Kitap Künyesi

Yazar: Virginia Woolf

Çevirmen: Fatih Özgüven

Orijinal Adı: Jacob's Room

Yayın Evi: İletişim Yayınları

İSBN: 9789754708813

Sayfa Sayısı: 216

--reklam--

Jacob'un Odası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Virginia Woolf'un gerçek anlamda ilk deneysel romanıdır Jacob'un Odası. Roman, Kral Edward dönemi İngiliz toplumunu Birinci Dünya Savaşı'na bağlayan toplumsal değerlerinin hem temsilcisi hem de kurbanı olan bir genç erkeğin portresidir. Jacob'un yaşamının seyrini izlerken çocukluğundan, Cambridge yıllarından, Londra'nın bohem çevrelerinden, Paris'ten, Yunanistan'a yaptığı bir geziden sonra varırız, ama bu bildiğimiz anlamda bir Bildungsroman değildir. Woolf, karakter ve çevre yaratma konusundaki geleneksel yöntemleri kırılmalara uğratır, bozar. Jacob`un Odası, yazarın bir yapı, mimari bir uzam olarak tasarladığı bir romandır. Romanın adı sadece Jacob'un 'oda'sına değil, onun Birinci Dünya Savaşı'ndaki ölümünün ardından odasında, dolayısıyla çevresinde bıraktığı ani, iç burkucu boşluğa da işaret eder. Jacob'un Odası bir yönüyle Virginia Woolf'un erken yaşta ölen sevgili erkek kardeşi Thoby Stephen'in, genel olarak da hayatlarının baharında savaşlarda kurban edilen bütün genç erkeklerin anısına adanmış bir romandır. Henüz oluşum halindeki bir hayatın 'sisler içinde' resmedilişi...

"Jacob’un Odası… Şahane bir sürpriz... İmkansız gerçekleşmiştir. Yeni bir anlatı biçimi ortaya çıkmıştır!"

E. M. Forster

--reklam--

Jacob'un Odası Alıntıları - Sözleri

  • Erkek toplumuna,kapalı odalara ve klasik eserlere şiddetli bir tepki içindeydi ve hayatı böyle biçimlendiren kim olursa büyük bir öfkeyle ona saldırmaya hazırdı.
  • Hepimizin içinde adının konmasını istemeyen mutlak bir yan var.
  • Ben neysem oyum ve o kalmaya niyetliyim.
  • Bizi yaşlandıran ve öldüren şey felaketler,cinayetler,ölümler ve hastalıklar değildir;insanların bakma,gülme ve otobüslerin basamaklarını hızla çıkma biçimleridir.
  • ''Ben ölüye hiç acımam.Onlar dinleniyorlar.Oysa biz günlerimizi,nedenini dahi bilmeden gereksiz,aptalca şeyler yaparak geçiriyoruz.''
  • Ne kadar az şey söylemiş olmasına rağmen sesinin ne denli güçlü olduğunu düşündü.
  • bayan jarvis mutsuz olduğunda kırlarda yürüyüşe çıkardı. fincan tabağı biçimindeki o çukura dek yürürdü. aslında hep daha uzağa gitmek isterdi; yine de her defasında oraya oturur, pelerininin altına gizlediği küçük kitabını çıkarır, birkaç dize şiir okur ve etrafa bakınırdı. aslında çok da mutsuz değildi. artık kırk beş yaşına geldiği de düşünülürse belki hiçbir zaman çok mutsuz, çaresizce mutsuz olup, arada bir tehdit ettiği üzere kocasını terk ederek bu iyi adamın iş hayatını mahvetmeyecekti. bayan jarvis tam da inancını kırlarda yitirecek, evreni tanrı'sının yerine koyacak türde bir kadındı. ama ne inancını kaybetti ne de kocasını terk etti. şiirini hiçbir zaman baştan sona okumadı. yine de kırlarda yürümeye, karaağaçların arasından hayvanları seyretmeye ve scarborough'a tepeden bakan çayırlarda otururken hüzünlenmeye devam etti.
  • Ama kelimeler çok fazla kullanıldılar, dokunuldular, çekiştirildiler ve sokağın tozuna maruz bırakıldılar.
  • Çünkü nereye yerleşirsem yerleşeyim sürgünde ölürüm.
  • Hayat çok güzel, etrafta ne yazık ki bunca aptal olmasına rağmen.
  • . Her birinin geçmişi, ezbere bildiği bir kitabın yaprakları gibi içinde kapalıdır ve arkadaşları sadece başlığı okuyabilir. ...
  • Erdemleri bir ya da iki sayfada toplanmış kitapları seviyorum.Üstünden ordular geçse yerinden kımıldamayan cümleleri severim.Sağlam kelimeleri seviyorum.
  • Insan kendini bir şeylere adamalı.
  • . Kimse kimseyi olduğu gibi görmez. Bir bütünü görürler, her türlü şeyi görürler kendilerini görürler. ...
  • . Melankoli, bir kış gecesinin sesleriydi. ...

