Kitap Künyesi
Yazar: Fatma Barbarosoğlu
Yayın Evi: Profil Kitap
İSBN: 9759969455
Sayfa Sayısı: 200
--reklam--
Mutluluk Onay Belgesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
‘’Bura’’da kimse yok mu !
Öteki, beriki, biz, siz, onlar, hepimiz ‘’ora’’ dayız.
Mutluluğunu / öfkesini başkalarına onaylatmaya kalkan herkes, ‘’bura’’ yı terk edip, bir başkası olarak ‘’ora’’ya, sanal aleme iltica ediyor.
İnsanoğlu, 19.yüzyılın teknolojisine uzuvlarını kaptırdı.21.yüzyılın teknolojisine ise duygularını ve benliğini kaptırıyor.
Dünya başkalaşıyor, değişiyor.Gündelik hayatın dijital kültüre yaslanan değişimini, öyküler üzerinden idrak etmek isteyenler için:
Her günü bir ölçek Mutluluk Onay Belgesi.
Fatma Barbarosoğlu’nun kaleminden ‘’Sanal Cumhuriyet’in yalnız vatandaşlarını okumak, kalbinize, aklınıza, fikrinize iyi gelecek.
--reklam--
Mutluluk Onay Belgesi Alıntıları - Sözleri
- "Dilimizde en çok gezdirdiğimiz bizi en çok hayal kırıklığına uğratan mı oluyor?"
- Kimse ile gelmez gitmez. Bütün komşularıyla kavgalı bir kadındı. Onun cenazesinde imam efendi 'Mutluluk hakkını vermeyi bileceksiniz' dedi., 'Bizim mutluluğumuzda başkaların payı vardır. O pay vermezsek ne biz mutlu oluruz ne cemiyet' dedi.
- "Hızla ilerleyen teknoloji, hızla gerileyen, önemsizleşen geçmişler demekti belki de.."
- “Neticede atalarım istidriye değildi. İçme attıklarımdan inci çıkarabilecek kapasitem yok.”
- "Öyküyü severim. Her yerde okunabilir. Anında sizi kendi atmosferine çekerek bulunduğunuz ortamda tayyi zaman etmenizi sağlar."
- Şimdiki gençler hoşlanmayı sevgi sanıyor. Hoşlandığın şeyden bir bakarsın hoşlanmaz olmuş olursun. Sevgi öyle değildir. Sevilenden vazgeçilmez.
- 'Mutluluk hakkını vermeyi bileceksiniz.' dedi. 'Bizim mutluluğumuzda başkalarının payı vardır. O payı vermezsek ne biz mutlu oluruz ne cemiyet' dedi.
- Dakikalar, bulunulan yere ve içinde hapis olunmuş zamana göre daralır ya da genişler.
- Sosyal medya cumhuriyetinin sanal vatandaşı olarak kendimizi, dert anlatmaya yeten ya da yetmeyen, 140 karakter ile; ne kadar iyi bir tüketici olduğumuzu ispat etmek niyetiyle mutluluk efekti verilmiş fotoğraf paylaşımları üzerinden ifade ediyoruz. Bu "paylaşımlar" yüzünden, "beriki" bile giderek "öteki" haline geliyor.
- Kime söyledim? Hiç kimseye. İçime içime. Baktım içim doldu. Dolmasın dedim. Neticede atalarım istiridye değildi, içime attıklarımdan inçi çıkarabilecek kapasitem yok
- Öyküyü okumaya başladım başlamasına ama öykü ile birlikte anılarım sükun etti! Şimdi iki zamanda yaşamaya alıştık, lakin işin içine bir de hatıraların zamanı karıştı mı işte o vakit mesele büsbütün sarpa sarıyor.
- Dakikalar, bulunulan yere ve içinde hapis olunmuş zamana göre daralır ya da genişler.
- "Kim bilecekti ki benim kıymetimi, sen bilsen bana yeterdi hatun" demek istedi. Çok uzun bir cümle.
- "Biz dünyanın dışında kalmışız be adaşım. Bilmediğimiz bir dünyada nefes alıyormuşuz meğer."
