Kitap Künyesi
Yazar: Sabahattin Eyüboğlu
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9789754581751
Sayfa Sayısı: 259
--reklam--
Mavi ve Kara Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Köklü ve derin bir kültürün temsilcisi, Anadolu aşığı bir gönül adamıdır Sabahattin Eyüboğlu. Halk gerçeğine inanmış, demokrasi tutkunu bir düşünür, sanat adamı ve yazardır. Ona göre "yurt" demek, birçok uygarlığı beslemiş, potasında eritmiş Anadolu demektir. Anadolu, İlyada çiçeğinin açtığı yerdir. Dyonissos korolarının ilk kurulduğu topraktır. Homeros'u doğuran anadır. Bizim tarihimiz onun tarihidir. O bizi fethetmiş, biz onu. Bozkırına da, mavi denizine de vurulmuşuz "Canım Anadolu"nun. Mavi ve Kara'da işte böylesine sevgi dolu bir sanat adamının otuz yıllık kafa ve gönül serüvenini yansıtan denemelerini okuyacaksınız. Vedat Günyol'un dediği gibi, S. Eyüboğlu bu kitapta -kendi deyimiyle- "ciğerini" söylüyor bize, Türkçe'nin eşsiz, tadına doyulmaz güzelliğiyle
--reklam--
Mavi ve Kara Alıntıları - Sözleri
- Gel, yutkunma, yaz düşündüklerini. Necati Cumalı da öyle söylüyor bir şiirinde: "Söyle be Arif, söyle be!"
- Yeter çektiği bu güzelim yurdun saraylardan, krallardan, padişahlardan, soysuz soylulardan, göbekleriyle birlikte kafaları davula dönenlerden! İllallah başımıza geçip başımıza bela olanlardan!
- Bilmek, okuyucum, bütün iş bilmekte, ama dünyanın ötesinde değil, gözlerimizin önünde olup biteni bilmekte. Kimin gerçekten memleket hayrına çabaladığını kestirmek, memleketin gerçek halini bilmeye bağlı. İşe akıl ve bilim yolu ile daldan ve hurafeden yıkanmış bir masanın başında girişmek gerektiğini biliyordun. Bir de mürekkep balığına dikkat. Mürekkep balıkları, postlarını kurtarmak gerekti mi, arkalarından bir karanlık salıverirlermiş, göz gözü görmez olurmuş.
- Ama yine de soruyorum size: Neden politikacıların çoğu er ya da geç kendilerini de memleketlerini de barıştan çok savaşa, güvenden çok kuşkuya götürüyorlar?
- Ölenlerle ölünmez ama ölenler, bizimle yaşar.
- Herhangi bir kitabın yasaklanmasını isteyen kimse, yalnız halkı hor gördüğünü değil, kendi bildiğini halktan saklamakta çıkarı olduğunu ortaya kor.
- Yeter çektiği bu güzelim yurdun saraylardan, krallardan, padişahlardan, soysuz soylulardan, göbekleriyle birlikte kafaları davula dönenlerden! İllallah başımıza geçip başımıza bela olanlardan!
- Zaten bizim yıkıcı tarafımızı ne dinimizde aramalı, ne devletimizde, ne de halkımızda: Ne yıkılmışsa softalar yıkmıştır bu memlekette.
- Yediği ekmeği hak eden insanlar arasında kuşku barınamaz kolay kolay.
- Yunus da der ki, Pir Sultan da der ki, Karacaoğlan da der ki, bu topraklar bizim, Ayasofya da bizim, Troya da bizim, Hattuşaş, Gordiyon, Bergama bizim, Divrik Ulu Camii, Emir Sultan,kayalara oyulmuş kiliseler, Artemis'in göğsünde kabaran memeler, türlü inançların taşlara kazdığı yazılar bizim, Erzurum'da Çifte Minare'nin hayat ağacı, ejderhası, Sivas 'ta Gök Medrese'nin geyiği, ceylanı, tavşanı, Alacahöyük'te yüce tapınağın çifte kartalı, Van Gölü'nde, Ahtamar Adası'nda öpüşen güvercinler, sıkışan eller, Ademler, Havvalar, Yunuslar, İsalar bizim, yüce dağ başlarında beş adam boyu tanrı heykelleri, kilimlerde Doğu'yu, Batı'yı, gavuru, Müslümanı, karayı, akı, maviyi, kırmızıyı uzlaştıran köylü nakışları bizim.
