Kitap Künyesi
Yazar: Elias Canetti
Çevirmen: Ahmet Cemal
Orijinal Adı: Die Provinz des Menschen: Aufzeichnungen, 1942-1972
Yayın Evi: Sel Yayıncılık
İSBN: 9789755707167
Sayfa Sayısı: 394
İnsanın Taşrası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Elias Canetti "Notlar"ıyla dünya edebiyatında kendine özgü bir yazın türü yaratmıştır. Yazar, İnsanın Taşrası adını verdiği ve 1942-1972 yılları arasındaki notlarını içeren kitabında, yaşadığı dünyada herkesten ve her şeyden önce kendi kendisiyle en maskesiz tarzda hesaplaşmayı etik bir ilkeye dönüştürür.
Canetti'nin aslında bütün yazdıkları gibi, "Notlar"ı da, giderek daha çok körleşen bir dünyada bilinçli yaşamaya çalışan insanoğlunun bakışlarını yitirmemesi için verilmiş en soylu savaşımlardan birini belgeliyor. Ne de olsa "içinde yaşadığımız dünyanın durumunu göremeyenin o dünya üzerine yazacak hemen hiçbir şeyi yoktur…"
"Bu notların güçlüğü, kişisel olmalarından kaynaklanıyor. İnsan, özellikle kişisel olandan uzaklaşmak istiyor; sanki daha sonra artık değişemeyeceğinden korkarcasına, kişisel olanı kâğıda dökmekten korkuyor. Gerçekte ise insan bir kez yazdıktan sonra rahat bıraktığı takdirde, her şey pek çok yoldan değişime uğramayı sürdürüyor. Ruhun yollarını gösteren şey, yeniden okumak."
(Tanıtım Bülteninden)
İnsanın Taşrası Alıntıları - Sözleri
- (…) Dünya, sanki düşünürlerin işkence odası.
- Her insanın bütün öteki insanları kendi kötü niteliklerinden ötürü suçlamasından bıkıp usandım !
- Sarsılmaz insan diye bir şey var mı?
- Aşılamayacak bir acı yoktur, tek sonsuz olan, acıdır.
- ... tek bir şeyin dışında hiçbir eylem, hiçbir düşünce önemli değil:Cinayetler ne zaman son bulacak?
- Kendimi bütünüyle ben olana kadar parçalamak istiyorum.
- Ruhun yollarını gösteren şey, yeniden okumak.
- İnsanın söylemek istediğinden fazlasını söylememesi - çok zor.
- Her türlü etiğin temel sorusu: İnsanlara ne kadar kötü oldukları söylenmeli midir?
- Insan yaşamı ölçüt olmaktan çıktığından bu yana, artık hiçbir şeyin ölçütü kalmadı.
- Her şeyi bilmek değil, parçalanmışı yeniden bir araya getirmek istiyorum.
- (…) Günümüzde, birbirinizi sevin, diyen, artık bunun için fazla zaman kalmadığını biliyor.
- Kuşkunun kendisi bile korkuya karşı bir savunmadır.
- Dinlerin çoğu insanları daha iyi değil, daha dikkatli yapıyor.
- “Özgürlüğün mutluluğu, kendi sınırlarını aşmak isteyen insanoğlunun yaşadığı gerilimdir ve insan bu dileğini gerçekleştirmek için kendine en kötü sınırları seçer.”
