Kitap Künyesi

Yazar: John Fante

Çevirmen: Avi Pardo

Orijinal Adı: The Road to Los Angeles

Yayın Evi: Parantez Yayınları

İSBN: 9789752810297

Sayfa Sayısı: 186

--reklam--

Los Angeles Yolu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Her sabah bu duyguyla kalkıyordum yataktan. Şimdi kendime bir iş bulmam lazım, lanet olsun. Kahvaltı ediyor, kolumun altına bir iktap yerleştirip ceplerime kalem doldurduktan sonra kapıdan çıkıyordum. Merdivenden indiğim gibi kendimi dışarı atıyordum. Bazen sıcak oluyordu hava, bazen soğuk, bazen sisli, bazen açık. Koltuğumun altında kitapla iş aramaya çıktığım için önemi yoktu havanın...

--reklam--

Los Angeles Yolu Alıntıları - Sözleri

  • Ruhunu yitirdikten sonra dünyaya sahip olsan ne fayda?
  • Yazıklar olsun. -Ne yaptı? Hiçbir şey, ama yine de yazıklar olsun.
  • Cahiller, budalalar ve gerizekalılarla konuşmanın yararı yok. Zeki insan dinleyicilerinin seçimini özenle yapar. 
  • Ruhunu yitirdikten sonra dünyaya sahip olsan ne fayda?
  • Neydi o kitap? Bilmiyordum, ama onun gözlerinin izlediği satırları izleyebilmek için mutlaka edinmeliydim o kitabı.
  • -Ne yapıyorsun sen burda? “Okuyorum! Zihnimi geliştirmeye çalışıyorum. Bu da mı yasak?”
  • Canıma kıymak geldi içimden, bunu düşünürken uyuya kaldım.
  • Çünkü Nietzsche’nin kitap kapaklarındaki fotoğrafları geliyordu aklıma. O salak bıyığıyla bir bira içicisine benziyordu ve ben biracılardan nefret ederim.
  • Söyleyecek çok şey vardı ama söylemenin yolu yoktu.
  • Ne kadar az bilirsen o kadar iyi. Sırtın sağlam, kafan boş olmalı. Sen iki özelliğe de sahipsin.
  • Öte hayat hipotezi varsılların yoksulları uyutmak için uydurdukları bir martavaldan ibaret. Ruhun ebediyetine itiraz ediyorum.

--reklam--

Los Angeles Yolu İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Oğlumuz büyümüş artık, bir arayış peşinde. Kendini bulmaya çalışıyor. İlk Bahara Kadar Bekle, Bandini'de tanıdığımız, çocukluk dönemine şahitlik ettiğimiz Arthur Bandini Los Angeles Yolu'nda genç bir delikanlı olarak karşımıza çıkıyor. Artık on sekiz yaşında çalışmaya başlamış, evin geçimini sağlamayıp, annesine ve kız kardeşine bakmaya çalışıyor. Ama bir yandan da bir arayış içinde. Sürekli kitaplar alıyor, kendini geliştirmeye çalışıp, Spengler, Schopenhauer, Nietzsche okuyor ve onlar gibi saygıdeğer yazar olmaya çalışıyor. Okuyup öğrendiklerinden yola çıkarak etrafta olup bitenleri, toplumsal olayları sorgulaması çok hoşuma gitti. İlk kitap gibi bu roman da çok güzeldi. Fante'nin tarzı, dili, sade ve mükemmel. (Ragif)

