Kitap Künyesi
Yazar: Hasan İzzettin Dinamo
Yayın Evi: Tekin Yayınevi
İSBN: 9789944610070
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Koyun Baba Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Düşüncenin suç olarak nitelendiği bir toplum düzeninde, düşünce yapısının farklılığından ötürü oradan oraya sürülen, toplum yaşamından sökülüp atılarak sürgünde bile yaşamına göz dikilen bir aydının, yaşamının bu kerte zorlanarak bilinmez bir serüvene itilmesi, politik çıkarlar için bir insanlık ayıbıdır.
Dinamo, bu romanında da yakın geçmişe ışık tutarak, insanların politik çıkarlar uğruna nasıl bir yaşam biçimine sürüklendiğini gözler önüne seriyor.
--reklam--
Koyun Baba Alıntıları - Sözleri
- Yaşamak, durmadan ekmeğin, yemeğin önünü kesmeğe çalışan bir yığın engelle boğuşup durmaktan başka neydi ki?
- "Her çağ, kendini aşmış düşünce adamlarının böyle sürgün yerlerine, engizitörlerin işkence zindanlarına püskürtmüştür."
- "Dünyaya küsüp bir yana çekilmekle hiçbir şey elde edilmez."
- Yeryüzünde halktan daha güçlü hiçbir varlık yoktur.
- ... kanunlar hep halkı durdurmak için yapılır. Sanki vahşi hayvan sürüleri tarlaları talan etmesin diye yapılan çitler gibi halkın önüne sert kanunlardan çitler, duvarlar dikilir. Kanun yapıcılarla onların koruduğu pek az kişiler, bu çitlerin ardına çekilip rahatça yaşarlar.
- "Eski bir sarayın mermer direkleri gibi mavi göğe karşı her türden zulme karşı başkaldıracağız. Bize acısa acısa ancak bizim gibi evi barkı yıkılmış olanlar acır, başkalarından acıma beklemeyelim."
- "Bir küçük ev sahibi olmak hemen duygularımızı, düşüncelerimizi değiştiriyor. Evsiz, barksızlara, kırda sürünenlere yukarıdan bakmaya başlıyoruz."
- "Halk insanlarının en okumuşları bile zamanla asıl amacını unutup birbiriyle gırtlaklaşıp duracaklardı."
- Kapalı çarşının eski erkek giynekleri satan bölüğüne gideceğiz. Orda ölülerin giyneklerini de satarlarsa da ben ölülerden korkmam. Sen de biliyorsun ya ben de artık bir ölüyüm.
- "İş başa düşünce insanın elinden her şey geliyormuş meğer."
- "Geri kalmış ülkelerde bir çocuk gibi olgun bir insan da bir rastlantı olarak yaşar. Onun yaşamını sigortalayacak hiçbir insancıl sağduyu yoktur."
- Halk, kadere inandığından tehlikelerin karşısında çoğu zaman devekuşu gibi kafasını kuma gömer. Uzak karanlıkların dibinden çıkacak birilerinin gelip kendilerini kurtaracağı masalına bel bağlar.
- "Sen sadece eski urbanı attın şu kumsala, yine de onlara yanıyorsun. Ya benim yerimde olaysaydın ne yapardın? Ben, bütün geçmişimi, bu yaşa dek kazandığım her şeyi şu eski postalarla birlikte bir yılan gömleği gibi sıyırıp üstümden atıyorum. Bunun ne derece acı olduğunu bilemezsin."
- "Bu ıssız kayalıklara benzeyen okumamış insan yığınları, felsefenin yumuşak formülleriyle nasıl uyandırılabilir, ileriye doğru yürütülebilirdi?"
- "O, insanları sevmeye başladıkça onlar onu tekmeliyor, tırmalıyor, küçümsüyor, aşağılıyordu."