İnsanın Taşrası İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu bir aforizmalar kitabı, yer yer kısımlara ayrılsa da, hemen hemen her paragraf başka bir tespitin, başka bir özün, başka bir fikrin geçerliliğini sorguluyor. Sorguluyor diyorum çünkü düğümler atıp koşarak uzaklaşmıyor Canetti, okuyucuya başbaşa düşünme imkanı da veriyor. Yine de çok çetin bir serüven sizleri bekliyor. Çünkü ilerliyemiyorsunuz. O kadar kalabalık bir yolda ilerlemek mecburiyetindesiniz ki, omuzlara çarpmadan ve ayaklara basmadan yürüyemiyorsunuz. Eserin oluşma süreci de oldukça ilginç, 'Kitle ve İktidar' ı yazarken ilerleyemeyen yazar kendine başka bir dosya ile uğraşmayı yasaklamış ve notlar almakla yetinmiş, bu notları da bu eserde toplamış. Yani sadece bir moladan çıkabilecekler akla durgunluk veriyor :) Bu notlar oldukça kişisel gibi görünse de hedef sizsiniz, sizin daha evvel hiç düşünmedikleriniz üzerine bir tiyatro bu, tek seyirci sizsiniz, kahkahayla salonu çınlatabilir, hüngür hüngür ağlayabilir, kollarınızı bağlayıp oyuna ver yansın edebilir ya da sizin için sahnelenen her perdeye gömülürcesine dikkat kesilebilirsiniz. Fakât bu sahnede oyuncu da sizsiniz. Aforizma kitapları size kendinizi izleme imkanı verir... Bu kitapta kusursuz bir görüntü netliği var. Karıncalanma, buğulanma, hissizleşme... Bunların hiç birine fırsat vermeyen keskin bir dil, kararlı bir adam ve sayısız mevzu sizi bekliyor. Bugün tam da kitabın son satırlarına gelmişken çok sevdiğim bir şairin anlık bir iç dökümüyle yazdığı şu sözlerini okudum; "Bıçağı dilden esinlenerek icat etmiş olabilirler." evet Canetti için söylenebilecek neredeyse kusursuz bir cümle bu... Bıçak gibi bir dil. Çünkü ok gibi hedefi buluyor... "Bilmemek, bilmekten ötürü yoksullaşmamalıdır." derken bilmenin kalbini söküp size bütün damarların istikametini ve işleyişini gösteriyor. Asıl ışık susamışlıktır, rahatlık yoktur bilgide çünkü bilmenin sonu yoktur. Sonu varsa, tamamsa, idrak hazır olanı tüketmeye başlar, elde avuçta kalmayınca kendi kendini öğütmeye, bütün mucizesini haraç mezat elden çıkarmaya başlar... Yoksullaşır... İşlenmemiş, uzun zamanlar ayrılmadığı için denetime tabi tutulmamış olan bu notlar, özünde düşünürün kendine dayattığı rolleri çıkarıp, rahatlığa erişmesi yani doğallığı personasına tercih etmesi noktasında sizi epey yüreklendiriyor. Hatta bana kıymetli bir fikir verdi, ölümümden sonra açılıp okunmak üzere, sevdiklerime özel defterler tutma isteği belirdi içimde... Notlardan ve kendi kendimizle hesaplaşmalardan oluşan böyle defterler, güzel olmaz mı sizce de? :) Savaş, ölüm ve din, eserin süreği olan üç teması. Farklı konuların içine nüfuz etmiş olarak ve salt üzerine kafa yorduğu bölümler şeklinde yer alıyor eserde. Aristoteles, Nietzsche, Lichtenberg, Kafka, Buda, Hobbes gibi düşünürler hakkında fikirlerinin de yer aldığı eseri uzun bir zamana yaymanızı tavsiye ederim. Bu gibi eserlerde en büyük rollerden birisi çevirmenin bana kalırsa ve Ahmet Cemal, çok iyi bir iş çıkarmış. Tebrik ve teşekkür ederek bitirmek istiyorum. Keyifle okuyun. Derin saygımla... (Eylül Türk)
Canetti ; Kitle ve İktidar kitabını yazdığı, çok yoğun bir çalışma sürecinde, kendisine başka bir edebiyat metni yazmayı yasaklar. Bu yasaklamanın getirdiği gerilimden dolayı kendisine bu gerilimi azaltmak için bir çıkış yolu ararken Notlar yazmaya başlar. Notlar Canetti için bir tür supap görevi görmektedir. Zamanla Notlar, kendine özgü bir karakter kazanan bir yapıya dönüşmüş. Bu kitaptaki seçki, 1942-1972 yılları arasında kaleme aldığı notlardandır. "Notlar, insanın içinden geldiği gibi kaleme alınan, birbiriyle çelişen yazılardır. Kimi zaman dayanılmaz bir gerilimden, ama çoğu kez de aşırı bir hafife alıştan kaynaklanan esintiler içerir... İnsan, çok yönü, binlerce yöne