Kitap Künyesi

Yazar: Münib Engin Noyan

Yayın Evi: Profil Yayıncılık

İSBN: 9789759962852

Sayfa Sayısı: 464

Oma Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

“Oma...”’yı, bu çok özel kişisel hatıratı yayınlayarak kamuya açmaya karar vermemin asıl sebebi, kendini ne kadar değersiz ya da önemsiz kabul ederse etsin, herkesi, kendi en yakınlarına kendine dair yazılı bir belge bırakmaya özendirmek çünkü insan ancak kendiyle hesaplaşarak “insan” olur ve bir toplumun, bir dönemin gerçek tarihi ancak kendiyle hesaplaşan “insan”ların yazdıklarıyla belgelenir.

“Oma…” yalnızca bu ülkenin çok özel bir döneminin, çok özel bir tanıklığının belgesi değil, aynı zamanda bir davettir: kişisel bir tarih şuuru geliştirebilmek için anı yazmaya, hoşgörüye, önyargısızlığa ve herkesi “kendi-yalnızca kendi” olmaya açık bir davet!

Oma Alıntıları - Sözleri

  • İnsan ancak kendiyle hesaplaşarak "insan" olur ve bir toplumun, bir dönemin gerçek tarihi ancak kendiyle hesaplaşan "insan" ların yazdıklarıyla belgelenir.
  • Gerek birey gerekse toplum olarak aidiyet duyguları bir hayli zedelenmiş, neredeyse yitmiş, yabancılaşmış olarak yaşayan insanların, özellikle de çocukların ve gençlerin, nasıl kimlik bunalımına düştüklerini, bu bunalımdan bir nebze olsun kurtulabilmek için kendilerine nasıl yapay aidiyetler icat ettiklerini, hatta kelimenin gerçek anlamıyla “satın aldıklarını” ama bu umarsız çabaların sonucunda giderek daha da büyük bunalımlara nasıl sürüklendiklerini gördükçe dehşete düştüğüm günlerdi.
  • … amacı, onun neler yaşadığını öğrenmek değildi. Ona mutluluklarını anımsatarak ve o mutlulukları yeniden yaşatarak umutsuzluğunu unutturmaktı.
  • Dünyada varoluşları sadece yaşamaktan ibaret olan, güneş ışığının farkına varmayan zavallı hissiz yaratıklara meydan okumalısın. Başını daima dik tut!
  • Önce kendi içimizde kapalı duran kapıların farkına varmalıyız, önce onları açmaya çalışmalıyız. Kapılar bir kere açıldı mı sıra köprüler kurmaya gelir. Farklı dünyalara, farklı duygulara, farklı ortamlara köprüler kurmaya...
  • Dün geldim, yarın gidiyorum…
  • (II. Dünya Savaşının başlangıcı olan, Hitler’in Polonya’ya savaş ilan ettiği gün Almanya’dan Türkiye’ye meşakkatli yolculuğun hikayesi...) Trenimiz Balkanlardan geçerken, başlarında öğretmenleri ile bir Türk öğrenci grubunun memleketlerine dönmekte olduğu haberi nasıl olduysa Türklerin yaşadığı köylerde duyulmuş, durduğumuz her istasyonda köylüler bize küfeler dolusu üzüm, peynir, ekmek, haşlanmış yumurta getirip ikram ettiler ve Türkiye’ye selam yolladılar. Bu güzel ikramları gözlerimiz yaşararak kabul ettik, açlığımızı, susuzluğumuzu giderdik ve bir hafta içinde İstanbul’a vardık.
  • Görevde sadakat, Söylemde hakikat, Eylemde sebat…
  • … insan ancak kendisiyle hesaplaşarak “insan” olur ve toplumun, bir dönemin gerçek tarihi ancak kendiyle hesaplaşan “insan”ların yazdıklarıyla belgelenir.
  • Ülkeye geldiğim yıl harf devrimini bizzat yaşamış, gelişen endüstrinin içinde yer almış, kadınların günden güne nasıl bilinçlendiğini, kendilerine güvenlerini kazandıkları, bilim ve sanatın, sosyal hayatın nasıl aşama kaydettiğini izleyebilmiştim.
  • Kız arkadaşının sana gösterdiği ve ruhunu kutsal bir ışık gibi saran o safiyane güveni sarsmamalısın. Gerçek sevginin sınırları yoktur ve sevginin en safının temelinde de işte bu güven duygusu yatar.
  • “Önce kendi içimizde kapalı duran kapıların farkına varmalıyız; önce onları açmaya çalışmalıyız. Kapılar bi kere açıldı mı sıra köprüler kurmaya; o köprülerden geçerek kendimizi ve birbirimizi tanımaya, hayatı daha geniş ve derin soluklarla algılamaya, yanaşmaya, zenginleşmeye, zenginleştirmeye!”
  • Gerek birey gerekse toplum olarak aidiyet duyguları bir hayli zedelenmiş, neredeyse yitmiş, yabancılaşmış olarak yaşayan insanların, özellikle de çocukların ve gençlerin, nasıl kimlik bunalımına düştüklerini, bu bunalımdan bir nebze olsun kurtulabilmek için kendilerine nasıl yapay aidiyetler icat ettiklerini, hatta kelimenin gerçek anlamıyla “satın aldıklarını” ama bu umarsız çabaların sonucunda giderek daha da büyük bunalımlara nasıl sürüklendiklerini gördükçe dehşete düştüğüm günlerdi.
  • Aslında insanlar başkalarının acılarına saygı duymazlar.
  • Her insanın hayatında öyle anlar vardı ki, geleceğinin akışına yön verir. Kaderinizin yoluna açılan bir kapının önünde durduğunuzda, eğer bu kapıyı çalmadan geri dönerseniz, başka bir yöne doğru sürdürmeye devam edersiniz...

