Kitap Künyesi

Yazar: Mahmut Makal

Yayın Evi: Literatür Yayıncılık

İSBN: 9789750404511

Sayfa Sayısı: 190

--reklam--

Kuru Sevda Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Demokrasi deneyimleri, iktidar değişiklikleri bile aydın geçinen çevrelerde Makal'ın uyandırdığı şaşkınlık, yılgınlık ve hayreti uyandıramamıştır. Kamuoyu, yüzyıllardan beri ilk kez efendimizi, köylünün ne olduğunu bir köy çocuğunun ağzından dinliyor. Bu kitapların yazınsal yönü ise, hiç de bir romandan ya da herhangi iyi bir hikâyeden aşağı değil. Makal'ın gayet sağlam ve iyi bir anlatımı var. Mahmut Makal'ın Kuru Sevda'sı, yalnız okunması değil, aynı zamanda üzerinde ibretle durulması gereken bir eser olarak okuyuculara salık verilebilir... (Akis dergisi) Kuru Sevda'daki hikâyelerin hepsi de birbirinden ilginç ve sürükleyici. Başladıktan sonra bırakamadım. Gizli bir büyü var herhalde Makal'ın kaleminde. Hikâyede aranan nedir? Olay mı, dil ve anlatım mı, kuruluş mu? Bunların hepsi en güzel bir biçimde birleşmiş Kuru Sevda'daki yazılarda. Gözlem keskinliği ve gerçeğin saptanışı da cabası. Makal'ın öteki hikâyecilerden ayrıldığı nokta da burasıdır zaten. Salt hikâye yazmış olmak için yazmıyor. Çok yakından bildiği köy sorunlarını, bir makale kuruluğu ve sıkıcılığı içinde değil, benliğimizi sarsacak, yüreğimizi burkacak şekilde, sürükleyici hikâyeler halinde anlatıveriyor. Makal'ın bütün kitaplarında üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biri de içtenliğinin ve milliyetçiliğinin yazarın tüm benliğini sarmış olmasıdır. Bu duygudur ki onu hep acı konuşmaya, gerçeği abartmadan, yüzümüze şamar vururcasına, korkusuzca önümüze sermeye yöneltiyor. 

Oyalamaca oynayan birçok sanatçımızın yanında Makal gibi birinin bulunması gerçekten ferahlatıyor insanı. Anlatış güzelliği ve insanı alıp götüren sürükleyiciliği içinde, her satırda bir dert de aynı zamanda deşilmiş. Okumalı Makal'ın Kuru Sevda'sını da. Köylümüzün kuru kuruya peşine düştüğü şeyler gerçekten ustaca verilmiş. Meğer nelerle oyalanmış köylümüz yüzyıllardır; hayatı seveceği yerde... -Osman Senkoş- (Varlık dergisi)

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Kuru Sevda Alıntıları - Sözleri