- Sevenin yüreği yumuşak, gözü ıslak olur.
- Halkı küçümseyenler halkı yönetmeye kalkmamalı: Öyleleri halka hizmet edecek yerde hizmet bekliyorlar halktan.
- En çirkin yalan, çocuğa ve halka söylenen yalandır: çünkü ikisi de kolay kanar.
- Opera, sonat, senfoni, dram, roman, Batı'nın halktan yana giderek yarattığı biçim ve çığırlardır. Oysa kimi aydınlarımız bunları halkın çok üstünde bir mutlu azınlık malı sayar görünüyorlar. Folkloru hor görmeleri biraz da bundan.
- Filozofun da, şair ve sanatçıların da en iyisi, sahicisi halkı hor görmez, görmemiştir. Üstelik ders almasını bilmiştir ondan.
--reklam--
Mavi ve Kara İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Çok kıymetli bir beynin eseridir bu kitap..: Çok uzun uzadıya yazılan incelemeleri okurken sıkılan sevgili okuyucu(buna zaman zaman kendimi de dahil ediyorum;) bu inceleme sana göre olmayabilir.Çünkü halihazırda yazmış olduğum en uzun incelemem sanırım bu olacak.Neyse kitaba gelelim ama kitaptan önce Sabahattin Eyüboğlu'ndan kısaca söz etmezsem kitabına da kendine de saygısızlık etmiş olurum. Eyüboğlu 1908 yılında Trabzon(Akçabat)'da doğmuş.Ilkokulu benim de yaklaşık on yıl kadar yaşadığım Kütahya' da okumuş; Hani bu dönemde(ilkokul çağı) görülen bazı şeyler zihinlere yer eder ya işte Eyüboğlu'nun zihninde de dönemin Cumhurbaşkanı İsmet Inönü'nün Kütahya'daki askeri birliklere komuta verirken ki görüntüsü kalmış. Öyle ki Mai ve Kara kitabında Inönü'yü öyle bir savunmuş ki benim de dönemi bildiğim kadarıyla yer yer eleştirdiğim İnönü açıkçası yaptığı pek çok eylemle çok haklı göründü gözüme. Ortaöğrenimini Trabzon'da tamamlayan yazar yüksek öğrenimi için Atatütk'ün talimatıyla üniversiteye öğretim üyesi yetiştirmek için açılan sınavı kazanarak Fransa'ya gider, oradan İngiltere'ye geçer.Bu ülkelerdeki farklı üniversitelerde edindiği tecrübelerle İstanbul'da Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde Doçent olarak göreve başlar.Ihtilal sonrası görevden alınır vs.pek çok şey olur.Oralara girmeyeceğim.Edebiyata katkıları bizi ilgilendiriyor en çok..Bu birikim onun batı filozoflarından(Platon'un 'Devlet' çevirisiyle 1959'da Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü'nü kazanır) tutun da pek çok klasik edebiyat yazarının (Hayyam/Rubailer,'La Fontaine/Fabl, Molliere, Shakespeare,Jean Paul Sartre vs.) eserlerini çevirmesini sağlar. Deneme-inceleme alanında yazıları olmuş ve eski Anadolu Uygarlıkları hakkında belgeseller yapmış.O dönemki şiir akımı olan 'Yeni Şiir' hareketine(Orhan Veli,Melih Cevdet Anday vs.nin yer aldığı)destek olmuştur. Bunca sanatçı vasfının aile ile bir bağlantısı olmalı diye düşünüyorum.Öyle ki ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun ağabeyi olduğunu sonradan öğreniyorum. Yine yakın zamanda kitabını okuduğum İsmet Zeki Eyüboğlu'nun da amcaoğluymuş.Ne güzelsiniz;Aydın,ilerici,yenilikçi,halkçı,Atatürkçü...1973 yılında 65 yaşında hayata veda etmiştir Eyüboğlu ;( Gelelim kitabımıza; yazarın bu deneme kitabı 1960 yılında Nurullah Ataç Armağanı'nı kazanmıştır.Haketmiştir bu armağanı da zira Yeni Cumhuriyet'in yaşayışını, Atatürk