--reklam--
Koyun Baba İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Koyun Baba, bir Dinamo romanı. 1950’lerin ilk yarısında geçen olayların olduğu bir roman. Koyun Baba lakaplı Ahmet, eli kalem tutan bir aydındır lakin Tek Parti döneminin gadrine uğramış ve uzak bir diyara sürgün edilmiştir. Roman iki bölümden oluşuyor ve ilk bölümü Ahmet’in Koyun Baba olarak bir dağ başında yaşadığı dönemin sonlarını anlatıyor. Demokrat Parti iktidara gelmiştir ve Ahmet Bey gibilere af çıkmıştır. Böylece İstanbul’a dönecektir. Fakat yanında çocuk yaşta sayılabilecek bir karısı da vardır. İkinci bölümde ise Koyun Baba, Ahmet Usta olacaktır. Çünkü İstanbul’da Bakırköy civarında bir gecekondu muhitine gelir ve buradaki gecekondulaşma aşamasında hem gecekonducu olarak hem de usta olarak bizzat yer alır. Roman, aslında 50’li yıllardaki köyden şehre göç ve gecekondu yerleşmeleri üzerine ilerleyen bir olay örgüsüne sahip. Zaman zaman bir Orhan Kemal eseri okuyormuş hissine kapılabiliyorsunuz. Gerek arka plan, gerek kahramanlar gerekse de yazarın üslubu Orhan Kemal eserlerini çok andırıyor. Koyun Baba bir başyapıt değil. Hele, Savaş ve Açlar ile hiç kıyaslanmaz. Karakterler canlı ve hayatın içinden. Tipik bir Dinamo romanı. Çünkü Dinamo gibi kendini sosyalist gerçekçi olarak niteleyen bir yazarın kurguladığı bir dünya var. Zaman zaman komün hayatı izleri taşıyan, gecekonducu halk kitlesini sosyalist masal kahramanları gibi izah eden bence ütopik, hadi idealist diyeyim, bir roman dünyası oluşturmuş Dinamo. Dinamo yaşasa, romanda halk kitlesi olarak yücelttiği gecekonduluların, zaman içinde İstanbul'un taşralı sahiplerine dönüşüp, muhafazakar/kapitalist partilerin oy deposuna dönüştüğünü görecekti belki de. Hatta Orhan Pamuk'un Kafamda Bir Tuhaflık'ı gibi bir roman bile yazabilirdi. (Mehmet Y.)
Serenad ve Kürk Mantolu Madonna dan sonra okuduğum en etkileyici kitap diyebilirim. Dönemin insanlarınının nasıl hayat şartlarına zorlandığının , ve de sonra yaşama tutunmaya çalışmalarının hükümet tarafından ne denli zorlaştırıldığını anlatan harika bir eser . Kimsenin tavsiyesi ile okumadım ama okuyacak her kişiye şiddetle tavsiye ederim. (Oğuz Kaan Tıraş)
--reklam--
Koyun Baba PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hasan İzzettin Dinamo - Koyun Baba kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Koyun Baba PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hasan İzzettin Dinamo Kimdir?
Hasan İzzettin Dinamo (d. 1909, Akçaabat, Trabzon - ö. 20 Haziran 1989), Türk yazar.
Ailesiyle önce İstanbul'a sonra Samsun'a yerleşti. Babası I. Dünya Savaşı'nda öldü. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ndeki eğitimini tamamlayamadan ayrılan yazar, geçimini çeviriler yaparak ve özel ders vererek sağladı.
Dinamo, gençliğinde bireysel şiirler yazsa da Nazım Hikmet'in şiirleriyle tanışınca kendine toplumcu bir çizgi çizdi. Nazım'ın yanında, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve A. Kadir gibi şairlerle birlikte çalıştı. yedi ciltlik Kutsal İsyan ve Savaş ve Açlar gibi önemli romanlara imza atmıştır. 1977 yılında, "Kutsal Barış" adlı romanıyla, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanmıştır. Genellikle savaş dönemini anlatan romanlarının yanında şiir kitapları ve bir de öykü kitabı bulunmaktadır. İlk şiirlerinde Rıza Tevfik , Yusuf Ziya, Orhan Seyfi'nin etkileri görülür. Servet-i Fünûn dergisinde hece vezniyle şiirler yazmıştır. Aruz ölçüsünü kullanmış olsada yeniden heceye dönmüştür. Hapiste sayısız şiirler, romanlar, destanlar yazmıştır. Deniz Feneri, Kutsal İsyan, Savaş Ve Açlar adlı kitapları önemlidir.