  • « Fatma Ankara Hastahanesi'nde çalışıyor. Trabzon'un Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. - 'Yaşını biliyor musun?' diyorum. - 'Ondört' diyor. - 'Peki ama ondört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?' - 'Babam onsekize çıkarttı.' Yaşı ondörttür ama, bırakmamışız ondörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp onsekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna, ayakta kalabilmek uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninn gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın.»
  • Bir hükümetin, bu kadar yolsuzluk yapabileceğine, yoldan bu kadar sapabileceğine inanmıyor halk. Devrilenler halktaki alışkanlığına dayanarak halkı bu kadar aldatabilmeyi başarmışlar anlaşılan.
  • « Doğumdan kırk güne kadar olan devre içinde kırklı kadınların üstüne çökerek eziyet ettiğine inanılan, köpeğe benzer, gerdanlı bir şeydir Enkebit. Günahlı kadınları boğarak, günahsızları da hırpalayarak dönüp gidermiş. Allah emriyle hareket ettiği için, emeli bozuk kullara korkunç bir şekilde görünürmüş. Ama yakalayan olursa o soyun hiçbir bireyine yaklaşmazmış artık.»
  • « Bir hükümetin bu kadar yolsuzluk yapabileceğine, yoldan bu kadar sapabileceğine inanmıyor halk. Devrilenler halktaki ‹hükümete inanma› alışkanlığına dayanarak halkı bu kadar aldatabilmeyi becermişler anlaşılan. »
  • « Öğretmen, karanlıkta yolunu bulmak için köylünün sarıldığı bir değnektir.»
  • « Bu düzen böyle gelmiş, böyle gider. Şu parti ne oluyor hem. Hangisinden fayda gördü bu fakir? Bunlar da güdemediler işte. Ne suyunu alabildi sürü ne otunu. Parti neymiş canım, öküz yola düşürmüş, araba tekeri ortasından geçmiş. İki parçası da aynı şey... Ben pulluğuma bıçak alamadıktangilli. »
  • « Nasıl edip anlatmalı bunlara ki, bu yemyeşil ormanlar yurdun güzelliği ve servetidir. Dört avuç arpa kaldırıp da kursağımı dolduracağım diye bu yeşilliği ateşlemek, vatan hainliğini yapmanın bir çeşididir..»
  • Köy Enstitülerinin adını değiştirip eşin eğitimi de oralardan kaldırdıktan sonra, köy kızlarının doğdukları köyün sınırını çıkamaz olduklarını biliyorsunuz. Elli yıl ya da altmış yıl her neyse, eline geçen yaşama süresini, beş kilometre çaplı bir yer­ de tüketmek! Çok acı bu. Bunun üstünde uzun uzun düşünmeli. Üstelik son yıllarda bu köy kızları ilk­ okula bile doğru dürüst yollanmadılar. Okutmak için onların arkasını kimse aramadı. Kanun ilişemez, öğretmen ses etmez oldu. Beri yanda da havanda su döğer gibi eğitim seferberliğinin lafını ettik durduk. Erkekler hiç olmazsa askerlik dolayısiyle ya da ekmek uğruna yorganı sırtlayıp Adanalara Ankaralara gidiyorlar. Peki bu kızların bir kısmı olsun gün görmeyecek mi? Okuyup köyüne dönüp de orada kalanlara gün göstermeye çalışmayacaklar mı?
  • « Nerdesiniz manşetlik lâf eden eğitimciler? Çocukları koruyacağız diye uydurma birlikler kurarak kendi sırtını kalınlaştıranlar? Çöteleklere bir cevap verin bir çıkar yol gösterin. Ne olacak bu çocuklar?..»
  • Öğretmen, karanlıkta yolunu bulmak için köylünün sarıldığı bir değnektir.
  • Bizden olana hizmet, bizden olmayana, zülmet...»
  • “Hilmi Hoca kör oldu, ” dedi geçenlerden biri de. “Neden?” “Gözüne tenturut dökmüş…” Hilmi Hoca’nın evine doğru yürüdük. Köy imamının kardeşi, köyün en akıllısı, lafcısı Hilmi Hoca kör olursa, köy çok şey yitirir. Ne oldu da böyle ettiniz?” dedik. “Ellez’in Kemal’de geçen yıldan kalma göz ilacı var dediler de ona gittiydim gözüme döktürmek uçun. O da sağ olsun döküyüm, dedi ve takadan araya araya buldu geldi parmak kadar bir kara şişe. Yattım, çokça döktü. Ondan gerisini bilmiyorum….” Karısı karışıyor: “Koşuşup vardık ki ak çökelik gibi ağarmış gözleri. Göz ilacı sanarak nekdep hademesinden aldığı tenturutu gel ha etmiş Ellez’in oğlu…” “Mukadderat,” diyor Hilmi Hoca. “Olacak işe çare bulunmaz. Şeytan onun elinden tutacak, göz ilacı diye ötekini döktürecek. Allah öyle karar vermiş çünkü. Boşa yorulmayın Allah’ın dediği olur, kaderden öte yol gitmez…”
  • “Gideceğin köyün ağası ne derse “başüstüne” diyeceksin. Aksi halde seni ortadan kaldırırlar. Böyle kaldırmalar çok olmuştur. Gençliğin var. Yaşayacağın bir ömür, aydınlık bir gelecek var…” Bunları anımsayıp dururken söze başladı Ağa: “Adın ne?” “Ali,” dedim. “Memleket?” “Gülşehir.” “Ana avrat var mı?” “Ana var, avrat yok,” “iyi,” dedi. “Bu odada yatacaksın. Adamlarım yiyeceğini, içeceğini getiriler. Çocukları toplamayacaksın. Onlar namazlık öğrenecekler. Zaten yukardan emir var. Emir olmasa da buranın her şeyi benim. Amma sen de boş durmayacaksın. Benim tarla takan işlerimin hesabını tutacaksın. Köylerimin gelirini yazacaksın. Zaman buldukça askerliği yaklaşan oğluma yazı öğreteceksin.”
  • Benim zavallı memleketim, sana ne kötü tohumlar ekiyorlar.

