Kitap Künyesi

Yazar: Ömer Faruk Dönmez

Yayın Evi: İz Yayınları

İSBN: 9789753559621

Sayfa Sayısı: 160

--reklam--

Ölü Bir Yazarın Anlattıkları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Türkçülerin, Kürtçülerin, birtakım dincilerin ve kolluk kuvvetlerinin nedendir bilinmez birbirine girdiği bir eylem sırasında, hasbelkader o meydandan geçmekte olan zavallı bir yazar, nerden geldiği anlaşılmayan hain bir sopanın kafasında patlaması neticesinde hayatını kaybeder. Ölmüştür ölmeye ama, yazmaktan da bir türlü vazgeçememiş, siyasi ve edebi düşüncelerini, gittiği yerden, yayınevine bir biçimde ulaştırmıştır. Ömer Faruk Dönmez, çarpıcı üslubu ve ironik anlatımıyla, okuyucuyu, sadece eğlenceli bir okuma serüvenine değil, aynı zamanda sarsıcı bir sorgulama sürecine de davet ediyor.

--reklam--

Ölü Bir Yazarın Anlattıkları Alıntıları - Sözleri

  • Yaşamak her şeye rağmen zor iştir efendim.
  • Derler ki , güzel bir kalp , insanın taşıya bileceği en ağır yüktür .
  • İlginçtir; Yusuf aleyhisselam bir kadının şerrinden kurtulmak için senelerce hapiste kalmayı göze almış; torunu Musa aleyhisselam ise bir kadına ulaşabilmek için senelerce işçilik / çobanlık yapmıştır. Demek ki kadın vardır, yüzünü görmektense zindana girmek evlâdır; kadın vardır, ona ulaşmak için uğrunda yıllarca çalışılsa sezâdır.
  • Boğazımıza kadar cahiliyeye gömüldüğümüz bu çağın adının 'bilgi çağı' olması nasıl da trajikomik bir çelişkidir!
  • “Mevla görelim neyler/ Neylerse güzel eyler”
  • 42. âyette Yusuf aleyhisselam, zindandan çıkacak olan arkadaşından bir nevi yardım istiyor ve “...Beni efendinin yaninda an.” diyor. Bazı müfessirlere göre bu birʻzelle'dir ve Yusuf aleyhisselam Rabbinden başka birinden yardım istemekle hata etmiştir. Bu durum gayretullaha dokunmuş, böylece hapiste kalma süresi biraz daha uzatılmıştır. Oysa ceddi İbrahim ateşe atıldığında, Cebrail “Bir ihtiyacın var mı?” diye sormuş; fakat İbrahim aleyhisselam “Rabbim benim halimi biliyor.” demekle yetinmişti.
  • Müslüman bu dünyaya “Bir ağacın altında gölgelenip gidecek bir yolcu gibi” bakar. Kazık kakmaya çalışmaz.
  • Uğrunda ölümü göze alacağımız hiçbir mukaddes değerimiz yoksa, hayvanlar gibi, hatta Kur'anın ifadesiyle 'bel hüm edal' (hayvanlardan da aşağı) olmuş olmaz mıyız?
  • Acı olan ne, biliyor musunuz? Modernizmin putlarına, Müslümanların bile baş eğiyor olması...
  • Biz Müslümanlar, “faydalı olan ile güzel olanı' farklı yerlerde aramayız. Çünkü biz Müslümanlar, hayata ve sanata, parçalanmış zihinlerle bakmayız. Çünkü biz Müslümanlar laik değiliz; olamayız.

