Kitap Künyesi
Yazar: Mathias Enard
Çevirmen: Ebru Erbaş
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750736414
Sayfa Sayısı: 512
--reklam--
Mıntıka Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hırvat asıllı Fransız ajan Francis Servain Mirkovi´c, Fransız İstihbarat Servisi’ne bağlı görev yaptığı, kendi deyimiyle “Mıntıka”sı olan Akdeniz havzasında dehşet ve şiddet dolu ilişki ağları içinde geçirilen yılların ardından depresyona ve alkolizme eğilimli orta yaşlı bir adamdır artık. Son beş yıldır da kendisini, resmî görevinin sağladığı imkânlardan yararlanarak Mıntıka’sındaki siyasi ve askerî cinayetlere ve katliamlara dair gizli kalmış belgeleri toplamaya kaptırmıştır. Mirkovi´c, belgeleri Vatikan’daki “ebediyet uzmanlarına” teslim etmek ve sonra da yeni sahte kimliği ve geçmişini bilmeyen sevgilisiyle yeni bir hayata başlamak niyetindedir. Ancak Milano-Roma arasında, “dünyanın sonuna” doğru uzanan bu tren yolu boyunca, “ölülerle dolu valizdeki” hikâyeler, göçler ve savaşlarla sarılmış aile tarihi, kendi savaş travması ve karanlık geçmişi zihnine musallat olur.
Yazar, “Akdeniz’in en parlak, en güzel imparatorluğu” dediği Osmanlı’nın son dönemine dair hikâyelerinden İstanbul tasvirlerine, İstanbul’un fethinden Çanakkale Savaşı’na, Osmanlı Yahudilerinin kaderinden Akdeniz sahillerindeki tatil köylerine kadar anlatılarıyla da Türkiye tarihine ve coğrafyasına özel bir önem atfediyor.
“Çağdaş bir destan yaratmaya çalıştım,” diyen Goncourt ödüllü yazar Mathias Enard’ın “edebî bir şok” olarak tanımlanan bu tek cümlelik “büyük romanı”, tıpkı sık sık andığı İlyada destanı gibi, olağanüstü ritmi, dehşet dolu olanı inceltmeyi ve görkemli kılmayı başaran özgün üslubuyla çağdaş edebiyatın en yetkin ve başarılı örneklerinden biri olarak zihinlerimizde ve raflarımızdaki yerini alacak.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Mıntıka Alıntıları - Sözleri
- Toprak kime aittir ki zaten eninde sonunda? Köylülere ve ölülere.
- ...kendimi çok yaşlı hissediyorum, isterdim ki bu katar sürsün, sürsün ta İstanbul'a ya da Siraküza'ya kadar, sonuna kadar gitsin, o bilsin en azından yolun sonuna kadar gitmeyi düşündüm ah nasıl da acınasıyım bu ritmiyle insanın ruhunu bir neşterden daha keskin yaran trende kendime merhamet ettim, salıyorum her şey uzasın her şey kaçışıyor her şey daha zor zamanlar demiryolları boyunca akıp giderken isterdim ki bırakayım beni öylece bir yerden diğerine taşısınlar, ...
- bazen kendimize benzeyen kitaplara denk geliriz, çeneden göbeğe kadar açarlar sinemizi, bizi yere sererler
- başkalarının katliamları daima daha az rahatsız edici, Hafıza daima seçici ve tarih daima resmîdir
- ...kurban edilen hayvanların kanının içinden usul usul aktığı mide bulandırıcı kanalların suladığı üstü örtülü pazaryerlerine asılı inek karkasları üzerinde, savaştan sonraki ölü et kokusu da aynı böyle olmalı, sinekler daima kazanır, ...
- ...ister İspanya'da cumhuriyetçi ister Fransa'da faşist isterlerse de İsrail'de Filistinli olsunlar hepsinin de hayalinde Aphrodite'in Truvali oğlu Aeneas'ın kaderi, şehirleri yıkılan mağluplar da sıra kendilerine gelince başka şehirleri yıkmak, tarihlerini yeniden yazıp zafere tahvil etmek ister,...