--reklam--

Kuru Sevda İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bir Kalkınma Masalı: " Benim zavallı memleketim, sana ne kötü tohumlar ekiyorlar. " (Essah Öğretmen, s.118) 1957 yılında yayımlanan kitap; Kuru Sevda (14) ve Kalkınma Masalı (28) adlı iki ayrı bölümden oluşuyor; kimisi yaşanmış olaylardan aktarılan, kimisi yazarın anılarından oluşan toplam 42 kısa hikaye yer alıyor kitapta. "Yaralar tedavi edilebilmek için önce açılmalıdır." Köylünün unutulmuşluğunu, kandırılışını, sefaletini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken bunu yapıyor Mahmut Makal. Dönemindeki köylerin yaşam koşullarını, sosyal, ekonomik ve toplumsal yapısını keskin gözlem gücü ile anlatıyor. "Okuyun!" diyor. "Okumazsanız uyanamazsınız. Uyanamazsanız, düşünemezsiniz. Düşünemezseniz, kurtulamazsınız…" • Hacı hocaya inanarak dağdan tepeden birikip taş kum çekerek ev yapan köy halkının, çocukların okuyacağı okul için iki kağnı taşı çekememesini, • Işığın, suyun, yolun uğramadığı köylerde halkın yoksulluktan, çocukların hastalıktan kırılırken inandıkları batıl inanışlarlardan, boş inançlardan medet ummalarını, • Allah, peygamber, dini kullanarak yoksul köylünün sırtından geçinenleri, • Halkın karşısına çıkıp, halktan aldığı güçle halkı sorunlarını savunacağına and içenlerin köylünün yoksulluğunu görmezden gelmelerini, • Köylere yapılan ziyaretlerin, toplantıların asıl kaynağının 'köyleri kalkındırmak değil, köylüleri kandırmak' olduğunu, • Köye giden öğretmenlerin okul bulamamasını, kendi imkanlarıyla okul yapsalar da okula gidecek (ağalar, hocalar, çalışma zorunluluğu.. gibi nedenlerden) öğrencinin bulamamasını, • Köy Enstitüleri'nin ismini değiştirilip eşineğitimi ortadan kaldırılmasından sonra eğitim verilen öğretmenlerin köyden ve köylünün halinden ne kadar uzak oluşunu, köy kızlarının artık doğdukları köyün sınırına dahi çıkamadıklarını, enstitülerde köklü öğretmen yetiştirmek yerine 'yetiştirilen göstermelik öğretmenler'in köye gitmek istememeleri ... gibi daha bir çok meseleyi dile getirerek sert bir üslupla eleştiriyor Mahmut Makal. Son olarak kitabın en beğendiğim alıntısını paylaşmak istiyorum : « Sen de udebadanmışsın anladım. Fakat çok övünme, ben de udebadanım. Sizin uğrunda çırpındığınız yurt davalarının, köy meselelerinin biz çok sözcülüğünü yaptık. Gençlerle birleşerek köylere gittik. Her bakımdan onları uyandırmak için dilimiz neye dönmüş, üşenmeden, saatlerce, günlerce söyledik. Helal olsun. Ama bu memlekette birlik, inanış birliği yok. Bizim tuttuğumuz bu yüce dava için yazdığımız yazıları, yolladığımız dergiler gazeteler basmadı. Böyle gittikçe bu köyler olduğu gibi kalacaktır.» (Masa Başında, s.86) (The Misanthrope)