bulunan bir varlıktır - zaten en büyük şansı ve mutluluk kaynağı budur ve insan ancak belirli bir süre sanki böyle bir varlık değilmiş gibi yaşayabilir. " yazar bu sözleri ile kitaptaki notlara dair kapsamlı bir açıklama getirmiş. Kitabı okuyunca bunu daha iyi anlıyorsunuz. Zamanla bu notlar, Canetti için olmazsa olmaz günlük bir uygulamaya dönüşmüş. Çoklu sayıda cilt oluşturacak kadar hemde. Bu kitaptakiler ise belirli dönem içindeki notlardan bir seçki sadece... Bazen tek cümle, bazen tek paragraf ya da sayfalarca ; kişisel ve gerçekçi fikirlerinini okuyorsunuz yazarın . Aristoteles, Nietzsche, Lictenberg, Kafka, Buda, Hobbes kadar bir çok düşünür hakkında görüşlerini de okuyoruz. Yazarın bir çok alandaki birikimlerinden birer damla niteliğinde olan Notlar'da en çok savaş, ölüm, din konuları dikkat çekiyor. Uzunca bir zamana yayılarak okunması gereken kitaplardan biri İnsanın Taşrası. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim İsim ve kapak tasarımı, kitabın konusu, uyumuna tam puan veriyorum. (İlkay Yurttaş Koşar)
Elias Canetti'nin okuduğum 3.kitabı İnsanın Taşrası. Körleşme (benim baştacım, ilk 5 kitaba girer) ve Hayvanlar Üzerine kitaplarından sonra sıra buna gelmişti. Canetti'nin kelimeleri kullanış şekline bayılıyorum, her zaman için ben de merak uyandırıyor ve beni teşvik ediyor. İnsanın Taşrası'nda yazarın notlarını görüyoruz. Kişisel defterlerine aldığı kısa notlar. Kısa dediğime bakmayın kitap kalın ( 395 sayfa) ancak zaten Canetti'nin notlarının kısa olmasını beklemezdim, adeta zihninden taşıyor kelimeler. (Üstelik bu sadece notlarının bir kısmını oluşturuyor. İkinci kitap "Saatin Gizli Yüreği" yine notlarından oluşuyor.) Notlar genel olarak ölüm, din ve insanın amacı-varoluşu temaları çevresinde dönüyor. Canetti'ye bu kitap ile başlamanızı tavsiye etmem. Onu tanıdıktan sonra bu kitabı okumalısınız. Kitabı okurken farkettiğim şey şuydu; Canetti bir yazma bağımlısı. Ne yaşarsa yaşasın bunu yazıya dökmek istemiş. Kafasındaki her düşüncede kaleme uzanmış. Ancak okurken bu beni olumsuz etkiledi. Konudan konuya, şekilden şekile, cümleden cümleye atlayarak bir okuma gerçeklestiriyorsunuz ve bu hiç verimli olmuyor. Unutmak istemeyeceğim kadar güzel cümleler ve fikirler okudum ama büyük ihtimal hepsini unutacağım çünkü dediğim gibi arka arkaya okumak odaklanmanızı ve aklınızda tutmanızı zorlaştırıyor. Benim için bundan sonra defalarca elimi uzatıp bir iki cümle okuyacağım bir kitap oldu (Tuğba)
Kitabın Yazarı Elias Canetti Kimdir?
Elias Canetti (d. 25 Temmuz 1905 – ö. 14 Ağustos 1994), Bulgar modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı. EserleriniAlmanca yazan Canetti, "geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için" 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.
Hayatı
25 Temmuz 1905'de, Rusçuk'ta (Ruse, Bulgaristan) yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Elias Canetti, 1905'den 1911'e kadar ailesiyle Rusçuk'ta yaşamıştır. Daha sonra aile İngiltere'ye taşınmış, babanın 1912 yılında vefat etmesiyle ise Viyana'ya gitmişlerdir. Viyana'da aile yeni bir hayata adım atarken, Canetti Ladino, Bulgarca, İngilizce ve biraz da Fransızca konuşabiliyordu. Fakat, sadece 7 yaşındayken geldiği Viyana'dan itibaren genellikle kullandığı dil Almancadır. Gelecekte kaleme alacağı önemli eserlerini de Almanca yazmıştır. Viyana'dan da taşınarak aile sırasıyla Zürih veAlmanya'yada yaşamıştır. 1924 yılında Canetti Almanya'da liseden mezun olur ve kimya eğitimi görmek için aynı yıl Viyana'ya gider. Viyana'da geçirdiği yıllarda ise ömür boyu en büyük tutkusu olacak edebiyatla ilgilenmeye başlar. Viyana Üniversitesinden 1929 yılında kimya lisansını tamamlayarak mezun olur. Daha öğrenciyken yazmaya başlamış ve Viyana'daki edebiyat çevrelerine girmiştir.