--reklam--

Ölü Bir Yazarın Anlattıkları İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Ali Birinci Hoca'nın yazdığı bir kitap için "Ölümümden sonra yayınlansın" dediğini işitmiştim. Ortam kaldıramazdı çünkü. Ölülerin dilini konuşmak bu bağlamda güvenli bir yol. Ölülerin dili koparılamaz, konuşan ölüler cezalandırılamaz. Uzatayım: ölüler öldürülemez. Ama Cemil Meriç bazı ölüleri öldürmek gerektiğini söyler. Ölüm, gizlenmek için en kalın perdedir belki. Ölüm ve perde deyince tabi akla Necip Fâzıl geliyor: Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber... Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?  *** Kitabın muharriri İbrahim. Kürtçüler, Türkçüler ve Dincilerin gösteri yaptığı bir meydanda, olaylarla hiç alakası yokken ayaklar altında ezilerek vefat eder. Sonra diğer taraftan bu kitabı yazar ve bastırır. *** Kitabın akışı ilginçti. On bölümden oluşuyor. İlk bölümü okuduktan sonra beklenti tam da başka yöne kaymışken...Yusuf Suresinden tefsir notları geliyor. Bu bölüme bayıldım. Ama akışa uygun olmadığını belirteyim. Sonra güncel İslâmî mevzulara dair fikir beyanı. Tabir yerindeyse fırçalıyor, kalaylıyor, tokatlıyor okuyucuyu. Bu şekilde hiç kitap incelemesi yapmadım malum. Bu ifadeler beni ifadelerim değil. Ölü Bir Yazarın ifadeleri... Kıyamet ile ilgili bir bölüm vardı ki...Hadisi olduğu gibi uzunca nakletmiş...Bildiğimiz şeyleri nasıl hafife alıyoruz. Mesela dağların yürüyeceğini...Hepimizin kabirlerimizden çağırılacağımızı...Orada nasıl... hepimiz biliyoruz, uzatmak istemiyorum. Tekrar okuyalım istiyorum. *** Ölülerle aynı dili konuşmak için illa ölmek mi gerekir? Aslında kitabı okurken incelemeye bu cümle ile başlarım diye yazıvermiştim. Kitabın sonunda şu cümle karşılaşınca vazgeçtim: "Meğer ölmeden evvel ölmek gerekiyormuş. İlla yazılacaksa öldükten sonra yazmak gerekiyormuş." (Vakti Garîbe Âlemi Muhal)

Modernizmin, insanları nasıl da tutsak ettiği ve bir o kadar Müslümanları da apaçık yuttuğunu ele alan bir romandı. Dünyevi işleri bir kenara bırakıp okunması gereken bir roman kanaatimce. (Ayşegül Hazar)

Kitap malesef benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Asla tavsiye etmiyorum. Yazarı 'Hamza' isimli kitabıyla tanımıştım. Kitaptaki birkaç sıkıntılı yeri çıkartırsak, gerek tarzı gerek esprili diliyle, konusuyla hoşuma gitmişti. Yer yer kahkahalarla gülerek okumuştum ve beğenmiştim. Bu kitapta da öyle olur diye umuyordum ancak, yazarın bu kadar batıl bir akidesi olduğunu bilmiyordum. Yazarın genel tarzı eleştiri üzerine, insanlığın gittiği yanlış yolları, günümüz müslümanlarının geldiği hali, toplumdaki öncü konumundaki kişileri ve pek çok yanlış durumu eleştirirken arada lafı sahih akideye sahip olan müslümanlara da değdiriyor. Devamlı olarak batıl tarikatları yüceltiyor, övüyor, içinde binbir çeşit şirk barındıran, hem islamla hemde insanların aklıyla adeta dalga geçen bu tarikatleri ulaşılması gereken asıl gerçek müslümanlıkmışcasına lanse ediyor. Tevhid ehlini aşırıcı gösteriyor, karmaşık söylemlerle kafa bulandırmaya çalışıyor. Tamam kitabın dili akıcıydı, yer yer içinde doğru cümlelerde geçmiyor değildi, haklı eleştiriler vardı, ancak bu genele bakıldığında asla kitabı kurtarmıyor... Hem verdiğim paraya hem de zamanıma yazık oldu. Bırakın tavsiye etmeyi, ben okumayı düşünen herkesi bu kitaptan sakındırıyorum. Hele hele daha akidesini tam olarak öğrenip sağlam temellere oturtmamış herkeze tavsiyem, aman uzak durun..! (Talibetul İlm)

--reklam--

Ölü Bir Yazarın Anlattıkları PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Ömer Faruk Dönmez - Ölü Bir Yazarın Anlattıkları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ölü Bir Yazarın Anlattıkları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ömer Faruk Dönmez Kimdir?

