Kitap Künyesi
Yazar: Nihan Kaya
Editör: Burak Albayrak
Tasarımcı: Hamdi Akçay
Yayın Evi: İthaki Yayınları
İSBN: 9786053759249
Sayfa Sayısı: 168
--reklam--
İyi Toplum Yoktur Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Nihan Kaya, çok ses getiren kitabı İyi Aile Yoktur’dan sonra, hiç farkında olmadan topluma uygun hâle getiriliş biçimlerimizi ve bu mekanizmanın hem toplumun hem de bireyin gerçekten var olabilmesini nasıl engellediğini anlatıyor. İyi Aile Yoktur’un devam kitabı olan İyi Toplum Yoktur, sünnet, nikâh, düğün, kına gibi törenlerin bize anlatılandan çok başka amaçlara dayandığını, her törenin aslında bir kurban etme töreni olduğunu savunurken, yine ezber bozuyor, doğru bildiğimiz inanışlarımızı altüst ediyor.
İnsanın en önemli aynası cinselliğidir. Aynı şekilde toplumlar da cinsiyet ve cinsellik üzerinden şekillenirler nitekim, bu ikisi aslında aynı şeydir. Toplumun, bireyleri kendi uzantısına dönüştürebilmesi için, kadınlık ve erkeklik algısı yaratılır, bu algı törenlerle pekiştirilir. Varlığından bir şekilde haberdar olduğumuz ve kanıksadığımız her tören, bizi topluma kurban eder ve toplumu da ölü, işlevsiz kılar.
Törenlere verdiğimiz anlam, kendimize verdiğimiz anlamı ve hayatımızın kontrolünün kimin elinde olduğunu belirlemektedir.
--reklam--
İyi Toplum Yoktur Alıntıları - Sözleri
- "Kuşkusuz çok sevmişti beni: O beni bu kadar sevmese onu sevmek aklımın ucundan geçmezdi çünkü."
- Biz, çocuklar sünnetin ne olduğunu anlayacak yaşa gelene kadar bekleriz, çünkü bizde sünnet olayını “erkek olma” biçimine sokarak çocuğa kavrama düşüncesi esastır. Bizim için sünnet basit bir tıbbi işlem değildir. Bu işleme erkeklikle ilgili anlamlar yüklenmekte, çocuğun, daha doğrusu çocuğun ailesinin bütün yakınları dahil edilmektedir. Bunun çocuğun özel hayatına müdahale demek olduğu aklımıza bile gelmez. Bize göre çocuğun bedeni ona ait değildir; çocuğun bedeniyle ilgili bir işlemi herkesin ortasında yapmak, herkesle birlikte kutlamak olağan kabul edilir. Çocuğu yüceltir görünürken, bir yandan benlik saygısını ne kadar yaralayıcı, çocuğu ne kadar nesneleştirici ve bunu da normalize eden bir hareket…
- Tek istediğim, bir şey yaptığımda “Şundan dolayı yapıyor.” gibi düşünceler uyandırmadan içimden geleni yapabilmek. Bunun mümkün olmayacağını bilmek, bir şey yapmazken dahi insanı sınırlandırıyor.
- “Kişiye dışarıdan korunma hissi veren bacak bacak üstüne atmanın, en zayıf, en hassas yerimiz olan genital bölgemizi koruma işlevi gördüğü söylenir.”
- "Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımızı kafalarından çıkarmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbiriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir. Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim"
- "Nitekim zaten hiç kimseye, kendisinin göremediği bir şeyi gösteremezsiniz."
- Sizi terapist iyileştirmez. Terapist, en azından iyi terapist, insanı sadece kendi kendisinin iyileştirebileceğini bilen ve buna çalışan kimsedir.
- "Tüm dünyanın toplanıp size bir şeyin 'onurlu' olduğunu söylemesi, o şeyi onurlu yapmaz."
- “En büyük hasarlarımız, içeriden, görünmez olanlar.”
- "Nitelikli olanlar, sömürülmeye daha açıktır."
- "Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu ya da bu yöne gitmiş ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri de vardır. Aksini söyleyen biri, hâlâ uykudadır. Hepsi descancos [ölümü belirten bir simge] değirmeninde öğütülmüştür."
- Aileler kızlarını tam zamanlı asilzade hizmetçisi olarak yetiştirmeyi isteyip istemediklerini bir kez daha sorgulamalılar. Zira bir kadının, bir akşam da yemek yapmazsa dünyanın başına yıkılacağını zannetmesi, o yemeği yapsın veya yapmasın, etkisini kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar yıpratıcı bir psikolojidir.