--reklam--

Jacob'un Odası İncelemesi - Şahsi Yorumlar

#1001kitap~~~: Virginia Woolf'un ilk özgün eseri sayılan Jacob'un Odası , Jacob Flanders adında hassas 1genç adamın hikayesidir. Jacob'ın hayat hikayesi, karakteri ve arkadaşları, çocukluğundan ayrı sahneler ve anlar kesitler halinde anlatılır, Jacob'ın hayat hikayesi, karakteri ve arkadaşları, çocukluğundan Cambridge'deki üniversiteye, Londra'daki aşk ilişkilerine ve Yunanistan'daki seyahatlerinden savaşta ölümüne kadar ayrı sahneler ve anlar için daldan dala atlar gibi yazarken, Jacob'un Odası, Virginia Woolf'un olay örgüsü veya eyleme değil, karakterlerinin bulunduğu psikolojik olaylara vurgu yaparak ününü sağladığı romandır...  Jacob'un Odası, genç yaşta kaybettiği kardeşine ve savaşta ölen tüm gençler için yazdığı bu kitap Virginia Woolf'un umutsuzluğunun her sayfada hissedildiği, nehir, köprü, dalga kısımlarını okurken hep bu intihar planı kafasında miydi sorusu aklıma sürekli takıldı ki insanlara, hayata ve berbatlığına bol atıfta bulunarak... Jacob'un Odası; sabit 1konuya sıkışmadan, mesela paragraf içinde tek cümleyle hayata dair görüşünü belirtip, olayi anlatmaya devam ediyor, olayla bağlantı kurmaya çalışıp okumaya devam ediyorken bu defa da zaman ve mekanlar arasında keskin geçişler oluyor, şimdi bu nerden çıktı da demeden cümlelerin tadına vararak okumaya çalışmak gerek, yoksa kitabın içinden çıkılmaz 1hal alır ki o da okumayı felaket tadsızlaştırıp epeyce zorlar... Hayatı her halinden gerçekliği ile anlatan 1eser olup, Jacob'un 1.Dünya Savaşı'nda ölmesiyle ardında bıraktığı boşluk, ani ve derin acının hikayesi olup, Jacob'un hayatı, çocukluktan başlayarak, belirli sınırlara bağlı kalınmaksızın gözler önüne serilerek, Cambridge yılları, Londra'da, Paris'te ve Yunanistan'da geçen günleri ile edebiyata dair, yaşadığı döneme atiflarda bulunarak ve dönemi sevmediğini belirterek sanki içindekileri döküş hikayesini okudum... Virginia Woolf'un ilk deneysel romanıdır. Peki deneysel roman nedir? ""Yazarın, kişilerini 1bilim adamı gibi, içinde yaşadıkları doğal ve toplumsal çevrenin koşullarına ve kalıtıma göre inceleyerek okuyuculara sunduğu romandır..." Bu kitapta bilinen geleneksel yöntemleri kırıp, yeni 1teknik kullanan yazar, imkansızı başarıp kelimelerin bilinç akışıyla uyum içinde olmasını ve geleneksel anlatımdan uzak kalarak hikâyenin akışında kopukluklar olmasına ve parçalara ayrirarak anlatım yapmıştır, oyuzden belirli 1olay örgüsü olmadan zaman ve mekân belirsizliği ile kitabı bitirmiştir... Kitapları arasında en zorlandığım kitap olup bence yazara bu kitap ile başlamayın. "Jacob'un Odası" ölmeden önce okunması gereken 1001kitap arasındadır, herkese keyifli huzurlu mutlu okumalar... ~~~...Bu pembemsi ve yeşilimsi gazeteler, geceleri dünyanın kalbine ve beynine sıkıştırılan; ince, jelatinden kağıtlardı. Tümünün 1nüshasını çıkarırlardı. Jacob, üstünkörü okumaya başladı. 1grev, 1cinayet, futbol, bulunan bedenler; İngiltere'nin her1yerinden eşzamanlı gelen çığlıklar. Globe gazetesinin Jacob Flanders'a daha iyi şeyler sunmaması ne kadar da acıydı! 1çocuk tarih okumaya başladığında, onun acemi sesiyle eski kelimeleri hecelediğini duyan 1i, kederli 1şekilde şaşkınlığa sürüklenir...~~~ (Ayşe...)