1976 yılında Adana’da doğdu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi.

Yazılarını Türk Edebiyatı, Çınar, Atlılar, Huruç, Ay Vakti, Hece, Hece Öykü, Cafcaf, İhtiyar, Fayrap ve Müdahale dergilerinde yayımladı

--reklam--

Ömer Faruk Dönmez Kitapları - Eserleri

  • Hamza
  • Bir Kitap Bir Balta
  • Bir Yobazın Günlüğü
  • Dervişan
  • Ölü Bir Yazarın Anlattıkları
  • Hep Aynı Hikaye
  • Ab-ı Hayat
  • Paradigma Sonsuzluk
  • Ab-ı Hayat 2
  • Yolcu ve Burjuva

--reklam--

Ömer Faruk Dönmez Alıntıları - Sözleri

  • Ulan ne iş be. Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştayım ve dershaneye gidiyorum. (Hamza)
  • İfade edilmeyen bir düşünce,hiç düşünülmemiş gibidir.. (Hep Aynı Hikaye)
  • "Hayatın hakkını vermeden yaşayanın, varlığı haramdır." (Ab-ı Hayat)
  • İçindeki eğrilikle uğraş. (Ab-ı Hayat)
  • Hukuk bir ahlaka dayanmıyorsa, yasalar gevezeliktir. (Dervişan)
  • Dağ dağa kavuşmuştu fakat insan insanı anlamamıştı... (Bir Kitap Bir Balta)
  • Beni geçelim azizim. Uzun mevzuyum. Anlatmakla bitmem ki. (Bir Yobazın Günlüğü)
  • İlginçtir; Yusuf aleyhisselam bir kadının şerrinden kurtulmak için senelerce hapiste kalmayı göze almış; torunu Musa aleyhisselam ise bir kadına ulaşabilmek için senelerce işçilik / çobanlık yapmıştır. Demek ki kadın vardır, yüzünü görmektense zindana girmek evlâdır; kadın vardır, ona ulaşmak için uğrunda yıllarca çalışılsa sezâdır. (Ölü Bir Yazarın Anlattıkları)
  • Yolcu bu dünyaya sırnaşmayan ve yerleşmeyen onurlu insandır.. (Yolcu ve Burjuva)
  • Ruhu örseleyen yıpratan yoran parçalayan tüketen iki şey var: arzular ve korkular. (Yolcu ve Burjuva)
  • Modern edebiyat hikmete hakka hakikate iyiye bünyesinde yer veremiyor metinden bir ders ve ibret almayı bir hisse ve nasihat çıkarmayı asla istemiyor çünkü tam da bunları reddetmekle varlık buldu biz dertli yazarlar da hikmeti hakkı hakikati iyiyi güzeli anlatmak istediğimizde modern edebiyatın bu gizli ve otoriter tehdidiyle ve reddiyle baş etmek zorunda kalıyoruz Sanatta mesaj olur mu diyenler işte bu tezgaha düşenlerdir. Bir meselesi olmayan bu kadar geveze işte bu yüzden piyasaya doldurmuştur. (Yolcu ve Burjuva)
  • Bir mutluluk bazen nasıl da bir tek cümleyle yıkılabiliyor... (Hep Aynı Hikaye)
  • “Mevla görelim neyler/ Neylerse güzel eyler” (Ölü Bir Yazarın Anlattıkları)
  • Edeb başka şey azizim; kitaptan okumakla öğrenilmiyor. (Dervişan)
  • Her şeyi yanlış anlıyorlar. Aptal oldukları için mi? Bilmi­yorum. Kafaları az çok çalışıyor. Fakat kalpleri? Kalpleri? Bir kalpleri var mı ki dersin canımın içi? (Bir Yobazın Günlüğü)
  • Gönlünü her gün tazelendireceksin; ‘ölümlü dünya’ diyeceksin, hepsini senin mülküne verseler ne olur, bir gün gelecek öleceksin: bu vaaz gönlü tazelendirir. (Ab-ı Hayat)
