Kitap Künyesi
Yazar: Rasim Özdenören
Yayın Evi: İz Yayınları
İSBN: 9789753550383
Sayfa Sayısı: 168
--reklam--
Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İnsanın, toplumsal hayatı gibi düşünce hayatının da karmaşıklaştığı bir dünyada "müslümanca düşünme"nin imkân ve yöntemi nedir? İslâm konusunda yeterli "malumat"a sahip olmak, "müslümanca düşünmek için yeter mi? İslâm özü ve bütünüyle kaynaştırılamayan bilginin, düşünme etkinliğini oryantalist bakış açısına mahkûm etmesi kaçınılmaz olmayacak mı? Edebiyat ve özellikle öykü alanındaki başarılı ürünleriyle de tanınan Rasim Özdenören, bu önemli sorunları kuşatıcı bir perspektifle gündeme getirmekte ve sahip olduğu zengin birikimini başarıyla işleyerek, tartışmaktadır.
Kitap, bilgi, inanç ve değer alanlarına ilişkin olarak müslümanca düşünmenin nasıl başarılabileceği konusunda önemli yaklaşımlar içeriyor.
--reklam--
Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler Alıntıları - Sözleri
- Oysa Müslüman, çağın gözüyle İslâm'a bakmaz, İslâmın gözüyle çağa bakar.
- "İslâm'da aklı aşan şeyler vardır, fakat akla aykırı bir şey yoktur."
- Doğmamış çocukların rızıkları yüzünden uykuların kaçtığı dünyada bir bozukluk olsa gerek.
- "Oysa Müslüman, çağın gözüyle İslâm'a bakmaz, İslam'ın gözüyle çağa bakar."
- "İslâm diyalektiğinin dışında kalan birine her çeşit izahın yetersiz ve kısır kalacağı aşikârdır. Böyle bir hükmün sırrını ancak bir mümin kavrayabilir."
- "İbadeti Hıristiyanlıkta olduğu gibi, bir seramoni, bir ayin olarak telakki edenler için mesele yok elbet. Fakat hakkını vererek yaşayan bir Müslüman için ibadet olmayan, ibadet hükmüne geçmeyen hangi davranış vardır?"
- İyi bir Müslüman kötü bir dünyanın şartlarını sineye çekerek yaşıyorsa hâlâ iyi bir Müslüman olarak yaşamakta olduğunu savunabilir mi?
- "Müslümanlar, kendilerine kimsenin lütfu ve ihsanı olarak bahsedilmemiş olan, bu nedenle de kimseye boyun eğmek zorunda bulunmadıkları bir özgürlüğe taliptir: Müslüman olma özgürlüğü..."
- Günümüzde kendisine Müslümanım diyenlerin çoğu "çağın gözüyle İslam'a bakma" yaklaşımını benimsemiş durumdadır.. Oysa Müslüman, çağın gözüyle İslam'a bakmaz, İslam'ın gözüyle çağa bakar..
- “Batı anlayışının zihinlere bulaştırdığı bakışla İslam’ı anlayamayız.”
