Kitap Künyesi
Yazar: Erich Fromm
Çevirmen: Şükrü Alpagut
Orijinal Adı: The Anatomy Of Human Destructiveness
Yayın Evi: Payel Yayınları
İSBN: 9789753880503
Sayfa Sayısı: 335
--reklam--
İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu İnceleme ruhçözümsel kuruma ilişkin kapsamlı bir çalışmanın birinci cildidir. İşte saldırganlık ve yıkıcılığın incelenmesiyle başladım. Çünkü dünyayı kaplayan yıkıcılık dalgası nedeniyle bu konu, ruhçözümlemenin temel kuramsal sorunlarından birisi olmasının yanı sıra, pratikte bizi en yakından ilgilendiren konulardan da birisi olmaktadır.
--reklam--
İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri Alıntıları - Sözleri
- İnsan evcilleştirilebilir ama tedavi edilemez
- Karşıdaki kişiyi<
> yapmanın başka yolu, onunla bütün duygusal bağı kesmektir. - Savunucu saldırganlığın amacı yıkım susuzluğu değil, yaşamın korunmasıdır.
- (...) zalimlik ve yıkıcılık, insan türüne özgüdür: kalıtımsal olarak programlanmamıştır ve biyolojik olarak uyarlanamaz; hiçbir amacı yoktur ve doyurulması yoğun şehvetle olasıdır.
- Hiçbir önderin ya da hükümetin halkın istencini egemenlik altına alma niyetlerini açık açık belirtmedikleri bir gerçektir; bunlar, eskilerin karşıtı gibi görünen yeni sözcükler kullanma eğilimindedirler. Hiçbir diktatör kendisini diktatör olarak adlandırmaz ve her sistem halkın istencini dile getirdiğini öne sürer. Öte yandan, «hür dünya»ülkelerinde, eğitim, çalışma yaşamı ve politika alanlarında açık otoritenin yerini «anonim otorite» ve yönetim almıştır.
- Ne yazık ki, insanın işbirliği ve paylaşma geçmişi, uygarlık tarihinin ortaya koyduğu üzere, pek parlak değildir.
- Hakikat, her zaman yürürlükteki duruma yönelik bir tehdittir.
- "...Bettleheim, orta sınıfın ortalama üyesinin kimlik ve özsaygı duygusunun derinlemesine bir çözümlesini yapmaktadır burada: onun toplumsal konumu, saygınlığı, buyurma gücü, özsaygısının dayandığı direklerdir. Eğer bu direkler çekilip alınırsa, moral yönünden patlamış bir balon gibi söner o."
- İnsan, gelecekteki gerçek tehlikeleri önceden görme yeteneğine sahip olmakla kalmaz; önderleri tarafından gerçekte var olmayan tehlikeler görmeye ikna edilebilme ve koşullandınlabilme özelliğine de sahiptir. Örneğin modern savaşların çoğu, bu tip sistemli propagandayla hazırlanmıştır; halk önderleri tarafından saldırıya uğrama ve yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna inandırılmış, böylece de tehdit eden uluslara karşı nefret tepkileri kışkırtıİmıştır. Çoğu kez hiçbir tehdit var olmamıştır.
- Modern kitle insanı, bir kalabalığın parçası olsa bile, yalıtlanmış ve yalnızdır; başkalarıyla paylaşabileceği hiçbir inancı yoktur; iletişim araçlarından edindiği yalnızca sloganlar ve ideolojilerdir.Bu insan, çoğu kez aynı zamanda uzlaşmaz nitelikte de olsa, yalnız ortak çıkarların ve cüzdan bağının bir arada tuttuğu bir birey haline gelmiştir.