Tanrım neden ben! Nedeen? Haaa, hehe...taam taam.: İlk kitap olan kitap/bahara-kadar-bekle-bandini--16396 'de Arturo karakterinin çocukluğu işlenmişti. Bu kitapta ise yazar Fante bizleri Arturo'nun gençlik dönemine götürüyor, kitapta 18 yaşında olduğunu öğreniyoruz. Ergenlik döneminin getirdiği zorluklardan mı bilinmez, Arturo karakterinin çocukluk haylazlıkları yerini hastalıklı diyebileceğimiz bir ruh haline bırakmış. Yazar karakterin davranışlarını toplum kabullerinin dışına çıkarmaya, uç noktalara taşımaya çalışmış. Rastgele ikinci kitaptan başlayan birisi bu ne böyle mide bulandırıcı diyebilir. Baş kahramanımız(!) Arturo annesi ve kız kardeşi ile birlikte yaşamaktadır. Tek başına evin geçimini sağlamak için çalışmak zorundadır ancak karakteri nedeniyle girdiği işlerde de uzun süre barınamamaktadır. Fakir olduğunu ve beş kuruş paraya muhtaç olduğunu bilmekte ancak gururu yüzünden sürekli aksi gibi davranmaktadır. Hatta fakir bir insan gördüğü zaman, muhtemelen kendisini hatırlattığı için, o kişiye tiksinti ile bakmakta ve öfke duymaktadır. Bir yerden tanıdık geldi gibi. Bu fakir ama gururlu genç halinin karakterin hayal gücüne yansımalarını da sık sık görmekteyiz. Başvurduğu işlere muhtaç olduğunu bildiği halde, diğer adaylara kendisini yazar olarak tanıtmakta ve gireceği işi de yazacağı kitaba konu bulma aracı olarak göstermeye çalışmaktadır. Reddedileceğini anladığı anda da ilk davranışı; onlar beni reddedemez, ancak ben onları reddedebilirim şeklinde olmaktadır. Benim için karakterin en güzel yönü; hayal gücünün kuvvetli olması ve kafasının içerisinde kendi kendine sürekli hikayeler uydurmasıdır. Arturo sürekli kafasının içinde yaşamakta ve laf lafı açmaktadır. :)) Ne yazık ki sürekli kendini kandırıyor olması da yine bu hayal gücünün ürünleri sayesinde olmaktadır. Sanırım çoğu insanın bu şekilde kendini kandırdığı durumlar vardır. "Kedi uzanamadığı ciğere pis der" sözünde olduğu gibi ulaşamadığımız durumlar için zaten ben onu istemiyorum, o şekilde olmasını zaten istemezdim gibi kendimizi kandırdığımız ve vicdanımızı rahatlatmaya çalıştığımız durumlar olabiliyor. Aynı zamanda tam aksi olan sahip olmadığımız şeylerin çok muhteşem şeyler olduğu ihtimaliyle de sürekli kendimizi kandırırız. En basit örnek bir çocuk için her zaman en güzel oyuncak sahip olmadığı oyuncaktır. Dolayısıyla anlamsızlığını ancak sahip olduğumuzda anladığımız, ya da ancak sahip olduğumuzda bize anlamsız gelen değerler de vardır. Ancak tabii ki bu kitabın dikkat çekmesini sağlayacak şey Arturo'nun absürt hayal gücüdür. Örneğin Ford'a iş görüşmesine gittiğinde ve reddedileceğini anladığında hemen kafasında bir senaryo oluşturmuştur. ABD başkanının kendisini oraya "git bi bak dostum orada neler yapıyorlarmış, bana bir rapor hazırla" diyerek gizli bir görevle gönderdiği hikayesini kurgular. "Hah şu serseme de bak beni kendisi gibi sıradan birisi olarak görüyor, halbuki beni Amerikan Başkanı gönderdi, teklifi altın tepside sunsalar kabul etmem!" Çalışanların sürekli ezildiği, kölelik sayılabilecek o işe kim muhtaç olabilir ki, yoo yoo dostum Arturo değil tabii ki! Bu örnekte olduğu gibi bir bakmışsınız Arturo dünyaca ünlü bir koşucu, bir bakmışsınız çok zengin bir kişilik, bir bakmışsınız çok ünlü bir yazar, bir de bakmışsınız ki kendisini kendisinin tanrısı ilan etmiş, ama en önemlisi her zaman kadınların hayranlık duyduğu bir adam! Bu kitabı okurken acaba psikologlar okuduğu kitaplardaki karakterleri sürekli analiz etme ihtiyacı hissediyor mu diye merak ettim. Çünkü Bandini hiç normal bir karakter sayılmaz, Fante'nin yaşantısının ne kadarını yansıttığı konusundan da emin değilim. Bu okuduğum 3. Fante kitabı ve ortak yönleri de kaçırmak mümkün değil. Bandini sürekli kafasına estiği gibi davranıp sonrasında deli gibi pişman olan ancak aynı seçim tekrar önüne gelse tekrar aynı hataları yapabilecek yapıda bir insan. Ailesinin dindar olması sebebiyle sürekli annesi ve kız kardeşiyle çatışmalar yaşasa da zaman zaman tanrıya kendisini affetmesi ve günahlarını bağışlaması için dua eder. Daha sonra hayat kaldığı yerden devam eder, biraz önce günah saydığı davranışlarla birlikte tabii ki. https://www.youtube.com/watch?v=xqds0B_meys&ab_channel=ThreeDaysGraceVEVO (Semih)

