Kitap Künyesi
Yazar: William Faulkner
Çevirmen: Necla Aytür
Orijinal Adı: Go Down, Moses
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750804724
Sayfa Sayısı: 309
--reklam--
Kurtar Halkımı Musa Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ünlü Amerikalı yazar William Faulkner’ın başyapıtlarından Kurtar Halkımı Musa, İç Savaş döneminden İkinci Dünya Savaşının ilk yıllarına uzanan bir zaman diliminde Amerika’nın güneyinde yaşayan McCaslin sülalesinin hikâyesini aktaran, Amerikan toplumu üzerine yazılmış en etkileyici romanlardan biri. William Faulkner, yarattığı roman dünyasını, tarihi, coğrafyası, toplumsal nitelikleriyle belli bir bölgeye oturtan yazarlardan. Birkaçı dışında yazarın tüm roman ve öykülerinde olay, doğup büyüdüğü, ömrünün sonuna dek yaşadığı Mississippi eyaletinde yarattığı hayali bir yerleşim yeri olan Yoknapatawpha’da geçiyor. Kurtar Halkımı Musa’yı yazdıktan on yıl sonra, 1950’de Nobel Ödülünü almaya gittiği Stockholm’de yaptığı konuşmada Faulkner, bir yazarın asıl işinin, acıma, şefkat, dayanıklılık, alçakgönüllülük ve gurur gibi evrensel ve ölümsüz değerleri insanlara anımsatmak olduğunu söylemiştir. Kurtar Halkımı Musa’da, tüm bunların yanı sıra, Eski Güney’de aile bağlarına ve akrabalık ilişkilerine verilen önem ortaya çıkar. Necla Aytür’ün özenli çevirisiyle yayına hazırlanan Kurtar Halkımı Musa, Kızılderililer, zenciler ve beyazların iç içe –bazen düşmanca, bazen kardeşçe– yaşadığı Amerikan toplumu üzerine yazılmış en etkileyici romanlardan biri.
--reklam--
Kurtar Halkımı Musa Alıntıları - Sözleri
- Ve acı çekmek, kederlenmek bile hiçlikten iyidir, yaşamamaktan kötü yalnız bir tek şey vardır, o da utanç.
- Hiç malı mülkü yoktu onun, olmasını da istemezdi. Çünkü yeryüzü şu ya da bu kimsenin değil, bütün insanlarında, tıpkı ışıl ve hava ve soğuk ve sıcak günler gibi.
- Doğru olan, sana göre bir şey, bana göre başka bir şeyse, doğruyu nasıl ayırt edebiliriz? Ayırt etmek gerekmez. Yürek zaten bilir.
- Tek bir doğru vardır ve o, yüreğe ilişkin olan her şeyi kapsar.
- Onları yaratan ve bu nedenle de gurur duymadığı ve umut beslemediği gibi kederlenmeyen tanrı konuştu: Anlaşılan bunlar acı çekmeden öğrenmeyecek, altı kanla çizilmedikçe hiçbir şey anımsamayacaklar.
- Eve, odaya, ışığın içine girdi.
- KafkadanKafa Kendi içlerinde yeterli, bütündüler, tüm çocuklar gibi anlaşılmamak istiyorlar, özel yaşamlarına girilmesi tehdidi karşısında birlikte savaşıyorlar, sevmek, soru sormak, kimse karışmadan her şeyi incelemek ve rahat bırakılmak istiyorlardı.
- Sonra bir gün cetlerinden kalma o eski lanet, babadan kalma o eski gurur onun da üstüne indi; herhangi bir değer değil, bir coğrafya rastlantısıydı bu gururun temeli; yüreklilikten onurdan değil, haksızlık ve utançtan kaynaklanan bir gururdu.
- "Yüreklilik ve onur ve gurur, ve acıma ve adalet ve özgürlük sevgisi. Bunların hepsi yürekle ilgilidir ve yüreğin tuttuğu her şey dogrudur.