devrimlerini değerlendirmiş Eyüboğlu kitabında ; özellikle 'Halkçılık' kavramının 'Milliyetçilik'ten farklı olmayıp halka yakın olmak olduğunu ve aydınların bu konuda en büyük hatayı işlediğini dile getirmiş.Aydınla halk arasındaki mesafe ne kadar azalır ve bu iki kesim birbirini anlarsa devrimler o kadar kolay hayata geçirilir demiştir.Dönemden bahsedilirken özellikle Inönü'ye yapılan haksız eleştirilere değinip bunlara antitezler sunmuştur. Yazarın Atatürk ve Inönü'ye olan sarsılmaz bağlılığı doğrusu beni çok etkiledi.Onun dışında özellikle Köy Enstitüleri gerçeğine, nasıl kuruldu, neler yapıldı, kimler tarafından sabote edildi, neden kapatıldı gibi konular kitabın neredeyse yüzde yetmişini oluşturmuştur.Bunun sebebiyse kendisinin Köy Enstitüleri'nin kuruluş aşamasında Tonguç'la birlikte yakinen(Hasan Ali Yücel'in de bu konudaki katkısı su götürmez) görev alması diye düşünüyorum.Yapılan her türlü özverinin içinde bizzat bulunmuş.. Der ki Eyüboğlu; "Maviyle sanat, karayla para demek istiyorum. Neden derseniz, acımtırak olacağını önceden bildiğim bu yazının adında olsun biraz renk olması hoşuma gidiyor. Her rengin kendine göre bir güzelliği vardır: Kırmızının, sarının, yeşilin her birine ayrı bir destan yazılabilir. Her üç renk nice nice şair ve ressamlarda insan düşüncesini coşturan anlamlar kazanmış. Kırmızı ya öfke, sarıya dert, yeşile umut koyagelmiş insanoğlu. Her rengin bir başka tadı, yerine göre bir başka derinliği olabilir. Ama her yaşayanın iliklerine işleyen, ölüm karasına, yüz karasına, kasvet karasına birebir gelen renk mavidir. Karanlığı asil veren mavidir, güneş değil! Güneş çekilip gittikten sonra bile mavi sabahlara kadar can çekişir karanlıkla. En güzel gecelerin bile rengi mavidir. Laf bütün bunlar, bundan sonra söyleyeceklerim de laf; ama derdimi anlatamazsam bir mavi olsun kalsın aklınızda, sanatın ta kendisi mavi." Bu söylediklerinden anlıyoruz ki Mavi'yi(sanatı) sevmiş hep Eyüboğlu.Elbette sanat sevilmez mi! Sanat zekayı idealize eder.Hayatın mümkünse pek çok yerinde olmalıdır sanat deyip, yazarın tipik bir tespit olması açısından Köy Enstitüleri'nin kapanmasına dair yazdığı şu alıntıya bir bakalım; "Köy Enstitüleri'ne en çok niçin çamur atıldı, bilir misiniz? Bu kurumlarda iş ilkesi öne sürüldü, iş eğitimi yapıldı, öğrenciler duvar ördü, ağaç dikti, işçilere benzedi diye. Ne demekmiş okulda işçilik? Okul efendi yetiştirirmiş, ter kokulu, eli nasırlı işçi değil. İşçiyi köle sayan düşünüşün tepkisiydi bu. Okulun üretici değil tüketici olmasını istiyordu. Ağaç dikme, aşı yapma karatahtada öğretilebilirdi yalnız öğretmen olacak efendiye. Hasanoğlan gençlerinin su çıkmaz denen kıraç dağlarda su bulup kendi döktükleri borularla bu suyu köye ve enstitülerine getirmeleri, bu sudan elektrik çıkarmaları sevinç yaratacak yerde kuşku yarattı. Aynı gençlerin kendi elleriyle yaptıkları tohum atan köylü heykeli bir umacıya benzetilip yıktırıldı. Çalışan köylüyle heykel ha? Ne demekmiş bu? Çalışıyor diye elin ayısını, kölemizi baş tacı mı edecektik? Bu düşünüş kolay kolay kafalardan söküleceğe benzemiyor. Sökülmeyince kırk bin köyümüzü nasıl şenletiriz bilmem." Halk Köy Enstitüleri'ne karşı negatif anlamda manipüle edilmiş, kim etmiş? Softalar tabi ki ve yazarımızın esas yakındığı şeyse pek çok aydının buna çanak tutması olmuş.Yani olan olmuş ve muhteşem bir eğitim-öğretim- ögrenim seferberliği enstitülerin kapanması noktasında durdurulmuştur.Ne yazık...