Kitap Künyesi

Yazar: Mehmet Altan

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 9786051141084

Sayfa Sayısı: 207

Kent Dindarlığı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Şeyh Galip de Müslüman, Taliban da! Öyleyse aradaki fark ne? Mehmet Altan yeni kitabında, sadece dindarları değil, inanca hangi mesafede durursa dursun bu topraklarda yaşayan herkesi ilgilendiren bir konuyu tartışmaya açıyor: Kent Dindarlığı İslamiyet Şeyh Galip'ten Taliban'a geldi yeryüzünde. Nedir bu meyil, düzlem kaybetmemizin nedeni nedir? Şeyh Galip, inanılmaz şekilde işlenmiş derin bir kültürün ferdiyken; Taliban, Afgan kırlarının bütün hoyratlığını ifade eden bir vahşetle ortaya çıktı. İkisi de Müslüman ise aradaki fark nedir? Bunu sosyolojik bakışla analiz etmek lazım. Müslümanların ağırlığı eskiden kentlerdeyken zamanla kırlara kaydı. Dinin o derin içeriği, sosyal ve kültürel yanı gündemden düşürülüp inançla ilgili konular daha ziyade siyasi bir mesele olarak algılandı. Halbuki bir zamanlar kent dindarları vardı. Üreten, kazanan, çağın gerektirdiği hemen hemen tüm özelliklere sahip, çağdaşlarıyla rekabet edebilen, dünya üzerindeki mücadeleleri sırasında dinden çıkar sağlamaya gerek duymayan, buna gönül indirmeyen, güler yüzlü, medeni, farklılıklara tahammüllü, çoğulculuk üzerine bina olmuş şehir hayatını benimsemiş, latif insanlardı kent dindarları. Bugün kent dindarlığı anlayışına ciddi anlamda ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü din, bu toplumun varoluş temellerinden biri, belki de en önemlisi. Türkiye hem toplumun sıhhati hem de din algısının normalleşmesi için er ya da geç bu konuyu dikkatle ele almak zorunda. Gerçek anlamda bir kent dindarlığı anlayışı inşa etmek için zaman henüz geçmiş değil, ancak geçmek üzere. İşte bu nedenle, Mehmet Altan'ın gündeme taşıdığı "kent dindarlığı" konusu, dini hassasiyetler taşısın ya da taşımasın bu topraklarda yaşayan herkes için birinci derecede önemli bir mesele. Birey olma, kendi donanımıyla sisteme değer katma güvenini kazanmış, otoriteye bağımlılıktan kurtulmuş "yetişkin bir toplumda" kent dindarlığı zaten kendiliğinden ortaya çıkar. Demokrasi, hukuk, düşünce ve inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü, bireysel tercih özgürlüğünü içselleştirebilen, ekonomik değer üreten bir toplum, eninde sonunda kent dindarlığı istasyonuna varacaktır. Peki nedir kent dindarlığı?

(Tanıtım Bülteninden)

Kent Dindarlığı Alıntıları - Sözleri

  • Modernleşme sürecinde Batı'yı model alırken, Batılı gibi olma şekilciliğinde kendi varlığımızı inkâr ettik. Oysa bizim dinimizle, mezhebimizle, ırkımızla bir problemimiz yoktu. Yaşadığımız sorunlar bunlardan kaynaklanmıyordu. Dolayısıyla doğal halimizi, tavrımızı, özelliklerimizi inkâr etmeye gerek yoktu. Batılı olmak için Batılı gibi davranmak değil, Batı usulü bir üretime sahip olmak gerekiyordu, fakat bu algılanamadı.
  • Sorgulamayı, akıl yürütmeyi, bireyselleşmeyi dizginleyen itaat ve biat eksenli eğitim-öğretim anlayışının özgürleştirilmesi toplumu da özgürleştirecektir.
  • Din görevlisi sadece mahalle ve cami ile bağlantılı bir noktada değil yaşam faaliyetlerinin sürdüğü her alanda söyleyecek sözü olan bir düşünce adamı olabilmeli.
  • Modernleşme sürecinde Batı'yı model alırken, Batılı gibi olma şekilciliğinde kendi varlığımızı inkâr ettik. Oysa bizim dinimizle, mezhebimizle, ırkımızla bir problemimiz yoktu. Yaşadığımız sorunlar bunlardan kaynaklanmıyordu. Dolayısıyla doğal halimizi, tavrımızı, özelliklerimizi inkâr etmeye gerek yoktu. Batılı olmak için Batılı gibi davranmak değil, Batı usulü bir üretime sahip olmak gerekiyordu, fakat bu algılanamadı.
  • Sorgulamayı, akıl yürütmeyi, bireyselleşmeyi dizginleyen itaat ve biat eksenli eğitim-öğretim anlayışının özgürleştirilmesi toplumu da özgürleştirecektir.
  • Din görevlisi sadece mahalle ve cami ile bağlantılı bir noktada değil yaşam faaliyetlerinin sürdüğü her alanda söyleyecek sözü olan bir düşünce adamı olabilmeli.
  • Yeryüzü beynini kullandığı oranda genişler insan için. İnsan zihinsel kapasitesini ne kadar geniş kullanabilirse o kadar büyük ve anlamlı dostluklar kurabilir.
  • Modernleşme sürecinde Batı'yı model alırken, Batılı gibi olma şekilciliğinde kendi varlığımızı inkâr ettik. Oysa bizim dinimizle, mezhebimizle, ırkımızla bir problemimiz yoktu. Yaşadığımız sorunlar bunlardan kaynaklanmıyordu. Dolayısıyla doğal halimizi, tavrımızı, özelliklerimizi inkâr etmeye gerek yoktu. Batılı olmak için Batılı gibi davranmak değil, Batı usulü bir üretime sahip olmak gerekiyordu.
  • "İncecikti Gül dalıydı Dokunsam kirilacaktı Dokunmadım Kurudu "