Oma İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Tarihi seviyorum.. dönem kitaplarını seviyorum.. gerçek hayatta var olmuş insanların hayatlarından bir şeyler öğrenmeyi seviyorum.. Bu yüzden Oma'yı da sevdim. Oma almanca nine demek. Yazarın, sevgili rahmetli anneannesinin hayat hikayesi. Ama yazarın kaleminden değil de bizzat sevgili rahmetli anneannesinin kaleminden bir kitap. Ve bu kitap su gibi akıp gitti. Yer yer bir Türk gencinin bir Alman kızına duyduğu aşka tanıklık ettim. Yer yer ikinci dünya savaşının Almanya üzerindeki etkilerine. Ve birlikte inançla yürüdüğün yolda, zorluklar olsa da başarının ve huzurun daima sana yoldaş olduğuna. Bu kitapta öyle tutkulu bir aşk olağanüstü mücadeleler yok. Tam da gerçek hayatın içinde varlığını bulan bir aşk ve her normal insanın verdiği hayat mücadelesi var. işte kitabı özel kılan da bu. Hiç bir aşırılık yok. Ama örnek alınacak çok şey var. Yazar iyi ki sevgili rahmetli anneannesinin (kitapta sürekli böyle bahsediyor) yazdığı günceleri kitap haline getirmiş ve bizlerin de okumasına vesile olmuş. (Siyah Zeytin)

"Oma"Almanca nine demektir.Kitapta yazarın annanesinin hatıratını okuyoruz.Kahramanımız Addi(annane), Almanya da başlayan hayat yolculuğunu günlüğüne yazmıştır.Yazarımız Almanya'da başlayıp Türkiye de biten, mücadelelerle dolu bu yolculuğu, Addinin günlüğünden biz okuyuculara aktarmıştır.Keyifli bir hatırattı, severek okudum diyebilirim. (Leyla Subaşı)

Kitap çok akıcı bir şekilde ilerliyor. Almanya’dan Hereke’ye oradan İstanbul’a uzanan bir yolculuk. Fedakarca kurulan bir yuva. Sabırla ve özveriyle yetişen insanlar ve Türkiye’nin hüzünlü durumu... İnsanın hayatına alabileceği ince ve naif davranışlara da değinilmiş güzel bir roman. Bahçe yetiştiriciliği ve ağaçlara verilen öneme değinilmesi ayrıca hoşuma gitti. İyi okumalar dilerim… (Zeynep)

Kitabın Yazarı Münib Engin Noyan Kimdir?