- Hitler bir kumarcıydı;kendi yaşamıyla olduğu kadar tüm Almanların yaşamıyla da kumar oynadı... Hitler her zaman istediği şeyi elde etmişti:Güç sahibi olmuş, nefretini ve yıkım açlığını doyurmuştu. Yenilmiş olması, bu doyumu ondan geri alamazdı. Büyüklük delisi ve yıkıcı, gerçekte KAYBETMEMİŞTİ. Kaybedenler, savaş alanında ölmeyi en hafif acı gibi gören milyonlarca insandı...
- İnsan, öteki hayvanları avlamaktan haz duyar. Dikkatli eğitim doğal dürtüleri gizlemedikçe, insanlar avlamaktan ve öldürmekten hoşlanırlar.
- Sözcüklerin çok önemli olduklarına inanıyorum ama şuna da inanıyorum ki, sözcükler putlaştırılmamalı ve sözcüklere, açıkladıkları düşüncelerden daha büyük ilgi gösterilmemeli.
- Fransız Devrimi'nden beri, meslekten askerlerden oluşan nispeten küçük ordulardan ziyade büyük yurttaş ordularının ortaya çıkmasıyla birlikte, sanayi daha ucuz hammadde, daha ucuz emek ya da yeni pazarlar istediği için halka öldürmesini ve ölmesini söylemek bir ulusun önderi için kolay değildir. Savaş, böylesi amaçlar dile getirilerek haklı çıkarılmaya çalışılsaydı, savaşa katılmaya yalnızca bir azınlık istekli olurdu. Öte yandan, bir hükümet, halkı tehdit edilmekte olduğuna inandırabilirse, tehdide karşı olağan biyolojik tepki harekete geçer. Buna ek olarak, dıştan tehdit geldiğine ilişkin bu tahminler çoğu kez kendi kendini gerçekleştirir niteliktedir: saldırgan devlet, savaşa hazırlanarak, saldırılmak üzere olan devleti de hazırlık yapmaya zorlar, böylelikle de öne sürdüğü tehdidin kanıtı sağlanmış olur.
--reklam--
İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabın başlangıcında Fromm saldırganlık kavramının farklı koşullar altında, sebeplerine ve kökenlerine bağlı olarak farklı anlamlara gelebileceğini belirterek hangi terimi hangi anlamda kullacağını belirterek olası bir anlam karmaşasının önüne geçmiş. İlk kısımda İnsan saldırganlığını açıklamaya yönelik olarak ortaya konulan iç güdücü ve davranışcı kuramı vermiş. İçgüdücü kurama göre insan saldırganlığının ve yıkıcılığın nedeni kontrol edemediğimiz iç güdülerimiz. Davranışçı kurama göre ise koşullanma. Her iki kuramın da kendi içinde pek çok sıkıntısı ve göze çarpan yanlışlığı var ve yazar da bunlara dikkat çekmiş. Saldırganlığın farklı değişkenlerin( zaman, kalabalıklaşma, teknoloji v.s) mevcut olduğu durumlarda nasıl ve ne kadar ortaya çıktığını kıyaslama yaparak incelemiş. En çok göze çarpan değişkenlerden biri tutsaklık. “ hayvanlar arasındaki, özellikle de primatlar arasındaki saldırganlığı incelerken, bunların kendi yaşam çevrenleri içinde yaşarken gösterdikleri davranışlar ile tutsaklık koşulları altındaki, yani esas olarak hayvanat bahçelerindeki davranışları arasında bir ayırım yaparak işe başlamak önemlidir. gözlemlerin ortaya koyduğuna göre, yaban ortamı içindeki primatlar çok az saldırganlık gösterirler, oysa hayvanat bahçesindeki primatlar aşırı bir yıkıcılık ortaya koyarlar.” Bu ayırım, tutsaklığa fizikselliğin ötesinde baktığınızda insan saldırganlığının anlaşılması açısından da önemli bir nokta ve ilkel toplumlarda saldırganlık neden şimdiye göre daha azdı sorusunun da cevabı gibi gözüküyor. Saldırganlığa Ruhçözümsel yaklaşım başlığı altında Freud’un bilinçsiz süreçleri keşfini irdelemiş. Fromm’un devrimci olarak adlandırdığı bu keşif bilinçsiz arzuların örtüsü olduğu sürece iyi niyetin hiçbir anlam taşımadığını göstermiştir; bilinçli olarak iyi olduğunu ‘kastetmenin’ yeterli olmadığını ortaya koyarak ‘dürüst’ görünümlü dürüstlükten yoksunluğun