(Hiçbir spoiler yoktur; gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz) Edebiyat ile ezelden beri bir savaş halindeydim ben. Yalan yok ya okumayı da pek sevdiğim söylenemezdi. Kitaplara karşı olan tavrımdaki değişimi de üniversite yıllarında eserlerini okuyarak kalemini tanıma fırsatı bulduğum Woolf’a borçluyum. Bana sorarsanız yaşadığı dönemdeki kadın yazarların sesi aslında Virginia Woolf. Benim için sadece bir yazar değil aynı zamanda verdiği savaş açısından örnek alınabilecek bir rol model kendisi. O dönemlerde kadın yazarlar kalemlerini oynatmaya korkarlarken ve çoğu eserlerini anonim olarak yayınlarlarken, Woolf olağanüstü bir cesaret gösterip dönemin dogmatik kadınlık anlayışının yıkım sürecini başlatan ilk adımı atabilmiş (Cesaret kelimesini özellikle seçtim çünkü o dönemlerde kadınlar sadece ev işleri ile ilgilenen ve çocuklara bakıp erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını karşılayan birer araç muamelesi görürlermiş ve öyle bir ortamda bu geleneksel rolleri reddetmek de imkansız bir durum olarak görülürmüş). Bunun ardından da altında 'Virginia Woolf' imzası bulunan her eser bir farklılığı beraberinde getirmiş ve dönemin okurlarını kendi güvenli bölgelerinden alıp bambaşka diyarlara bırakmış (Bahsettiğim bu adım ve kadınların o zamanlarda toplumda nasıl yer aldığı hakkında daha fazla kaynak incelemek isteyen arkadaşlarım bana ulaşabilirler). Jacob’ın odası da her satırında Woolf’un cesur kaleminin açıkça hissedildiği ve var olan edebi geleneklerin birer birer yıkıldığı bir eser. En basit hali ile bu kitabın ardındaki amaçlardan birisi de düz yazı ile şiir arasındaki farkı kapatmak olmuş ki 1900'lü yıllarda böylesi bir hamle uçurumdan atlamaktan farksızdı. Bu odanın detaylarında kaybolmak isteyen arkadaşlarıma şimdiden minik mi minik bir uyarıda bulunayım: bu kitap pek de kolay bir lokma değil. Nedenine gelecek olursak, ‘Jacob’ın Odası’ alışıla gelmiş romanlarda tanık olduğumuz türden bir olay örgüsü üzerine kurgulanmamıştır. Literatürde bu yazım şekline bilinç akışı adı verilir ve bu çizgide olan eserlerde olay örgüsü hiçbir zaman tek bir kahramanın gözlerinden anlatılmaz. Her bölümde bambaşka bir zihne misafir olur; esas oğlanımız Jacob Flanders’ı farklı gözlükler ile izlersiniz. Buna ek olarak da söylemeden edemeyeceğim bir gerçek de şudur: Jacob'ın Odası, Woolf'un modernizm ile olan dansının ilk olarak sergilendiği bir mücevherdir. Tüm bu sıra dışılığın yanı sıra kitap hakkında tartışma fırsatı bulduğum okuyucuların büyük bir kısmının hakkında olumlu yorumlarda bulunduğu bir özellik var ki o da Jacob’ın odasına her misafir olduklarında farklı bir tat almış olmalarıdır. Ben de yıllardır her okuduğumda bambaşka bir aroma alırım bu eserden. Dilerim okuyacak arkadaşlar da beğenirler ve kitaplıklarında Jacob’a da bir yer ayırırlar. Umarım bu incelememden memnuniyet duyarsınız ve sizlere Jacob’ın Odası’nı okumanız konusunda biraz da olsa motivasyon kaynağı olabilirim. Her türlü sorunuz ve kitap tavsiyesi için iletişime geçmekten tereddüt etmeyin lütfen. Sağlıcakla kalın; nice bol kitaplı günlere… Gece Yolcusu (Gece Yolcusu)