- Sizi terapist iyileştiremez. Terapist, en azından iyi terapist, insanı sadece kendi kendisinin iyileştirebileceğini bilen ve buna çalışan kimsedir.
- "Kendi özgürlüğümüzü hissettiğimiz oranda başkasının özgürlüğüne saygı duyarız; başkası bizden ne kadar çok şey beklerse, biz de başkasından o kadar çok şey bekleriz."
- Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu ya da bu yöne gitmiş ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri de vardır. Aksini söyleyen biri, hala uykudadır. Hepsi descantos (ölümü belirten bir simge) değirmeninde öğütülmüştür.
--reklam--
İyi Toplum Yoktur İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Evet sonunda bitti ve ben bu kitaba yalnızca 2 puan verdim. Neden? Nihan Kaya bu kitabını yazmış olmak için yazmış bence, İyi Aile Yoktur kitabının ardından tabiri caizse hemen patlatayım bir tane daha demiş olsa gerek. Çünkü kitap bir oradan bir buradan... Öncelikle yine bu kitabında da farklı yazarlardan sınırsız alıntı var ve bu inanilmaz rahatsız edici. Aynı zamanda yine sıklıkla kendine ait diğer kitaplarının reklamı var şu şu kitabımda bundan bahsetmiştim vs gibi. Bakın bu bir kitap, özgün bir kitap. Röportaj vermiyoruz ki diğer eserlerimizden bu kadar bahsedelim. Kendi tercihi tabi saygı duymak gerek ama eğer ben okuyucuysam bundan rahatsız olduğumu dile getirmeliyim. Alıntılar zaten yeter dedirtiyor, derleme yapmış resmen. Hayır, eğer istersek Kurtlarla Koşan Kadınlar'ı okurduk mesela, ama biz bu kitabı tercih etmişiz niçin bu kadar alıntı var. Ya da niçin Alice Miller bu kadar fazla geçiyor, bakın bunlar çok yorucuydu. Sahiden yoruldum bitsin diye okudum. Dini propaganda çok fazlaydı. Üzgünüm ama bazı cümleler ağzımızdan çıkarken önce bir kendimize bakmalıyız bu bizim haddimize mi diye. Kitabın dili o kadar sivri ki ben az önce bitirdim ve incelememi yazarken inanın yumuşak olamıyorum, gerildim sahiden. Kitapta inançlar ile ilgili fazla bilgi var ama bu bilgilerin gerçekliği tartışılır çünkü yazar hanım kızımızın unvanları arasında inanç ile ilgili bir şey yok, bir yerlerden duymuş yazmış. Bakın dinler inançlar bu kadar her önüne gelenin üzerine yorum yapabileceği şeyler değildir. Kitapta saygı falan bahsederken ne hikmetse kendi bu konularda hiç saygılı olmamış. Şimdi sormak istiyorum hanginizin anneannesi belki hatta annesi teyzesi ev hanımı değildi? Çalışan kadınlar bir evin hanımı olamazlar mi veya. Kitapta ev hanimligina dair oyle karalamalar var ki inanın ben okurken anneannemden annemden kendimden utandım. Yazık yani. Bir bölümde özellikle çok dikkatimi çekti kitap yazdığı için evi temizleyemiyormus da temizlikçi çağırmış da temizlikçi onu kitap yazıp evi pis bıraktığı için küçümsemis de falan filan yazarken cümleleri öyle bir sıralamış ki aslında o temizlikçi hanımefendiyi küçümsüyor. Yazık dedim. Sen kitap yazıyorsun halka hizmet ediyorsun o da senin evini temizliyor sana hizmet ediyor aranızda hiçbir fark yok. Sekreter telefon açıyor para kazanıyor diye onu göklere çıkaran bu zihniyet evinin telefonunu açtı diye ev hanımını ezikliyor bakın ben bunu anlamıyorum. Bu tip tartışmalara kapalıyım ama bu kitap halka çok hakaret içeriyor. Lisans mezunu yüksek lisansı yarıda bırakmis bir beyaz yakalı olarak insanların kitap yazmak uğruna böyle kalp kirmalarina gönlüm razı gelmiyor. Naif olalım. Lütfen naif olalım. İnsanların toplu vaziyette yemek yemeleri bile yazarımızı rahatsız ediyor. Çünkü kadın üretici olacak, üretici