Ülkem adına sonuna kadar hayıflanacağım tek şey sanırım.. Bunun dışında softalara değiniyor yazar ve diyor ki; "Softa bir tek düşünceyi dondurup keskinleştirdiği, billurlaştırdığı için kendini kolay tanıtır, beğendirir. Sözleri, çürüyen her şeyin kokusu gibi, yayılgan, girgin, dokunaklıdır. Bildiği bildik, dediği dedik insan canlı cenazenin ta kendisi olduğu halde ya da belki öyle olduğu için, insanları koyunlaştırıverir. Bir de bakarsınız cıvıl cıvıl yaşayan insan tomurcukları, çiçek açmış kızlar, delikanlılar leş gibi kokan bir düşüncenin büyüsüne kapılmış, kendi dallarını kesiyorlar." Bu ifadelerin üzerine laf etmek ayıp olur şimdi.. Yazar ayrıca kitabında Çetin Altan ve Abidin Dino'nun o dönemki tutumlarını övmüş ve Yeni Türkiyenin eski Anadolu Uygarlıkları'nın devamı olduğunu savunmuş(yaptığı çevirilerin de bu konuda büyük katkısı olduğunu düşünüyorum); örneğin 'İlyada bir Anadolu destanıdır.Bize neden Arap uygarlıklarını(uygarlığı varsa tabi/geleneklerini demek istiyor) ezberletip benimsetip durursunuz, bizim esas uygarlığımız Anadolu uygarlığıdır' diyerek serzenişini dile getirir.Çok haklı..Ne çektiysek zaten Arap gibi düşünen ve inanan o zihniyetten çekmedik mi?!. Son olarak şunu söylemek istiyorum ki buraya kadar da okumuşsanız eğer; lütfen bu yazarı ve dahi bu kitabı okuyun ve okutun! Bu sayede yazarın gerçekleri projekte etmiş olmasını sağlayacaksınız. Kusurumuz olduysa affola, okuduğunuz için teşekkür ederim... (C.Marvel)
"Bilmek, okuyucum, bütün iş bilmekte, ama dünyanın ötesinde değil, gözlerimizin önünde olup biteni bilmekte. Kimin gerçekten memleket hayrına çabaladığını kestirmek, memleketin gerçek halini bilmeye bağlı. İşe akıl ve bilim yolu ile daldan ve hurafeden yıkanmış bir masanın başında girişmek gerektiğini biliyordun. Bir de mürekkep balığına dikkat. Mürekkep balıkları, postlarını kurtarmak gerekti mi, arkalarından bir karanlık salıverirlermiş, göz gözü görmez olurmuş." -Sayfa 90. . Sabahattin Eyüboğlu'nun bu kitabı tek deneme kitabı olmasıyla çok başarılı. Okurken beni aydınlatan, aklıma takılıpta cevabını bulamadığım soruları yanıtladı sanki. Sabahattin Eyüboğlu ile gerçekten uzun zamandır tanışmak istiyordum. Çünkü hem kitap çevirilerini çok başarılı buluyorum hem de Azra Erhat'ın yakın çevresinde bulunması ve anılarını anlatması sebebiyle merak ediyordum. Kitapta sosyolojik, siyasi, tarihi ve birçok konuyla ilgili eleştiriler var ve yersiz değil. Zaten Eyüboğlu entelektüel bilgisi ile Türk aydını olma şerefine layık bir insan. Kitaptaki birçok yazısı 50'li 60'lı yıllarda yazılmış. O zamanlar için bu kadar eleştiri yazdıysa, şu an için yazacağı şeyler herhalde ansiklopedi olurdu. Bazen diyorum ki bu insanlar o zamanın eğitim sistemi ile yetişmiş, kendilerini geliştirmiş ve hayatlarına kattıkları insanlarla üst seviyeye ulaşmış kişiler. Geçmişte bunların olmasından dolayı mutluyum fakat şu an bu yok. Bu da beni üzüyor. Kitaplığımın en değerlileri arasına girdi. Kesinlikle arada açıp okurum. (Yasemin İlhan)