Her satırda deşilen ayrı bir dert: Köylümüzün kuru kuruya peşine düştüğü şeyler gerçekten ustaca verilmiş. Meğer nelerle oyalanmış köylümüz yüzyıllardır; hayatı seveceği yerde.Kuru Sevda'daki hikâyelerin hepsi de birbirinden ilginç ve sürükleyici. Başladıktan sonra bırakamadım. Gizli bir büyü var herhalde Makal'ın kaleminde. Hikâyede aranan nedir? Olay mı, dil ve anlatım mı, kuruluş mu? Bunların hepsi en güzel bir biçimde birleşmiş Kuru Sevda'daki yazılarda. Gözlem keskinliği ve gerçeğin saptanışı da cabası. Makal'ın öteki hikâyecilerden ayrıldığı nokta da burasıdır zaten. Salt hikâye yazmış olmak için yazmıyor. Çok yakından bildiği köy sorunlarını, bir makale kuruluğu ve sıkıcılığı içinde değil, benliğimizi sarsacak, yüreğimizi burkacak şekilde, sürükleyici hikâyeler halinde anlatıveriyor. Makal'ın bütün kitaplarında üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biri de içtenliğinin ve milliyetçiliğinin yazarın tüm benliğini sarmış olmasıdır. Bu duygudur ki onu hep acı konuşmaya, gerçeği abartmadan, yüzümüze şamar vururcasına, korkusuzca önümüze sermeye yöneltiyor.Anlatış güzelliği ve insanı alıp götüren sürükleyiciliği içinde, her satırda bir dert de aynı zamanda deşilmiş. (red john)

1960'lı yılların Türkiye'sinde oy deposu olarak görülen köylerimizin masalsı değil, tüm çırılçıplaklığı. Eğitimsizlik, batıl inançlar, imkansızlık, çaresizlik... Köylüyü kalkındırmayı değil kandırmayı; onun okumamasını, uyanmamasını amaçlayanlar. Kemiğe bıçak gibi giren yazarın öyküleri, toplumsal gerçekçiliğin en nadide örneklerinden. (Orhan Sönmez)

--reklam--

Kuru Sevda PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Mahmut Makal - Kuru Sevda kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kuru Sevda PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Mahmut Makal Kimdir?

Bir çiftçinin oğlu olarak Aksaray'da doğan Mahmut Makal, Konya Ereğlisi'nde bulunan İviz Köy Enstitüsü'nü bitirdi. Altı yıl köy öğretmenliği görevinde bulundu ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne gitti. Mezun olduktan sonra çeşitli illerde ilköğretim müfettişliği yaptı, 1971'de Venedik Üniversitesi'ne giderek Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi verdi.

Köy öğretmenliği yaptığı dönemde, çeşitli dergilerde şiirleri yayınlanan Mahmut Makal, 1947 yılından başlayarak iki yıl süreyle Varlık dergisinde yayınlanan köy notları ve mektuplarıyla tanındı. Kırsal kesimde yaşayan insanların koşullarını son derece gerçekçi ve yalın bir dille kaleme aldığı bu notları ve mektupları 'Bizim Köy' adlı kitapta toplayan Mahmut Makal, geniş kitlelere seslenme imkanı buldu. Bu yazılarıyla Türk edebiyatında Köy Enstitülü yazarların ilki olarak bilinen Makal, köyü konu alan yeni bir edebiyat döneminin de ilk adımlarını attı. Bu türün ünlü isimleri, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın onun izinden yürüdü.

Bizim Köy'ün ardından yazdığı yazılarda da Anadolu'nun çeşitli köylerini anlatan yazar; köy, kasaba, eğitim sorunları, öğretmen kıyımlarını konu alan, izlenime dayalı notlarlar yazdı.