Kitap hakkında ilk söylenmesi gereken şey kolay lokma olmadığı. Sebebi de kitabın bir olay, konu, zaman ve mekan örgüsü içermeden bağımsız ilerlemesi. Yazar yani Virginia Wolf kitabi yazarken aklindan geçen düsünceleri de eklemeyi ihmal etmemiş. Akıcı bir kitap değil. Özellikle xe bu tarz kitaplara alışkın degilseniz hep olaylar ve cümleler arasinda baglanti kurmaya calsiiyorsunuz ve kuramiyorsunuz. Yani demem o ki derin bir kitap ve yorucu... Güzel mi? Bu tarz kitaplara cok alisik olmadigim icin benim acimdan orta derecede. Ama okunmali mı derseniz elbette ki okunmali...Cünku degisik ve ozgun bir tarzi var en onemlisi de Virginia Wolf gibi bi yazarin kaleminden cikmis olmasi...Mutlaka baska kitaplarini da okuyacagim ve bu tarza alistigimda buraya cok daha farkli bir inceleme kaydedebilirim. (elif bayram)

--reklam--

Jacob'un Odası PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Virginia Woolf - Jacob'un Odası kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Jacob'un Odası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Virginia Woolf Kimdir?

Virginia Woolf (25 Ocak 1882 - 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen.

1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken annesi ansızın ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir.

Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır.

Özellikle, Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder.

Bloomsbury Grubu

1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Woolf, 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmıştır.

Evliliği

Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu.

Ölümü

Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941'de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.

"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."

--reklam--

Virginia Woolf Kitapları - Eserleri

  • Kendine Ait Bir Oda
  • Dalgalar
  • Deniz Feneri
  • Yıllar
  • Mrs. Dalloway
  • Yaşlı Kadın ve Papağan
  • Flush
  • Dışa Yolculuk
  • Bir Okur Olarak
  • Granit ve Gökkuşağı
  • Üç Gine
  • Bir Yazarın Günlüğü
  • Gece ve Gündüz
  • Jacob'un Odası
  • Virginia Woolf&Vita Sackville - West Mektuplaşmaları
  • Güvenin Ölümü
  • Bütün Öyküleri
  • Kitap Nasıl Okunmalı? - Bir Okur Olarak 2
  • Dadının Perdesi
  • Perde Arası
  • Varolma Anları
  • Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler
  • A Haunted House
  • Benlik Üzerine Denemeler
  • Kew Gardens
  • Orlando
  • Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar
  • Kadının Toplumsal İşlevi
  • Pazartesi ya da Salı
  • Londra Manzaraları
  • Yorum Yorar
  • Aforizmalar
  • Romanları Tekrar Okuma Üzerine
  • The Mark on the Wall
  • The Shooting Party
  • An Unwritten Novel
  • Mr. Bennett and Mrs. Brown
  • Yazınsal Ustalık

--reklam--

Virginia Woolf Alıntıları - Sözleri

  • Hayır, dünya yüzünde istediği tek şey vardı; temiz su. (Flush)
  • Life's what you see in people's eyes (A Haunted House)
  • Şimdi bana söyler misin, şiir nereye gidiyor, yoksa artık öldü mü? (Yazınsal Ustalık)
  • "İnsanın kusurlarını itiraf etmesi kolay iş. Ama hangi akşam karanlığı, insanın erdemlerini saklayacak kadar koyudur? (Bütün Öyküleri)
  • ...she spent most of her time in the London Library, reading. (A Haunted House)
  • Ama bu adamın yıpranmış yüz çizgilerinden her keresinde gizem duymuştu, suskunluğunaysa, tutku. (Perde Arası)

