Yansılar 3
- Hatıralarda Cengiz Dağcı
- Yansılar 4
- Oy Markus Oy
- Bay John Marple'in Son Yolculuğu
- Haluk'un Defterinden ve Londra Mektupları
--reklam--
Cengiz Dağcı Alıntıları - Sözleri
- Teyze, ben Ramila’yı tanımadan önce de; gördüğüm, düşündüğüm, yaşamış olduğum her şey Ramila’yla ilgiliydi sanırım. (Biz Beraber Geçtik Bu Yolu)
- 'Hoştu akşamlar; akşamlarda insanları kendine çeken, dertleri, yorgunlukları, kasvetleri unutturan bir kuvvet, tatlı bir boşluk vardı; akşamlar gecenin gözleri gibiydi; her yeri görüyor, her yere uzanıyor, her yere dalıyorlardı.' (Onlar da İnsandı)
- Gidip ırmağın kıyısındaki taşa oturdum, cebimden üzerinde şiirlerim yazılı iki tabaka kağıdı çıkarıp iki kayık yaptım. (Anneme Mektuplar)
- -Ama siz ağacı budamıyorsunuz, Selim! Topraktan çıkarıyorsunuz, kökünden kesiyorsunuz. Sen bunu görmüyor anlamıyor musun? Binlerce yıllardan beri bu Toprak da büyümüş, bu toprağa kök salmış ağacı topraktan çıkarıyor, kesiyor, paramparça ediyorsunuz! (O Topraklar Bizimdi)
- Ramila… Biz beraber geçtik bu yolu. Yolun ucunda kurduğumuz sığınağımızın içerisinde biz beraber bekleyeceğiz sonu. (Biz Beraber Geçtik Bu Yolu)
- Gözlerinden belliydi, büyük bir kalbi vardı onun. (O Topraklar Bizimdi)
- Tanrım! Benim halkım nerelerde bırakmadı evlatlarını! .... Yel eskende sallanır ağaç dalları Bizim için haram oldu Kırım yolları (Hatıralarda Cengiz Dağcı)
- Ben, benden başka bir ben daha taşıyorum kendi içimde. (Yansılar 2)
- Yurt dediğin en derin aşklardan güçlü... (Regina)
- Her kazancın bir zararı vardır. (Onlar da İnsandı)
- Tanrı gelir insana yardıma daima. (Onlar da İnsandı)
- Hayatta sığınacak tek yerim varsa o da "Hâtıralardır" (VE) (Yurdunu Kaybeden Adam)
- “Hayatta sığınacak tek yerim varsa o da hatıralardır.” (Yurdunu Kaybeden Adam)
- Elli yıldır gönlümü sevindiren, yüreğimi acıtan; bazı gecelerde, elimde kalem, masamın başında otururken beni ağlatan Kırım. Bir yara oldu Kırım benim için. Durmadan kanayan bir yara oldu. (Hatıralarda Cengiz Dağcı)
- Nereye gitse hayat ona sırtını çeviriyordu. Nereye gitse hayat onun için anlamsızlaşıyordu. (O Topraklar Bizimdi)
- Ölüyü tentenin altına yatırmış, sırtına temiz giysiler giydirmiş; saçlarını da bir güzel taramışlar. Oysa kendileri canlıyken renksiz, pis, âdeta ölü bir hayat yaşadıklarından haberleri yok. (Üşüyen Sokak)
- Tanrım! N'olursun, dünyaya çocuk vermek isteyen ana babayı sen kendi mihrabının önüne çağır; hayatın ne olduğunu onlara anlat. Herşeyden önce onlara hayatın ne olduğunu duyur, Tanrım! (Ölüm ve Korku Günleri)
- Ok yayda iken tehlikelidir, Kargun! Oksuz yayla nitersin? Hiç. (Genç Temuçin)
- ... ölüyorduk en mutlu ölümlerle. (Anneme Mektuplar)
- Bugünü nasılsa atlatırım. Ama yarın… (Üşüyen Sokak)
Yorumlar
0 yorum