Kitap Künyesi
Yazar: Arno Gruen
Çevirmen: İlknur İgan
Yayın Evi: Çitlembik Yayınevi
İSBN: 9789756663349
Sayfa Sayısı: 256
--reklam--
Normalliğin Deliliği Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İnsanın yıkıcılığı üzerine sayısız tez üretilmiştir. Sigmund Freud insanlardaki yıkıcılığın kökenini insanın doğasında var olan ölüm dürtüsüne mal ederken, bu görüşe karşı çıkan psikoanalizci Arno Gruen, insandaki yıkıcı ve ölümcül edimin kişinin, yanıltıcı bir iktidardan pay alma uğruna kendisine ihanet etmesinden kaynaklandığını savunmaktadır.
Normalliğin Deliliği'nde Gruen, gerçek dünyada insani değerlerin kaybolmasına katlanamayanlar "Deli" sayılırken, insani köklerinden kopmuş insanların "Normal" kabul edilerek onaylanışını resmediyor. Kendi içine giden yoldan saptıkca artan iktidar hırsı ile bu gizli delilik, insanlığı herzamankinden daha çok tehdit ediyor, çünkü bu iktidara aç olan insanların elindeki yıkıcı potansiyel hiçbir zaman bukadar büyük olmamıştır.
(Tanıtım Yazısı'ndan)
--reklam--
Normalliğin Deliliği Alıntıları - Sözleri
- "Sizin istediğiniz gibi davrandığımda, ‘bana’ ulaşamazsınız..”
- "Sizin istediğiniz gibi davrandığımda, ‘bana’ ulaşamazsınız..”
- Gerçek dünyada insani değerlerin yitimine katlanamayanlar "deli" kabul edilirken insani köklerinden kopmuş olanlar "normal" olarak onay bulur.
- Seni nefret edecek kadar tanımıyorum daha.
- "İnsan yalanı ağzıyla söyler ama bu arada yaptığı jestler gerçeği dile getirir."
- Gerçek güç, ruhsal acıları taşıyabilme yetisinde gizlidir.
- Insanlar, insanları insani varlıklar olarak görme yetisini kaybettiklerinde savaşlar "gerekli" olur.
- Insan itaat etmek zorunda kalarak yetişmektedir, ama kendisi olarak -kendisi için- düşünüp hissedebilerek değil.
- Hepimiz, bize içteki kaosun acısından kaçmayı zorla kabul ettiren uygarlığımız tarafından şekillendirildik.
- Duygu olmayan duyguları, çeşitli görüntüler altında ortaya koydukları zorbalıkta teşhis ederiz.
- (…) Göstermelik duygular aklımızı karıştırır.
- ''Sizin istediğiniz gibi davrandığımda bana ulaşamazsınız."
- ... kendimizi başkasında sevmeyi deneriz, bu başkası da böyle bir sevgiye "değer" bulduğumuz kişi olur. Böylece kendimizi ve ötekini yitirmiş oluruz.
- Durmadan hiç olmamış bir sevginin peşinden koşarak aradığımız kendi yıkımımız. Sevginin tam da onu hiç alamayacağımız yerde olduğuna inanıyoruz. Bu şekilde, yaşamımızın ilk yıllarında yaşadığımız reddedilişi tekrar yaşıyoruz ve alabileceğimiz bir şey olmadığını kendimize sürekli kanıtlıyoruz. Her şeye rağmen gerçek sevgiyle karşılaşacak olursak da onu reddediyoruz, çünkü bu kadar yetersizken bizi kimsenin sevmeyeceğine inanıyoruz.