--reklam--
Hasan İzzettin Dinamo Kitapları - Eserleri
- Savaş ve Açlar
- Öksüz Musa
- Kutsal İsyan - 1
- Açlık
- Kutsal İsyan - 2
- Kutsal İsyan - 3
- Musa'nın Mapusanesi
- Koyun Baba
- Musa'nın Gecekondusu
- Kutsal İsyan - 4
- Kutsal İsyan - 5
- Ateş Yılları
- Çoban Şiirleri
- Deniz Feneri
- Kutsal Barış 1
- Kutsal Barış 3
- Kutsal Barış 2
- Kutsal Barış 4
- 6-7 Eylül Kasırgası
- Kutsal İsyan - 6
- Kutsal İsyan - 8
- Kutsal İsyan - 7
- Ateş Ormanları Arasından
- Özgürlük Türküsü
- Adalet Sıtması
- Türk Kelebeği
- Kavga Şiirleri
- Anadolu'da Bir Yunan Askeri
- Kenti Yiyen Çocuk
- Gecekondumdan Şiirler
- Tuyuğlar
- Sürgün Şiirleri
- Karacaahmet Senfonisi
- İkinci Dünya Savaşı'ndan Edebiyat Anıları
- Nazım'dan Meltemler
- Savaşta Çocuklar
--reklam--
Hasan İzzettin Dinamo Alıntıları - Sözleri
- Fırsat bulsanız da okuyun, bulmasanız da okuyun." (Öksüz Musa)
- Düşünmek kahramanlıktır, Düşünmek, bir çiğ tanesidir. bir anlıktır. Düşünmenin ötesi, karanlıktır cancazım, karanlıktır. (Kavga Şiirleri)
- Düşünmek, salt insanoğlunun harcı. Yine insanoğlu, en büyük düşman ne yazık, düşünceye karşı. (Kavga Şiirleri)
- <
Türk Kelebeği) - Yine zindan, yine çark, yine bıçak, yine kelepçe, Gece başlıyor, kardeşler, gece. (Kavga Şiirleri)
- Tarihimizi okuyunuz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar, hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Mustafa Kemal (Kutsal İsyan - 3)
- "Ama çok yoksullar değil mi?" "Çalışan insanlar hep yoksuldur kızım." (Savaş ve Açlar)
- İnsan yürekleri de gittikçe taşlaşmakta. (Çoban Şiirleri)
- "insanoğlundan tiksinicek duruma gelmiştim. İçimde insan sesinin hiç işitilmediği kuytu ormanlara, dağ başlarına kaçmak eğilimi çan çalıyordu." (Musa'nın Mapusanesi)
- İnsan, neden her istediğini olamıyordu? Bu adaletin ya da adaletsizliğin anahtarı kimin elindeydi? Toplum, yetenekli çocuklarını neden elinden tutup yetistirmiyordu? Bir Rousseau, bir Pestalozzi gibi düşünen insanların varlığına dayanan bir toplum, bir eğitim sistemi var olmadıkça bütün yetenekler güz yaprakları gibi yağmurun, rüzgarın önünde sürüklenmek zorundaydı. Toplumlar, çocuğun anası babası olmadıkça yeteneklere kurtuluş yoktu. (Açlık)
- Yapamadım,yol verdim gözlerimdeki yaşa. (Çoban Şiirleri)
- İstanbul soluk alınamayacak, içinde kımıldanılamayacak bir arslan kafesine dönmüştü. İşgalciler, ellerinde ateşten kırbaçları bulunan arslan terbiyecileri gibi bu kafesin kızgın demir çubukları çevresinde dönüp duruyorlardı. (Kutsal İsyan - 1)
- En son türkümde seni söyleyeceğim. Bir emperyalist tankı altında şair yüreğim ezilirken. Ya da dünyanın en güzel bir sabahında Bir duvar dibinde kurşuna dizilirken... (Özgürlük Türküsü)