İlk inceleme ️: Bu kitap hakkında ilk incelemeyi yazmak bana kalmış. Hadi buyrun o zaman: Hasan Âli Yücel serisini okurken duyduğum bir isimdi Sabahattin Eyüboğlu. Rousseau, Montaigne, Shakespeare gibi yazarların birçok eserinin çevirisini yaptığı için sık sık karşıma çıkıyordu. Geçen gün de bir sahafta karşıma çıktı, hem de çevirmen olarak değil yazar olarak. Üstüne üstün de deneme kitabı olduğunu görünce hemen aldım ve merakla okumaya koyuldum. Bu kitapla böyle tanıştım. İlk denemelerinden oldukça keyif aldım. Yazarın halk üzerine olan söylemleri cidden çok hoşuma gitti. Aydınların halkı ötekileştirme ve bayağı bulma çabalarını sert bir dille eleştiriyor oluşu beni etkiledi. İşte halkı önemseyen bir Türk aydını dedim ve takdir ettim. Bir aydın ki halktan ve Anadoludan bağlarını koparmamış bir aydın. Bu yönüyle bile örnek alınması gereken bir insandır kendisi. Diğer örnek oluşturacak bir husus da şüphesiz yazarın kullandığı temiz, tertemiz Türkçesidir. Dili, üslubu, akıcılığı büyük ilham ve keyif veriyor. Montaigne'in Denemelerini de yazarın çevirisinden okumuş ve Montaigne'in dili kullanışına hayran kalmıştım. Belki de keramet çevirmendeymiş. Ama Montaigne haksızlık da etmem, ettirmem. Düşünceleri ve samimi anlatımı bile tek başına yetiyor zira. Olumsuz bulduğum noktaların başını ise yazarın tüm kitap boyunca belli başlı konulara saplanıp kalması çeker. Kitabın konusunu birkaç cümle ile özetle derseniz size şu anahtar kelimeleri veririm: Köy Enstitüleri, Atatürk ve İnönü, Solculuk. Denemelerin yarısından fazlasında konu dönüp dolaşıp buraya geliyor ve dolayısıyla bir süre sonra sıkıyor. İncecik kitabı 2 haftadan uzun sürede okumak zorunda kaldım ne yazık ki. Diğer bir nokta ise yanlılık. Diyeceksiniz ki deneme okuyorsun makale değil. Evet deneme okuyorum ama bu yanlılık düşünce yanlılığını aşıp siyasi yanlılığa evriliyor hatta fanatizm oluyor. Tamam ben de Atatürkçüyüm ama her denemede de konu buraya çekilip Atatürk övülmez ki. İnönü de İnönü yazıyor yazar ama bunun altını düşünce ile doldurmadığı sürece bu yanlılık bence fanatizme kayıyor. Fanatizm hangi düşünceyi desteklerse desteklesin beni bunaltıyor. Fanatizmin başladığı yerde mantık yitiyor. Son olarak bu kitaptaki birkaç denemenin herkesçe okunması gerektiğini düşünsem de kitabın belli konular dışına çıkamamış olmasına ve evrensellikten uzak olmasına üzülüyorum. (Çağrı Yenigün)
--reklam--
Mavi ve Kara PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sabahattin Eyüboğlu - Mavi ve Kara kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Mavi ve Kara PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sabahattin Eyüboğlu Kimdir?
Edebiyat hayatımızın en önemli kalemlerinden biri olan Sabahattin Eyüboğlu, 1908 yılında Trabzon- Akçaabatta dünyaya gelmiştir. Sabahattin Eyüboğlu, yine edebiyatımızın önemli şairlerinden ve aynı zamanda bir ressam olan Bedri Rahmi Eyüboğlunun ağabeyidir.
