Kitap Künyesi
Yazar: Heinrich Von Kleist
Çevirmen: Ayalp Talun İnce
Orijinal Adı: Samtliche Erzahlungen
Yayın Evi: Say Yayınları
İSBN: 9789754684841
Sayfa Sayısı: 136
--reklam--
Locarno Dilencisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Binlerce insanın hayatını kaybettiği 1647 yılında Şili krallığının başkenti St. Jago'da büyük sarsıntının meydana geldiği o anda, bir suçtan hükümlü Jeronimo Rugera, isnide genç bir İspanpyol, tutuklu bulunduğu hapishanenin bir kavisine kendini asmak üzereydi. Şehrin en zengin asilzadelerinden biri olan Don Henrico Asteron, onu yaklaşık biryıl önce öğretmen olarak çalışmakta olduğu evden, biricik kızı Donna Josephe ile nazik bir gönül bağı içerisinde bulunmasından dolayı uzaklaştırmıştı...
(Arka Kapak'tan)
--reklam--
Locarno Dilencisi Alıntıları - Sözleri
- Gerçekten de, kurşun göğsüne saplanırken genç kontun şöyle haykırdığı duyulmuştu: “Julietta... bu kurşun senin öcünü alıyor.”
- “Tanrının dediği olur!”
- Bir kadına duyulan tutkunun, onurlu bir erkeği zor durumlara sokabileceğini anımsattı.
- Anlattıkça düşlemler kuruyor, sözcüklerle sanki bir tablo çiziyordu
- Ancak insanları kendi istediği boyutlara yükseltebildiği ve duyguları abartabildiği sürece Kleist'ın gerçek duyarlılığı ortaya çıkıyordu. Yalnızca ölçüsüz tutkular içindeyken dış dünyaya bağlanıyordu; evet, yalnızca doğanın insanları hiç beklenmedik bir şekilde çok derinden etkilediği anlarda canlanıyor ve yalnızlığından sıyrılıyordu. Tıpkı ışıkta açık seçik göremeyen hayvanlara benziyordu. Duygularının ve yüreğinin alacakaranlığı ya da gecesi içinde canlanıyor, yaşamaya başlıyordu.
- İnanmadığı doğaüstüyle birlikte yaşadı, sevmediği gerçeği biçimlendirdi.
- Yaşarken ölümü, ölüm anında da sonsuzluğu düşünmemizi istedin. Sana olan sarsılmaz inancımızı bize geri ver Tanrım! ..
- Ona göre insanların acı çekmesi aslında gizli bir hazdır. Gerçeğe duyduğu özlemli sevgide aynı zamanda bir parça öfke de saklıdır. Sonsuz acı onu her zaman kendine çekmiştir. Yüreğinden yükselen haykırışlar aslında kendi içindeki sonsuz cehennemden gelmektedir. Tıpkı can evinden vurulan vahşi bir kuş gibi çırpınır durur kendi yalnızlığı içinde. Sevdiklerinden uzakta, kendi ruhunun oluşturduğu o yalnızlık adasında Tanrılarla savaşan efsane kahramanı Philoktet'in dinmeyen acısını Kleist da aynen yaşamaktadır. Kleist, benliğinin bilincine varmanın acısıyla, ardına gizlendiği her şeyden arınarak çırılçıplak, kanayan, yanan ve yenik düşen bir savaşçı gibidir.
- “Değerli bir taş, nasıl bir yuvaya yerleştirilirse yerleştirilsin, değerini korur.”
- Aynı anda da, biraz solgun bir yüzle, genç bir Tanrı gibi içeri girdi genç adam.
- İçinde nedenini bilemediği bir sıkıntı vardı; sanki yeniden çok kötü şeyler olacakmış gibi geliyordu.
- Yalnızca kendi ortamımda mutlu olabilirim, çünkü ancak o zaman gerçegin ta kendisiyim.
- Ve nedenini anlamadığı garip bir sevinç kaplıyordu içini.