1930’ların başlarında ABD’li yazar Upton Sinclair’in yapıtlarını Almanca’ya çevirdi. 1934’te kendisi gibi yazar olan, 1963’te kaybedeceği Veza Taubner ile evlendi. Bu arada Hochzeit (Düğün) ve absürd tiyatronun ilk örneklerinden olan Die Komödie der Eitelkeit (Kibir Komedisi) adlı oyunları yazdı. 1967’de Viyana’da sahneye koyulan Die Befriesteten (Sayılı Gün) insanın öleceği zamanı tam olarak bilmesi durumunda ne olacağını sorusunu soruyordu.Nazilerin Avusturya'yı işgal etmesinden çok kısa bir süre önce Paris'e, Paris'ten de Londra'ya geçti. Hayatının büyük bir bölümünü İngiltere'de geçirdi.1970lere kadar yaşadığı İngiltere'den 1952 yılında vatandaşlık kazanmıştır. 1971’de ikinci evliliğini yapacağı, restoratör Hera Buschor’un işi gereği sık sık geldiği İsviçre’de de bir ev edindiyse de, bu döneme kadar İngiltere dışına hemen hiç çıkmadı. Yazarın Hera Buschor’dan bir kızı olduğunda yaşı altmış sekizdi. Hayatının son 20 yılını Zürih'te geçirdi ve 1994 yılında aynı kentte öldü. Elias Canetti, vasiyeti üzerine ünlü yazar James Joyce'unkinin yanına kazılan bir mezara gömülmüştür.
Başlıca Eserleri
Körleşme
Elias Canetti'nin 26 yaşında kaleme alıp 30 yaşında yayımladığı başyapıtı. Kitap 1935’te çıktı ve kısa bir süre sonra Nazi yönetimi tarafından yasaklandı. Roman yayımlandıktan sonra birçok edebiyat otoritesinin ilgisini çekmiş ve İngiltere, Fransa ve Amerika'da yoğun ilgi görmüştür. Gariptir ki, Almanca kaleme alınmış bu eser Almanya'da uzun süre ilgi görmemiş, ancak 1963'deki üçüncü baskısıyla hak ettiği üne kavuşabilmiştir. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun aşağılanması, romanın konusunu oluşturur. Körleşme,“dehşet”in romanıdır. “Yüzyılı gırtlağından yakalamaya çalışan” bu eserde Canetti, ontolojik yabancılaşmayı ve seküler dünyanın mekanik dinamiklerini romanın kahramanı, döneminin en ünlü sinoloğu olan Prof. Kien ile serimlemeye çalışır. Kendini insanlardan tamamıyla soyutlamış, insanları değersiz ve küçük gören, Viyana’da 25 bin kitabı ile beraber yaşayan, “odası dünyası kadar büyük” olan Prof. Kien’in tek tutkusu kitapları ve bilimdir. Özellikle kadınlardan nefret etmesine karşın, nasıl oluyorsa, hayatına son derece sıradan, cahil, açgözlü ve bencil bir hizmetçi kadın girer; Therese... Profesör, bu kadından kurtulmaya çalışırken, sineklerden bile değersiz bulduğu, yaşama haklarını bile fazla gördüğü insanların oyuncağı olur ve yıkıma sürüklenir.
Kitle ve İktidar
Canetti "kitle" olgusu ile ilgilenmeye daha 1925 yılında karar vermiştir. Daha sonra 1933 yılında Hitler'in Almanya'da iktidara gelmesi, Canetti'nin 1925'den beri ilgilendiği "kitle" olgusuyla "iktidar" olgusu arasındaki olası ilişkileri düşünmesine ve çözümlemeye çalışmasına neden olur. Kitle ve iktidar üzerine olan fikirlerini "Kitle ve İktidar" (Masse und Macht) ismiyle 1960 yılında yayımlamıştır. Kitabın ilk yarısı kitlenin değişik türlerinin dinamiklerinin çözümlemesine ayrılır. İkinci bölüm ise kitlenin yöneticilere neden ve nasıl itaat ettiği üzerinde yoğunlaşır. Canetti Hitler’i hükmettiği kitlenin büyüklüğünden başı dönen paranoyak bir yönetici olarak sunar. Yahudilere yapılan zulmü Almanya’nın enflasyon deneyimiyle bağlantılandırmaktadır.