Edebiyatımıza çok sayıda önemli eser kazandıran Sabahattin Eyüboğlu, öğreniminin ilk aşamasını Kütahyada, liseyi ise Trabzonda tamamlamıştır. Daha sonra usta yazar, üniversiteye öğretim üyesi yetiştirmek için açılan bir programın sınavını kazanır. Bu sınav neticesinde Eyüboğlu, Fransada bulunan Paris, Dijon ve Lyon üniversitelerinde iki yıl boyunca oldukça önemli dersler alır. Usta yazar, Fransada dil, estetik ve edebiyat konusunda iki yıl iyi bir eğitim alır. İngiltereye geçen Eyüboğlu, burada İngiliz Dili ve Edebiyatı üzerine çeşitli çalışmalar yapar. Bu eğitimlerin neticesinde donanımlı bir şekilde ülkesine dönen Eyüboğlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde doçent olarak görev yapmaya başlar. Akademik yaşama bu şekilde adım atan Sabahattin Eyüboğlu, 6 yıl süreyle söz konusu üniversitede görev yapar. Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak müfettişlik yapan usta yazar, o yıllarda ziyadesiyle önemli bir eğitim alanı olan Hasanoğlu Köy Enstitüsünde dersler vermiştir. Aynı zamanda da Eyüboğlu, Tercüme Bürosunda da birçok görevde bulunmuştur.Eyüboğlu, bu yıllarda akademik kariyeri bir kenara bırakmamış ve Fransaya tekrar gitmiştir. Bir süre Fransada kalan usta yazar, tekrar ülkesine dönerek İstanbul Üniversitesinde Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde Karşılaştırmalı Türk- Fransız Edebiyatı adında akademik olarak oldukça önemli bir ders vermiştir. Bir süre sanat tarihidersleri de veren Sabahattin Eyüboğlu, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi sırasında üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Bu dönemde 147 akademik kişi üniversitelerden uzaklaştırılmıştır ve bu
topluluğa Sabahattin Eyüboğlu da müdahildir. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitede ders vermeye devam etmiştir. Akademik olarak bu şekilde ciddi bir kariyer yapan Sabahattin Eyüboğlu, 1930lu yıllarla birlikte yazın yaşamına başlamıştır. İlk olarak dönemin önemli gazetelerinden Hakimiyet-i Milliye de yazılarını yayımlayan Eyüboğlu, daha sonra Tan, Varlık, Ağaç gibi önemli yayınlarda yazmıştır. Sabahattin Eyüboğlu, söz konusu gazete ve dergilerde kaleme aldığı deneme, inceleme ve tenkit yazıları ile edebiyat çevreleri tarafından beğeni toplamıştır. Bu yıllarda dönemin önemli kalemlerinden Nurullah Ataç, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli Kanık gibi önemi isimler ile çalışmalar yapan Sabahattin Eyüboğlu, oldukça önemli çeviriler de yapmıştır.
Edebiyatımızın önemli bir yazarı olan Vedat Günyol ile çeviriler yapan Eyüboğlu, 1963 yılında çevirdikleri Devrim Yazıları adlı eser nedeniyle 142. madde kapsamında yargılanmıştır. Ancak mahkeme beraat kararı vermiştir. Böylece birçok usta yazarın yargılandığı 142. Madde usta yazar Sabahattin Eyüboğlunu da atlamamıştır. 27 Mayıs Darbesine ek olarak usta yazar, 12 Mart Darbesini de yaşamıştır. 12 Mart Darbesi ile kurulan sıkıyönetim erkleri tarafından Azra Erhat, Vedat Günyol ve Sabahattin Eyüboğlu, gizli komünist örgüt kurma suçu ile tutuklanmıştılar, ancak mahkemeler neticesinden beraat etmişlerdir. Usta yazar, 13 Ocak 1973 tarihinde arkasında dev bir kültür mirası bırakarak İstanbulda yaşama veda etmiştir.
Yazın Hayatı:
Sabahattin Eyüboğlu, yaşamı boyunca birçok eser kaleme almıştır. Çok yönlü bir sanatçı olarak edebiyatımıza ve belgesel film dünyamıza önemli yapıtlar kazandırmıştır. İlk olarak 1930′lu yıllarda yazılarını önemli dergi ve gazetelerde yayımlayan Sabahattin Eyüboğlu, çevirileriyle de dilimize oldukça önemli eserler çevirmiştir. Dünya edebiyatından dilimize aktarılan birçok eserde Sabahattin Eyüboğlu’nun muazzam çevirileri günümüzde dahi en başarılı çeviriler arasında başı çekmektedir. Usta yazar, Platonun Devlet adlı yapıtını dilimize aktarmış ve bu çeviri 1959 Türk Dil Kurumu çeviri ödülünü kazanmıştır.