olmak uğruna hop hop ağzına tıkıştıracak yemekleri hemen işine geri koşacak. Bakın ilk kitapta iyi ebeveyn olalım derken burada çocuk kesinlikle yok sayılıp hemen yiyin kalkın ailece yemek ayini yapmayın sofraya tapınmayın falan diyor. Yemek ailedir, sofra neşedir. Ailece yemek yemek, önce büyüğün başlaması bunlar çok küçük detaylar bunlara takılırsak asla mutlu olamayız. Şunu dese tamam çocuklar ayrı yerde yemesin hep beraber sofraya oturulsun ayrım olmasın, evet haklı derim ama buna değinmemis de gitmiş sofra adabımiza takılmış. Ya bilemiyorum benim içim şişti. Sevgili Çerkezler eşlerine isimleriyle hitap etmezlermis Ahmet'in babası derlermiş mesela. Buna bile neler neler yazmış yazarımız. Ama günümüz gençleri ismiyle değil de aşkitoşkom deyince ay ne tatlı oluyor değil mi. Bırakalım bu işleri, insanların kültürlerine geleneklerine bu kadar burnumuzu sokmayalim. Nice aileler tanıyorum yalnızca kalbi kırıldığında eşine ismiyle hitap eden yoksa hep sevgi sözcüğü kullanan. Alışkanlıktır bu bir yerde. Ne yani Çerkezler de buna alışmış yahu kime ne? Çok feminist düşünceler mevcut kitapta. Ve kitap tamamen kadınlara yazılmış, istemeden kadını ötekileştirmiş hatta. (not: çok feminist derken feministi çok feminist az feminist diye nitelendirmiyorum, feminizm içeren sayıca çok düşünceler mevcut diyorum) Her şeyi de cinselliğe bağlamış desem abartmış olmam. Ben bu kitapta yazarın kendi sorunlarını yansıttığını düşünmek istiyorum zira bu kitap başka türlü yazılamaz. Tavsiye etmiyorum, eğer kimse kırılmayacaksa (ki bu kitapta ülkenin üç çeyreğini kırmış kendisi) ben bu kitabı zaman israfı olarak görüyorum. İsteyen Alice Miller alıntıları okumak yerine Alice Miller'ın kendisini okusun efendim. (Öznur)
Önce İnsan Olun!: Sürekli kendi eserlerinden örnekler vererek beni bunalttın. Keşke bana müsaade etseydin de eserini okuduktan sonra hakkında araştırma yapıp başka kitaplarına erişim sağlasaydım. O kadar gına geldi ki asla bakmak istemiyorum. Halbuki bundan evvel Çatı Katı öyküsünü okuyup öve öve bitirememiştim, çok yazık! . Belki bencilce çok sivri hatta hadsizlikle bir inceleme yaptığımı düşünceksiniz ama inanın bana kitabı okurken sinirlerim zıpladı. Yahu her konuyu cinselliğe nasıl getirirsin ya? Cinsellik tabiatın kanunu lâkin bi dur nefes al! Hele düğün ile ilgili söylediği şeyler. Okurken utandım yemin ederim. Misâl veriyorum : "Düğünün vuku bulması, düğün masraflarının damat ve/veya damadın ailesi tarafından karşılanması, gelinin ailesinin, kızlarının bedeninin bir başka ailenin malı olmasına daha kolay rıza göstermesi için icat edilmiş bir tür tazminatın artık toplumsallaşmış biçimidir. Kızlarının düğünsüz evlenmesine razı olamayacağını söyleyen ailenin aslında razı olamadığı şey, aile bunun farkında olmasa da, kızın bedenini karşılığında bir bedel ödenmeksizin teslim etmektir. Düğün için ne kadar masraf edilirse, çaba harcanırsa gelinin sözde o kadar onurlandırıldığının düşünülmesi aslında gelinin onurlandırmasıyla değil, beden karşılığında verilen tazminatın yüksek olduğunun hissedilmesiyle, ailenin, kızlarının bedeninin artık bir başka ailenin malı olması kadar acı bir durumu kabullenebilmesi için verilen tesellinin yüksek tutulmasıyla ilgilidir. Bu, tabii ki, düğünden önce kızın ailesi tarafından istenen şeylerde de böyle. Kızın ailesi, küçük düşürücü olarak algıladıkları, ama kızları kız olduğu için kabul etmek zorunda oldukları bu durumu, gururlarının son kırıntısını