Eserleri:

Bizim Köy (1950), Köyümden (1952), Memleketin Sahipleri (1954), Kuru Sevda (1957), Köye Gidenler (1959), 17 Nisan (1959), Kalkınma Masalı (1960), Kamçı Teslimi (1964), Ötelerin Havası (1965), Yer Altında Bir Anadolu (1968), Bu Ne Biçim Ülke (1968), Zulüm Makinası - Öğretmen Kıyımı (1969), Kokmuş Bir Düzende (1970), Bizim Köy 75 (1976), Karanlığı Zorlayanlar (1976), Bir İşçinin Günlüğünden (1980), Ağlatı (1989), Anımsı-Acımsı (1990), Bakırdaki Kıvılcım (1992)

--reklam--

Mahmut Makal Kitapları - Eserleri

  • Bizim Köy
  • Köy Enstitüleri ve Ötesi
  • Hayal ve Gerçek
  • Kuru Sevda
  • Yeraltında Bir Anadolu
  • Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler
  • Memleketin Sahipleri
  • Anımsı Acımsı
  • Bir İşçinin Günlüğünden
  • 17 Nisan
  • Köye Gidenler
  • Deli Memedin Türküsü
  • Ötelerin Havası
  • Değişenler
  • Ağlatı
  • Kalkınma Masalı
  • Zulum Makinası
  • Bu Ne Biçim Ülke?
  • Halktan Ayrı Düşenler
  • Bizim Köy
  • Karanlığı Zorlayanlar
  • Deli Memedin Türküsü
  • Bizim Köy
  • Memleketin Sahipleri - Köye Gidenler
  • Hayal Ve Gerçek
  • Kamçı Teslimi