Münib Engin Noyan (d. 14.111953, İstanbul) Türk tiyatrocu.

İstanbul Alman Lisesi ve Viyana Üniversitesi Felsefe Fakültesi Tiyatrobilimi Enstitüsünde eğitim gördü. Türkiye'ye döndükten sonra bir müddet İstanbul Şehir Tiyatroları'nda yönetmen ve dramaturg olarak çalıştı. Bir dönem Avrupa'nın çeşitli yörelerinde, örneğin Fransa'nın güneydoğu şehir ve kasabalarında eşi ile birlikte çok başarılı yahudi tiplemeleri yapmaktaydı.Halk deyimi ile bir vakit önce "hidayete erdi" ve şimdilerde yurtiçinde ve yurtdışında konferanslar veriyor, dini sohbetlere katılıyor, ilahiler seslendiriyor.

Hilal TV'de uzun süre Kapılar ve Köprüler isimli programı hazırlayıp sunmuş, ayrıca yine aynı kanalda Mustafa İslamoğlu ile birlikte Vahyin Penceresinden isimli programı yapmıştır.

Münib Engin Noyan Kitapları - Eserleri

  • Aşk Düşünce Yollara I
  • Oma
  • Aşk Düşünce Yollara II – Hikâye-i Râbîa
  • Kur'an Günlüğü
  • Şapka
  • Sucuklu Yumurta

  • Hadis Günlüğü
  • Kur'an Günlüğü 2
  • Sohbetler
  • Kur’an Günlüğü 1
  • Müslüman Kardeşimle Sohbetler
  • Teyakkuz Yazıları
  • Vahyin 1. Yılı

  • Ben Müslümana Müslüman Demem
  • Herkes İçin Kur'an Okuma Rehberi
  • Müslümanım Elhamdulillah
  • Dikkat Münafık Var
  • Dikkat Misyoner Var
  • Ehl-i Qur'an Olmak
  • Yeni Başlayanlar İçin Namaz Rehberi

  • Mein Qur'an Tagebuch
  • Vahyin 2. Yılı

Münib Engin Noyan Alıntıları - Sözleri

  • Dinin afeti hevadır İbadetin/Kulluğun afeti ara vermektir Sözün afeti yalandır Güzelliğin afeti kendini beğenmişliktir Cömertliğin afeti israftır Asaletin afeti övünmedir Yumuşak huylu olmanın afeti horlanmadır Cesaretin afeti azgınlıktır Cömertliğin afeti başa kakmaktır Zarafetin afeti aşırı hoş görünme çabasıdır İlmin afeti unutmaktır (Hadis Günlüğü)
  • "Ve aka aka bütün o yüce dağları, sarp kayalıkları, derin vadileri, geniş ovaları aştıktan sonra kavuşmuşlar nihayet Dicle ile Fırat birbirlerine... O kadar büyük, o kadar büyükmüş ki sevdaları, koskocaman bir nehir olup dünyanın en verimli, en güzel, en bereketli topraklarından biri haline getirmişler içinden akıp geçtikleri her yeri....ve 'Şattul-Arab' adını vermişler orada yaşayan insanlar bu ölümsüz aşkın adına... (Aşk Düşünce Yollara II – Hikâye-i Râbîa)
  • Batı dünyasının hiçbir ülkesinde,üniversite bitirmiş olmakla övünmez ve de övülmez hiç kimse...! (Müslüman Kardeşimle Sohbetler)
  • "Esas ve de mühim olan akmaktır, dedi. Ummâna kavuşmak için biteviye akmak, karşısına çıkan her engeli bıkmadan usanmadan aşmak! Aşmak için ne gerekiyorsa onu yapmak! Ama asla hedefinden ve yolundan sapmamak! Sabrın bu olduğunu bilmek ve sabrı cihâd edinmek hatta yâtiyek'el-yakîn! " (Aşk Düşünce Yollara II – Hikâye-i Râbîa)
  • Haşr 13: “Şu bir gerçek ki, yüreklerinde size karşı duydukları korku Allah’a karşı duyduklarından daha şiddetlidir. Çünkü onlar anlayışı kıt bir topluluktur!” Bu ayetle ilgili olarak Muhammed Esed şu yorumda bulunur: “Onlar Allah’a inanmadıklarından veya en azından inanç konusunda yarım-gönüllü olduklarından, bu dünyada karşılaşacakları maddî/somut tehlikeler onları Allah’ın nihaî yargısı düşüncesinden daha fazla korkutur. (Kur'an Günlüğü)
  • Kur’an’ın gölgesinde yaşamak, ancak tadanların bilebileceği bir nimettir. İnsanın hayatını yücelten, temizleyen ve onurlandıran bir nimet… (Kur'an Günlüğü)