- Hayatta gördüğü tek İsrailli, çatışmalar sırasında düşmüş bir askerin cesedi. Esmer, genç, artık öldükten sonra onu Filistinli savaşçılardan ayıran pek bir şey yok.
- ...Lübnan deniz kıyısında bir dükkândır, derdi Kemal Canbolat, ve her şey satılıktır, her şey satılıktır, en çok da istenmeyen insanlarının hayatları ve bilgileri,...
- ...ben Filistin'e, İsrail'e gittim, Kudüs'te felçli hacılar gördüm tek kollular tek bacaklılar belinden aşağısı olmayanlar meraklılar sofular turistler ermişler uçmuşlar körler sokurlar Katolik Protestan Ortodoks papazlar keşişler rahibeler tüm kılıklar tüm mezhepler Rumlar Ermeniler Latinler İrlandalılar Melkitler Süryaniler Etiyopyalılar Almanlar Ruslar ve tüm bu güzel insanlar incir çekirdeğini doldurmayacak sebepler yüzünden kavga etmekle fazlasıyla meşgul olmadıkları zamanlarda İsa'nın çarmıhta can verişine ağlıyordu Yahudiler tapınaklarına Müslümanlar önceki gün düşen şehitlerine ağlıyor ve tüm bu feryatlar Kudüs'ün günbatımında altın ışıltılar saçan göğüne yükseliyordu,...
- tarih bir yıpratıcı hayvanlar masalı, her sayfasında kurtlar olan bir kitap,
- yaş kemale erince her şey daha zor, her şey daha bir sahte,
- tüm oğullar, babalarının kaderlerinin oğulları, o kaderin adı ister Açlık olsun ister Cesaret olsun isterse de Acı olsun,
- "...zira kendilerinden olmayan her şeyi yok saymak, görmemek, yabancıyı imha etmek atalardan miras bir melekedir..."
- "...beklenmiyor olsaydım asla dönmezdim oraya, yaş kemale erdiğinde her şey daha kolay olsaydı bu yolculuğu hiç yapmaz, bu son valizi asla taşımazdım..."
- "...şimdi kimliğimi gizlediğim halde 'meşruluğumu' tamamen koruyarak seyahat ediyorum kimlikler ve cüzi banka işlemleri yığını arasında görünmez olmuş yaman bir bavul hamalı..."
--reklam--
Mıntıka İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Tren yolculuğu boyunca geçmişini, yaşamını sorgulayan, iç hesaplaşmalarla, düşüncelerle, anılarla geçen bir kitap. Yaşı ilerlemiş romanın kahramanı Francis Servain Mirkovic, Roma'ya uçakla yapacağı yolculuğu, uçağı kaçırınca trenle yapmaya karar verir. Yolculuk sırasında aklına neden bir sonraki seferi almak gelmediğini sorar. Belki de karanlık geçmişiyle tren yolculuğunda hesaplaşmak için bilinçaltında yaptığı bir tercih olmuştur. Hatta bu yolculuğun bitmesini istemez, daha da sürsün gitsin ister. Belki de bu uzun yolculuğu, yapacağı hesaplaşmalarla bir şeyleri kurtaracağına, kendini kurtaracağına olan inançla seçmiştir. Annesi babasıyla tanışana kadar konser sanatçısı, piyano çalıyor ve yakın çevresindeki çocuklara evde ders veriyor. Mirkovic’in bir ablası var. Düşünceden düşünceye geçerken çocukluğundaki günlere de gidip geçmişiyle ilgili bilgiler veriyor. Gerçek kimliğini bilen ve bilmeyen sevgililerinden bahsediyor. Ölüler, kayıplar, sırlarla