--reklam--

  • Okuma sürecinin ikinci aşaması olan, yargılamanın, okumanın kendisi gibi basit bir işlem olduğunu düşünmek ahmaklık olur, kitabı zihninin içinde tartışmayı, kitabı bıraktığında bile onu okumaya devam etmeyi ve bir kitabı diğeri ile uygun bir şekilde karşılaştırabilecek kadar okumuş olmak, işte bu zordur. Bundan daha zor olan şey ise "Sadece bu tarz bir kitap değil, aynı zamanda bu değerdedir, burada yetersiz; burada yeterli olur, burası kötü; burası iyi," demek. Okur, bunu yapabilmek için bilgi, iç görü ve hayal gücü sahibi olan biri olmalıdır. (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
  • Hayata ne ile başlarsan başka elinde çok az şey kalıyor. Gurur ve aptallık... Kaç kez yaşadığımız anın değerini bilmediğimiz için geleceği reddetmişizdir, kaç kez kıymetini anlayamadığımız bir anda yaşadığımızdan çok parlak olabilecek bir geleceği elimizden kaçırmışızdır. Halbuki her şeyi istemiştik değil mi? (Aforizmalar)
  • Başkalarının gözleri bizim için birer hapishane ; düşünceleri de kafeslerimiz. (Pazartesi ya da Salı)
  • "Bak, uyuyormuş gibi dudaklarında aşk var" (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
  • Ah! Aman Tanrım, yaşamın gizemi bu; düşüncenin doğruluktan sapması! (Bütün Öyküleri)
  • . Kırdaki tepelerin üzerinden hızla geçen rüzgar, yeniden yeşile dönen geniş gölge halkaları savurdu. Ama Londra'da sokaklar bulutları daralttı; Doğu Yakası'nda nehir kıyısında yoğun bir sis asılıydı. 'Satılacak eski bir demir, herhangi bir eski demir' diye bağıran adamların seslerini uzaktan geliyordu; ve banliyölerde organlar susturuldu. Rüzgar dumanı savurdu çünkü hala son birkaç sardunyayı barındıran sarmaşıklarla kaplı duvarın köşesindeki her arka bahçede yapraklar yığılmıştı; keskin sivri alevler onları yiyordu sokağa, sabahları salonda açık duran pencerelere. Çünkü yılın doğum günü olan Ekim ayıydı. ... (Yıllar)
  • Hiçbir yazar kendi sefil kişiliğini sırlarını ve kötü huylarını okuyucuya yansıtmak istemez herhalde (Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler)

--reklam--

  • Oh, is this your buried treasure? The light in the heart. (A Haunted House)
  • Evet, toplum dışı biriydi kendisi. Doğa ne yapmışsa yapmış, onu türdeşlerinden ayrı bir yere koymuştu. (Perde Arası)
  • Bir silah sesi kulaklarda patlar: Romantizmin devri kapandı. Realizmin devri başladı. (Yazınsal Ustalık)
  • Tansley bir çekiç kaldırıp olanca hızıyla havada salladı; ama aşağı doğru indirmeye başladığı anda, böyle bir aletle bu kelebeği ezmenin elinden gelmeyeceğini anlayarak, sadece, ömründe kendisini hiç deniz tutmadığını söyledi. (Deniz Feneri)
  • baska bir sey düsünen kisinin yarı bilincli-yarı bilincsiz tekrar tekrar baktıgı herhangi bir cisim, düsüncelerin malzemesiyle öyle ic ice gecer ki, asıl bicimini kaybeder, biraz farklı, ideal bir bicim alarak yeniden olusur ve hic beklemedigimiz bir anda beynimize girer. (Pazartesi ya da Salı)
  •  I want to think quietly, calmly, spaciously, never to be interrupted never to have to rise from my chair, to slip easily from one thing to another, without any sense of hostility, or obstacle. (A Haunted House)
  • Biz ki çöl nesliyiz. Biz, yani daha özgür daha eşit bir dünyayı düşlemeden yaşamayı beceremeyen yetimler. Çaresiz bir yandan özgürlüğün ve eşitliğin vahasına ulaşıncaya değil çölde başıboş dolaşıyoruz (Yorum Yorar)