--reklam--
Normalliğin Deliliği İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Bize dayatıldığı şekliyle hayata katlanmamız çok zordur." Sigmund Freud Fazla normal değil miyiz? Sizce bunda bir anormallik yok mu? Toplum tarafından yasa olarak benimsenmiş, toplum üyelerinin nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kural ve ilkeler bütününe 'norm' denir. Yani norm için, toplum içinde insanlara dayatılan yazısız gerçekler diyebiliriz. Bu gerçeklere uyan insanlara 'normal', uymayıp karşı çıkanlara ise 'anormal' diyoruz. Yazara göre normalliğin asıl amacı; hoşa gitmek, hoş görünme çabası içinde olmaktır. İçimizden gelenleri yapamadığımız her an normallik maskesi altına saklanırız. Bizim kültürümüzde ise " Elalem ne der?" diye yazılı olmayan toplum normları vardır ve elaleme hoş görünme çabası günümüzün normalliği olmuştur. Başkalarının istediği gibi davranıyoruz ve buna normallik diyoruz. Arno Gruen, kitapta normalliğin altında yatan deliliklerden bahsediyor aslında. Deliliğin maskesi normalliktir demek istiyor. Kitap boyunca insanlara dayatılan gerçeklikle, kendi iç dünyaları arasındaki çelişkilerin gerilimini kaldıramadıkları için normallik maskesine sığınan insanların bir süre sonra gerçek duygularının kalmayacağını; sahte ve yapıştırma duygularının ise zaman içinde hem kendine hem de çevresine zarar vereceğinden bahsediyor. Kitap 8 ana bölüm ve bu bölümlerin alt başlıklarından oluşuyor. Genel olarak, insandaki yıkıcılığın kaynağı, kendi olma sorunu, kendilik nefreti, duygu olmayan sahte duygular, isyan, şiddet, iyi/kötü anne, erkek ve kadın miti, otoriteye karşı sevgi gibi konuları ele alıyor. Kendisi psikolog ve psikanalist olan Arno Gruen, Normalliğin Deliliği adlı kitabında klasik psikanalize, dolayısıyla Freud kuramlarına karşı yeni bir kuram ortaya çıkarmış. Freud'a göre insandaki nefret ve yıkıcılığın kökeni doğuştan gelen kötülük ve ölüm dürtüsüyken, Gruen yıkıcılığın kökeni olarak insanın kendine ihanet etmesini gösteriyor. Şimdi kitapta çokça geçen bu "kendiliğe ihanet" ve "kendilik nefreti"nden bahsetmek istiyorum. İnsan itaat ederek büyür. Anne, baba ve öğretmen iktidarında büyürüz hepimiz. Karşımızda her zaman bir otorite vardır. Bu otoriteye bağlılık, yani itaat zamanla sevgiye dönüşür ama nasıl bir sevgi? Karşılıklı, koşullu bir sevgi. Çocuktaki düşünce şudur: "Onların istediği gibi olursam beni severler." Kendilik nefreti, anne-babanın çocuğa istediklerini yaparsa daha çok seveceğini belli etmesi ile başlar. Sırf anne ve babanın kendisini sevmesi için onların istediğini yapan çocuk zaman içinde kendiliğini unutur. İstediklerini yapmayınca acı çekeceğini, kendisine duygusal ve fiziksel şiddet uygulanacağını düşünen çocuk ailenin belirlediği çerçevenin içine girip orada yaşamaya çalışır. Bunun farkında değildir üstelik. Bir yerden sonra kendi olamayan ve bunu bilemeyen çocuk kendinden nefret eder. Ve bu nefretin de farkında değildir. Eğer bir çocuğu kendi belirlediğimiz bir çerçeve içinde, ona uyum sağlaması için zorlarsak çocuk buna gönülsüz bir şekilde uyar. Ama bu uyum çocuğun hayatta kalma mücadelesidir. Bizim normlarımıza uyduğu sürece kendisini normal bir birey olarak düşünecek olan çocuk, zaman içinde kendi normları ve bizim normlarımız arasında kopukluk yaşayacaktır. Kendi normlarımız ile normal sağlıklı bireyler yetiştirdiğimizi düşünürken geleceğe mutsuz, her an patlamaya hazır çocuklar yetiştiririz. Üstelik biz de bunun farkında değilizdir. Şimdi bir de anne babalarımızın bizi soktuğu o dar çerçeveye bakalım. Hangimiz istediğimiz mesleği yapıyoruz? Ya da hangimiz meslek