artık daha çok ezdirmemek, başlarını biraz olsun dik tutar hissedebilmek için, çiftin yatak odası takımını alarak dengelemeye çalışır. Gelinin ailesinin aldığı şeyin yatak ve yatak odası takımı olması, tabii ki tesadüf değil." . Kitabın orta kısmına gelene kadar öldüm öldüm dirildim, sonrasında az da olsa katıldığım noktalar oldu. Geleneklerle alakalı yerde haddini aştığını düşünüyorum. Bırak herkes eşine kalbi nasıl arzu ederse öyle seslensin. Beni ırgalamaz! . Toplumun kadına biçtiği rolü eleştirmesine kısmen katılıyorum ama bence bu biraz ailenin erkek çocuğunu ya da bireyin kendisini nasıl yetiştirdiğine bağlı. Bütün erkekleri genellemenin haksızlık olduğunu düşünüyorum. Maden erkekler kadınları hizmetçi olarak görüyorsa ben de diyorum ki o zaman kadınlar da erkekleri para makinesi olarak görüyor. Buna da değinsin yazar! İkisi de hatalı. . Bu kitabı en çok beylerin okumasını arzu ediyorum. Yorumlarınızı mutlaka beyan edin isterim. (uçuşan bir kağıt parçası)
İyi Toplum Yoktur: Şuna inanıyorum ki bir yazarın tüm fikirlerini benimsemek zorunda değiliz. Her düşüncesine katılmak zorunda da değiliz. Okuduğumuz her kitaptan ruhumuza dokunan, bizi iyileştirecek yönleri keşfedebilirsek yeterince faydalanmış olabileceğimizi düşünüyorum. Nihan Kaya’nın bu kitabıyla ilgili sonsuz eleştiri yapılmış. Haklı olunan noktalar var tabiki, bazı eleştirilere katılıyorum. Çok fazla alıntı yapılmış; alıntıların içeriği tabiki anlamlı ve konuyla ilgili ancak bir yerden sonra beni rahatsız etti diyebilirim. Ben Nihan Kaya’yı okumak istiyorum çünkü. Yer yer kendi kitaplarının tanıtımını yaptığını farkettim. Buna gerek olmadığını düşünüyorum. Sıkı bir takipçi sevdiği yazarın tüm kitaplarını en kısa sürede temin eder zaten. Bunun yanında feminist görüşlerini yoğun bir şekilde hissediyoruz. Hak verdiğim yerler gerçekten çok fazlaydı. Ancak bana fazla gelen detaylar da mevcuttu. Kadının birçok toplumda değişmesi zor olan bir düzen ve kültür karşısında yaşadığının farkındayım. Sorgulama fırsatı bulmadan kendimizi bu düzenin bir parçası olarak görüyor ve sessizce boyun eğiyoruz. Ancak Türk kızları için saray hizmetçisi benzetmesini hoş karşılamıyorum. Gelinin, eşinin ailesi tarafından bir nesne olarak görüldüğü konusuna da katılmıyorum. Kadından ev işi bekleme konusundaki eleştirilerine hak veriyor ancak bu beklentiyi hiçbir zaman dayak, tecavüz, cinayet, şiddet kapsamında değerlendirmiyorum. Bu benzetmelerin ağır olduğunu düşünüyorum. Türk kültüründe, örf adetlerimizde yemek kıymetlidir. Sofrada birliktelik önemlidir. Ancak yemeği bir ayin, tapınak olarak, kadını da hizmetçi olarak görmek de kırıcı tabirlerdi. Sevgili Nihan Kaya bir avuç fındıkla, haşlanmış patatesle doyabilir ancak bu benim için ve yemeyi seven toplumumuz için çok mümkün değil. :) Nihan Kaya’nın bu konuda çok içli olduğunu hissettim. Ev işlerinin bitmemesi, günlük üç öğün yemek hazırlığı ve bu konuda evin kadınının yalnız olduğu konusundaki fikirlerine sonuna kadar katılıyorum. Bu yoğun sürecin kadının hayatından aldığı enerjiye, zamana da acıyorum. Aynı zamanda ev işlerinin, yemek yapmanın, bebeğe bakmanın sadece kadının görevi olduğuna dair bu inanışa ben de karşıyım. Evdeki erkek çocuğunun yaptığı işin büyütüldüğü ancak bu işin evin genç kızının görevi olduğu anlayışı da çok kırıcı. Nihan Kaya bu konularda toplumumuzun sessiz kabullenişini yine toplumumuzun kadınlarını düşünerek eleştiriyor. Önceliklerimiz konusunda bize