--reklam--
Mutluluk Onay Belgesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Fatma Barbarosoğlu ismini herhalde ilk kez Yeni Şafak’taki köşesinde görmüş olmalıyım. Köşe yazılarında değindiği sosyal meseleler, herhalde sosyoloji birikiminin de etkisiyle, başka biri tarafından dile getirilse bu kadar düşündürücü olmazdı. Yazarın sosyal meseleler karşısındaki hassasiyetinin benim açımdan en güzel meyvesi ise Nihayet dergisi oldu. “Bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatı” alt başlığıyla çıkan dergi, atık bilincinden kütüphanelere, fotoğrafçılıktan kamusal alanda erkeklere kadar çeşitli konuları İslami hassasiyetler ve sosyolojik bir çerçeve içinde ve popüler kültüre kurban edilmeden ama üstenci de davranılmadan yaklaşık iki buçuk yıl boyunca yayımlandı. Her sayısını okuma fırsatı bulamamış olsam da, okuduğum sayılardan yalnızca çok şey öğrendiğimi değil, aynı zamanda hayatım üzerine düşünecek, sosyal anlamda farklı davranış kalıpları geliştirecek fırsatı bulduğumu da ifade etmek isterim. Üzerine düşündüğüm, davranışlarımı gözden geçirme fırsatı bulduğum alanlardan biri de sosyal medya kullanımı olmuştu. Nihayet dergisinde sosyal medyanın iletişime ve mahremiyete olumsuz etkileri çeşitli yönlerden farklı sayılarda ele alınmıştı. Bazı noktalarda yazarları fazla endişeli bulduğum zamanlarda dahi zaman içinde bu endişenin yersiz olmadığını görmeye başladım. Sosyal medyanın ele avuca sığmazlığı, bütün hanelere davetsiz misafir misali girişi, toplumsal dinamiklerin ve geleneksel yaşamın getirdiği kaidelerin elektronik devrelere işlemeyişi bize düşündüğümüzden çok daha fazla zarar veriyor. İşte tam da bu noktada, Barbarosoğlu’nun Mutluluk Onay Belgesi büyük bir boşluğu dolduracak gibi görünüyordu. Sosyal medya ve genel anlamıyla teknoloji henüz bilim kurgu/polisiye dışı Türk edebiyatına tam olarak girebilmiş değil görebildiğim kadarıyla. Elbette telefon görüşmeleri, belki arada sırada sosyal medya ile ilgili satır arası bahisler var(dır); ancak henüz sosyal medya veya teknolojik bir ögeyi merkezine alan eserlerin edebiyatta olağan karşılandığı bir döneme girmediğimizi düşünüyorum. Bunun sebeplerinden birinin ağırbaşlı diyebileceğimiz edebiyatın bu gelir-geçer, hafif ve çoğu zaman ciddiyetsiz bir ortamı nasıl ele alacağını bilemeyişi ya da ele aldığında dahi yakışıksız durması olduğunu düşünüyorum. Bir romanda “slm nbr” gibi bir ibare görsek ya da “Onur o gün profil fotoğrafına yüz on iki beğeni almanın mutluluğunu yaşıyordu.” gibi bir cümle; bunlar şimdilik belki de sadece yaygınlaşmadığı için, belki de düpedüz yavanlığından, yabancı ve amatörce geliyor kulağa. Bu sebeplerden dolayı, Fatma Barbarosoğlu gibi bu konulardaki hassasiyetini daha önceden bildiğim bir yazarın sosyal medya ve teknolojinin insanın hayatını nasıl da değiştirdiğini irdeleyen bir hikâye kitabı çıkarması beni açıkçası heyecanlandırdı. Üstüne üstlük kitapta aynı zamanda hikâyelere okurlarından gelen sonlara da yer verdiğini duyunca daha da çok sevindim. Sanırım bu yönüyle kitap bir ilki temsil ediyor. Bu kitap aynı zamanda yazarın okuduğum ilk kitabı olması hasebiyle de ayrı bir yerde duracaktı tabii. Ancak o yer tahmin ettiğim gibi bir yer çıkmadı. Anlatayım. Yaklaşık