Kent Dindarlığı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da... Kent Dindarlığı yeni bir önsöz ve gözden geçirilmiş haliyle tekrar okuyucunun karşısına çıkıyor. Köylülük, din ve bilim; özeleştiri, üretim ve ekonomi; Cumhuriyet’in değiştirdiği şeyler, bir inanç entelektüeli olarak imamlar, Kur’an ve dil sorunu; kent dindarlığının ne olduğu ve nereye gittiği; ulaşmamız gereken kent dindarlığı gibi başlıklar altında, sosyolojik ve ekonomik analizler yapıyor Altan. Kimi zaman mevcut sorulara ve sorunlara yanıt veriyor, kimi zaman da soruyu ortaya atıyor. Muhataplarının bu soru ve sorunlara ne kadar kulak kabartacağı, muhtemelen ülkemizin geleceğini de yakından ilgilendiriyor... “Bugün artık neredeyse kaybolan hatta varlığı bile unutulan bu zarif ve ahlaklı İslam yorumunu, estetiği ve felsefeyi önemseyen bu “kent dindarları”nı yeniden hatırlamamızın, o dindarlık anlayışını yeniden tartışmamızın hayati bir öneme sahip olduğuna inanıyorum. Eminim ki benim anlatmaya çalıştıklarımı benden çok daha iyi anlatacak din âlimleri, İlahiyat kökenli yazarlar vardır. Benimki sadece o tür Müslümanları özlemiş, kendi toplumunda onları görmek isteyen, onların varlığının bütün topluma güven aşılayabileceğini düşünen birinin, ‘öyle birileri vardı’ hatırlatması… Neden kaybolduklarını, yerlerini kimlerin aldığını anlamaya çalışan birinin mütevazı çabası.” (Fuat SURMELI)

Konu dikkatimi aşırı cektigi icin almistim ama bekledigim gibi adı ile özdeşen bir kitap degil. İçerisinde tutarsizliklar var. Mesela din kulturlesmeli demis kitap boyunca ama ramazan davulcusu dini kulturumuzken ramazanda davul calmamasi gerektigini oruca kalkanlarin fisiltiyla birbirini kaldirmasi gerektigini savunmus. Bunun gibi çok fazla tezatliklarinin olmasi rahatsiz edici. Kent dirdarligina dair soz edebilecegim birkac kelime bu kitaptan edinememde uzucu. Siyasi amaçla yazilmis hükümet üzerine gitmeye çalışan bi kitap (Seyma karasu)

Özellikle Kentli diyarlarda bir şeyler anlatmaya, didinmeye çalışan cemaat, tarikat, medrese ehillerinin okumasını şiddetle tavsiye ederim. bakılmayan ve bakılmaktan korkunan çoğu bakış açısını gün yüzüne çıkarıyor yaza. Ve "din bu değil" hitabına mazhar olmak istemiyorlarsa (bu saydığım cemaat, tarikat ve medrese ehilleri) bu kitabı okumalarını tavsiye ederim... (The Reader)

Kitabın Yazarı Mehmet Altan Kimdir?