geçen yılların ardından Yven Deroy ismiyle Roma'ya yepyeni bir hayata yolculuğa çıkıyor, çantasında mıntıkasındaki topladığı bilgileri verdikten sonra yepyeni bir geleceğe başlamayı arzu ediyor. Yazar, savaşın korkunç yüzünü anlatıp ajan olarak topladığı bilgileri, bunun sonucunda yaşanan ölümleri düşünerek içini okuyucuya dökmüş. Savaş alanlarında geçen onca yılın ardından son olarak sorumlu olduğu bölgelerdeki yani ona göre kendi mıntıkasında yaşanan gizli kalmış cinayetleri, katliam hatıralarını çantasında götürmektedir. Bu sırada kendi yaşamından, ailesinden, görüştüğü kadınlardan o konudan bu konuya atlaya atlaya ilerliyor. Kafası kopmuş bir oğlan çocuğunun elinde oyuncağını sıkarken kalan yalnız bedeni ve karnı haçla deşilmiş bir ninenin görüntüsü hafızasından asla silinemeyen görüntülerden. Savaşa dair birçok ayrıntıyı iç içe geçen cümlelerle okuyoruz. Nazilerin granit ocağında katlettiği, gazladığı, hipotermiden, buzlu sulardan, tıbbi deneylerden, elektrik verdiklerinden, asılan, tüfekle taranan, aç bırakarak öldürdüklerinden, ölülerin bazen kasılmış, bazen sakin, ifadesiz yüzlerinden, katliamı belgeleyen infaz fotoğraflarından... Sayısız raylardan, makaslardan, durak durak garlardan geçerken düşünceler arasında kayboluyor. O kadar kayboluyor ki bunu okurken ben de olaydan olaya geçişlerde kayboldum, ne zaman başka konuya geçtik diye kaçırdığım anlar oldu. Yazar "Çağdaş bir destan yaratmaya çalıştım" demiş fakat ortaya anlaşılması zor bir kitap çıkmış. Bir olayı anlatırken başka olaya daha sonra başka bir olaya geçmesi ve tüm kitabın seyrinin bu şekilde ilerlemesi çoğu zaman odaklanamamaya yol açıyor. Yine de kimi yerde içine girebildiğim kısımlar oldu, yazarın tarihi bilgisinin iyi olduğu görülüyor. Keşke yazıyı paragraflara bölerek daha anlaşılır şekilde tercih etseymiş okumaktan daha çok keyif alırdım. Paragraf yok ve nokta işareti yok denecek kadar az, sadece iki üç bölümde vardı. Cümleler hep virgül, noktalı virgüllerle birbirine bağlanmış, bitmeyen hep birbirine bağlanan cümleler insanı yoruyor. Virgüller içinde cümleler, düşünceler, olaylar kaybolup gidiyor çoğu zaman. Bu yüzden kitaba kendimi vermeye çalıştığımda ara ara kopmalar yaşadım. (Derya)
Bir tren yolculuğu, sıradan bir yolculuk değil ama, Yugoslavya da iç savaşta fiilen savaşmış Hırvat asıllı bir Fransız gizli servis çalışanının mıntıka diye tariflediği Akdeniz bölgesinde görüp yaşadığı, belgelerine ulaştığı türlü insan hakları ihlalleriyle doldurduğu bavulu ve geçmişe dair hesaplaşmalarıyla çıktığı yolculuk. Paragraf yapmadan, nokta koymadan neredeyse sayfalarca süren cümlelere, geçmiş ve şimdi arasındaki ani geçişlere adapte olabilir yazarın ritmi yakalanabilirse harika kitap #mıntıka #mathiasenard (Fk)