için seçme şansına sahip olduk? Küçük yaştan itibaren doktorluk, öğretmenlik, avukatlık gibi mesleklere kendi irademiz dışında yönlendirildik. Sadece meslek olarak değil birçok seçimimizde bize dayatılanı kabul ettik. Çünkü normaldik. Geçmişin mutsuz çocukları olarak şimdi geleceğe mutsuz çocuklar yetiştiriyoruz. Kitapta kendine ihanet ve anne-baba otoriterliği ile ilgili birçok çarpıcı örnek var. Bunları okurken, "Bize neler yapmışlar?" ya da "Biz çocuklarımıza neler yapıyoruz?" diye birçok yerde düşündüm. Bu örneklerden bir tanesini buraya yazmak istiyorum. Amerika'da 15 yaşındaki bir lise öğrencisi bir akşam anne ve babasını balta ile öldürüp ardından intihar eder. Olay, aileyi tanıyan tüm çevrede şok etkisi yaratır. Babası başarılı bir iş adamı, annesi öğretmen olan çocuk okuduğu lisenin en başarılı ve gözde öğrencisidir. Olayı araştırmaya başlarlar ve çocuğun günlüğü ortaya çıkar. Günlük de nasıl intihar edeceğine kadar her şeyi yazmış, ki anne babasını öldürdükten sonra da önceden yazdığı şekilde intihar etmiş. Peki bu olayı tetikleyen neydi? Olaydan üç gün önce tarih öğretmeni derste konuştuğu için kendisine kızmış ve ailesine mektup yollayacağını söylemiş. Sırf bu yüzden, yani ailesinin gözündeki imajı sarsılmasın diye böyle vahşi bir cinayet gerçekleştirmişti çocuk. Çünkü kendisini tamamen anne babasının isteklerine göre oluşturmuş bir kendiliği vardı. 15 yıl boyunca ailesinin normlarına göre yaşamış, sürekli olarak kendiliğini bastırmış ve kendilik nefreti denen bu olay bir yerde patlak vermiş ve anne babasını öldürmüştü. Arno Gruen bu tür kişiler için "Öldürtücü öfke patladığında doğruca huzursuzluklarına neden olanı öldürürler." diyor. Burada normalleştirilmeye çalıştırılan çocuğun anne-babaya karşı koşullu sevgisi nefrete dönüşmüştür. Kendi kendine ihanet ettirenleri öldürüp bu huzursuzluğu ortadan kaldırır. Kitapta buna benzer şekilde başka dehşet hikayeler de var. Yazara göre içimizdeki şiddetin asıl kaynağı otoriter anne babalar. "İtaatkar olduğumuzda anne babamıza kendimizi sevdirebiliyorsak eğer, büyüdüğümüzde de bize itaat etmeyenleri cezalandırmak isteriz." Genelde kadınlara birçok toplumda iktidar teslim edilmediğini, kadınların da bu açığını çocuklarında olan ilişkileriyle kapatmaya çalıştığını söylüyor yazar. Böyle çocuklar annelerinin sahte ilgisinin kurbanı oluyorlar. Hani bazen diyoruz ya, kendi yaşayamadığımız hayalleri çocuklarımız üzerinden yaşamaya çalışıyoruz diye. Bundan daha kötüsü ise çocuklar üzerinde iktidar sahibi olmak, onları sevgi ve yergi yoluyla itaate zorlamak belki de. Kitabın son bölümünde ise, erkek ve kadın miti üzerinde duruyor yazar. Son yıllarda ruhsal sorunlarla ilgili yapılan araştırmalar her iki cins arasında büyük farklılıklar olduğunu ortaya çıkarıyor. Erkek ve kadının içsel sorunlarla başa çıkamadığı durumlarda farklı tepkiler vermesi gibi. Örneğin erkekler bu durumu dışarıya şiddet yoluyla yansıtırken, kadın ise içsel bir mücadeleye giriyor. Erkekler ruhsal bunalımdan kaçış yolu olarak alkol ve uyuşturucuya bağımlı olurken, bu durum kadınlarda depresyon ve şizofreni olarak sonuçlanıyor. Bu tür kurgu dışı kitaplar için zor/kolay, iyi/kötü, anlaşılır/anlaşılmaz gibi ifadelerin kullanılmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bana göre zor gelen bir kitap, benden daha birikimli bir okura göre kolay ve anlaşılır gelebilir. O yüzden tavsiye kısmında çekimser kalıyorum. Yazarın daha önce "İçimizdeki Yabancı" kitabını okumuştum. İki kitabını da çok beğendiğimi söylemek isterim. Arno Gruen de kesinlikle okunması gereken yazarlardan. (Mustafa A.)