Mehmet Hasan Altan (d. Ocak 1953, Ankara) Türk gazeteci, yazar ve akademisyen.rnrnÇetin Altanın oğlu ve Ahmet Altanın kardeşidir. İlk, orta ve yüksek öğrenimini İstanbulda yaptı. Yüksek öğrenimi sırasında özel sektörde ve Türk Haberler Ajansında görev yaptı. 1979 yılında doktora yapmak için Fransaya gitti. Paris I. Pantheon Sorbonne Üniversitesinde, Türkiye-İMF ilişkilerini inceleyen çalışmasıyla 1980 yılında uzman, Türkiyenin ABD ve SSCB ile ilişkilerini inceleyen teziyle de iktisat doktoru oldu. Doktora eğitimi sırasında çeşitli gazetelerde çalıştı, Cumhuriyet Gazetesinin Paris muhabiri olarak görev yaptı. 1984 yılında Türkiyeye dönen Altanın 1985 yılında, Paristeyken yazdığı denemeleri Kanatlı Karınca adlı kitapta topladı. Akademi Kitabevi Deneme Ödülünü alan bu kitaptan sonra, tezinden esinlenerek yazdığı Süperler ve Türkiye adlı bilimsel çalışması yayımlandı. Celaleddin Adlinin kızı Ümit ile evlidir.rnrnAltanın, Türkiyedeki "devlet" kavramını irdelemeyi amaçladığı Markstan Sevgilerle adlı kitabının yanında, askeri darbelerin ekonomik nedenlerini incelediği "Darbelerin Ekonomisi" ve Türkiyeden yeryüzüne bakmaya çalıştığı edebi yazılarını içeren "Matadorun Ölümü" adlı kitapları da bulunmaktadır. Altan aynı zamanda ikinci cumhuriyetçiliğin fikir babasıdır. Halen İstanbul Üniversitesi İktisat Politikaları Ana Bilim Dalı profesörüdür.

Mehmet Altan Kitapları - Eserleri

  • Kent Dindarlığı
  • Muş'ta Meryem Olmak
  • Marksist Liberal
  • Amerikan Rapsodisi
  • Bir Gecelik Aşklar Nereye Gider
  • Küresel Vicdan

  • Cami Kışla Parantezinde Türkiye
  • Darbelerin Ekonomisi
  • Kanatlı Karınca
  • Kürtler Şeytan Soyundan mı?
  • Puslu Demokrasi
  • Milliyetçilik ve Çeteler
  • Esir Çocuklar Cehennemi

  • 'köylü'ler Ne Zaman Manşet Olur
  • Kırık Düşler Ülkesi
  • Birinci Cumhuriyet Üzerine Notlar
  • Eğrisiyle Doğrusuyla Ak Parti
  • Devlet Karlar Altında
  • Kürt Sorununu İnsanileştirmek
  • Heykeller Sevişir mi?

  • Sarayı Yıkalım
  • Uzun Adamın En Uzun Günü: 17 Aralık
  • Siyasi, Ekonomik ve Kültürel Boyutlarıyla Küreselleşme
  • İkinci Cumhuriyetin Yol Hikayesi
  • İlerleyelim Beyler
  • Alo Fatih - Medyanın RTE ile İmtihanı
  • On Yıl Önce Bugün / Hiçbir Şey Değişmiyorsa...

  • Kıbrıs Diye Bir Ada
  • Hiçbir Şey Değişmiyorsa
  • Bürokrasi Mi, Burjuvazi Mi?
  • 2. Cumhuriyet Demokrasi ve Özgürlükler
  • Paralel Paranoya
  • Matadorun Ölümü
  • Ertelenmiş Hayatları Geri Verin