Mathias Énard, çağımızdaki medeniyet çatlaması ve melankoli…: Énard’ın dünyasında, Doğu ve Batı birbirini karşılıklı olarak üreten, kurgulayan, hayal eden, yaratan, sonra dönüştüren ve yeniden üreten, ayrılmaz iki kutuptu, hatta aynı madalyonun iki yüzü gibiydi.. Birbirine benzemeyen ikizler gibi… Son yıllarda İslamcı terörün yarattığı olumsuz imaj ve büyük göçlerin oluşturduğu baskı ve Avrupalıların, belki de kaybedecek çok şeyleri olduğu hissiyle, ellerinde kalanı korumak güdüsüne kapılarak “öteki”ni reddetmeleri ve kültürel, politik alanlarını paylaşmak istememeleri, aynı şekilde, Ortadoğu ülkelerindeki savrulmalar ve yükselen Batı düşmanlığı, El Kaide ve IŞİD gibi fanatik örgütlerin yıkıcılığı, Énard’ın çok değer verdiği bu yin-yang birlikteliğinin temellerini sarsmıştır. Zayıflayan, kopmak üzere olan bağları edebiyat iyileştirebilir mi? Avrupa ve Ortadoğu birbirlerini karşılıklı kurgulamaktan vaz mı geçecek, bunca yüzyıldan sonra? kitap/mintika--95369 ’yı aldım ve okudum, çok zorlanarak okudum. Üzerinden kısaca geçelim; Yazar bu romanında Hırvat asıllı Fransız gizli ajan Francis Mirkoviç’in hayat hikâyesini kaleme almış, ama bunu hızlı gelişen olaylar silsilesi şeklinde değil de daha çok valizinde Balkan savaş suçları dosyalarıyla birlikte, Milano’dan Roma’ya tren yolculuğu yapan savaş suçlusu bir askerin anılarını kağıda dökerek yapmış. Yolculuğun asıl amacı o dosyaları Vatikan yetkililerine teslim etmek.. Mirkoviç yolda geçen bu bir gecede yatağında, geçmişini gözden geçiriyor, kendiyle hesaplaşıyor adeta günah çıkartıyor… Ajan Mirkoviç’in görev yaptığı, edebî ve kültürel “mıntıka” adını verdiği Akdeniz havzasıdır aslında… yazar/Mathias-Enard , bu romanında Doğu’nun en batı ucuyla Batı’nın en doğu ucundaki bütün çelişkileri, kültürel fay kırıklarını, yer değiştirmeleri ve tarihsel gölgeleri uzlaştırmaya çalışıyor. Sadece coğrafî, sanatsal, kültürel değil, politik mesaj da üreten yazarın kendine has bir üslûbunu sevdim. Uzun cümleleri okunması zor bulmadım da değil aslında, ama yine de Énard’ın önemli, araştırmacı ve çok donanımlı bir yazar olduğunu düşünüyorum. Melankolik...hem de çok… ( https://t24.com.tr/k24/yazi/mathias-enard,2045 ) Keyifle okuyun. (Saime⁷⁴)
--reklam--
Mıntıka PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mathias Enard - Mıntıka kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Mıntıka PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mathias Enard Kimdir?
Mathias Énard, 1972'de Fransa'da doğdu. Doğu Dilleri Enstitüsü'nde Arapça ve Farsça eğitimi
gören yazar, Ortadoğu'ya uzun süreli yolculuklar yaptı. 2000 yılından beri Barcelona'da yaşıyor ve Barcelona Üniversitesi'nde Arapça dersleri veriyor. Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara, 2010 yılı Goncourt des Lycéens Ödülü'nü kazanmıştır.