maskesini indirmiştir. “Dinamik karakter kavramının bilinçsiz süreçleri ortaya çıkarması köklü bir buluştu çünkü insan davranışının kökenlerine iniyordu. Bu buluş huzursuz ediciydi çünkü artık hiç kimse iyi niyetlerinin arkasına saklanamazdı; tehlikeydi çünkü eğer herkes, kendisi ve başkaları hakkında bilebileceği şeyleri bilmiş olsaydı, toplum temellerinden sarsılırdı.” (Sayfa:126) Ayrıca sadist-mazoşist ve ölüsever karakterler olarak Himmler ve Hitler ile alakalı çocukluklarından başlayarak yapılmış ayrıntılı bir inceleme var. Stalin’e küçük bir yer verilmiş. Kitap içerik açısından bence çok zengin başından sonuna kadar önemli bilgi ve yorumlar var. Pek çok yerinde aa hiç böyle düşünmemiştim dedirtti. Tartışmaların zaman zaman akademik yorumlara kaçarak çözümlenmeye çalışılması okuyucuya ağır gelir gibi olsa da fromm uslubunun okunurluğu ağır havayı yok ediyor. (Jans)
6 yıl boyunca hummalı bir çalışmayla hazırlanmıştır. toplamda iki cilt olan bu muazzam ötesi kitap için başyapıt demek mümkündür. savaşsız bir dönemde hazırlanmış olması ve bugünleri okuması da ayrıca altı çizilmesi gereken noktalardan. kitabın ikinci cildinde hitler'i öyle derinlemesine analiz (daha doğrusu teşhir) etmiştir ki bir kitabı değil de ilgili hastayı tedavi eden psikiatrist'i dinliyormuş hissi uyandırıyor. 'kadının doğurganlığı ve yarı tanrısallığı' üzerine müthiş satır aralarına sahip. günümüz türkiyesinde kadına şiddetin ve kadın katliamlarının ayyuka çıktığı ataerkil toplum yapısını da her detayıyla ifşa etmiştir. fromm öyle müthiş bir insan ki okudukça hayranlık duymaya devam ediyorum. bu, azalmıyor. * saldırganlık, genlerimizde biyolojik olarak var olduğu sürece kendiliğinden bir tepki değil; insanın dirimsel çıkarlarına, bir başka deyişle gelişmesine, kendinin ve türünün varlığına yönelik tehditlere karşı bir savunmadır. Bu savunucu saldırganlık, belli ilkel koşullar altında insanların birbirini pek tehdit etmediği zamanlarda göreceli olarak azdı. İnsan, o zamandan bu yana olağanüstü bir gelişme göstermiştir. İnsanın bu süreci tamamlayacağını ve hiç kimsenin tehdit edilmediği anne-babaların çocukları, üstlerin anne-babaları, bir toplumsal sınıfın başka bir toplumsal sınıfı, bir ulusun başka bir ulusu tehdit etmediği bir toplum kuracağını düşünmek akla yatkın bir varsayımdır. Bu amacı gerçekleştirmek ekonomik, siyasal, kültürel ve ruhsal nedenlerden dolayı çok güçtür. dünya uluslarının putlara üstelik ayrı ayrı putlara tapmaları ve bu nedenle, birbirlerinin dillerini anlasalar bile birbirlerine anlayış göstermemeleri de ek bir güçlük yaratmaktadır. Bu güçlükleri göz ardı etmek ahmaklık olur ama tüm verileri kapsayan görgül incelemenin ortaya koyduğuna göre siyasal ve ruhsal engeller ortadan kaldırılırsa yakın sayılabilecek bir gelecekte böyle bir dünyanın kurulması gerçekten olanaklıdır. (Uğur De Molinari)
Saldırganlık ne onu anlayabilmek için birçok saldırganlık çeşidini ve bununla ilgili var olan görüşlerin,çalışmaların temelini açıklıyor. Örneğin bir saldırganlık türünün kaynağının duygusallıkla bağlantılı bir tepki olduğunu iddia eden bir görüşü dayanak noktalarıyla ortaya koyuyor. Bu bilimsel eseri sıradan bir okuyucu için keyifli kılan kısmı da bu açıklayıcı kavramlar oluyor. Sosyoloji, psikoloji ve antropoloji ile ilgilenen herkes gönül rahatlığıyla okuyabilir. (Serkan)
--reklam--
İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Erich Fromm - İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Erich Fromm Kimdir?