  • Çölden Gelen Şifa Hurma

Mehmet Altan Alıntıları - Sözleri

  • Modernleşme sürecinde Batı'yı model alırken, Batılı gibi olma şekilciliğinde kendi varlığımızı inkâr ettik. Oysa bizim dinimizle, mezhebimizle, ırkımızla bir problemimiz yoktu. Yaşadığımız sorunlar bunlardan kaynaklanmıyordu. Dolayısıyla doğal halimizi, tavrımızı, özelliklerimizi inkâr etmeye gerek yoktu. Batılı olmak için Batılı gibi davranmak değil, Batı usulü bir üretime sahip olmak gerekiyordu, fakat bu algılanamadı. (Kent Dindarlığı)
  • Küresel vicdanın teşekkülü ve yaygınlaşması için daha vakit var gibi; ama unutmayalım ki şartlar hazır. (Küresel Vicdan)
  • Aslında ahlak, insanın toplumun öteki öteki bireylerine karşı ödevlerini içerir. Ahlak kuralları yazılı olmadıkları için biçimsel bakımından hukuktan farklı olsalar da, ahlak ile hukukun örtüştüğü, hatta özdeşleştiği durumlar vardır. (Küresel Vicdan)
  • Artık ülkeler sadece kendi ülkeleriyle değil, başka ülkelerle alakalı olarak da sorumluluk almak zorundalar. Ulus-devlet sınırlarının ekonomik bakımdan aşıldığı böyle bir dünyada, aynı sınırların küresel bir vicdan tarafından da aşılması gerekiyor. (Küresel Vicdan)
  • Parya olarak gördükleri halk korksun ve onların iktidarını sorgulamasin diye. Anlayacağınız halktan korktukları için halkı korkutmaya uğraşıyorlar. (Kürtler Şeytan Soyundan mı?)
  • Bugün artık toprak gibi fabrika dönemi de geride kaldı. Kol gücü ve parasal sermaye geri plana düşüyor. En belirgin güç bilimsel bilgi oluyor. Çünkü yeryüzünün bugünkü yarısını bilimsel bilgi belirliyor. Bilgi üretemeyen, ürettiği bilgiyi üretim sürecine aktaramayan toplumlar geri kalıyor. Yarıştan çekiliyotlr. (Marksist Liberal)

  • "Şiir, yazanın değil, ihtiyacı olanındır. Şiire en çok ihtiyacı olanlar ise aşıklardır. Acının ve mutluluğun kenarında duranlar." (Bir Gecelik Aşklar Nereye Gider)
  • "Atatürk'ün 59. ölüm yıl dönümünde hala 'zenginlik' ve 'özgürlük' üretemiyorsak, bu, demokrasiyi inkar edip yerine Kemalizmi koymamızdan ve bu çarpıklığı Atatürk'ün görüntüsünün arkasına saklamaya çalışmamızdandır." (İlerleyelim Beyler)
  • Bilgi toplumunun ve ekonomisinin, beyinsel yaratıcılığın bu kadar öne çıktığı bir çağda, insanın kutsallığını teslim eden küresel bir vicdana ihtiyaç var. (Küresel Vicdan)
  • Korku, yaşamı yeniden yaratmayı önler. (Bir Gecelik Aşklar Nereye Gider)
  • GENÇLİK BİR MAVİ BULUT “Gençliğimde, yaz geceleri ıssız plajlara uzanıp Fransız şansonları dinleyerek kayan yıldızları sayardık. O zamanlar, edebiyat ve müzik zevkimizin önemli köşetaşları arasında Fransız ekolünün belirgin bir yeri vardı. Cezayir Savaşı’na şarkılarıyla karşı çıkan Moulodji, boğuk sesiyle aşk ve barış şarkıları söyleyen Reggiani çocukluğumuzun anılarına yerleşmişti: Camus, Sartre, Boris Vian gençlik heyecanlarımıza isyankâr yaklaşımlarıyla eşlik ederlerdi.” 18. yüzyıl ortasından itibaren Fransız kültürünün biçimlendirdiği bir geleneğin son önemli temsilcilerinden biri olan ve yukarıda anılan “Kanatlı Karınca” ve “Matadorun Ölümü” kitaplarında bunun edebi örneklerini sergileyen Mehmet Altan, söz konusu kültürün sadece okullarda aktarılan bir ayrıntı olmaktan çıkıp hayatın bütün alanlarını kuşattığını bu sözlerle anlatıyor. Osmanlı’nın son dönem ve Cumhuriyet’in ilk kuşak aydınlarını, bütün siyasi farklılıklara rağmen aynı ortak zeminde buluşturan Fransız kültür geleneği, sadece üzerinde yaşadığımız topraklar için değil, bütün bir Avrupa için de benzer bir anlam ifade ediyordu. Paris’e gidip Monmartre havasını solumadan ressam, müzisyen veya şair olmak neredeyse imkânsızdı. Ne var ki, köprülerin altından çok sular akmış, siyasi ve sosyal savruluşların at koşturduğu cennetvatan, kendisine yüzünü dönebileceği yeni mekânlar ararken birdenbire Amerika ile burun buruna gelmiştir. Şüphesiz bunda değişen dünya dengelerinin, Avrupa’nın II. Dünya Savaşı sonrasında kan kaybetmesinin ve Türkiye’deki arayışların istikamet değiştirmesinin de büyük payı vardır. Yeni hedef Amerikan kültürü ve Amerikan hayat tarzıdır artık... “Yeryüzü, epeydir, aristokrasinin süzülerek gelen, hayatı akıl gözüyle izleyen, kelimelerin tadını çıkarmaktan hoşlanan, insan ruhunun derinliklerine yolculuğu seven Kıta Avrupası’nı ve Fransa’yı unutmuş bulunuyor. Bunun yerini, aristokratların ve burjuvaların yerleşik değerlerinden, yaşam kalıplarından uzak bir pragmatizmin oluşturduğu, hareketli ve mücadeleci Amerikan kültürü almış bulunuyor.” (Amerikan Rapsodisi)
  • ''Bizde 39 kez trafik suçu işlemiş bir sürücü trafikten men edilmediği için hala insanları rahatlıkla öldürebiliyor. Bizde hala töre cinayeti var. Töre,yazılı hukukun olmadığı bir önceki dönem demektir. Hala yağmur yağdığında 32 kişi ölüyor. Hala kent içinde binlerce izinsiz imalathaneler var. Zonguldak'ta cesedi bulunmayan maden işçileri var.'' (Puslu Demokrasi)
  • Fakat iyinin nesnel varlığı kabul edilse bile, bu herkesin her zaman iyi olanı yapacağı anlamına gelmiyordu. İyiye ulaşmanın yolu herkesin kendi üzerine düşeni yapmasıydı. Platon'a göre bu, adaletin tanımıydı ve ruhun üç öğesi olan akıl, duygu ve istek arasında uyum kurabilmekle mutluluğa ulaşılabilirdi. (Küresel Vicdan)