- Yalnızca kendi ortamımda mutlu olabilirim, çünkü ancak o zaman gerçeğin ta kendisiyim.
--reklam--
Locarno Dilencisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İntiharla sonlandırdığı 34 yıllık hayatında ideal mutluluğu arayan, bu arayışı eserlerine yansıtan Heinrich von Kleist (1777-1811) klasik Alman edebiyatının sıradışı yazarı olarak geçiyor. Eserleri çağın edebi anlayışlarından uzakmış. Okurken bu farklılığı fark ediyorsunuz. #locarnodilencisi ‘nde sekiz öyküsü yer alıyor. Bazı öykülerde farklılık olmakla birlikte düğümlenen bir olayın çözülme sürecinin anlatıldığı gizemli öyküler. Bazen öykünün sonunda her şeyin açıklığa kavuştuğu an, düşündürücü bir son geliyor. Gerçeklik ve adalet arayışı ile şiddet öykülerdeki tematik birliktelik. Karakterlerin iyi veya kötü olması farketmiyor, şiddetten kaçış yok. Kleist kaçışı intiharda buluyor galiba. Ayrıca öykülerinde sadece Alman kültürü değil farklı kültürler de var, farklı ülkelerde geçen öyküler. İlk defa Kleist okudum ve hem çok keyif aldım hem bu kadar geç kaldığım için üzüldüm. İnce bir mizahla anlattığı karakterleri, trajik olayları kurgulayışı ile çok sevdiğim bir yazar oldu. İki kitabını daha sipariş verdim :) #stefanzweig #şeytanlasavaş kitabında Kleist’tan bahsediyor. Bu kitabı da okuma listeme aldım. Ayrıca #franzkafka Kleist hayranıymış. #henrichvonkleist ın intiharından hikayelerimde bahsetmiştim ama buraya da not düşmek istiyorum. Kleist’ın sevgilisine kanser teşhisi konuyor ve Kleist’tan kendisini öldürmesini istiyor. Kleist birlikte intihar etmeyi teklif ediyor ve teklifi kabul ediliyor. Önce sevgilisini sonra da kendini vuruyor. Zweig, diğer şairlerin mükemmel yaşadığını, Kleist’ın ise mükemmel öldüğünü, ondan daha fevkalade ölen olmadığını yazmış. İntiharları ne kadar da benziyor. (Vox Nihili)
Gotik Edebiyat Serisi'nin benim için en önemli kitabı oldu. Çünkü canım Zweig ile yolum kesişti. #stefanzweig in yazdığı üç biyografi kitabının ikincisi olan #kendileriylesavaşanlar da Zweig Alman yazarlar #hölderlin #kleist ve #nietzsche ye yer vermiş. Kitabı bu ay okurum diye gözümün önüne koymuştum. O an kafamda şimşekler çaktı. Zweig yazarın biyografisini yazdıysa beni çok güzel bir kitap bekliyor diye düşünmüştüm ve yanılmadım. Zweig der ki; Kleist gerçekliği pek bilmezdi, ama hakikilik hakkında sonsuz bilgisi vardı. Kendi çağına ve çevresine yabancı, hatta düşman olarak yaşadı; o diğer insanların ılımanlığını ve inceliğini ne kadar anlamadıysa, onlarda onun kendi başına buyruk yaradılışını, fanatik abartıcılığını o kadar anlayamadı. Otuz üç yaşında yaşamdan bıkmış sevgilisinin isteği üzerine önce onu vurup sonra intihar eder ve beraber gömülürler. Dört öyküden oluşan çok etkileyici bir kitaptı. Bu ay inşallah üç Alman'ın biyografisini okurum. Çok güzel bir okuma oldu tavsiye ederim. (Derya Sezgin)
Merhaba, kitap tüyler ürperteci kısacık bir öykü ile başlıyor aynı zamanda bu öykü kitaba da ismini vermiş. . Öyküler dram ağırlıklı, yazarın kısa biyografisini okuduğumda sebebini anladım. Yazar 34 yaşında arkasında bir mektup bırakarak sevgilisi ile birlikte intihar etmiş. Mektubun en can alıcı kısmı “...Asıl mesele şu ki: Bana bu gezegende hiçbir zaman bir yardım eli uzanmadı.” Buradan da anlıyoruz ki yazar umutsuz ruh halini eserlerine de yansıtmış. . Ben öykülerin herhangi birini daha çok sevdim diye bir ayrım yapamıyorum inanın hepsi çok iyiydi. . 1. Locarno Dilencisi 2. O. Markizi 3. Kutsal Cecilie ya da Müziğin Kudreti 4. Düello . Yukarıdaki öykülerden ilki, korku öğeleri taşımakta, üçüncü öykü ise dini içerikliydi. O.Markizi ve Düello ise aşk temalı dramatik öykülerdi. . Ben severek aynı gün içinde bitirdim. Türü sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. . (Esra Taşpınar)
--reklam--
Locarno Dilencisi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Heinrich Von Kleist - Locarno Dilencisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Locarno Dilencisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Heinrich Von Kleist Kimdir?