Ah Bandini ne tuhaf adamsın. Hayatta aklıma gelmeyecek uğraşlar peşindesin. Hayatı alaya alırsın, yalan söylemekte üstüne yok, kadınları, çocukları önemsemezsin ama yine de sempatik ve duyarlısın, bu nasıl olabilir? Kıvrak zekalı, bir o kadar da aylak ve tutarsız. Ama yine de Bandini, okuduğum en sahtekar ve alaycı karakter. Onu sevmemin nedeni sanırım özgürlüğüne düşkünlüğü ve düşüncelerine sadık olması ve bir o kadar da çılgın. (Han.delice)

--reklam--

Los Angeles Yolu PDF indirme linki var mı?

--reklam--

John Fante - Los Angeles Yolu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Los Angeles Yolu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı John Fante Kimdir?

John Fante (d. 8 Nisan 1909 - ö. 8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD'li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist.

Yaşamı

John Fante`nin babası duvar işçisi Nick Fante bir İtalyandı. Yüzyılın başında ABD`ye göç etti. 8 yıl sonra da oğul John dünyaya geldi. Boulder`da yetişti, Colorado Üniversitesi`ne kayıt yaptırdıysa da eğitimini tamamlayamadı, 20 yaşındayken okuldan ayrıldı. 1918`de ABD vatandaşı olan baba Nick Fante, 1929 yılında ailesini terk etti. Babanın da ayrılmasıyla aile gittikçe fakirleşti. John da Kaliforniya`ya gitti, bir balık fabrikasında çalışmaya başladı, kısa bir sonra da annesini de yanına aldırdı.

Balık fabrikasında çalışmaya başlayınca hayatı bir düzene girdi. Boş zamanlarında sürekli okuyan Fante, işçilikten arta kalan zamanlarda sürekli hikâyeler yazmaya başladı. 1933`te ilk romanıLos Angeles Yolunu bitirdi, bu kitapla birlikte aynı zamanda hep başkahraman olarak kalacak Arturo Bandini de doğuyordu. İlk kitabı yayınevlerince provokatif olduğu gerekçesiyle reddedildi. 1938yılında ilk romanı yayımlanabildi, Bahara Dek Bekle, Bandini. 1939 yılında da Charles Bukowski`nin öve öve bitiremediği Toza Sor yayımlandı.

Daha sonra Hollywood`a doğru kaymaya başlayan Bandini, ünlü yönetmenlerle (Orson Welles, Francis Ford Coppola) ahbap oldu. Yazın dünyasından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı, evlendi. Edebiyat dünyasına Hayat Dolu`yla geri döndü fakat eski hırçın hali biraz geride kalmış gibi görünüyordu. Hayat Dolu`nun senaryosuyla Oscar`a aday oldu. 1955`te şeker hastası olduğunu öğrendi, giderek sağlığı bozuldu, kör oldu ve iki bacağı kesildi. Son romanını karısına söyledi o yazdı : Bunker Tepesi Düşleri (1982). Ertesi yıl da öldü.

Ömrünün son yıllarında Bukowski hep Fante`nin yanında oldu. Black Sparrow Press`e baskı yaparak Fante ölmeden kitaplarının tekrar basılmasını sağladı. Ona adeta tapan Bukowski, zamanında fazla ilgi gösterilmeyen Toza Sor`un en sevdiği kitap olduğunu yineleyip durdu. Arturo Bandini serisinin tekrar popüler olmasını sağladı. 2000`de John Fante biyografisi "Full of Life: The Biography of John Fante" piyasaya çıktı. 2003`de The Fante Reader takip etti, bu kitapta da bazı öyküleri ve mektupları yer alır.