Ödülleri
Canetti, Nobel Edebiyat Ödülü (1981) başta olmak üzere birçok ödül kazanmıştır. Kazandığı başlıca ödüller :
Foreign Book Prize (1949, Fransa)
Viyana Ödülü (1966)
Critics Prize (1967, Almanya)
Great Austrian State Prize (1967)
Bavarien Academy of Fine Arts Prize (1969)
Bühner Ödülü (1972)
Nelly Sachs Ödülü (1975)
Order of Merit (1979, Almanya)
Europa Prato Ödülü (1980, İtalya)
Hebbel Ödülü (1980)
Kafka Ödülü (1981)
Great Service Cross (1983, Almanya)
Elias Canetti Kitapları - Eserleri
- Körleşme
- Marakeş'te Sesler
- Kitle ve İktidar
- Hayvanlar Üzerine
- İnsanın Taşrası
- Sinek Azabı
- Saatin Gizli Yüreği
- Sözcüklerin Bilinci
- Kurtarılmış Dil
- Ölüm Üzerine
- Gözlerin Oyunu
- Edebiyatçılar Üzerine
- Kulaktaki Meşale
- Kulak Misafiri
- Öbür Dava
- Soylu Sınıfın Sonbaharı
- İnsanın Sılası
- Davalar
- Günleri Sayılı Olanlar
- Auto Da Fé
Elias Canetti Alıntıları - Sözleri
- “Övgü, soluk almanın kuralını bozar.” (Saatin Gizli Yüreği)
- Okumanın düzensizliği olmasa edebiyatçı da olmaz. (Edebiyatçılar Üzerine)
- İnsanlar birbirleriyle iletişim kurmak için kıvranıp duruyor,her yolu deniyorlardı ama birbirlerini anlamayı başaramıyorlardı. Herkes yalnızca kendisini düşünüyordu. Herkes tek başınaydı,düşleri ne olursa olsun,yapayalnızlardı,ama gene de durup dinlenmeden solucan gibi kıvranıyorlardı. (Kulaktaki Meşale)
- "Bugün nasılsınız?" "Yorgunum,” der, ister öğlenin on ikisi olsun, ister gece yarısının on ikisi, yanıt değişmez, ayrıca da yorgunluğunun nedenini mutlaka belirtir. (Kulak Misafiri)
- Yere düşenler kendilerine geldiklerinde, artık başka bir insan olurlardı. (Kitle ve İktidar)
- Cennette, der vicdan, doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir. (Körleşme)
- Paradan daha kirli ne vardı? (Marakeş'te Sesler)
- "Yere düşenler kendilerine geldiklerinde, artık başka bir insan olurlardı.." (Kitle ve İktidar)
- Sonunda, en büyük kitle ölüler kitlesi oldu. (Kitle ve İktidar)
- Tahminler yürütüp, sanıp durmaktansa başkalarının neler hissettiklerini bir kez olsun gerçekten bilmek fena olmazdı. (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
- Başarılı insan yalnızca alkışları duyar. Bunun dışında sağırdır. (İnsanın Sılası)
- onu asla bir kişi olarak görmüyordum; kişinin karşıtıydı o. (Gözlerin Oyunu)
- Karanlıkta sözcüklerin ağırlığı bir kat artıyor. (Marakeş'te Sesler)
- Tanıştığın her yeni insan karşısında kapıldığın beklenti yüzünden hep çocuk kalmışsın. Ardından yaşadığın hayal kırıklığı yüzünden de hızla sinirli bir ihtiyar oldun. (Sinek Azabı)
- “BOYUNEĞMECİ, kadere sığınır, kaçınılmaz olan ya da yazgı, onun için mutluluk kaynağıdır. Yazgıya hayır demek anlamsızdır, dolayısıyla kaçınılmaz daha ortaya çıkmadan adam evet der.” (Kulak Misafiri)
- (…) Günümüzde, birbirinizi sevin, diyen, artık bunun için fazla zaman kalmadığını biliyor. (İnsanın Taşrası)
- "Ötekinin bakışı benim cehennemimdir." (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
- . O giderken.. İçimde onun gülümsemesi ve sözcükleri vardı.. . (Saatin Gizli Yüreği)
- ..aynılarının bastığı yere basan, bilinen, kabullenilmiş iktidar ve güç, tatmin etmez. (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
- Sıkıcı bulduğum yegâne insan cinsi,akrabalarım.. (Sinek Azabı)
Yorumlar
0 yorum