- Yıkıldı üstümüze zaman bir dağ gibi. (Çoban Şiirleri)
- Umut gerçi kahpe bir şeyse de o gülümsedikçe ortada her zaman sahip olacağımız bir şey var demektir. Sen, şu sırada büsbütün umutsuz değil, salt öfkelisin. Tabancanı, hiçbir vakit öfkelenince kullanma, aziz kardeşim. (Adalet Sıtması)
- Ben, Aziz Nesin’i güçlü mizah sanatiyle orda tanıdım.Eski Marko Paşa’da yazdığı çok güzel yazılarını eski dostum Sabahattin Ali’ce kaleme alındığını sanıyordum, orda bana okumam için verdiği «İt Kuyruğu» adlı hikâye kitabını okuduktan sonra bunun yazarı birden bire gözümde dağ gibi büyüdü. Sonra iyi ahbap olduk. İyi bir okuyucu olduğumu da anlamış olacak ki, bundan sonra bütün oracıkta yarattığı mapusane ürünlerinin sanırım ilk okuyucusu ben oldum. Akbaba’cı Yusuf Ziya ile bağlantı kurar kurmaz sıtmalı bir yazı işine girişti. Artık, başnı kaşıyacak zamanı yoktu. Ha bire yazıyordu. Dışarda serbest gezen okuyuculanın daha sonra okuyup kahkaha patlatacakları ,biraz daha sonra da İtalya’da dünya mizah birinciliği alacak olan Fil Hamdi hikâyesini henüz müsvedde halindeyken ilk okuyan biz oluyor, kasıklarımız çatlarcasına gülüyorduk. O kötü koşullar altında başka hiçbir şey de beni güldürememişti. Bütün emniyet örgütünü son kerte zekice hicveden bu hikâye haklı olarak sonra Altın Palmiyeyi Türkiye’ye doğru yola çıkarmıştı. Aziz Nesin dışarda gene, güzel bir de sevgili bırakarak mapusaneye gelenlerdendi. Bu yüzden de içerde para kazanmak, sonradan karısı olacak sevgiliyi çıkıncaya dek dışarda barındırmak gerekiyordu. Yusuf Ziya da Nesin’i doludizgin sömürüyordu. Bir hikâyesine yedi buçuk yada on lira veriyordu. Geçmiş gün, iyi usumda yok. (6-7 Eylül Kasırgası)
- Kent düzeni, belli bir saatten sonra kentin deliğini deşiğini kilit altına alıyor, yarattığı kanunsuz sürülerini kutsal masallardan uzak tutmaya çalışıyordu. Sokakta işsiz, aşsız, korumasız kalmış bir insan için, toplumların yarattığı kutsallikların ne anlamı olabilirdi? Bütün kutsalliklar en sonra insan denen değerin korunması, daha büyük bir değer olması için değil miydi? İnsan, hiçbir kutsallık için bir kurban değildi. Klan çağlarıyla Ortaçağ, artık tası tarağı toplayıp karanlık mezarına göç etmemiş miydi? (Açlık)
- Biz dünyadan geçip gittikten sonra da ay pek çok kereler doğacak, fakat bizi bulamayacaktır. -O.Henry- (Ateş Yılları)
- En güzel hürriyet düşleri zindanda görülür. Schiller. (Kutsal İsyan - 2)
- ...insanın evini ancak kendisi, mezarını başkaları yapar. Ben, bunu bilirim. (Musa'nın Gecekondusu)
Yorumlar
0 yorum