--reklam--

John Fante Kitapları - Eserleri

  • Toza Sor
  • Bahara Kadar Bekle, Bandini
  • Los Angeles Yolu
  • 1933 Berbat Bir Yıldı
  • Gençliğin Şarabı
  • Bunker Tepesi Düşleri
  • Üzümün Kardeşliği
  • Büyük Açlık
  • Roma'nın Batısı
  • Hayat Dolu

--reklam--

John Fante Alıntıları - Sözleri

  • Yoksul bir adamdı, üç çocuğu vardı; ne makarnanın parası ödenmişti, ne de üç çocuğunun ve makarnanın içinde bulunduğu evin parası. Tanrı köpektir. (Bahara Kadar Bekle, Bandini)
  • Ben kavga edemiyorum,” diye hıçkırdı. “Hiçbir zaman edemedim, insanlara vurmayı sevmiyorum (Roma'nın Batısı)
  • İnancını yitirince herşeyi yitiriyordun. (Bunker Tepesi Düşleri)
  • Büyük yazar, tozlu kitapçıların müdavimi, tozlu dergileri kaldırıp o güzel öyküsünün tozunu üflerdi, satın alırdı dergiyi, kendi öyküsünü, tozlanmasın diye. (Büyük Açlık)
  • “O denli yaraladılar ki beni, kitaplara sığındım, içime kapandım, kasabamdan kaçtım,..” (Toza Sor)
  • Neydi o kitap? Bilmiyordum, ama onun gözlerinin izlediği satırları izleyebilmek için mutlaka edinmeliydim o kitabı. (Los Angeles Yolu)
  • Çünkü Nietzsche’nin kitap kapaklarındaki fotoğrafları geliyordu aklıma. O salak bıyığıyla bir bira içicisine benziyordu ve ben biracılardan nefret ederim. (Los Angeles Yolu)
  • Zayıflıkların gücün olduğunda, ağlarsın. (Üzümün Kardeşliği)
  • Tuzak bu. Yaparsam yanlış, yapmazsam yine yanlış. (1933 Berbat Bir Yıldı)
  • Dünyadaki en büyük sorun ne biliyor musun, Dino? Aile hayatı kalmadı. (Gençliğin Şarabı)
  • Cahiller, budalalar ve gerizekalılarla konuşmanın yararı yok. Zeki insan dinleyicilerinin seçimini özenle yapar.  (Los Angeles Yolu)
  • Genç değillerdi artık, geleceğe dair umutlarını tüketmişlerdi. (Üzümün Kardeşliği)
  • Beklentim çok büyüktü belki de; tüyleri ürperten coşkulu bir idrak, yeniden doğuşun baş döndürücü ihtişamı. (Hayat Dolu)
  • Ne işim var burada, diye sordum kendime. Nefret ediyorum buradan, bu yalnız kentten nefret ediyorum. Neden beni istenmeyen bir öksüz gibi kendinden uzaklaştırıyordu? Yeterince acı çekmemiş miydim? Canımı dişime takıp çalışmamış mıydım? Neydi benimle alıp veremediği? O fasılasız taşralılık duygusu, başından beri taşıdığım ait olmama inancı mı? (Bunker Tepesi Düşleri)
  • Tanrım... Bir işaret ver bana. Hayat yaşamaya değer mi? Her şey yoluna girecek mi? (1933 Berbat Bir Yıldı)
  • "Nefret ediyorum senden" dedi. Hissettim nefretini. Kokusunu aldım,duydum hatta, ama sırıttım yine de. (Toza Sor)
  • Camilla Lopez adında bir kıza âşık oldum. Bir gece çalıştığı yere gittim ve karşımdaydı ve o günden beri o kızın güzelliğini her düşündüğümde boğulacak gibi olurum, şimdi yazarken bile. (Büyük Açlık)
  • Öte hayat hipotezi varsılların yoksulları uyutmak için uydurdukları bir martavaldan ibaret. Ruhun ebediyetine itiraz ediyorum. (Los Angeles Yolu)
  • Bu kadar basitti. Her şey için teşekkürler. İzni olmadan onu dünyaya getirdiğim için. Onu savaş, nefret ve bağnazlıkla dolu bir dünyaya zorladığım için. Ona sahtekarlığı, yalanı, önyargıyı ve acımasızlığı öğreten okullara gönderdiğim için. Sırtına hiçbir zaman inanmadığı bir Tanrı yüklediğim için. Bir gün mahvına sebep olabilecek araba tutkusunu aşıladığım için. Çocuk kızla tanışır ve iyi adamlar sonunda hep kazanır türünden korkakça senaryolar yazan bir baba için. Her şey için. "Güle güle, evlat. Arada sırada ara." (Roma'nın Batısı)
  • Aşk her şey demek degildi. Kadınlar her şey demek değildi. Bir yazar enerjisini korumak zorundaydı. (Toza Sor)