  • Ulus-devlet sınırlarının aşıldığı bir dünyada ortak sorunları paylaşan insanların ortak çözümler bulması gerekiyor. Bu çözümlerin anahtarı ise küresel vicdandır. Küresel vicdan sadece kendi içinde yaşadığı toplumdan değil, dünyanın her coğrafyasından da sorumlu olmayı gerekli kılıyor. Ulusların karşılıklı-bağımlılığı bunu ekonomik anlamda da zaruri hale getiriyor. (Küresel Vicdan)
  • "Biliyorum, çağımız derin duyguların çağı değil... Büyük aşklar; büyük aşkların uzun paltolu, rüzgar saçlı yazarları epeydir kayboldular... Sanki hiç yaşamadılar... Şimdi 'Aşklar' hızlı büyüyüp, hızlı ölüyor." (Bir Gecelik Aşklar Nereye Gider)
  • Türkiye'de hukuk üretilememesinin iki önemli nedeni olduğunu düşünüyorum: İlk olarak dininin felsefî derinliğini kavrayabilecek bir yapıdan gelmiyoruz. Çünkü dinin anlaşılmasına, öğretilmesine ve çağın sorunlarına nasıl çözümler üretebileceğine ilişkin yorumlar yapılmasına izin verilmemiş. Aynı durum bugün tüm müslüman dünyası için de geçerli. (Muş'ta Meryem Olmak)
  • İngiltere'de "sendikacılık" bizdeki gibi,kendine yakın bir bakan aracılığıyla "kamuda" örgütlenip, çalışanların maaşlarından kesilen "işçi aidatı" ile yan gelip yatmak anlamına gelmiyor. (Kürtler Şeytan Soyundan mı?)
  • Ne garip ki, suçlandıkça ve suçları sabitleştikçe "şeref, haysiyet" ya da "devlete bağlılık ve vatanı sevmek" edebiyatı yapanlar arasında, bu duygularını uluslararası bilim ve düşünce dünyasına katkı yaparak göstermek isteyen tek bir kişiye bile rastlanmıyordu. (Milliyetçilik ve Çeteler)
  • "Çiçeğin rengi soldu, bitti şarkısı kuşun. Yol tenha, dal mecalsiz, su durgun. Tabut yapılan tahta, ev ev taşınan odun. Bahar ümit yerine, ey kış, içimde korkun. Allahım, kararmasın şu göğün... Dal semin, ağaç senin, döktüğün Yapraklarda, mevsimlerde gün gün, Geçip gidişi ömrün..." (Bir Gecelik Aşklar Nereye Gider)
  • Marx'a göre, özel mülkiyetin kalkmasıyla insan doğası değişebilir, böylece birey ile toplumun uyumu sağlanarak etiğin başlıca sorunu çözülebilirdi. (Küresel Vicdan)