beni en çok etkileyen adı oldu. "normalliğin deliliği"ni biraz inceledikten sonra kendimi bulduğumu düşünerek başladım okumaya. acayip detaylı bi psikoloji kitabı, bunu en baştan söylemeliyim. psikolojiye merağı,ilgisi ve korkusu olanlar bi yana içsel çözümlemeler, cevapsız kalan sorulara verilen müthiş yanıtlar, dehşete düşüren yaşanmış örneklerden mahrum kalmak istemeyen herkes mutlaka okumalı. kitabın birçok yerinde dehşete ve de hayrete düştüm. epey bi ara verdim kitaba demlemek zor oldu açıkçası. kendimi çok sorguladım. şizofren tanımlamalarından kendimi alamadım, şizofren olduğumu düşünüyorum :) analizler acayiip profesyonel, okurken etkilenmemek elde değil. kaynaklar sağlam ve güvenilir. erich from, george orwell, umberto eco ve milan kundera'dan önemli alıntılar yer alıyor. en temel ve öz vardığım, "içsel ve dışsal dünyanın senteziyle elde edilecek bağımsız kendilik" sonucudur. (who am i)
İnsan Davranışları: Konusu itibari ile insan psikolojisi ve davranışları hep ilgimi çekmiştir ve bu kitaba da bu konuyla ilgili yeni bilgiler keşfetmeyi umarak başladım. Aslında umduğumu da iyi kötü buldum diyebilirim. Örnek hikayeleriyle ve insan analizinin derinlemesine işlenişiyle benim ilgimi çeken bir kitap oldu. Fakat anlatım olarak çok fazla teknik terim kullanıldığından ve oldukça uzun bilimsel cümleler kullanıldığından yer yer sıkıldığım ve atladığım kısımlar oldu. Bu eksiler dışında epey etkileyici bir deneyim oldu benim için. (Ata Güneşer)
--reklam--
Normalliğin Deliliği PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Arno Gruen - Normalliğin Deliliği kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Normalliğin Deliliği PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Arno Gruen Kimdir?
Arno Gruen, 1923 Berlin doğumlu Alman psikolog ve psikanalist.
Eğitim: New York Şehir Koleji
--reklam--
Arno Gruen Kitapları - Eserleri
- Empatinin Yitimi
- Normalliğin Deliliği
- Kendine İhanet
- İçimizdeki Yabancı
- İhanete Uğrayan Sevgi - Sahte Tanrılar
- Demokrasi Mücadelesi: Radikalizm, Şiddet ve Terör
- İtaate Karşı
- Soğuk Akla Karşı
- Terörizme Karşı
- Hayattan Yabancılaşmış
--reklam--
Arno Gruen Alıntıları - Sözleri
- Vicdanı olmadan vicdandan söz ediyordu. (Demokrasi Mücadelesi: Radikalizm, Şiddet ve Terör)
- Kendine özgü bir kimliği olmayan bir insan için sürekli onaylanmaktan, kendisi için "iyi adamdır" denilmesinden daha önemli bir şey yoktur. (İçimizdeki Yabancı)
- Gelişimi Marx tarafından teşhis edilmiş olan mevcut sorunumuz, insanların ihtiyaçlarının ötesine geçen ve onları ekonomik ve kişisel temellerinden mahrum bırakan küreselleşmedir. (Terörizme Karşı)
- İtaat ve soyut düşünme, empati kabiliyetini zayıflatır. (Soğuk Akla Karşı)
- Çevrebilimciler uzun süredir, Batı dünyasındaki insanların doğanın bir yılda üretebildiğinden 1,5 kat daha fazla kaynak kullandıkları konusunda uyarıda bulunuyor. Fakat ne elitler ne de ortalama vatandaşların çoğu bu konuyu dikkate almaz, çünkü keder ve acı ile ilişkisi olan her konu kötülük olarak görülüp baştan savılır. (Soğuk Akla Karşı)
- Siyasi liderlerimiz intikam için vaaz verir ve bu şiddet ve ölüm arayışı hastalığının gerçek sebeplerini göremezler. Ve tam aksine, tıpkı terörist suikastçiler gibi, öldürmeyi yegâne çözüm olarak görürler. (Terörizme Karşı)