- ve acı çekmek, kederlenmek bile hiçlikten iyidir, yaşamamaktan kötü yalnız bir tek şey vardır, o da utanç.
- … Sam ondaki bu zekaya seslenerek demişti ki: ‘’Kork, korkmamak gelmez elinden. Ama ürkme. Ormandaki hiçbir şeyden zarar gelmez sana, yeter ki bir köşeye kıstırılmış olmasın ya da kokundan ürktüğünü anlamasın. Ayıyla geyiğin de, tıpkı cesur insanlar gibi, ödleklerden korkması gerekir.’’
- ... hayat her zaman sen tüm olanakları yaşayıp tüketmeden önce biter. Ve bütün bunlar bir yerlerde var olmayı sürmeli, bütün bunlar yalnızca bir yana atılmak için icat edilmiş, yaratılmış olamaz.
- İnsanın bu dünyada geçireceği yetmiş yılı var, der Kitap. Bu süre içinde bir dolu şey isteyebilir insan; istediklerinin bir dolusu da ona gelebilir, vaktinde istemeye başlarsa. Ben başlamak için fazla bekledim.
- Insanın bu dünyada geçireceği yetmiş yılı var, der kitap. Bu süre içinde bir dolu şey isteyebilir insan; İstediklerinin bir dolusu da ona gelebilir, vaktinde istemeye başlarsa.
- "Biraz et al "dedi adam tabağı uzatarak. "Etim var " dedi Legate. " Biraz daha al" dedi üçüncü konuşmacı. " Sen ve Roth Edmonds, ikiniz de alın. Ağzınızı dolduran bir şey olmayınca boşboğazlık edip duruyorsunuz. "
--reklam--
Kurtar Halkımı Musa İncelemesi - Şahsi Yorumlar
KURTAR HALKIMI MUSA & WILLIAM FAULKNER: 1949 yılında Nobel Ödülü'nü göğüsleyen Faulkner’a sorarlar: “Hayallerinizi niçin bu kadar karışık anlatıyorsunuz?" “Cahilliğim yüzünden” diye cevap verir Faulkner. “Eğitim görmedim ki! Okulla başım hoş değildi, okula gitmedim. Zanaatimi kendi başıma öğrendim. Galiba o yüzden bir miktar saçmalıktan kendimi kurtaramadım.” Evet saçmalık kimilerine göre Modernist, kimilerine göre ise Postmodernist çizgideki yazarların üzerine yapışan olumsuz bir etiketti o zamanlar. Postmodern edebiyat, birtakım yazarların, gitgide geleneksel hale dönüşebileceği endişesiyle, Modernizme tepki olarak ortaya çıkardıkları bir yazı biçimi. Örneklerinin, ucu açık ve belirsiz, izanının ise meşakkatli olduğu gerekçesiyle de, o günlerden bu günlere değin, bilhassa Modernistler tarafından hep normatif elitizm çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu iki biçimin birbirleriyle halef selefliğine aldırış etmeden, her ikisini de harmanlayarak, bu alanlarda nadide eserler veren, Modernizmin babası kabul edilen, zamanla da Joyce, Musil, Frisch ve Woolf gibi öncülerinden postmodern bayrağı devralan yazarların başında ise hiç kuşkusuz William Cuthbert Faulkner gelir. Postmodernist ürünlerde sıklıkla rastlanılan ve kuramsal olarak da zaten olması gereken zamansal uyumsuzluklar, dilde oynamalar, kaotik çatışmalar, paranoyak tutumlar, arayış çabaları ve ideolojik, dini kaynaklardan yararlanma gibi hususlar, Faulkner'in eserlerinde, Faulkner'in avangard yapısı gereği çok net bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle bu eser adını, Amerika'da, kölelik döneminden günümüze kadar ulaşan, bilhassa o dönemler zenci kölelerin dillerine pelesenk olan hüzünlü bir zenci ilahisinin koro bölümünden almıştır. İlahide