ışık tutmaya çalışıyor. Temizlikten, yemek yapmaktan, koltuk takımlarını değiştirmekten ve misafirlerine kusursuz bir sofra hazırlamaktan öte insanın değerli bir şey ortaya koymasını istiyor. Ya da her kadının kendini bulmasını istiyor. Ancak bu her kadın için mümkün değil. Bu hayatı tercih edebilmek, istemek, böyle yaşamaktan keyif almak gerekir. Bir kadın evinde ocağında ailesine yemek pişirirken, evini temizliyorken, bebeğiyle ilgileniyorken mutluysa ve bu hayattan keyif alıyorsa kendini bu şekilde buluyordur. Başka bir kadın kitaplığını seyre daldığında mutludur. Bir eser ortaya koyduğunda, bir kitabı alıp kokladığında tüm sıkıntıları bitebilir. Kimisi hayata bir kere geldim kitap okumakla vaktimi öldüremem, hem tüm kitapları okumaya ömrüm yetmez diyebilir. Tüm kadınlar kitap okuyabilse, kitap yazabilse tabiki daha güzel olabilirdi; ama bunun mümkün olmadığını biliyoruz. Herkes aynı eğitim seviyesinde değil, aynı şartlarda yetişmiş değil. Yanlış bilmiyorsam Einstein'ın ifadesiydi: “Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir.” Değişimi hepimiz isteriz ancak şartlar aynı olduğunda. Öyle bile olsa tüm insanlar biriciktir ve beklentileri, arzuları, mutlu olma sebepleri, zamanını doldurdukları değişkendir. Herkesi aynı kefeye koyamayız, bırakalım herkes kendi hayatında mutluluğunu kendisi bulsun. (Sümeyye Tazegül)
--reklam--
İyi Toplum Yoktur PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Nihan Kaya - İyi Toplum Yoktur kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İyi Toplum Yoktur PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Nihan Kaya Kimdir?
Roman, öykü, inceleme-araştırma ve kuram kitapları yazarı.
Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunudur. Essex Üniversitesi bünyesindeki Psikanalitik Çalışmalar Merkezi’nde (Centre for Psychoanalytic Studies) yüksek lisans yaptıktan sonra, King's College London'da doktora eğitimi aldı. MEF Üniversitesi Psikoloji bölümünde ders vermektedir.
İlk romanı Gizli Özne 2003 yılında yayınlandı. İkinci kitabı Çatı Katı Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü'nü aldı.
Nihan Kaya, kurmaca eserleri kadar edebiyat, psikoloji ve estetik teori üzerine yazdıklarıyla da biliniyor. İngiltere'de, University of Essex'teki Psikanalitik Çalışmalar yüksek lisansını Winnicott psikolojisi üzerine yazdığı tezle 2005'te tamamladı. King's College London'da yazdığı doktora tezini Yazma Cesareti: Acının Yaratıcılığa Dönüşümü (2013) adıyla kitaplaştırdı. 2005’ten bu yana, psikoloji ve yaratıcılık alanlarında Avrupa ve Amerika’nın değişik yerlerinde konferans tebliğleri sundu, konuşmalar yaptı.
--reklam--
Nihan Kaya Kitapları - Eserleri
- İyi Aile Yoktur
- Bütün Çocuklar İyidir
- İyi Toplum Yoktur
- Kırgınlık
- Buğu
- Gizli Özne
- Disparöni
- Kar ve İnci
- Çatı Katı
- Ama Sizden Değilim
- Seni Feda Etmeyeceğim
- Yazma Cesareti
- Fildişi Kuyu
- Prenses A Uyanıyor
- Otobüsü Kaçıran Şoför
- Ada Annesiyle Duvarları Boyuyor
- Mafin Bugün Mutsuz Olmak İstiyor
- Sahiku Çocuklarla Arkadaş Olmak İstiyor
- Sinderella Elbise Tasarımcısı Oluyor
- Kırmızı Çizmeleri Annesi Zanneden Kaz
--reklam--
Nihan Kaya Alıntıları - Sözleri
- Aileler kızlarını tam zamanlı asilzade hizmetçisi olarak yetiştirmeyi isteyip istemediklerini bir kez daha sorgulamalılar. Zira bir kadının, bir akşam da yemek yapmazsa dünyanın başına yıkılacağını zannetmesi, o yemeği yapsın veya yapmasın, etkisini kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar yıpratıcı bir psikolojidir. (İyi Toplum Yoktur)