iki yüz sayfalık kitabın yarısı Barbarosoğlu’nun hikâyelerinden oluşuyor. Toplamda 9 adet hikâye var bu kısımda. Her bir hikâyede sosyal medya belki de sıradan sayılabilecek bir hikâyenin bir yerinden akışa çoğu zaman abartılı bir şekilde dahil oluyor ve hikâyeler sıradanlıklarını kaybedip farklı yerlere ilerliyorlar. Kitabın ilk hikâyesi Cennetlik Arkadaşımız İçin Plaket Töreni güzel bir açılış hikâyesi. Okuru kitaba fazla yabancılaştırmadan kitabın dünyasına doğru yavaşça çekiyor. Ancak nedense bu yumuşak çekim ikinci hikâye olan Yumruk Yumruğa’da sert bir itişe dönüşüyor. Kitaba yabancılaşmanın da bu hikâyede başladığını düşünüyorum. Bir konferansta başlayan hikâye, bir konuşmacının elini yumruk şeklinde yapması ve bu yumruğun medya aracılığıyla küresel yumruk çılgınlığına malzeme edilişini anlatıyor. Kötü bir fikir değil bu elbette; ama ya hikâyenin ulaştığı absürd noktadan dolayı ya da anlatımdaki acelecilik nedeniyle hikâyenin dünyasına giremedim. Bu hikâye ve ilerleyen hikâyelerde buna benzer sebeplerden ötürü bir pişmemişlik sezdim; bir kitap içinde değil de bir köşe yazısı olarak okuyabileceğim hikâyeler gibiydi buradaki çalışmalar. Bu bağlamda, yazarın geçenlerde kendisi hakkında şaşkınlıkla paylaştığı “romanlarında köşe yazılarındaki tadı alamadım” eleştirisini yapan eleştirmen sanırım bu kitabı pek beğenecektir. Çünkü ben bu hikâyelerde tam da yazarın köşesinde paylaştığı yazılardaki tadı aldım. Özellikle birinci kişi anlatıcının bulunduğu hikâyelerde bunu daha çok hissetmek mümkün. Ancak bunun bilinçli yapılan bir tercih olduğunu düşünmeden edemiyorum. Bunun ilk sebebi, kitabın ilk kısmından sonraki yazıda yazarın bu kitabı “… orta öğretim Türkçe/Edebiyat dersi öğretmenleri ve öğrencileri için bir yol haritası; sosyal bilim okuyan üniversite öğrencileri içinse yaşanılan hayatın tanıklığını tasvir etmek noktasında bir örnek oluşturması amacıyla…” planladığını söylüyor. Ancak tercihin bilinçli olduğunu, yazar ve kitabı hakkında HECEÖYKÜ’nün 88. sayısında yer alan Alpay Doğan Yıldız imzalı “Gündelik Hayata Öykücü Dikkati: FATMA BARBAROSOĞLU’NUN MUTLULUK ONAY BELGESİ” isimli incelemede iyice anlıyorum. Şaban Sağlık’ın değerlendirmesine yer verilen makalede, yazarın hikâyeleri için “Rûznâme” (Günlük) terimini kullandığını öğreniyoruz. Bu önemli bir bilgi; çünkü günlük ile hikâye, tanımları sebebiyle ayrı noktalarda duruyorlar. Yukarıda olumsuz olarak belirttiğim kimi hususlar, kitabı “günlük” olarak değerlendirdiğimiz takdirde ortadan kaybolacaktır. Şahsen bir günlükten beklentim, hikâyeden bekleyeceğim yüksek edebî tatminden ziyade günlüğü yazan kişinin hayatına, aklına ve kalbine açtığı penceredir. İnceleme yazısında altını çizdiğim bir başka önemli nokta ise, benim de hissettiğim üzere, hikâyelere sosyal medyanın girer girmez hikâyelerin hızlanması ve daha farklı bir kıvama bürünmesi. Hikâyelere yabancılaşmamın bir nedeni de buydu. İncelemenin devamında da bu hususa tekrar dikkat çekilirken, “Yazar bazı hikâyelerde, hikâyenin başında okuru öyle bir öykünün içine çekiyor ki kurgunun söz konusu öyküyü bırakıp başka tarafa yönelmesini okur hüzünle kabullenmek zorunda kalıyor.” deniliyor. Edebî eserlerin bu tip rahatsızlıklar vermesi, anlatılanın