--reklam--

Mahmut Makal Alıntıları - Sözleri

  • Ardindan Orhan Veli geliyor, « icmeyip de ne haltedeceksin?» diyor. icmek!.. Orhan gitti. Cahit bu yuzden dustu bu hale .. (Bir İşçinin Günlüğünden)
  • Ay yoksulların lambasıdır. (Memleketin Sahipleri)
  • Fatma Ankara Hastahanesinde çalışıyor. Trabzonun Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. «Yaşını biliyor musun?» diyorum. «On dört» diyor. «Peki ama on dört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?» «Babam on sekize çıkarttı.>> Yaşı on dörttür ama, bırakmamışız on dörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp on sekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna. Babasının kör isteği uğruna, ayakta kalabilme uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninin gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın. Bir ak önlük beribenzer. Bir ak örtü başına. Bir elinde su leğeni, bir elinde fay kutusu. Odalar, odalar. Musluklar, banyolar, pencere camları, kapı kolları, etajerler... Sonra gelsin yemek tepsileri, toplansın yemek kapları.. Silmeye, taşımaya, getirmeye - götürmeye: FATMA. Saffet Hanımlar, Saynur Hanımlar da hemşire ya da hemşire adayıdırlar sözgelimi. Hemşire adaylara söylenir görevi gereği: «Etajerlere bakın, toz toprak varsa sildirin...» Her biri bir odaya girer adayların. Etajerlerin gözlerini takırtıyla çekip, ondan sonra bağırırlar: «Fatma!» Fatma günde on yedi saat çalışıyor. Kaytarma bilmediği gibi dinlenme de bilmiyor. Çok çalıştığını, bu yaşta dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söylediğinizde darılır. Kendisine en kötü telkini yaptığınızı düşünür. «Çalışmayacam da işim ne burada?» der. Sorarsanız, aydan günden, okumadan yazmadan olduğu kadar, saatten dakikadan da haberi olmamıştır. Haktan hürriyetten hiç olmayacak bu gidişle. Fatma okulsuz, Fatma sağlıksız, sapsarı. Fatma kendinin farkında değil. (Kalkınma Masalı)
  • Ah ! En küçük bir çıkar karşısında ,insanları kardeşlerine düşman eden cehalet. (Bizim Köy)
  • Camisiz köy, minaresiz cami kalmamalıdır. Ezanın Arapça okunmasını sağlamak ilk işimiz olacaktır. (Köye Gidenler)
  • Tezek dumanı bacaları çabuk tıkadığından içerinin dumanlanmasından sonra kapının açılması ''tilki çıkarmak'' deyimiyle anlatılır. (Kamçı Teslimi)
  • Köy Enstitülerinin adını değiştirip eşin eğitimi de oralardan kaldırdıktan sonra, köy kızlarının doğdukları köyün sınırını çıkamaz olduklarını biliyorsunuz. Elli yıl ya da altmış yıl her neyse, eline geçen yaşama süresini, beş kilometre çaplı bir yer­ de tüketmek! Çok acı bu. Bunun üstünde uzun uzun düşünmeli. Üstelik son yıllarda bu köy kızları ilk­ okula bile doğru dürüst yollanmadılar. Okutmak için onların arkasını kimse aramadı. Kanun ilişemez, öğretmen ses etmez oldu. Beri yanda da havanda su döğer gibi eğitim seferberliğinin lafını ettik durduk. Erkekler hiç olmazsa askerlik dolayısiyle ya da ekmek uğruna yorganı sırtlayıp Adanalara Ankaralara gidiyorlar. Peki bu kızların bir kısmı olsun gün görmeyecek mi? Okuyup köyüne dönüp de orada kalanlara gün göstermeye çalışmayacaklar mı? (Kuru Sevda)
  • "Makineleşmekten geçtik, insanın yerine hayvanı koyabilsek o da yeter." (Bizim Köy)
  • Çocuğun konuşamamasını bir hata saymıyorum. Bunlar asırlardan beri sustukları için elbette birden bire konuşamazlar. Bunlara ilk öğreteceğiniz şey ko­nuşturmak, konuşmalarını ve düşüncelerini söyleye­bilmelerini sağlamak olmalıdır! (17 Nisan)
  • Ne deseniz, yüzyılların kuşaktan kuşağa bıraktığı ve Anadolu köylüsünün iliğine işlemiş olan kendi yağı ile kavrulma alışkanlığını kırmada etkili olamıyorsunuz. (Bir İşçinin Günlüğünden)
  • Neydi Makal'ın suçu ? Halktan yana olmak, halkın uyutulmasına karşı olmak. Göstermelik törenlerle halk kalkı­namayacağı için gerçek halk kalkınmasının yollarını yazmak. Köylünün ve de öğretmenlerin Atatürk'ü gerçek ve devrimci yönü ile tanımalarını sağlamak için onlara kitaplar, ödevler vererek gerçek ulusçunun görevini yapmak... (Zulum Makinası)