--reklam--
Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Müslüman çağın gözüyle İslam'a bakmaz . İslam' in gözüyle çağa bakar. " Kitapta gördüğüm ana fikir bu. Özdenören' in düşünce yapimizdaki hataları gözler önüne serdigi ve Müslümanın nasıl dusunecegini ornekledigi bu denemeden yaptığım çikarimlar şu sekilde: İnsan yaşadığı toplumdan ve zaman diliminden etkilenir. Bir yerde kültür ve alışkanlıklar dinin önüne geçebilir. Burada kişi kendisinin hayatını şekillendirecek duruşunu belirlemeli ve o pencereden dünyaya bakmalı. Yazarın harika bir ifadesi var: Ebu Talip kompleksi. Yani iman ettiğini söyleme ancak mesele imanın gereklerini yerine getirmeye geldiğinde " bana dokunmayın" deme, alışkanlıklarindan, rahatından vazgeçememe... Halbuki iman bir bütündür.Ya iman edersiniz ya etmezsiniz. Iman ettiyseniz de bu imanın gereklerini yerine getirmeniz gerekir. Aksi takdirde tutarlı olamazsınız. Dikkatimi çeken bir nokta da, Özdenören'in İslam'ın hayatın yalnızca bir noktasına çekilmeye çalışmasına duyduğu kızgınlık. 'Din adamı ' diyerek sanki din 'bazı adamların' görevi ve sorumluluğuyumuş gibi davranıyoruz. Halbuki bizde ruhban sınıfı yok. 'Dini ibadet' derken sanki dini olmayan ibadet varmış gibi soyluyoruz. Dini, hayatın içinden tecrit ediyoruz. Oysa bizde ibadet Hristiyanlıktaki haftanın bir günü Kiliseye gidip dönmek gibi bir anlayıştan uzaktır. Otururken, kalkarken, uyurken, konuşurken hep dinin içindeyiz. Annem sabah yatağından kalkarken "Allah'ım senin rızan için" der, yemeği yaparken, yemeğini yerken de... Önceleri garipserdim bunu; kendi ihtiyaçlarını sağlarken bile Allah'ın rızası iddiasını.Meger yemek yemeyi bile Allah'a kulluk için güç verici bir iş olarak görüyormuş. Sonra bir de nihai hedef meselesi var. İslam'ın yaşanması bizim için aynı zamanda İktisadi ve sosyal fayda da sağlıyor. Burada şöyle bir soru soruyor yazar: Biz bu getirileri için mi Müslümanız, yoksa bunların hiçbiri olmadan da Müslüman olmaya devam eder miyiz? Yani materyalistik beklentilerimiz mi var yoksa hedefimiz sadece Allah'ın rızası mı? Allah'ı ilah olarak tanımadığımızda ister istemez kendimize yeni ilahlar ediniyoruz: eşya gibi, şöhret gibi, makam gibi... Kime kul olacağımıza karar vermemiz lazım. Son olarak İslam'ı tam anlamı ile yaşamanın ancak Müslüman bir toplumla mümkün olacağını hatırlatıyor bize yazar. Kendini ve yaşadığı dünyayı bilen bireylerden oluşan bir toplumla... Kisacik bir deneme olmasına rağmen dönüp dönüp okunacak iyi bir baş ucu kitabı. İyi okumalar (Zeynep Demir Kahraman)
İslâm, Müslüman ve Batı...: Eleştiri, düşünce içeren kitapları çok seviyorum. Bu kitabımızın temelinde ise 'düşünce' var. Kitaba başlar başlamaz günümüz sorunları, güncel konular içerdiği görülür. Kitabın ilk sayfalarında İslâm yaşayışı ile modern yaşayış arasında kıyaslama yapılması ve doğru-yanlış lara dikkat çekmesi baya ilgi çekici. Tabi bu konu kitabın sonuna kadar işlenmektedir. Günümüz modern çağında, teknoloji ve bilimin büyük bir gelişim göstermesiyle hayatlarımız da değişti. Yaşanan bu bu değişimle birlikte biz Müslümanlar modern hayata ayak uydurmakta sıkıntı çekiyoruz maalesef çünkü modern hayatla çıkan çeşitli şeyler dinimize uygun olmuyor olabiliyor. Hatta bir çok şey dinimize uygun olamıyor, buna örnek verecek olursak: teknoloji diyebilirim. Teknoloji hayatımızın önemli