Erich Fromm (23 Mart 1900, Frankfurt - 18 Mart 1980), Musevi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist ve sosyologdur. Ruh bilimine Marksist - Sosyalist ve insancıl yaklaşımın en önemli temsilcilerindendir.
Hayatı
Heidelberg ve Münih Üniversiteleri'nde toplum bilim ve psikanaliz eğitimleri gördü. 1922 yılında Heidelberg Üniversitesi'nde doktora öğrenimini tamamladı. Münih'te ruh hekimliği ve ruh bilim üzerine ek incelemeler yaptıktan sonra, Berlin Psikanaliz Enstitüsü'nde eğitim gördü ve 1931 yılında mezun oldu.
30'lu yılların başlarında Almanya'da Nazi hareketinin güçlemesi nedeni ile İsviçre'nin Cenevre şehrine yerleşti. 1933 yılında Chicago Ruh çözümleme Enstitüsü'nden aldığı davet üzerine Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. 1934 yılında , 1938'e kadar kadrosunda bir uzman olarak görev aldığı Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü ile birlikte New York'a taşındı. Özel çalışmalarını sürdürdü ve Columbia Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1946 yılında William Alonson White Ruh Hekimliği , Ruh Çözümleme ve Ruh Bilim Enstitüsü'nün kurucuları arasında yer aldı. Yale Üniversitesi , New York Üniversitesi Bennington Koleji , Michigan Eyalet Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1949 yılında Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi'nden gelen bir profesörlük önerisini kabul etti ve tıp fakültesi lisansüstü bölümünde ruh çözümleme şubesini kurdu , 1965 yılında emekli olana kadar orada çalıştı.
Emeklilik yıllarını geçirdiği 1980 yılında İsviçre'de öldü.
Marxist ve sosyalist , insancıl dünya görüşünü benimseyen Fromm , batı kapitalizmi ve SSCB komünizmini reddetmiştir.
Biyofili hipotezine olan katkıları, evrimsel psikoloji konusundaki araştırmalara temel sağlamıştır.
Erich Fromm'un çalışmaları birçok dile çevrilmiştir.
--reklam--
Erich Fromm Kitapları - Eserleri
- Kendini Savunan İnsan
- Sahip Olmak ya da Olmak
- Sevme Sanatı
- Özgürlükten Kaçış
- Barışın Tekniği ve Stratejisi
- İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri
- İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri (İkinci Kitap)
- Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları
- Hayatı Sevmek
- Sağlıklı Toplum
- İtaatsizlik Üzerine
- Özgürlük Korkusu
- Sevginin ve Şiddetin Kaynağı
- Umut Devrimi
- Psikanaliz ve Din
- Psikanalizin Bunalımı
- Psikanaliz ve Zen Budizm
- Rüyalar, Masallar, Mitler
- Çağımızın Özgürlük Sorunu
- Marx'ın İnsan Anlayışı
- Yaşama Sanatı
- Yanılsama Zinciri
- Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum
- Erdem ve Mutluluk
- Cinsellik ve Cinsel Sapmalar
- Tanrılar Gibi Olacaksınız
- Olma Sanatı
- Sigmund Freud’un Misyonu
- İsa Dogması
- İnsan Bilgisi ve Hümanist Planlama
- Çağdaş Toplumların Geleceği
- Psikanalize Yeni Bir Bakış
- Toplumsal Bilinçaltının Araştırılması
- Dinleme Sanatı
- Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları
- İnsan Olmak Üzerine
- Çağımızda Kişilik Sorunu
- İnsanlık Başarabilecek mi?