  • yani mensubiyetin değil samimiyetin belirleyici olduğunu yani insanları iddialarına göre değil ahlâklarına göre tanımlamak gerektiğini evet zaman içinde daha iyi anladım ve ilginçtir anneden babadan tevarüs edilmiş hocadan ezberlenmiş din sadece mensubiyet doğuruyor oysa varlık nedir var eden kimdir gayesi nedir diyerek bedeli ödenmiş emek verilmiş din samimiyet doğuruyor bu denklem tersten de kurulabilir yani mensubiyet sadece tevarüs edilmiş ve ezberlenmiş biçimi üretirken samimiyet bedeli ödenmiş emek verilmiş bir inanma biçimi üretiyor (Paradigma Sonsuzluk)
  • Zamanın birinde bir memlekette, ağzından küfür ek­sik olmayan bir adam yaşarmış. Nerde hoşuna gitmeyen bir durum görse basarmış küfrü. Memleketin en küfürbaz adamı olarak nam salmış tabi. Herif bu kötü namından rahatsız­lık duymaya başlamış; fakat küfretme alışkanlığından da bir türlü vazgeçemiyormuş. Gitmiş bir tekkeye. Şeyh efen­diden derdine bir çare dilemiş. Şeyh buna bir avuç bak­la vermiş. Al bunları demiş, birini ağzına koy, tam küfredeceğin zaman bakla diline değer; küfretmemen ge­rektiğini hatırlayıp, kendine hâkim olursun. Bizim adam uygulamaya başlamış. İşe yarıyormuş da. Neyse bir gün yine bu şeyhle bizimki gezerlerken müthiş bir yağmur başlamış. Acayip ıslanmışlar. Tam tekkeye doğru ko­şarlarken bir evin penceresinden bir kadıncağız seslen­mesin mi: "Hocaefendi bir bakıver!" Ulan koskoca ke­ramet sahibi şeyh, yağmur yağıyor diye halkın talebini geri mi çevirecek: durmuşlar tabi. Ama yağmur nasıl ya­ğıyor! Penceredeki kadın kaybolmuş, bizimkiler de ka­pıyı açmaya geliyor sanıp beklemişler. Neyse, 5 daki­ka sonra kadın bir daha belirmiş pencerede: "Biraz bekleyiver hocaefendi!" Haydaaa! Ulan yağmur sırılsıklam etmiş bunları, kadın bekletiyor, bizim küfürbaz homur­danmaya başlamış tabi. Şeyh de 'ya sabır' çekmeye ko­yulmuş. Kadın birazdan tekrar görünmüş pencerede, "Ta­mam hocaefendi gidebilirsiniz." demiş. Hayda ki haydaaa! "İyi de hanım, bizi niye beklettin boş yere şu yağ­murun altında?" diye kızmış şeyh. "Yok." demiş kadın gülümseyerek, "Boş yere bekletir miyim hiç hocaefendi; bizim tavuklar kuluçkada. Yumurtayı tavuğun altına ko­yarken kapıdan bir şeyh geçerse, yumurtadan horoz çı­kar derler, o yüzden beklettim sizi." İyi mi. Dangalaklı­ğın bu kadarına artık dayanamayan şeyh, bizimkine dön­müş, "Ulan arkadaş demiş, çıkar ağzından baklayı!" Hah ha. (Bir Yobazın Günlüğü)
  • Emperyalistlerin en çok korktukları şey, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna “Şehit olacağım!” cevabını veren bir neslin yetişmesidir. (Hamza)
  • Mülk kimindir Tasarruf hakkı kime aittir O'nun adaletine mi güvenmiyorsun merhametine mi İlmine mi inanmıyorsun hikmetine mi Geç yunus endişeden.. (Yolcu ve Burjuva)