- Işığımı övdüler, ama nasıl yandığımdan hiç söz etmediler. (Kırgınlık)
- Meğer sandığımız kadar çaresiz değilmişiz. (Otobüsü Kaçıran Şoför)
- Kırıldıkça parçalandım, bin parçaya bölünüp yıldızlar halinde gökyüzüne saçıldım. Işığımı övdüler, ama nasıl yandığımdan hiç söz etmediler. (Seni Feda Etmeyeceğim)
- ‘’Asıl mesele şu ki prensesler hiçbir şey yapmayıp kurtarılmayı beklediklerinde, evlilikte aradıklarını bulamıyorlar. Onlar da mutsuzluktan kötü kalpli kraliçeye dönüşüyor. Bu dönüşüm geçici aslında. Mutlu olsalar yeniden iyi kalpli, nazik kimseler olacaklar zaten. (Prenses A Uyanıyor)
- Seni tabanları dayaktan sızlayan pasaklı bir çocukken sevdiğim gibi seviyordum. (Ama Sizden Değilim)
- Herkes duyulmak ister. (Kar ve İnci)
- Ben nereye gitsem, içeride kalırım (Buğu)
- Dikkatimi şimdi ziyadesiyle yoğunlaşmış bu gözlere veriyorum ben de.Kalbi sanki gözlerinde atıyor. (Disparöni)
- Evet, bir şeyi sevmeme hakkımız vardır. Ama bugün sevmediğimiz bir şeyi yarın sevmeye başlayabiliriz. (Bütün Çocuklar İyidir)
- "'Trafiğe çıktığınızda bütün araçların şoförlerini deli kabul edin,' derler; 'Her an her aracın olmadık bir hamle yapabileceğini göz önünde tutun.' Trafik de bir şey mi? Asıl, hayata çıktığında herkesi deli kabul etmeli insan. Herkes her an her şeyi yapabilir." (Kırgınlık)
- " Merhamet acının anlaşılmasıdır." (Çatı Katı)
- Dün, kalabalık bir sokakta, yalnızca seni gördüm... (Çatı Katı)
- Tek istediğim, bir şey yaptığımda “Şundan dolayı yapıyor.” gibi düşünceler uyandırmadan içimden geleni yapabilmek. Bunun mümkün olmayacağını bilmek, bir şey yapmazken dahi insanı sınırlandırıyor. (İyi Toplum Yoktur)
- Bilge anneannem, edindiği bilgelikle-ki bu bilgelik ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan geliyormuş!- kimin gerçekten nazik, kimin gerçekten cesur olduğunu görmüş ve hem cesur hem nazik insanlara yaklaşmış.(Gerçekten ama gerçekten , içten nazik insanlar, cesur olanlardır çünkü!) Bilge anneannem ,edindiği bilgelikle-ki bu bilgelik ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan geliyormuş!- kimin güvenilmez olduğunu görmüş, güvenemeyeceği kimselere karşı dikkatli davranmış.Tehlikeli olan ve olmayan durumları birbirinden ayırt etmeyi, kendisine zarar verecek ve vermeyecek olanı görmeyi, seçmeyi, ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan öğrenmiş.Ben de Orman'a gideceğim.Karşılaşmam gereken şey neyse onunla karşılaşacağım Orman' da.Ama prensesimiz...Ya başınıza bir şey gelirse orada? Ya ölürseniz ? "Ölürsem de ölürüm.Asıl ölümüm burada kalırsam, Orman'da karşılaşmam gereken şey her ne ise onunla karşılaşmamayı sürdürdükçe olacak." (Prenses A Uyanıyor)
- Problemli çocuklar yoktur; problemli ebeveynler, problemli öğretmenler, çok problemli toplumlar ve çok problemli okullar vardır. (İyi Aile Yoktur)
- ❝Bütün kötülükleri kahramanlık gibi anlatırlar, o kötülükleri devam ettirebilmenin tek yolu bu çünkü.❞ (Prenses A Uyanıyor)
- Bizi kim anlıyorsa ailemiz odur. (Seni Feda Etmeyeceğim)
- Var olmak ve yaşamak birbirinden ayrı şeyler. Yaşama hakkımıza hemen herkes saygı duyuyor ama var olma hakkımıza saygı, çok daha az rastlanan bir şey ... (Seni Feda Etmeyeceğim)
- Bir çocuğun mutlu bir yetişkine evrilebilmesi için anne- baba olarak yapabileceğimiz tek bir şey ama tek bir şey vardır: Çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak. (İyi Aile Yoktur)
Yorumlar
0 yorum