- Die Kunst des Liebens
- Kendini Savunan İnsan - Ahlak Felsefesinin Psikolojisine İlişkin Bir Araştırma
- Psixoanaliz ve Din
- Liebe, Sexualität und Matriarchat
--reklam--
Erich Fromm Alıntıları - Sözleri
- Ama eğer yaşamıyorsam nasıl erdemli olabilirim? Ve eğer hiçbir şeyin bilincinde değilsem nasıl iyi bir törelbilincim olabiillir? (Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum)
- Peygamber hakikati vahiy eder, Lao-tse ve Buda da böyle yapmıştı. Ancak peygamber aynı zamanda siyasal bir liderdir, siyasal eylem ve sosyal adaletle çok yakından ilgilenmektedir. (Tanrılar Gibi Olacaksınız)
- "... anaerkil ilke; hayat, birlik ve huzurdur... anaerkilliğin ilkesi evrenselliktir." (Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları)
- Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır. Oysa sevdiği kişide insan tüm insanlığı, yaşayan ne varsa hepsini sever. (Sevme Sanatı)
- Verilen şey yitirilmez, tam tersine sıkı sıkıya tutulan şeylerdir biten ve yok olanlar. (Sahip Olmak ya da Olmak)
- İnsanlar yeni tanıştıkları kişiler hakkında ilk anda çoğunlukla doğru olan görüşler elde ederler ve o esnada oluşan karmaşık bireysel işleyişlerin de hiç farkına varmazlar. (Rüyalar, Masallar, Mitler)
- Bugüne değin herhangi bir sıradan insandan bile daha az sevme yeteneğine sahipmiş gibi görünüyordun. Bu aşk nasıl olabiliyor? Madem bu kadar aşıksın, kadının fikirleriyle çelişen ilkelerinden neden vazgeçmiyor, fedakarlık yapmıyorsun? Neden daima kendinden ve kendi kaderinden söz ediyor, ama sevdiğin kadının duygularına pek aldırmıyorsun? (Yanılsama Zinciri)
- "Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı." (Tanrılar Gibi Olacaksınız)
- Yoksa zihinsel olarak 20.yüzyılda ama duygusal olarak taş devrinde mi yaşıyoruz? (İnsan Olmak Üzerine)
- Erkek kibri neler yapabileceğini, hiçbir zaman başarısız olmayacağını gösterir. Buna karşı kadınlara özgü kibir esas olarak cezp etme ve kendi kendine cazip olduğunu kanıtlama ihtiyacından kaynaklanmaktadır. (İsa Dogması)
- Biz neden her ay yeniden âşık olmuyoruz ? Çünkü her ayrılıkta , yüreğimizden bir parça da birlikte ayrılıp gidiyor . Biz neden herkesle arkadaş olmuyoruz ? Çünkü onun kaybı ve mutsuzluğu da bizi derinden etkileyecektir . (Sigmund Freud’un Misyonu)
- “karakter insanın kaderidir”. (Çağımızın Özgürlük Sorunu)
- Özgür insan ölümü, her şeyden az düşünür; onun bilgeliği, ölüme değil yaşama yoğunlaşmasından doğar (Sevginin ve Şiddetin Kaynağı)
- Insan bir nesneye dönüştürülüp nesne gibi yönetildiğinde onun yöneticileri de nesne haline gelir; nesnelerin iradesi yoktur, vizyonu yoktur, planı yoktur. (İnsanlık Başarabilecek mi?)