--reklam--
Mathias Enard Kitapları - Eserleri
- Hırsızlar Sokağı
- Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara
- Mıntıka
- Pusula
--reklam--
Mathias Enard Alıntıları - Sözleri
- “Azra'nın nerede, ne zaman öldüğünü bilmiyorum. Herhalde Evin Hapishanesi'ndedir. Ben de onunla öldüm. Çok daha önce...” (Pusula)
- “... koltuğumun altında bir paketle kütüphaneden geldiğimi görünce ee, derdi, hâlâ Leyla’ya Mecnun musun?” (Pusula)
- tüm oğullar, babalarının kaderlerinin oğulları, o kaderin adı ister Açlık olsun ister Cesaret olsun isterse de Acı olsun, (Mıntıka)
- ...yolculukları kabul etmek gerekir, onlar kaderin öteki adıdır. (Hırsızlar Sokağı)
- “... sadece aşk bizi ötekine açar: bir feragat ve ergime olarak.” (Pusula)
- Mimarlık, denge sanatıdır; vücut nasıl kolların, bacakların uzunluğu, kasların duruşu gibi belli yasalarla yönetiliyorsa, bir yapı da uyumunu garanti eden kurallara boyun eğer. (Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara)
- Hayat bir dizi yanlış cevaptan ve yanlış anlamalardan ibaret.. (Hırsızlar Sokağı)
- İşin aslı, acıdan başka bir şey yok ve bizler, yakında yok olacağımızı yabancı kollarda unutmaya çalışıyoruz. (Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara)
- Belki haklısın. Belki çocukluğun en iyi tarafı, mükemmel değilse, arzularımıza uygun değilse, bize tahta şatoları kırdıran bu inatçı öfke. Belki de dehan gözünü kör etmiş. Ben senin yanında bir hiçim, bu kesin. Korkudan titretiyorsun beni. Önüne geleni kırıp geçirecek, kesinliğiyle her şeyi yakıp yıkacak o karanlık gücü hissediyorum. (Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara)
- Güzellik eski formlara sığınmaktan vazgeçip şimdinin belirsizliğine açılmaktan gelir. (Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara)
- “Sosyoloji gerçekten de bir dövüş sporu!” (Pusula)
- Kim bilir kim, kendisinin Osmanlı Padişahı’nın yanında olduğunu Roma'ya yetiştirmiştir. Kaçınılmaz olan olmuştur. Yuvaya dönmeyecek olursa Papa'ya haber verileceğini, mahvolacağını, aforoz edileceğini, hatta öleceğini söyleyerek kendisini tehdit etmektedirler. (Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara)
- ...ne okuduysam oyum, ne gördüysem oyum... (Hırsızlar Sokağı)
- ...kurban edilen hayvanların kanının içinden usul usul aktığı mide bulandırıcı kanalların suladığı üstü örtülü pazaryerlerine asılı inek karkasları üzerinde, savaştan sonraki ölü et kokusu da aynı böyle olmalı, sinekler daima kazanır, ... (Mıntıka)
- “Ben katil değilim, bir katilden daha fazlasıyım. Faslı değilim, Fransız değilim, İspanyol değilim, bunlardan daha fazlasıyım. Müslüman değilim, bundan daha fazlasıyım. Bana ne isterseniz onu yapın. (Hırsızlar Sokağı)
- Benlikte daima ötekinden mevcuttur.. (Pusula)
- ...ister İspanya'da cumhuriyetçi ister Fransa'da faşist isterlerse de İsrail'de Filistinli olsunlar hepsinin de hayalinde Aphrodite'in Truvali oğlu Aeneas'ın kaderi, şehirleri yıkılan mağluplar da sıra kendilerine gelince başka şehirleri yıkmak, tarihlerini yeniden yazıp zafere tahvil etmek ister,... (Mıntıka)
- ...kendimi çok yaşlı hissediyorum, isterdim ki bu katar sürsün, sürsün ta İstanbul'a ya da Siraküza'ya kadar, sonuna kadar gitsin, o bilsin en azından yolun sonuna kadar gitmeyi düşündüm ah nasıl da acınasıyım bu ritmiyle insanın ruhunu bir neşterden daha keskin yaran trende kendime merhamet ettim, salıyorum her şey uzasın her şey kaçışıyor her şey daha zor zamanlar demiryolları boyunca akıp giderken isterdim ki bırakayım beni öylece bir yerden diğerine taşısınlar, ... (Mıntıka)
- başkalarının katliamları daima daha az rahatsız edici, Hafıza daima seçici ve tarih daima resmîdir (Mıntıka)
- Ben kendimi her zamankinden de kötü, yaralı ve çok yorgun hissediyorum.. (Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara)
Yorumlar
0 yorum