etkisini artırmak amacıyla tercih edilebilir bir yöntem; zaten eserlerin toz pembe olması daha büyük bir eksiklik olacaktır. Ancak yazar bu rahatsızlıkları, başka şeylerle telafi etmekle de mükelleftir diye düşünüyorum. Meselâ çözüme kavuşmayan bir hikâye yazılabilir, okuru rahatsız edecek bir noktada hikâye bitirilebilir. Ancak eğer bunu yapmanın tematik bir motivasyonu yoksa, yazar sadece eksik bir hikâye yazmış olacaktır. Mutluluk Onay Belgesi’nde de, aşırı hızlanan ya da belli bir istikamette ilerlerken sert bir dönüş yapan hikâyeler, rahatsız edicilik amacına ulaşsa da, bir yandan da çekiciliğini ve gerçekçiliğini yitiriyor. Şimdi bir önceki paragrafa dönersek, burada yazarın hikâyeleri için kullandığı Rûzname teriminin boşa çıktığını görüyoruz. Yazar, bir televizyon programında kendi içinde numaralı bölümlere ayrılmış bu öykülerin ilk bölümlerinin tamamen gerçek hayattan gözlemlerini yansıttığını söylemişti. Bu ilk kısımlar gerçekten de “Rûzname” niteliği taşısa da, sonraki hayalî kısımlar ile bu “Rûzname”lerin uyumsuzluğu neredeyse birkaç paragraftır anlatmaya çalıştığım “pişmemişlik”in temelini oluşturuyor. Bu kapsamın dışında kalan ve sadece “Rûzname” diyebileceğimiz birkaç hikâye de var kitapta. Buralardaki sorun ise gerçekliğin kurguya kıyasla daha gevşek yapısının hikâyelerin kurgulanmış diğer kısımlarına da aksetmesi. Ancak bu hikâyelere “Rûzname” olarak bakacak olursak bu eleştirinin de herhangi bir yeri yok. Bu kitaptan beklentim neydi diye sorarsanız, bunun cevabı da yine kitap içinde mevcut. Ama bu örnek, kitabın -maalesef- son hikâyesi olan Sen, Ben, Cep Telefonu, Bir de Kahve. Hem sade bir anlatımla sarsıcı bir kurgu inşa edilmiş, hem rûzname-hikâye uyuşmazlığı neredeyse yok, hem de hikâye yukarıda bahsettiğimiz sert virajı okura hiç hissettirmeden geçebiliyor. Bir kitabın sonunda kitabın ne kadar iyi olabileceğini görmek maalesef üzücü. Bu buruklukla kitabın ilk kısmını bitirdikten sonra, kitabın ne kadar farklı olabileceğinin cevabı ikinci kısımda verilmeye devam ediliyor. Barbarosoğlu, ilk kısımdaki hikâyelerin ilk kısmını köşesi üzerinden okurlarla paylaşmış ve okurlar da hikâyenin devamını biçmişler. Barbarosoğlu’nun okurların ilgileri ve yazılan sonlarla ilgili değerlendirmeleri kayda değer. Mesela zengin görünümlü ve görgüsüz bir kadının hikâyesine ilgi çokken (bu ilginin aynı zamanda önyargı ve kınama hevesimizin çokluğundan olduğunu da düşünmeden edemiyorum) fakir ve çeşitli zorluklarla mücadele eden bir kadının hikâyesi pek ilgi çekmemiş. Hikâyelerin ilk kısımlarını Barbarosoğlu’nun nereden kestiğine bakınca, burada yazarın okurlarına iyi bir edebî alıştırma sunduğunu görüyoruz. Bazı hikâyeler devamı güzelce getirilebilecek noktalarda kesilmişken, bazı hikâyeler sonrasında ne yazılabileceğine karar verilemeyen noktalarda kesilmiş. Artık hikâyelerin tamamını okumuş olduğum için bu alıştırmalar üzerimde pek etkili olmayabilir ama yine de denemeyi düşünüyorum. Okurların hikâyelerine gelirsek, öncelikle genel olarak güzel bir seçim yapıldığını söyleyebiliriz. Hem çeşitlilik yansıtılmaya çalışılmış hem de özenilmiş işlere yer verilmeye çalışılmış. Belki de hikâyenin sonunu yazın dendiği için, çoğu devam kısmında hikâye