Afrikalı köleler, kendilerini Mısır'da firavunun esareti altında yaşayan Eski Ahid Musevileriyle özleştirirler. Bu bölümde, Tanrının Musevi halkı Mısır'da çıkarmakla görevlendirdiği Musa'ya söylediği sözler yer alır: "İn aşağı Musa, Git Mısır ülkesine, De ki koca Firavun'a, Bıraksın halkımı özgür." Yaptığı Nobel konuşmasında, bir yazarın asli görevinin, acıma, şefkat, vicdan, dayanıklılık, alçakgönüllülük, gurur gibi evrensel ve ölümsüz değerleri insanlara anımsatmak olduğunu belirten Faulkner, Kurtar Halkımı Musa adlı bu eserinde, bu görevini layıkıyla yerine getiriyor. Zaten kitabın ilk sayfasında, eseri siyahi dadısına ithaf ettiğini belirterek, gerekli evrensel mesajı dünyaya veriyor : "Köle doğan, aileme karşılık beklemeden, kayıtsız ve koşulsuz bir bağlılıkla, çocukluğuma sınırsız bir sevgiyle kendini adayan Dadım Caroline Barr'a..." İç Savaş yıllarından, 2.Dünya Savaşı yıllarına uzanan süreçte, Güney Amerika gibi modern görünen ve keza öyle de bilinen bir toplumun, hayat şartlarını ve gündelik faaliyetlerinin perde arkasını, savaşın yarattığı olumsuzlukları, ırkçılık, kölelik, sömürgecilik ve bunların akabinde gelişen ahlaki çöküntü, ekolojik sistem, medeniyet ile doğanın dengesi ve yaban hayatının önemi gibi konuları okuyucuya, sabır, vicdan ve tevazu çerçevesinde, psikanalist bir bakış açısıyla aktarıyor Faulkner. Hatta bir tık daha ileri giderek, okuyucuyu Freudcu Psikanalizin devamı sayılan, post-yapısalcılık ile bütünleşen ve bilinçdışının dil gibi kendine has bir yapısı olduğunu öne süren Lacancı Psikanalizin etkisine maruz bırakıyor. "Yürek her zaman vakit bulup sözcükleri bir araya getirmek zahmetine katlanmaz. Tanrı insanı yarattı ve insan içinde yaşasın diye dünyayı yarattı, sanırım Tanrı insan olsa kendinin de içinde yaşamak isteyeceği bir dünya yaratmıştır." Diğer eserlerinde karşımıza çıkan hayali ve ütopik Yoknapatawpha kasabası, yine bu eserinde de olayların merkezi konumunda. William Faulkner, metinler boyunca bilinç akışı, geriye dönüş, iç monolog gibi teknikleri yoğun ve başarılı bir şekilde kullanmış ve farklı üslup perspektiflerine yer vermiş. Şöyle ki, eserin geneline hakim olan yüksek üslup yer yer karşımıza sade ya da şaşaalı olarak da çıkabiliyor. Güçlü ve kalabalık bir karakter kadrosu, her bir karakterin dönemin olayları karşısındaki bakış açısı, ince ama zor bir dille verilmiş.Bu karakterlerin analizlerini yaparken, onları gerçek dünyaya yakınlaştırmak ve okuyuculara daha kolay adapte edebilmek için Güney Amerika'nın yöresel, sosyal ve kültürel varyasyonlarından yararlanmayı da ihmal etmemiş. Faulkner okumak ve anlamak zaten başlı başına cüretkar ve zor bir iş iken, bu eserinde bu zorluk iyice dibe vuruyor. Ancak kitabın sonunda, başı sıkışan okuyucuların yardıma yetişmesi açısından bir soy ağacı çetelesi var da durumu kurtarıyoruz. "Yüreklilik ve onur ve gurur ve acıma ve adalet ve özgürlük sevgisi. Bunların hepsi yürekle ilgilidir ve yüreğin tuttuğu her şey doğrudur. Doğruyu bilebildiğimiz kadarıyla..." Garip bir şekilde, hem birbirinden