Bir şair, oyun yazarı, roman ve öykü yazarı olan Heinrich von Kleist 1777 yılında Frankfurt'ta doğdu ve 1811 yılında öldü.
Yetersiz ve kısa bir eğitim hayatından sonra 1792 yılında Prusya ordusuna girdi ve 1799 yılında teğmen rütbesiyle ordudan ayrıldı. Ardından Viadrina Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi aldı. 1800 yılında Berlin’de Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Kleist'ın düzensiz umursamaz ruh halı onu Paris'e ziyaret etmeye sürükledi ve sonrasında İsviçre'ye yerleşti. Orada yakın arkadaşlar edinen Kleist onlara ilk tragedyası olan Schroffenstein Ailesi adlı eserini okudu 1802 yılının sonunda Almanya’ya dönen Kleist Goethe, Shiller ve Wieland’ı Weimar’da ziyaret etti. Leipzig ve Dresden’de kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönen Kleist ardından Berlin’deki görev yerini Königsberg’teki bir devlet dairesi olarak değiştirdi. 1807 yılında Dresden’e giderken Fransız askerleri tarafından ajan suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra Dresden’e giden Kleist'ın yolu Heinrich Müller ile kesişti ve birlikte 1808 yılında Phöbus gazetesini çıkardılar.
Kleist 1809 yılında Prag’a gitti ve en sonunda Berlin'e yerleşti. Orada Berliner Abendblätter gazetesini çıkardı. O sıralar ümidini kaybetmiş ve hayata küsmüş olan Henrietti Vogel'in entelektüel ve müzik konularındaki başarılarına kendini kaptıran Kleist onunla birlikte ölmeyi kabul etti ve 1811 yılında 21 Kasımında Potsdam yakınlarındaki Wannsee nehri kıyısında Vogel'e ateş edip öldürdükten sonra kendisi de intihar etti.
Kleist’ın bütün hayatı ideal ve hayali mutluluğu bulmaya çabalamakla geçti ve bu onun çoğu eserine yansıdı. Kleist kuzey Almanya’nın şu ana kadar gelmiş geçmiş en önemli Romantik dönem Dramacısı olarak sayılmaktadır.
--reklam--
Heinrich Von Kleist Kitapları - Eserleri
- Michael Kohlhaas
- Amphitryon
- Düello
- Locarno Dilencisi
- Toplu Oyunları-1 / Kırık Testi
- Die Marquise Von O...