alelacele bir kurgu oyunuyla nihayete erdirilmiş. İçlerinden bazıları Fatma Barbarosoğlu’nun yazdığı hikâyelere üslûp açısından çok benzerken, bir öykü atölyesinden gelen sonlar ağdalı dilleriyle dikkat çekiyor. Sırf insanların hikâyeleri kavrayışlarındaki çeşitliliği gözlemleyebiliyor olmak dahi bu ikinci kısmı çok değerli kılıyor. Ayrıca yazının sonuna gelirken belirtmeden geçmemem gerekir ki kitapta yer verilen epigraflar da içerikle muhteşem bir uyum sergiliyor ve kitabın düşünsel çerçevesini genişleterek okura bir okuma listesi de sunuyor. Hazır konu değişmişken bir daha değiştireyim ve kitabın kapak çalışmasının da çok hoşuma gittiğini belirteyim. Özetleyecek olursak, Fatma Barbarosoğlu’nun bu kitabından buruk bir tatla ayrıldığımı ifade etmek durumundayım. Güzel fikirler ve mesajlar içeren hikâyeler olmalarına karşın, hikâyelerin aktarımı konusunda çok sıkıntılı bir kitap Mutluluk Onay Belgesi. Ne Rûzname kalabilmiş, ne hikâye olabilmiş gibi geliyor bana buradaki hikâyeler. Yazıyı tamamlamak için kitabın en beğendiğim parçasını buraya aktarmam yerinde olacaktır: “Kime söyledim. Hiç kimseye. İçime içime. Baktım içim doldu. Dolmasın dedim. Neticede atalarım istiridye değildi. İçime attıklarımdan inci çıkarabilecek kapasitem yok.” Ben galiba o inciyi arıyordum. Bulamadım. (Hakan Osman Çaldağ)
Kitapta anlatılmak istenen değerlerimize ne denli yabancılaştığımızdır. . O kadar yabancılaştık ki kendimize mutluluğumuza bile kendimiz karar veremez olduk. . Hep bir onaylanma beklentisi içinde geçiyor ömrümüz gerekirse bunun bedeli insanları mağdur etmek olsa da. . Belki en çok ihtiyacımız olan şey bir Hızır'ın bizi bu kapladığımız gafletden, kabustan uyandırması. . Farkında olmadan kapılıp gidiyoruz. . Ve bu hayatta hep çözüm odaklı bakan insanlar başkalarının mutluluğuna vesile olurlar. . (sahineydihakikat!)
Edebî dile olan uzaklık ve sürekli aynı mevzuların dönüyor olması hasebiyle devam etmemeyi tercih ettim. Okuyucusuna bir şeyler katacak bir eser olduğunu da düşünmüyorum maalesef.. (sueda)
--reklam--
Mutluluk Onay Belgesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu - Mutluluk Onay Belgesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Mutluluk Onay Belgesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Fatma Barbarosoğlu Kimdir?
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu (d. 1962, Afyon) Sosyoloji doktoru, hikâyeci, roman yazarı. Yeni Şafak Gazetesi'nde köşe yazıları yazmaktadır.
Ortaöğrenimine, son yıla kadar, İstanbul'da devam etti, daha sonra 1980 yılında Afyon Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden 1984 yılında mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini, aynı bölümde "Türk-İslam Felsefesinde Tasavvufî Eğitimin Değerlendirilmesi" başlıklı bir tez hazırlayarak 1987 yılında tamamladı. İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Yapı-Sosyal Değişme Anabilim Dalı'nda "Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi" başlıklı teziyle sosyoloji doktoru oldu. Söz konusu tezi, "Moda ve Zihniyet" adı ile İz Yayıncılık tarafından 1995yılında yayınlanmıştır.
Akademik çalışmalarının yanı sıra edebiyat ile de meşgul olmuştur, roman, hikaye ve deneme türünde birçok kitap kaleme almıştır.