bağımsız hem de köklü bir altyapı ile birbirine bağlı yedi adet metinden oluşan ve doğal olarak öykü kategorisinde olması gereken bu eser, Faulkner'in ısrarları ile ilk günden bu yana roman olarak basılıyor. Kitaplaşmadan evvel ise "The Unvanquished" adlı dergide yazı dizisi olarak halka sunuluyor. İlk baskısı 1942 yılında yapılan "Kurtar Halkımı Musa", legal ve illegal yollardan biraraya gelmiş,kimi zaman kan bağı ile birleşmiş ve neticesinde siyahi, beyaz ve kızılderili ırklarından bireylerin oluşturduğu(McCaslin, Edmons, Beauchamp), görünüşte üç ama özde bir ailenin, yüz yıllık hikayesini barındırıyor içinde. Çevirmen Necla Aytür'ün kaleme aldığı on sayfalık önsöz ve iki sayfalık soyağacı ile birlikte toplam dokuz bölümden oluşuyor eser: -Önsöz -İdi -Ateş ve Ocak -Kara Pantalone -Eski İnsanlar -Ayı -Delta'da Güz -Kurtar Halkımı Musa -McCaslin-Beauchamp-Edmons Soyağacı Siyahiler, kurtarılmayı bekleyen halkı simgelerken, ana karakterimiz Isaac McCaslin namıdiğer Ike Amca ise kurtuluşun umudu olarak, Tin Çölü'nde asasını taşa vurup, on iki ayrı kaynaktan su fışkırtan ya da ettiği dua ile çekirge sürülerini denize döken Hz. Musa' yı sembolize etmektedir. Zaten yazar, "apokrifa'' olarak bilinen, Hristiyanlığın başlangıç döneminden kalmış ancak Kutsal Kitaba alınmamış olan yazılardan ve Eski Ahit'ten alıntılardan da, dolaylı olarak sıkça yararlanmış. " İnsanın bu dünyada geçireceği yetmiş yılı var, der Kitap. Bu süre içinde bir dolu şey isteyebilir insan; istediklerinin bir dolusu da ona gelebilir, vaktinde istemeye başlarsa. Ben başlamak için fazla bekledim..." "Yalnız affedemem çünkü ancak kendine zarar verenleri affedebilirsin; Kitap bile zarar vermek üzere olduğun adamları affetmeni emretmez, çünkü İsa bile sonunda anladı ki insandan bu kadarı beklenemez." Kitapta yer alan "Ayı" adlı metnin, İletişim Yayınları tarafından 142 sayfalık tek kitap halinde yapılmış bir basımı da mevcut. Ayı öyküsü diğerlerinden farklı bir içerikte ancak yazar bunu öyle bir kurgu ile esere yedirmiş ki, tarifi imkansız. Zorlu tabiat şartları, vahşi doğa ve bunun barındırdığı tehlikeler eşliğinde, ilk avcılık tecrübesini edinecek olan 10 yaşlarındaki bir çocuk ile Aslan adlı köpeğinin ve bir ayının öyküsü bu. Diğer metinlerde hissettiğimiz ırkçı ve sömürgeci karşıtı söylemler, burada yerini ayan beyan doğa katliamı eleştirisine bırakıyor. "Kork, korkmamak gelmez elinden. Ama ürkme. Ormandaki hiçbir şeyden zarar gelmez sana, yeter ki bir köşeye kıstırılmış olmasın ya da kokundan ürktüğünü anlamasın. Ayıyla geyiğin de, tıpkı cesur insanlar gibi ödleklerden korkması gerekir." Bu üç aile ile tanışmak, onların sevinçlerine, hüzünlerine ortak olmak, o dönemlerin Güney Amerikasına doğru bir yolculuk yapmak ve nitelikli bir eser okumak istiyorsanız "Kurtar Halkımı Musa" doğru bir seçenek. Jean Paul Sartre'ın, zamanında verdiği bir röportajda yer alan "Faulkner, Fransız gençlerin Tanrısıdır" ibaresinin, bir kuple doğruluk payı vardır belki de, kim bilebilir? (Seda Bera)