- Locarno Dilencisi
- Prens Von Hombourg
- Toplu Oyunları 2
--reklam--
Heinrich Von Kleist Alıntıları - Sözleri
- BİRİNCİ SOYLU Onu tanıyor, Birlikte evden çıktığını Üzüm bunca sarılır mı Yetiştiği yer olmasa kendi bağı? (Amphitryon)
- Yasanın korumadığı kimseyi ben, devlet topluluğunun dışına atılmış sayarım... (Michael Kohlhaas)
- Göbeği yağ içindeki bu kötü adamı pisliğin içine fırlatıp, bakır rengi yüzünü ayağıyla ezmek geliyordu içinden. Ama onun bir altın terazisi kadar hassas olan adalet duygusu hâlâ tereddüt içindeydi, yüreğindeki yargıç karşısındaki adamın suçlu olup olmadığına karar veremiyordu. (Düello)
- “Kalbimde senin adına konuşan bir ses var.“ (Düello)
- "...kısacası, bir erdemi aşırıya vardırmasaydı, dünya onun hatırasını saygıyla anacaktı. Fakat adalet duygusu, onu haydut ve katil yaptı." (Michael Kohlhaas)
- Çünkü benim sevgili Lisbeth’im ben, haklarımı korumak istemeyen bir ülkede kalamam. Eğer ayaklar altında çiğneneceksem, insan olmaktansa bir köpek olmayı yeğlerim! (Michael Kohlhaas)
- ‘sen benim boynumu uçurabilirsin; fakat ben sana üzüntü verebilirim, hem vereceğim de!’ (Michael Kohlhaas)
- "... beklemek, varmaktan uzun sürer." (Düello)
- "Çünkü sevgili Lisbeth, haklarımın savunulmadığı bir ülkede kalmak istemiyorum. Beni tekmeleyeceklerse insan değil köpek olmayı yeğlerim! (Düello)
- "Dünyanın bozuk düzeninin farkında olan haklı bir duygu..." (Michael Kohlhaas)
- Ruhun olmadığı yerde,yanılgı da olmaz. (Locarno Dilencisi)
- Eğer tekmeleneceksem, insan olmaktansa, köpek olmayı tercih ederim! (Michael Kohlhaas)
- Anlattıkça düşlemler kuruyor, sözcüklerle sanki bir tablo çiziyordu (Locarno Dilencisi)
- Elimden ne gelir zamanın eskittiğine. (Amphitryon)
- “Ey çılgınlık, dünyaya egemen olan yalnızca sensin ve senin yerin de güzel bir kadın ağzıdır!” (Michael Kohlhaas)
- Bilgi sonsuzluğu aştığında, zarafet geri dönecektir.O durumda zarafet en saf haliyle, ya hiç bilinci olmayan ya da sonsuz bilinç sahibi olan bir insan biçiminde görünecektir.Yani ya kuklada ya da Tanrı’da (Locarno Dilencisi)
- Aşk eksikse eğer, Olympos bile çorak bir toprağa döner. Ne verebilir yerlerde sürünen bütün bir dünyanın Tapınması, sevginin özlemiyle yanıp tutuşan yüreğe? (Amphitryon)
- Dünyanın böylesine bozuk bir düzenin içinde olduğunu görmenin verdiği acının içinden kendi yüreğinde bir düzen olduğunu bilmenin verdiği memnuniyet bir kıvılcım gibi yükseliyordu. (Düello)
- Ona göre insanların acı çekmesi aslında gizli bir hazdır. Gerçeğe duyduğu özlemli sevgide aynı zamanda bir parça öfke de saklıdır. Sonsuz acı onu her zaman kendine çekmiştir. Yüreğinden yükselen haykırışlar aslında kendi içindeki sonsuz cehennemden gelmektedir. Tıpkı can evinden vurulan vahşi bir kuş gibi çırpınır durur kendi yalnızlığı içinde. Sevdiklerinden uzakta, kendi ruhunun oluşturduğu o yalnızlık adasında Tanrılarla savaşan efsane kahramanı Philoktet'in dinmeyen acısını Kleist da aynen yaşamaktadır. Kleist, benliğinin bilincine varmanın acısıyla, ardına gizlendiği her şeyden arınarak çırılçıplak, kanayan, yanan ve yenik düşen bir savaşçı gibidir. (Locarno Dilencisi)
- “Çünkü ben, sevgili Lisbeth, benim haklarımı korumayan bir memlekette kalmak istemiyorum. (Michael Kohlhaas)
Yorumlar
0 yorum