ve büyük bir kısmını kapsıyor, ayrıca bir çok ihtiyacımızı kaplıyor. Ancak teknoloji ile beraber hayatımıza büyük bir sorun olarak sosyal medya, dizi ve filmler vs. ortaya çıkıyor. Eskiden sadece televizyon sıkıntı görülürken artık telefon, internet, sosyal medya gibi pek çok sorunlar çıkmaya başladı. Kullandığımız bu sosyal medya ne kadar faydalı ya da zararlı, yoksa gerekli olmayan bir şeyi biz mi gerekli yapıyoruz? Sosyal medya müslümanların da çok kullandığı bir şeydir. Müslümanların bunu kullanması ne kadar doğru? Sadece bu da değil. Bir müslüman nasıl olmalı? Sorusuna açıklık getiriyor. Bir müslümanın sadece 'ben müslümanım' desemesini değil, bunu davranışlarında göstermesi gerektiğini belirtir. Çünkü müslümanlıkta en önemli olan şey 'dini' hayatında yaşayabilmesidir, İslâm yaşam tarzımızı belirliyor sonuçta. Biz Müslümanlar İslâm'ı yaşamamız gerekiyor. Kitabın temel konusu İslâm ve Müslüman'dır. İslâm'da müslüman nasıl olmalı? Yaşamı nasıl olur? İslâm ve Müslümanın günümüz ilişkisi ve hayat tarzına yer veriliyor. Ayrıca Batıyı ve Batı ile karşılatırmada da bulunmaktadır. Günümde hayatımızı en çok etkiyen ise Batıdır. Kitapta yer alan konulardan biri bilimdir (oldukça kapsamlı olarak genel ele alır kitap). Bilim ile din arasındaki ilişkiyi ele alır. Bilimin insanların hayatlarıyla (özellikle müslümanların) ilişkilerine değinir. Bilim denilince akla dine karşı olması, din denilince de bilime karşı olduğu gibi bir karşıtlık gelir. Oysa din ve bilim aslında birbirini etkiler, ancak bu etkileşim faydalı da olabilirzararlı da olabilir. Bilim sadece somut olanı ele aldığı için soyutu olanı almadığı için dine karşı görünür. Kitapta geçen şu alıntıya dikkat etmekte fayda var "görülemeyecek şeyleri, insan nasıl görebilir? İşte bu görülemeyecek şeyleri ona gösteren peygamberlerdir". Baktığımız zaman görülmeyeni bize anlatmaya çalışan Peygamberler olduğunu anlarız. Allah’ın varlığını, ahiret, melek gibi görünmeyeni peygamberler sayesinde öğreniyoruz, biliyoruz. Yazarın dikkat çektiği bir hususta şudur, "Bilim denilen hadise, kendi başına sınırlarını tayin etmekten uzak düşmüştür. O kadar ki, insanların haya duygularına müdahale etmek, haya duygusunu iptal etmek bile, artık "bilim" yaftası ile peçelenebilmektedir." Bu konuyu daha geniş izahıyla kitapta göreceksiniz. Rasim Özdenören'de Sezai Karakoç'un da kitaplarında olduğu gibi günümüz müslümanlarını, günümüz insanların putlaştırdıkları, Müslüman ülkelerin halini ve Batının yaptıklarını konu alıyor. Kapsamlı bir kitap diyebilirim. Günümüzü konu aldığı için bence okunmalı kesinlikle. Kafamda bazı konuların daha iyi netleşmesini sağladı diyebilirim. Üzerine çok konuşulacak bir kitap, hatta kitap daha uzatabilirdi. Konuları günümüz yaşantısını ele aldığı için okumakta fayda var çünkü biz Müslümanları ilgilendiren önemli konular var. Tavsiye ettiğim bir kitap, kesinlikle okuyun. Keyifli okumalar dilerim. (Duhâ)