Kafada Tuhaflık..: Faulkner... Seni okumak, anlamak niye bu kadar zor be adam ... Onu okumak, bir kere okuduktan sonra okumamak kadar zor. Karmaşık hayatların, iç içe geçmiş yaşamların anlatı ressamıdır o. " Döşeğimde Ölürken" kitabıyla başlamıştım onu okumaya. En çok da o zaman etkilenmiştim yazarlığından. Sonra "Abşalom Abşalom" ile gelip kafamı allak bullak etmişti. Yine de onu okumak, okuyucunun kendi sabrını sınaması için birebir. KURTAR HALKIMI MUSA. Bu kitabında Faulkner aslında hikaye yazmamıştır. Kendisi de bunun bir roman olduğunu vurgular. Zaten hikayelerdeki herkes birbirinin amcası, dayısı, teyzesi , halası, kardeşi, oğlu , babası,.., Kitaptaki kişiler , siyasiler ve beyazlar dahil aynı soydan gelen insanlar. Olaylar hep aynı mekânda geçiyor. McCaslin lerin köleleri ve onlarla olan ilişkileri. Kitaptaki bireyler aile büyüklerinin huyunu suyunu kapa kapa çoğalıyorlar. Kim kimin çocuğuydu diye düşündürse de olaylar geliştikçe karakterler bir kalıba oturmaya başlıyor. Faulkner okurken, onun kahramanlarını gözlerimde her zaman çok kolay canlandırırım. İnatçı zenci karakterleri özellikle her zaman daha bir başarılı aktarır sanki. Ya da bana öyle geliyor. Ne kadar zor olursa olsun, Faulkner okumak, onun o ince zekasına şahit olmak şarttır. Biri size beddua ettiyse gidin Faulkner okuyun, onu okumayı göze alana hiçbirşey olmaz. Zaten belanızı da bulmuş olursunuz. İyi okumalar... (Metin Pir)
Kurtar Halkımı Musa: Faulkner'ın edebi diline okurun hakimiyeti, edebiyat yolculuğunda katman katman açılan pencereler gibidir. Her açılım metnin biraz daha yakınınızda nefes aldığını, daha renkli bir resim çizdiğini, karakterlerin yanınızda büyüdüğünü hissettirir. En haz veren yanı ise sizi zorlamasıdır. Şifreleri bilmece ve matematik edasıyla çözmek, felsefi çözümlemelerini yapmak okuru geliştiren gerçek bir yöntem. Yüz yılı aşan hikayelerin başlangıç noktası Lucius Quintus Carothers McCaslin ile başlıyor. Ayrı başlıklarda yazılan hikayeler müthiş bir teknikle iç içe geçirilerek, yazarının roman olduğunu özellikle belirttiği metin, Amerika'nın güneyinde Yoknapatawpha'da geçiyor. Aslında bu düşssel yer Faulkner'ın doğduğu Mississipi'deki Lafeyet'tir. Roman McCaslin, Edmons ve Beauchamp ailelerinin birbirine karışan kan bağı sonucu doğan olayları, ağırlıkla zenci-beyaz karşıtlığıyla anlatıyor. Sam Fathers gibi zenci-kızılderili kırması karakterler de soy ağacının bir parçasını oluşturuyor. Elbette en çarpıcı sahneler insan-doğa ilişkisinin yarattığı hakimiyetin, toprak- köle mülkiyetine zorunlu aktarılışı oluyor. Genetik miras değişmiyor yani. Üstelik buralarda sorgulanan psikolojik ruh çözümlemeleri okuru hayran bırakıyor. Romandaki mekanın sabitliğine karşılık zaman akışı sürekli ileri ve geri sararak daha dinamik belki de zorlayan bir durum yaratıyor ki zaten bunu yazarın çok sevdiğini biliyoruz. Sonuçta insanın doğadan kopuşunun, evrensel değerlerden uzaklaşmasının hazin öyküsünü de okumuş oluyoruz. Faulkner dünyası ayrıcalıktır... (Gamze Ercan)
--reklam--
Kurtar Halkımı Musa PDF indirme linki var mı?