Bunun yanı sıra Sabahattin Eyüboğlu, Türk kültürü konusunda da alışılmışın aksine derin çalışmalar yapmıştır. Bu konuda Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) ve Azra Erhat ile önemli kültür alanında Anadolucuk adı verilen bir fikir ortaya çıkarmıştır. Edebiyat tarihimiz için son derece önemli bu çalışmalarının yanı sıra Sabahattin Eyüboğlu, sinema tarihimizi de etkilemiştir. Usta yazar Eski Anadolu temalı 11 adet belgesel sinema filmine imza atmıştır. Söz konusu serinin ilk belgeseli Hitit Güneşi, uluslararası bir platform olan Berlin Film Şenliğinden 1957 yılında ikicilik ödülü kazanmıştır. Sinema tarihimiz için son derece büyük bir önem arz eden bu filmler sırası ile şu şekildedir; Hitit Güneşi, Siyah Kalem, Karanlıkta Renkler, Anadoluda Mozaikler, Nemrut Dağı Tanrıları, Ana Tanrıça, Anadolu Yolları, Eski Antalyanın Suları, Surname, Karagözün Dünyası ve Yaşamak İçin adlı filmlerdir. Aynı zamanda denemeleri ile büyük bir edebiyat yaratan Sabahattin Eyüboğlu, Mavi ve Kara adlı deneme eseri ile 1960 Nurullah Ataç Armağanını almıştır.
Bazı Eseleri;
Deneme ve İnceleme Eserleri:
*Sanat Üzerine Denemeler
*Yunus Emreye Selam
*Mavi ve Kara
*Diyelim Söz Arasında
*Pir Sultan Abdal
--reklam--
Sabahattin Eyüboğlu Kitapları - Eserleri
- Mavi ve Kara
- Köy Enstitüleri Üzerine
- Yunus Emre
- Pir Sultan Abdal
- Yunus Emre'ye Selâm
- Sanat Üzerine Denemeler ve Eleştiriler
- Mavi I
- Orhan Burian Vedat Günyol Konuşmalar 1945-1950
- Montaigne
- Şiir Çevirileri
--reklam--
Sabahattin Eyüboğlu Alıntıları - Sözleri
- Çorak bir yeri yemyeşil etmek, bir bataklığı kurutmak, susuz yere su getirmek Köy Enstitülerinde ahlâk eğitiminin ta kendisi oluyor; vatan sevgisi, insan sevgisi, bilim sevgisi bu işler içinde kendiliğinden kazanılıyordu. (Köy Enstitüleri Üzerine)
- Bir kuş olup uçmak gerek (Yunus Emre'ye Selâm)
- "Biz dünyadan gider olduk Kalanlara selâm olsun" (Yunus Emre'ye Selâm)
- (...)Teklerin uzun zamanda, kaygılar kuşkular içinde, asık yüz ve aç gözle yapacağını, çokluğun birbirini hızlandırıp coşturan yüzlerce kolu, kafasıyla en kısa zamanda, güvenle türkü söyler gibi yapmak, Köy Enstitüleri'nin gerçekleştirmek istediği, yer yer, zaman zaman gerçekleştirdiği buydu; başardıklarını bununla başardılar. Bozkırların kaderini değiştirebilecek duruma bununla geldiler; kuruluş yıllarının o görülmedik hızı, dirilten, yeşerten soluğu, dağ delen Ferhatlığı, yaşama ve çalışma sevinci bundan geliyordu." (Köy Enstitüleri Üzerine)
- Söz candır eğer bilirse insan. (Yunus Emre'ye Selâm)
- Koyun beni Hak aşkına yanayım Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan (Pir Sultan Abdal)
- Ne âkilem, ne divane. (Yunus Emre)
- Gönlünde karası olan gelmesin. (Pir Sultan Abdal)
- Söz ola kese savaşı Söz ola kestire başı Söz ola ağulu aşı Balıla yağ ede bir söz. (Yunus Emre'ye Selâm)
- Taştın yine deli gönül. (Yunus Emre)
- "Okulun amacı seçkin bir azınlık değil, içinden seçkin azınlığın kendiliğinden çıkacağı aydın bir çoğunluk yetiştirmek olacaktı." (Köy Enstitüleri Üzerine)