Rasim Özdenören'i okumam biraz geç olmuş olsa da okumaktan zevk aldığım ender yazarlardan biri. Kendine has bakış açısı ve üslubu, ne insanın aklını ne de duygularını yoruyor. Onun müslümanları ve İslam'ı anlama biçimi taktir ve beğenilmeye değer. Onu böyle güzel yapan yönü belkide yedi güzelden biri olmasıdır. Eminim bu güzel yönü hikayelerine de yansımıştır. Bitirmeden bırakamayacağım yazarlardan olması mutluluk verici.. Kitaptaki tüm güzel alıntıları yazmaya kalksam sanırım kitabın tamamını yazmam gerekir. Fakat dikkate değer gördüğüm bir kaç alıntı yazmakla yetineceğim. "Doğmuş çocuğun beslemek için sarf edilecek paranın ana rahmindeki çocuğun doğmaması için sarf edildiği bir dünyada bir bozukluk bir terslik var demektir." Batıda obeziteye karşı harcanılan parayla dünyanın öbür tarafındaki açlıkla cebelleşen insanların açlık sorununun bitirilebileceği gibi. "Bugünkü dünyada batıya açıldığını söyleyen hemen her ülkede bilinçli ya da bilinçsiz Amerikan hayat tarzının izlerini etkilerini görmek mümkün." "Demokratik hayat tarzının dünyaya bağışladığı bir armağan var: kaypaklık" "İlginçtir ki Kureyş müşriklerinin tavrı günümüzde de devam ediyor. İslam'ın mücerret doğrularına karşı hassasiyet göstermeyen günümüz cahiliyesi, işbu doğruların sonuçları ilan edilmeye ve uygulamaya gelince, İslama olan husumetlerini açığa vurmaktan kaçınmıyor. Nitekim günümüzde kimse kimseyi bankaya para yatırmaya zorlamıyor yahut kimsenin namaz kılmasına karışılmıyor, kimsenin Allah'ın bir ve tek olduğunu beyan etmesine ses çıkarılmıyor denilmesine rağmen, Allah'ın bir ve tek olduğuna inanmanın İslam'ı bütünüyle yaşama sonucunu doğurduğu ortaya çıkınca bazı kesimlerde tedirginlik görülmeye başlıyor. Uzlaşmacı tavrı benimseyenlerse durumu bütün vahameti ile kavramakta acze düştüğünden belki de bilinçsizce İslam'ın hasımlarıyla aynı safta yer alabiliyor." "Günümüz müslümanlarına Ebu Talip kompleksinin yansıdığına tanık oluyoruz. Ebu Talip Mekkeli kadınların kendisine " atalarının dininden döndü derler" kaygısıyla kelime-i şahadet getirmekten kaçınmıştı. Şimdi kimileri de Ebu Talip'in bu mülahazasını benimsemiş görünüyor. Onlar da Ebu Talip gibi bir takım ilmi safsatalara bakarak teslimiyetten kaçınıyorlar." Marxın, din afyondur sözünün en güzel yorumlaması: "Batının kafa yapısı, dini de felsefe haline getirmiştir. Dinin hayata müdahale edecek, hayatı sevk ve idare edecek özünü iptal etmiştir. Marx din afyondur, derken asıl bunu anlatmak istiyordu. Yani Hıristiyanlığın artık insanı harekete geçirici, sevk ve idare edici özünü yitirdiğini vurgulamak istiyordu." "Hıristiyan Batı dünyasında farklı bir düzenlemde geliştirilen tartışmaların mahiyeti yeterince kavranılmadığından, din ile bilim, daha açıkçası Hıristiyanlık ile bilim arasındaki tartışmalar İslam ile bilim arasında da vaki imiş gibi algılanmıştır. Özdenörenin bu sözü, Batı dinlerinin eksik veya hatalı yönlerine yapılan tenkitlerin tüm dinlere mal edilmesi çelişkisini özetler nitelikte. (Rıdvan Düzen)
--reklam--
Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Rasim Özdenören - Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Rasim Özdenören Kimdir?
Rasim Özdenören (d. 1940, Maraş), Türk öykü ve deneme yazarı. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü.Gazetecilik Enstitüsü'nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı'nda uzman olarak çalıştı. Bir ara araştırma amacıyla ABD'nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971'de iki yıl kadar kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı. 1978'de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra tekrar döndü. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikayeleri ayrıca TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır.