--reklam--
William Faulkner - Kurtar Halkımı Musa kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kurtar Halkımı Musa PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı William Faulkner Kimdir?
Amerikan Modernist yazarların babası sayılan Faulkner, rakip gördüğü Ernest Hemingway'den farklı olarak, uzun ve karmaşık anlatımları benimsemiştir. Uyguladığı teknikler arasında bilinç akışı tekniği ve çoğul anlatı (multiple narration) teknikleri bulunur. 1930'larda Avrupa'daki deneysel geleneği izleyen ilk Amerikan yazarıdır.
25 Eylül 1897'de Mississippi'de doğan Faulkner, buradaki Güney geleneğinden oldukça etkilendiği bir çocukluk geçirdi. Daha sonra hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Oxford'daki Lafayette kasabasına taşındılar. Eserlerinde bahsettiği "Jefferson" Oxford'u, "Yoknapatawpha kasabası" ise Lafayette'i temsil eder. Büyük-büyük babası William Clark Falkner Konfederasyon ordusunda görev yapmış, tren yolu yaptırmış ve adını Tippah kasabası yakınındaki Falkner şehrine verdirmiş Mississippi'nin önemli karakterlerinden biridir. Aile soyadları Falkner olmasına rağmen, büyük ihtimalle görevli memurun hatası sonucu Faulkner olmuştur. Liseyi terkettikten sonra bir işte tutunamayıp "wastrel" (defolu mal) olarak anılmaya başlanmıştır. 1918'de, iki ailenin Faulkner'ın ev geçindiremeyeceğine karar verip ayırdıkları nişanlısı Estella Oldham'ın zengin ve yaşlıca olan Cornell Franklin'le evlenip Çin'e yerleşmesiyle büyük bir üzüntü yaşamış ve Yale öğrencisi olan Oxford'dan arkadaşı Phil Stone'un yanına, New Haven'a gitmiştir. Burada katiplik yapmış, Phil Stone'un onun için hazırladığı okuma programıyla klasikleri ve çağdaş yazarları okumuş, bu sayede Melville, Cervantes, Dostoyevski ve Conrad'ın eserlerine büyük hayranlığı oluşmuştur.
Daha sonra Toronto'da yardımcı pilotluk yapıp Oxford'a geri dönen yazar bu sefer Mississippi Üniversitesi'ne girmiş, burada "Marionettes" adlı bir grup kurup aynı adı taşıyan bir oyun yazmaya çalışmış fakat başaramamış ve 1921'de okulu bırakıp New York'a gitmiştir. Burada bir kitapçıda çalışmış ve Sheerwood Anderson'ın ileride eşi olacak olan Elizabeth Prall'la tanışıp arkadaşlık kurmuştur. Aynı yılın Aralık ayında Oxford'a geri dönmüş ve bu sefer de üniversitede postane müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. 1924'de The Marble Faun(Mermer Tanrıça) adlı şiir kitabını basmıştır.
1925'de New Orleans'a gidip arkadaşı olan Elizabeth Prall sayesinde Sherwood Anderson'ın "çırağı" olmuş ve onun yönlendirmeleriyle Birinci Dünya Savaşı sonunda entellektüellerde ve toplumda görülen sıkıntı ve büyük üzüntüyü benimseyip, yine Anderson'ın yönlendirmesiyle 1926'da Soldier's Pay'i yazmıştır.