- ... canlı bir varlığı acıya tahammül etmeye zorlamaktan daha büyük bir güç gösterisi yoktur. (Cinsellik ve Cinsel Sapmalar)
- İnsan nesnelliğini ne ölçüde geliştirirse, gerçeklikle ne ölçüde ilişki kurabilirse, ne denli olgunlaşırsa, içinde rahat edebileceği insancıl bir dünya yaratmaya o denli yaklaşmış olur. (Sağlıklı Toplum)
- “Geçmişe yönelik tutum minnettarlık, âna yönelik tutum hizmet, geleceğe yönelik tutum sorumluluk olmalıdır. Zen’de yaşamak … yolunuza çıkan her şeyi ekonomik ve ahlaki açıdan eksiksiz kullanmak demektir. Zen’in amacı … eksiksiz bir emniyet ve korkusuzluğa erişmek, esaretten özgürlüğe ilerlemektir. Zen … akıl değil karakter meselesidir, bu da Zen’in yaşamın ilk prensibi olarak iradeden doğması demektir.” (Psikanaliz ve Zen Budizm)
- Artık yabancılaşma yalnızca el emeği ile çalışan insanlarda görülmüyor; yabancılaşma memurlar, pazarlamacılar ya da profesyonel yöneticiler arasında bile hızla yayılıyor. Hatta bunlar belki de basit bir ustabaşından daha çok yabancılaşmış insanlardır. Çünkü bir ustabaşının emeği, yine de beceri, güvenilirlik ve benzeri kişisel özelliklere bağlıdır. Yetenekli bir ustabaşı; kişiliğini, gülümseyişini ve kendi fikirlerini, demin saydığımız insanların aksine, iş sözleşmeleri nedeniyle satmak durumunda değildir. Öte yandan, insanları ve toplumsal değerleri (simgeleri) etkileyip bunları yönlendirmekle görevli kişiler, kendilerini işverenlerine yalnızca becerileri için satmaz. Ayrıca onlardan uyumlu ve "istenilen kişilik tipi"ni taşımaları, rahat yönlendirilip etkilenebilir olmaları da beklenir. İşte bunlara, "örgütlenmiş (organize edilmiş) insanlar" diyoruz. Bu insanların kendilerine özgü belirli bir idealleri yoktur; idealleri, çalıştıkları şirketlerin çıkarları ve idealleri ile aynı olmuştur. Günümüzde bir el emekçisi ile bir masa başı emekçisinin (çalışanının) tüketim kalıp ve davranışlarında bir benzerlik görülmektedir. Çünkü bu insanların hepsi tek bir arzuyla yanıp tutuşmaktadır. O da, daha yeni eşyalara ya da piyasaya çıkan en son şeylere sahip olmak ve bunları kullanıp tüketmek arzusudur. Bu insanlar; edilgen, kabul edici ve tüketicidir. Onlar, yapay olarak yaratılan ihtiyaçlarını tatmin eden eşyaların buyundurukları altına girmiş olan güçsüz insanlardır. (Marx'ın İnsan Anlayışı)
- Ve ilerleyen yaşımızla beraber, hayret etme yeteneğimiz de giderek azalır. Genelde önem verdiğimiz husus, her zaman en doğru cevabı vermektir. Ama doğru soruları sormayı bilmek, sanki daha az önemsizmiş gibi gelir bize. (Rüyalar, Masallar, Mitler)
- " Çoğa sahip olabilen değil de, çok şey olabilen insan, bütünüyle gelişmiş ve gerçekten beşeri olan insandır." (Çağımızda Kişilik Sorunu)
Yorumlar
0 yorum