Rasim Özdenören'in, Türk edebiyatında adını duyurmaya başladığı yıllar, köy romancılığının etkisinin artık azalmaya başladığı, varoluşçu yazarların etkisinin daha fazla hissedildiği yıllardır. O yıllarda roman ve öykü yazarları genel olarak Batı kaynaklı bir anlayışla, sanki dışarıdan bakan bir gözle eserlerini yazmışlardır. Özdenören ise daha çocukluğunda Anadolu'nun birçok ilini gezerek, orada yaşayarak, köyünü, kasabasını, şehrini tanıyarak, kendisine ';ayrıntı avcısı' dedirtecek bir özellik ve güçlü bir tasvir yeteneğiyle, insanın evrensel yanlarını öne çıkararak yazmıştır öykülerini. Yazar, gençliğinin ilk yıllarından itibaren kendine edebiyatı ciddi bir meşale olarak seçen insanlardan oluşan bir arkadaş grubuna dahil olmakla, sonraki yıllarda şekillenecek edebi şahsiyeti için çok önemli bir zemin bulmuştur. Bu arkadaş grubu Özdenören'in anlaşılmasında kilit konumdadır. Çünkü Özdenören'in okumaları, edebi ilgileri büyük oranda bu arkadaş grubunda şekillenmeye başlamış; sonraki yıllarda tanıştığı Sezai Karakoç'un etkisiyle bir bütünlük kazanmıştır. Özdenören'in Amerika'ya gidip orada iki yıla yakın bir süre kalması vesilesiyle çağdaş dünyanın en önemli merkezini tanımasının da eserlerine olumlu yansımaları olmuştur. O, yerli olmak nedir, bu nasıl gerçekleştirilir, sorularının cevabını öyküleriyle vermiş bir yazardır. Hikayelerinin kahramanları, çevremizde rahatlıkla görebileceğimiz, dokunabileceğimiz kişilerdir.
Rasim Özdenören, gerek denemelerinde gerekse öykülerinde, meselenin anlatmak olduğunu ilk öykülerinden başlayarak kavramış bir yazardır. O, İslami kimliğiyle tanınan bir öykücü olmasına rağmen öykülerinde hiçbir zaman, dönemindeki birçok yazarda görüldüğü gibi, inandığı şeyleri okuyucusuna dayatmamış, vermek istediği mesajı öyküyü örselemeden, akışı ve yapıyı bozmadan anlatmayı bilmiştir. Anlatırken de dili ustaca kullanmış, yer yer de adeta şiir yazmıştır.
--reklam--
Rasim Özdenören Kitapları - Eserleri
- Gül Yetiştiren Adam
- Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler
- Müslümanca Yaşamak
- Kafa Karıştıran Kelimeler
- Çok Sesli Bir Ölüm
- Yeniden İnanmak
- Kuyu
- Ansızın Yola Çıkmak
- Çözülme
- Aşkın Diyalektiği
- Denize Açılan Kapı
- Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı
- İpin Ucu
- Eşikte Duran İnsan
- Uyumsuzlar
- Ben ve Hayat ve Ölüm
- Hastalar ve Işıklar
- Acemi Yolcu
- Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti
- Hışırtı
- Toz
- Yaşadığımız Günler
- Köpekçe Düşünceler
- Yüzler
- Çarpılmışlar
- İmkansız Öyküler
- Ruhun Malzemeleri
- Düşünsel Duruş
- Red Yazıları
- Çapraz İlişkiler
- Edebiyat ve Hayat
- Açık Mektuplar
- Kent İlişkileri
- İki Dünya
- Hadislerin Işığında Hz. Muhammed
- Yazı, İmge ve Gerçeklik
- Siyasal İstiareler
- İmkânsız Öyküler
- Elli Yılın Öyküsü
- Çözülme
--reklam--
Rasim Özdenören Alıntıları - Sözleri