1929'a dek olan yazılarında şeytani özellikler taşıyan karanlık kötü kadın karakterler görülürken, 1928'de Estella'nın boşanıp dönmesi ve William Faulkner'ın onunla evlenmesiyle bu kadın modeli değişmiştir. 1929'da Sartoris'i yazmıştır. Bu eserinin önemli özelliği, Faulkner'ın ünlü Yoknapatawpha kasabası sembolünü ilk kullandığı kitabı olmasıdır. Aynı yıl ünlü eseri The Sound and the Fury'yi (Ses ve Öfke) yazmış ve büyük bir başarı kazanmıştır. 1930'da ise As I Lay Dying'de (Döşeğimde Ölürken) 40 mil ötedeki Jefferson'a gömülmek istediğini söyleyen Addie Bundren'in cenazesinin ailesi tarafında buraya götürülmesi anlatılır.
Paraya sıkıştığı bir dönemde, sırf satış yapması için 1931'de yayımlanan Sanctuary'yi (Kutsal Sığınak) yazar fakat beklediği kadar büyük satışı sağlayamaz. Daha sonra devam eden maddi sıkıntıları yüzünden ara ara Hollywood'da senaryo yazarlığı yapar. 1932'de ise Light in August'u (Ağustos Işığı) yazar. Bu eserde, Lena Grave, Joe Christmas ve Peder Hightower'ın geçmişe saptantılı hikayeleri birçok anlatıcı kullanılarak anlatılır. 1936'da Absalom! Absalom!'u yazar.
Faulkner eserlerinde genel olarak Güney kültürünün çöküşü ve bozuluşunu, ve aile sevgisi ve gururunun yok oluşunu ele alır.
1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıktan sonra, 1955'de Pulitzer Ödülü'nü alan Faulkner, 1962'de bir kalp krizi sonucu ölmüştür.
--reklam--
William Faulkner Kitapları - Eserleri
- Ses ve Öfke
- Döşeğimde Ölürken
- Kutsal Sığınak
- Ağustos Işığı
- Dilek Ağacı
- Abşalom, Abşalom!
- Çılgın Palmiyeler
- Yenilmeyenler
- Ayı
- Emily’ye Bir Gül
- Duman
- Kurtar Halkımı Musa
- Köy
- O Akşam Güneşi
- Mektuplar
- Aşk ve Ölüm
- Sartoris
- Kırmızı Yapraklar
- Doktor Martino
- Mayday
- Intruder in the Dust
- Kurtar Halkımı Musa
- Ağustos Işığı
- Seçilmiş Eserleri
- The Mansion
- Pylon
- These 13
--reklam--
William Faulkner Alıntıları - Sözleri
- Daha ileri bir yaşta olsaydı, çocuk buna dikkat eder, neden daha büyük bir ateş yakmadığını anlamaya çalışırdı- yalnızca savaştaki savurganlığı ve yıkımı görmekle kalmayıp kanında kendisinin olmayan nesneleri hoyratça harcama eğilimi de taşıyan bir adam, neden önüne çıkan her şeyi yakmıyordu ki? (Emily’ye Bir Gül)
- Ben Tanrıyı hep bir adam gibi düşledim dedi kadın. (Kutsal Sığınak)
- ve çoktandır öğrenmişki insan özgür olamaz ve olsa da buna dayanamaz. (Ayı)
- Haksızlık yapılırken oturup bakamam. (Kutsal Sığınak)
- Yaşlı insanlar için tüm geçmiş, matematiksel bir düzen içinde gitgide uzaklaşan bir yol değil,en çetin kışlardan bile pek etkilenmeyen ve şimdi artık kendilerinden son on yılın darboğazıyla ayrılmış bulunan koskoca bir çayırlıktır. (Emily’ye Bir Gül)
- Onun gölgesi bende olsa ben de kendi gölgemden korkardım. (Kutsal Sığınak)