  • Antalya dolaylarındaki Aksu Köy Enstitüsü’ne Sağlık Bakanı Behçet Uz gelir bir gün. Öğrenciler okul alanına toplanacak, sayın bakan da onlara “nutuk” atacak. Tarih boyunca onlar nutuk atmış karşısındakiler ses çıkarmadan dinlemiştir. Ama bu kez bir aksilik olur. Kampana çalıp alan dolunca başlar Bakan “ Siz ne biçim öğrencisiniz? Kiminizin paçası, kiminizin yeni sallanıyor…” demeye, Bir öğrenci fırlar ortaya: “Toplantınıza yetişebilmek için koştum, paçamın lastiği koptu. Sözünüzü ettiğiniz öğrenci benim herkesi suçlamayın!” der. Köy Enstitüsü öğrencileri, paçası lastikle büzülen golf pantolon giymektedirler. Paçasının lastiği kopan öğrenci Abdullah Aksakal’dır. Ayrıca, Köy Enstitüsü öğrencileri, giysilerin, yattıkları ve çalıştıkları yerleri temiz ve düzenli tutmalarıyla, düzgün yerleştirmeleriyle bilinirler. Aksakal’ın böyle uluorta yanıtına kızan Bakan, konuşmayı da keserek Aksakal’a “Sen benimle idareye gel!” der. Lastikle birlikte yüzyılların alışkanlığı da kopmuş, bir öğrenci bir bakanın karşısına çıkmıştır. Bu durum Köy Enstitülerinde doğaldır. Doğallaşmıştır. Saygı-sevgi sınırı içinde müdür de, öğretmenleri de eleştirmek doğaldır. Düşündüklerini söylemekten onları alıkoyacak hiçbir engel yaratılmadığı gibi, olan engeller de ortadan kaldırılmıştır. 1989 yılında İzmir’de ve İstanbul Küçükköy’de birer lise öğrencisi düşündüklerini söyledikleri gerekçesiyle okullarından atılmışlar, akıllarından kuşkulanılarak adli tıbba yollanmışlar ve mahkeme edilmişlerdir. Küçükköy’deki öğrenci, kendisini eleştirdiği için Başbakanca mahkeme verilmiştir. Oysa eğitimin tek ereği, gören, düşünen ve düşündüğünü söyleyen insanı yetiştirmektir. Toplumların gereksinimi de bu tiptir. Şimdi Aksu Köy Enstitüsü’nün idare binasına gelelim: Bakan: “Sen nasıl böyle konuşabilirsin?” Aksakal: “Ben düşündüklerimi söylerim.” Bakan: “ Seni gittiğin her yerde izleteceğim!” Aksakal: “İstediğin kadar izle! Siz egemen sınıflar, suskun millete alışmışsınız, konuşana bir yumruk vurup yere deviriyorsunuz. Ezik bir toplum oluşuyor böylece.” (Deli Memedin Türküsü)
  • Deniz kiyisinda birkac saat kaldik. Aslinda denize girecektik. Hava sogudugu icin yalniz Yasar Kemal girdi. Onu da Sait taşladı. Gozüne sövdü. (Bir İşçinin Günlüğünden)
  • Benim zavallı memleketim, sana ne kötü tohumlar ekiyorlar... (Kalkınma Masalı)
  • Türkiye'de Köy Enstitüleri, köylü yığınını ilgilendiren problemlerin topuna el koyarak, onları anlayıp çözmeye çalışmışlar, çözüme yarayacak çareler teklif etmişler; köylülerin günlük çalışmalarını, yaşayışlarını, maddi ve ahlaki bakımdan iyileştirecek yeteneğe sahip öğretmenler yetiştirmişlerdir. (Köy Enstitüleri ve Ötesi)
  • Kendimize gelmeli, sağlam bir tutumla, korkusuzca iyi yayınların bütün okullarımıza sokulması için harekete geçmeliyiz. Ortaya sağlam ilkeler koymalı, günümüzle bağdaşmayan "okutmaktan korkma" anlayışını yırtıp atmalıyız. Çocuklarımızın okuma sorununu gelişigüzellikten, dilencilikten kurtarmalıyız. Çünkü, elden gelen övün olmaz, o da vaktinde bulunmaz!... (Halktan Ayrı Düşenler)
  • Köy enstitüleri robot değil, düşünen, düşündüğünü uygulayan nitelikte ögretmenler yetiştirmiştir. Ezberelikten bu memleketin neler kazandığını ise birbirimize sorma­dan kestirebiliriz. (17 Nisan)
  • Biz çoğunlukla düşünmeden yargısını belirtmek eğiliminde olan bir toplumun bireyleriyiz. Davranış­lardan çok dış görünüşler, biçimler ilgilendiriyor bi­zi. Böyle düşüne düşüne, gerçekten uzaklaşıyor, ufacık bir görüntüden tutun da yurt sorunlarına kadar her şeyi daracık açılardan görmiye alışıyoruz. (17 Nisan)
  • Bu 1946 tarihi, aynı zamanda o yıl eğitim bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer'in, İlköğretim genel müdürlüğü'nden uzaklaştırdığı Hakkı Tonguç'a (Enstitülerin fikir babası) suçunun ne olduğunu anlattığı tarihtir: 'Hakkı, köy çocuklarına sıçmayı öğretmeden önce okumayı öğrettin sen!' (Deli Memedin Türküsü)
  • « Fatma Ankara Hastahanesi'nde çalışıyor. Trabzon'un Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. - 'Yaşını biliyor musun?' diyorum. - 'Ondört' diyor. - 'Peki ama ondört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?' - 'Babam onsekize çıkarttı.' Yaşı ondörttür ama, bırakmamışız ondörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp onsekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna, ayakta kalabilmek uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninn gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın.» (Kuru Sevda)