- Çünkü bir sevgi daima, inanılmaz bir durum, ama, daima tahammül edilemez bir şeydir, insanca bir şey.. uzaklıklar, unutmalar.. bunlarla diri kılınabilirdi sevgi.. (Hışırtı)
- Kısır niyetler, kısır sonuçlar doğurur.Niyete bir aşkınlık yükleyerek, daha doğrusu aşkın niyetlerle yola çıkarak bereket ülkesine ulaşmak mümkünken, kendi nefsanîliğinin dar sınırları içinde kalmak onu eşya ile kendi nefsi arasındaki çorak bir alanda bırakır. (Yeniden İnanmak)
- "Senden uzak kalan tesellisini hasret yaşlarında bulur; düşünelim, ya seni bulan ne olur?" (İmkansız Öyküler)
- “Sevginin içinde o alevi söndürecek Tükenmekte olan fitil gibi bir şey vardır.” Shakespeare (İmkânsız Öyküler)
- "Kalplerimizi dinin üzerine sabit kıl" (İmkansız Öyküler)
- kentin bu derin uğultusu, bu sürgünlük ve krallık bir gün silinip gidecektir. ne tuhaftır ki, ebedîlik iştiyakı da bu sürgün hayatının ve bu fena olma halinin içinden sökün ediyor. (Kent İlişkileri)
- Ne zaman elimi ona doğru uzatsam elim boşlukta kalıyor. (Uyumsuzlar)
- Hakkın hiçbir zuhuratı yoktur ki, mümin için iman tazelemesine yol açmasın. (Müslümanca Yaşamak)
- Ve şimdi, öyle düşünüyorum ki, tecrübe denilen şey, insanın hayatında yer etmiş olan hayal kırıklıklarının toplamıdır. (İpin Ucu)
- O sıralarda ben kendim miyim, değil miyim, sorusunu tartışıyordu kafasında. Diyordu ki, ben kendimsem, benim benden ayrılmam, benim benden kaçmam mümkün olmamalı: ama ben kendim değilsem, ben kendimden kaçıp kurtulabilirim. (Elli Yılın Öyküsü)
- İnsanın, sevgisi ne türden olursa olsun, onun dışına çıkması diye bir şey söz konusu olmaz ki, onu denesin. Ve zaten böyle bir şey denenebilecek bir şey olsa, o deney o sevginin bitirilmiş olduğu yerde başlar. (Aşkın Diyalektiği)
- Hayatı elde tutmak ölümü ele geçirmekle, mümkün oluyor ve ölümün ele geçirilişi, onu ele geçirenin kendi ölümünü sonuçluyor. (Eşikte Duran İnsan)
- Durmak her zaman beklemek anlamına gelmez. (Toz)
- Onun görmesinden nereye kaçacaksın diye fısıldadı kadın... (Çarpılmışlar)
- Günümüzde kendisine Müslümanım diyenlerin çoğu "çağın gözüyle İslam'a bakma" yaklaşımını benimsemiş durumdadır.. Oysa Müslüman, çağın gözüyle İslam'a bakmaz, İslam'ın gözüyle çağa bakar.. (Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler)
- Dünya kendi dışında cebinde duran herhangi önemsiz yabancı bir nesne gibiydi. (Çarpılmışlar)
- İnsan, yeryüzünü kendisi için kötü bir döşek haline getirmiştir. (Red Yazıları)
- Özgürlüğümü yitirdiğim yalan. (Ansızın Yola Çıkmak)
- zaman zaman, dön dolaş aynı noktaya gelip takıldığımı, belki daha isabetli bir ifadeyle hiçbir yere kıpırdamamış olduğumu hissediyor; yalnız bunu hissetmekle de kalmıyor, bu hissi de daha önce yaşamış olduğum hissine yakalanıyorum. (Kent İlişkileri)
- "İslâm diyalektiğinin dışında kalan birine her çeşit izahın yetersiz ve kısır kalacağı aşikârdır. Böyle bir hükmün sırrını ancak bir mümin kavrayabilir." (Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler)
Yorumlar
0 yorum