--reklam--
- ... hayat her zaman sen tüm olanakları yaşayıp tüketmeden önce biter. Ve bütün bunlar bir yerlerde var olmayı sürmeli, bütün bunlar yalnızca bir yana atılmak için icat edilmiş, yaratılmış olamaz. (Kurtar Halkımı Musa)
- Ben, insanın son bulacağını kabul etmiyorum. Dayanacağını düşünerek, insanın ölümsüz olduğunu söylemek kolaydır. (Kırmızı Yapraklar)
- Çünkü bir insan yüreğinin tarihindeki, birbiriyle çelişen giderek birbirini çürüten olayların sanat yoluyla bir düzene sokulup perçinleştirilmesi, böylelikle gerçeğe benzer, inanılır bir duruma getirilebilmesi ancak ve ancak yazında olur. (Duman)
- “Bir şeyi yapmaktan korktuğun zaman yaşadığını bilirsin “ dedi. (Emily’ye Bir Gül)
- "Çünkü bir insan her zaman şimdi çektiği sıkıntılardan çok ileride çekebileceği sıkıntılardan korkar. Bir değişikliği göze alamaz da, alışık olduğu sıkıntılarına dört elle sarılır. Evet. Çoğu adam yaşayan insanlardan nasıl kaçıp kurtulmak istediğini anlatır. Ama ölü insanlardır zarar veren. Sessizce bir yerlerde yatıp onu yakalamaya çalışmayan ölülerdir, kaçamadığı." (Ağustos Işığı)
- Benim kızdığım bir şey varsa, o da namussuzca ikiyüzlülük. (Ses ve Öfke)
- ...toprak, insanlar ancak ona karşı doğru davranırlarsa, üstünde yaşamalarına, onu kullanmalarına, ondan yararlanmaIarına izin verir, öyle davranmazlarsa, tıpkı pirelerinden kurtulmak isteyen 1köpek gibi, silkelenip onları sırtından atarmış... (Yenilmeyenler)
--reklam--
- Aynı anda birden fazla erkekle oynaşmaya kalkan kadın budalanın biridir. Erkekler derttir. Ne diye derdini ikiye katlasın ki insan? (Kutsal Sığınak)
- "Günaydın. "Biz Dilek Ağacı'nı arıyoruz," dedi kızıl saçlı oğlan. "Çok uzaklarda," diye yanıtladı yaşlı adam. Ciddi ciddi başını salladı. "Onu bulabileceğinizi hiç sanmam." (Dilek Ağacı)
- Sen beyazları anlamıyorsun. Çocuk gibidir bu adamlar, dikkatli davranman gerekir, çünkü bir adım sonra me yapacaklarını asla bilemezsin. (Emily’ye Bir Gül)
- Çünkü şimdiye kadar hiçbir savaş kazanılmamıştır demişti.Dahası savaşılmamıştır bile. Savaş alanı insanların delilikleri ile umutsuzluklarını ortaya çıkarır ve zafer felsefecilerle budalaların hayalidir. (Ses ve Öfke)
- ... yaşamla edebiyat arasında derin bir uçurum bulunduğunu anladım - anladım ki, hayatı her yönüyle yaşayabilenler, yaşıyor; yaşayamayıp da bunun açısını içlerinde yeterince derinden duyanlar, yazar oluyorlar. (Yenilmeyenler)
- Sevgili Bama Hala , kitabımı beyaz adamlar basacak artık. Harcourt &Brace A.Ş beni Liveright' dan satın aldı. Burası çok daha iyi. Kitap Şubatta çıkacak. Ayrıca şimdiye kadar okuduğum en korkunç kitap. (Mektuplar)
- Çünkü insan daha önce çektiği acılardan hep bir parça korkar. (Çılgın Palmiyeler)
Yorumlar
0 yorum