- Aşıklara verme öğüt, öğüdünden alır değil Aşksız Adem hayvan olur, hayvan öğüt bilir değil Taştan çıkar türlü sular, ayağında neler bişer Cahil gönlü taştan beter, yola gelmez, gelir değil (Yunus Emre)
- Bilmek, okuyucum, bütün iş bilmekte, ama dünyanın ötesinde değil, gözlerimizin önünde olup biteni bilmekte. Kimin gerçekten memleket hayrına çabaladığını kestirmek, memleketin gerçek halini bilmeye bağlı. İşe akıl ve bilim yolu ile daldan ve hurafeden yıkanmış bir masanın başında girişmek gerektiğini biliyordun. Bir de mürekkep balığına dikkat. Mürekkep balıkları, postlarını kurtarmak gerekti mi, arkalarından bir karanlık salıverirlermiş, göz gözü görmez olurmuş. (Mavi ve Kara)
- "Kendi kendini binbir mihnetle yetiştiren halk, doğmaktan başka zahmete girmeyen efendilerini er geç başından atmıştır. " (Köy Enstitüleri Üzerine)
- Vatan bize Cennet'dürür Yoldaşımız Hakk'dürür Hakk'tan yana yönelicek Başka yollar dardır bize Dünya haramdır haslara Helal olmuş nekeslere Biz dünyayı dost tutmazız Ol dünya murdardır bize (Yunus Emre)
- Ama yine de soruyorum size: Neden politikacıların çoğu er ya da geç kendilerini de memleketlerini de barıştan çok savaşa, güvenden çok kuşkuya götürüyorlar? (Mavi ve Kara)
- Sevenin yüreği yumuşak, gözü ıslak olur. (Mavi ve Kara)
- Çalış kazan, ye, yedir, Bir gönül ele getir Yüz kâbeden yeğrektir Bir gönül ziyareti (Yunus Emre'ye Selâm)
- (...)Fakir bir köylü eşeğini önüne katmış yürüyormuş bozkırda. Eşeğin sırtındaki koca heybe bir garip biçimde yüklüymüş: Bir yanı buğday doluymuş, bir yanı taş. Yolda ak sakallı, derviş kılıklı bir adama rastlamış köylü. Birlikte hoşbeş edip yürürken bu adam köylüye; "Eşeğin bir yanına ne diye taş yükledin?" diye sormuş. "Buğday bir yana tartmasın." diye, demiş köylü. Adam taşları attırmış; buğdayın yarısını heybenin öbür güzüne boşalttırmış. Yük böylelikle azalınca köylüyü de eşeğe bindirmiş. Köylünün aklı yatmış bu işe, dualar etmiş adama, ardından sormuş; "Sende bu akıl varken ne diye yaya gezersin dağda bayırda? Malın mülkün, atın, deven yok mu senin?" "Yok." demiş adam. "Şehirde beyler yanında niye iş tutmazsın?" diye sormuş köylü. "Beni, işe yaramaz diye şehirden kovdular." demiş adam. Bunun üzerine köylü eşekten inmiş, buğdayı yine heybenin bir gözüne doldurup öbür yana taş yüklemiş eskisi gibi ve eşeğine deh deyip uzaklaşmış adamdan. Çıkarcı eğitim, aklı böylesine yaya bırakır ve gelenek yürür gider yoluna.(...) (Köy Enstitüleri Üzerine)
- Yunus da der ki, Pir Sultan da der ki, Karacaoğlan da der ki, bu topraklar bizim, Ayasofya da bizim, Troya da bizim, Hattuşaş, Gordiyon, Bergama bizim, Divrik Ulu Camii, Emir Sultan,kayalara oyulmuş kiliseler, Artemis'in göğsünde kabaran memeler, türlü inançların taşlara kazdığı yazılar bizim, Erzurum'da Çifte Minare'nin hayat ağacı, ejderhası, Sivas 'ta Gök Medrese'nin geyiği, ceylanı, tavşanı, Alacahöyük'te yüce tapınağın çifte kartalı, Van Gölü'nde, Ahtamar Adası'nda öpüşen güvercinler, sıkışan eller, Ademler, Havvalar, Yunuslar, İsalar bizim, yüce dağ başlarında beş adam boyu tanrı heykelleri, kilimlerde Doğu'yu, Batı'yı, gavuru, Müslümanı, karayı, akı, maviyi, kırmızıyı uzlaştıran köylü nakışları bizim. (Mavi ve Kara)
Yorumlar
0 yorum