- Öfkelerini saldırgan davranışa çeviremedikleri durumda kendilerini zayıf olarak nitelendiren insanlar da mevcuttur. (Terörizme Karşı)
- Anne baba sevgisi, kendini kabul ettirmek için boyunduruk altına girmeyi ve bağımlı hale gelmeyi gerektirir şekilde ortaya çıkarsa, topluma uyum bir çeşit itaat sınavı haline gelir. Bunun sonucunda doğan istekler, gerçek duyguların kaybına yol açarak, insanı kendi kötülüğünün kaynağı haline getirmektedir. (Kendine İhanet)
- Her birimiz orijinal doğduk ama kopya olarak öleceğiz. Edward Young (İtaate Karşı)
- "Eğer kendini bir başkasının düşüne kaptırırsan sonuçlarını göze almalısın." (Demokrasi Mücadelesi: Radikalizm, Şiddet ve Terör)
- ... kadınların geçmişte genel ekonomiye erkeklerden daha az katkıda bulunduğunu varsaymak için elimizde hiçbir neden yoktur... Buradaki ironi, kadınların vejeteryan temel besin maddelerini toplamak için deri bir çantadan ve kazmak için sopadan başka bir şeye ihtiyaç duymamasında, ve korunamadığından dolayı kazı sırasında bu araçların hiçbirine rastlanmamasında yatar. Bununla birlikte, erkeklerin karmaşık avlanma donanımları ok uçları, zıpkın ve bıçak şeklindedir. Bu sebeple tarih öncesi meskenlerin yorumunda hem vejeteryan beslenmenin hem de kadınların topluma ekonomik katkısının küçümsenme eğiliminde olduğu gözlemlenebilir. (Soğuk Akla Karşı)
- Gerçek dünyada insani değerlerin yitimine katlanamayanlar "deli" kabul edilirken insani köklerinden kopmuş olanlar "normal" olarak onay bulur. (Normalliğin Deliliği)
- İşbirliği yapmaya hazır olma durumu anne ve çocuk arasındaki sağlıklı be empatik bir bağdan kaynaklanmaktadır. (Soğuk Akla Karşı)
- Sevgisiz bir varoluşun katlanılmazlığı, insanların, sahte sevgiye dayalı manevralar yapan demgogların vaatlerine kapılmalarına neden oluyor. Gerçek sevgiye asla katlanmadığımız ve kendimizi çocukluğumuzdan beri kandırmaya alıştığımız sahtesinin peşinden gittiğimiz için bunlar başarılı oluyorlar. Gerçek sevgiden, bizi, başta anne sevgisi olmak üzere anne-baba sevgisinin yetersizliğinin üstünü en başından beri örtmüş olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıya bırakacağı için korkuyoruz. Kendimizle ve dünyayla gerçekçi biçimde başa çıkmaktaki yetersizliğimizin kaynağı burada yatıyor. (İhanete Uğrayan Sevgi - Sahte Tanrılar)
- Siyasi liderler, nüfusun çoğunun içsel mağduriyetlerini kendi hâkimiyetleri için kullanır. (Terörizme Karşı)
- Başkasının hükmü altına girmek güya bizi kendiliğimize götürecekmiş! Bu öyle bir çelişki, öyle bir dehşettir ki, kendiliğin çözülmesini yaşamın hedefi haline getirmektedir! Bizi ezenlerin işine yaramaktadır, çünkü bu "idealizm" ve "büyüksenmek" arzusunun altında özerkliği yaralanmış bir çocuğun birikmiş öfkesi yatmaktadır. (Kendine İhanet)
- Yalanlar sahici görünmeliydi! (Empatinin Yitimi)
- Olağanüstü bir şekilde senin gözlerinde Kendimi olurken gördüm. (Kendine İhanet)
- Yanlış tanrılar, içi boş kahramanlar (İtaate Karşı)
- İnsanlığı en fazla küçümseyenlere hayranlık duyar ve boyun eğeriz. (İhanete Uğrayan Sevgi - Sahte Tanrılar)
Yorumlar
0 yorum