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu Kitapları - Eserleri
- İmaj Ve Takva
- İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka
- Şov ve Mahrem
- Hakikat İncinmesin
- Gün Akşamsızdır
- Ahir Zaman Gülüşleri
- Son On Beş Dakika
- Senin Hikayen
- Sözün ve Sükûtun Renkleri
- Moda ve Zihniyet
- Hayat Teselli Olmaktır
- İki Kişilik Rüyalar
- Mutluluk Onay Belgesi
- Hiçbiryer
- Fatma Aliye: Uzak Ülke
- Cumhuriyet'in Dindar Kadınları
- Uzak Ülke
- Acı Deniz
- Yaşadığımız Şehir - Otobüsname
- Rüzgar Avı
- Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim
- Okuyucu Velinimetimizdir
- Ramazanname
- Medya Senfoni
- Kamusal Alanda Başörtülüler
- Bahçeler Sokaklar
- Sözüm Söz
- Medya Senfoni
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu Alıntıları - Sözleri
- Sosyal medya cumhuriyetinin sanal vatandaşı olarak kendimizi, dert anlatmaya yeten ya da yetmeyen, 140 karakter ile; ne kadar iyi bir tüketici olduğumuzu ispat etmek niyetiyle mutluluk efekti verilmiş fotoğraf paylaşımları üzerinden ifade ediyoruz. Bu "paylaşımlar" yüzünden, "beriki" bile giderek "öteki" haline geliyor. (Mutluluk Onay Belgesi)
- Vakte sohbet edebildiğimiz sürece egemen olacakmışız gibi durmadan konuşuyoruz. Ama hep dünü. Dünü konuşmak güzel. Bugünü konuşmak yavan. Ne zaman bugünü konuşmaya kalksak evler, arabalar, yazlıklar, tatil köyleri devremülkler giriyor odaya. Bize hiç bir yer kalmıyor. (Senin Hikayen)
- Ölülerimiz bile bize ölümü hatırlatamıyor. (İmaj Ve Takva)
- Yalnız olmak mesele değil. Ama kalabalıkların içinde yalnızlık sürekli izah bekleyen bir problem gibi duruyor. (Ahir Zaman Gülüşleri)
- ...Dinlemeseydin soylemeyecekti... (Ahir Zaman Gülüşleri)
- Modanın zevklere ve tercihlere bağlı olan değişim lokomotifi, tesettürün dini ilkelere bağlı olan değişmezlik anlayışı ile uyum içinde olabilir mi?... (Şov ve Mahrem)
- “Dostluk, ortak tarihi olanların yazdığı bir kitaptır.” (İki Kişilik Rüyalar)
- Kime söyledim? Hiç kimseye. İçime içime. Baktım içim doldu. Dolmasın dedim. Neticede atalarım istiridye değildi, içime attıklarımdan inçi çıkarabilecek kapasitem yok (Mutluluk Onay Belgesi)
- Modern toplumlarda, modanın daha hızlı bir şekilde yayılması tüketim toplumunun özellikleriyle ilgili olduğu kadar aynı zamanda modern insanın cemiyet içindeki yalnızlığıyla da alakalıdır. Bu noktada farklı olma ve faklı olmama isteğinin çatışması daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Modayı takip ederken fert, kendinden üstün gördüğü modayı takip edenler grubundan ayrı olmamak için onlarla arasındaki bütün farkları gidermeye çalışmakta; diğer yandan kendi içinde bulunduğu küçük grubun insnaları arasından seçilerek göze çarpmak istemektedir. (Moda ve Zihniyet)
- Modanın toplumsal, ahlaki ve dini bir değeri yoktur. (Moda ve Zihniyet)
- Biz çok ilimden ziyâde, az edebe muhtacız.. (Okuyucu Velinimetimizdir)
- “Kendin için okursan her öğrendiğini onlara satmak zorunda kalmazsın.” (İki Kişilik Rüyalar)
- "Sanki çok yakındasın. Aynı ağacı görüyoruz, aynı kuşların sesini işitiyoruz gibi bir his var içimde.." (Hiçbiryer)
- Annem daima ağaçtı. Gölge eden, koruyan, kollayan, meyve veren bir ağaç. (Hayat Teselli Olmaktır)
- Siyahlar siyahlığını beyaza,beyazlar beyazlığını siyaha borçlu ha. (Medya Senfoni)
- Sekülerleşmenin ikinci safhasında ise din önemsizleştirilerek dini ifadelerin kullanılması tamamen terk edilir. Mesela "Allah'a emanet olunuz" yerini "kendine iyi bak"a bırakır, "Allah'a ısmarladık" yerine "hoşça kal", "Selamün Aleyküm" yerine "iyi günler" ifadesinin kullanılmaya başlanması dinin kamusal hayattan çıkarılmasıyla doğrudan alakalıdır. (İmaj Ve Takva)
- Oysa kadınlar en çok birbirilerini eziyor. En çok birbirlerinin üzerinden politika üretmeye kalkıyor ve en çok birbirlerini yok sayıyor. (İmaj Ve Takva)
- "Kendini tanı.Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acılarında ve zilletlerinde aynısın. Rüyaların, hayallerin ve dileklerinle bir başkası." (Şov ve Mahrem)
- İnsanın kaderi pek değişmiyor. Daha doğrusu herkesin kaderinin bir teması var, hayat itinayla o temaya dair hikayelerle dolduruyor o defteri. Ama çoğumuz kaderimizin ana temasının ne olduğunu hiç bilmiyoruz… (Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim)
- "Aslolan kendi sesini duymaksa, gönül sesi neylesin kulağı." (Gün Akşamsızdır)
Yorumlar
0 yorum