  • Kıyafet sahip olunan dünya görüşünün aynasıdır. (Müslüman Kardeşimle Sohbetler)
  • Gavur gibi davranacak olduktan sonra millete, ne gerek vardı ki onca gayret sarf etmeye , onca şehit vermeye kurtarmak için vatanı gavurdan? (Şapka)
  • O gün boynumu büktüm, bir daha asla dikleştirmemecesine… O gün secdeyi gördüm, bir daha asla unutmamacasına… O gün, onca geceden, onca yıldan, onca çabadan, onca emekten sonra vardığım noktadan, sıfırdan, yeniden başlamaya karar verdim. Ve o günü hep bugün bildim. (Kur’an Günlüğü 1)
  • Bütün Kur'an Aşıklarına duyrulur; Oku ,Düşün , Anla, Yaşa! Fazla söze ne hacet? (Kur'an Günlüğü)
  • “Moda” adı altında uyguladıkları “gözbağcılık”la, insanları iyice aptallaştırıp, dibine kadar sömürüyorlar, dahası köleleştiriyorlar. (Ben Müslümana Müslüman Demem)
  • Takdir ve tevfik hiç kuşku yok ki yalnızca âciz bir kulu olmakla şereflendiğimiz Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'tan dir, celle şânuhu. (Sohbetler)
  • -Arkadaşlar, kararımı açıklıyor ve oylarınıza sunuyorum! -Ne oylaması, sayın başkan! Oylama da nerden çıktı! Kararını açıkla yeter! Hepimiz uyarız! (Sucuklu Yumurta)

  • Timsah yaklaşık on sekiz milyon yıldır, yani dinazorların yaşadığı dönemden beri varlığını sürdüren, nesli hiç tükenmemiş, yok olmamış, üstelik de yok sayılacak kadar az değişime uğramış ilginç bir hayvan. (Ben Müslümana Müslüman Demem)
  • Hiç kelimelere dökülmedi bu aşk, hiç dillenmedi ama alemlerin rabbi olan Allah'ın ve Rasûl-i Ekrem efendimizin dışında kim daha beliğ konuşabilir ki gözlerden başka! (Şapka)
  • Ölüler mi tiksindirici? Ya dirilere ne demeli, ha? (Sucuklu Yumurta)
  • " Ey insan! Ne mağrur etti seni o Kerim Rabbine?" (Kur’an Günlüğü 1)
  • -Neden bu kadar öfkeli bu? -Neden olacak, açlıktan! -Hepimiz açız, ama onun gibi davranmıyoruz! (Sucuklu Yumurta)
  • “Önce kendi içimizde kapalı duran kapıların farkına varmalıyız; önce onları açmaya çalışmalıyız. Kapılar bi kere açıldı mı sıra köprüler kurmaya; o köprülerden geçerek kendimizi ve birbirimizi tanımaya, hayatı daha geniş ve derin soluklarla algılamaya, yanaşmaya, zenginleşmeye, zenginleştirmeye!” (Oma)
  • ''Müslümanlar değildi İslam'ı yücelten,büyük kılan;tersine, İslam'dı Müslümanları yücelten.'' (Kur'an Günlüğü)