Kitap Künyesi
Yazar: J. G. Ballard
Çevirmen: Süha Sertabiboğlu
Orijinal Adı: Kingdom Come
Yayın Evi: Sel Yayıncılık
İSBN: 9789755706535
Sayfa Sayısı: 293
--reklam--
Öteki Dünya Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Her yerden görülen devasa kubbesiyle bir alışveriş merkezi, tüketim ve şiddetin hüküm sürdüğü bir taşra kasabası ve beklenmedik bir ölüm...
Yaşadığı kasabanın alışveriş merkezinde öldürülen babasına yalnızca veda etmek için Brooklands'e giden işsiz reklamcı Richard Pearson; labirenti çağrıştıran alışveriş merkezinin, durmaksızın hareket eden yürüyen merdivenlerin, yirmi dört saat çalışan televizyonun ve ellerinde poşetlerle tüm vakitlerini burada geçiren insanların arkasında uğursuz bir şeyler gizlendiğine inanmaya başlayarak kalmaya karar verir. Mahkeme sürecindeki tuhaflıklarla birlikte babası ve kasaba sakinleriyle ilgili akıl almaz gerçeklerle yüzleşmeye başlayan Richard, görmezden gelmek ve dönmek, kalmak ve çözmek arasında bir seçim yapmak zorunda...
Son derece yozlaşmış ama bir o kadar da tanıdık bir modern dünya tasvirini en canlı ve korkunç biçimlerde ortaya koyma yeteneğiyle J. G. Ballard, Öteki Dünya'da artık hayatlarının her anında alışveriş yapıyorlarmış gibi görünen insanların hikayesini; halihazırda içinde bulunduğumuz sisteme çok yakın bir distopyanın sınırsız tüketiciliğini, fütürist bir tahayyül ve haklı bir öfkeyle anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Öteki Dünya Alıntıları - Sözleri
- Tüketici toplumu bir tür yumuşak polis devletidir. Seçme şansımız var sanıyoruz, fakat aslında her şey zorunlu. Alışveriş etmeyi sürdürmek zorundayız, yoksa kentliliğimizi yitiririz.
- Yalanlar yeterince tutarlıysa gerçeğin güvenilir bir alternatifi haline gelebilir.
- Hükümetlerin gerçek şiiri şiddettir.
- İnsanlar farkında değil ama kendi kafalarından sıkılmışlar.
- Deli kötüdür. Kötü güzeldir.
- İyilik yapmak cesaret istiyor bugünlerde.
- Bittiğini sandığım yolculukların bittiği çok enderdir.
- Tüketicilik, insanları denetim altına almak için bugüne kadar bulunmuş en büyük araçtır.
- Bir şiddet açlığı var, spor bu yüzden bütün ülkeyi meşgul ediyor.
- İnsanlar, bankaya para yatırdıkları gibi, duygusal bir sermaye de biriktiriyorlar ve bu duyguları bir lider figürüne yatırmak istiyorlar.
- Her cumartesi geliyorum buraya, eninde sonunda biri soruyor, 'Kaç para?' diye. 'Bedava,' diyorum. Afallıyorlar, sanki bir şeylerini çalmaya kalkmışım gibi tepki veriyorlar. İşte sana kapitalizm. Hiçbir şey parasız olamaz. Bu ideoloji hasta etmiş onları, polis çağırmak istiyorlar, muhasebecilerine mesajlar bırakıyorlar.Kendilerini değersiz hissediyorlar, günah işlediklerine inanıyorlar. Hemen koşup gitmeleri ve bir şey satın almaları gerekiyor yeniden nefes alabilmek için...''
- Sanki bizler dünya haline gelen bir müzikal dramın figüranlarıymışız gibi.
- "Yeni bir insan türüyle karşı karşıyayız; gözlerini kısmış, pasif, mağaza kartlarını kavramışlar ellerinde. Sizin gibilerin* söylediği her şeye hemen inanırlar. Üçkağıda getirilmek, en son süprüntüleri satın almak için kandırılmak istiyorlar. Televizyon reklamlarıyla eğitilmiş bunlar. Bir değer taşıyan tek şeyin, poşetlerine koyabilecekleri şeyler olduğunu sanıyorlar. Burası bir veba bölgesi Bay Pearson. Tüketicilik denen bir veba bu. "
- Siyasetten söz ediyoruz. Halk, kendisinin aldatılmasında bile bile suç ortaklığı yapıyor.
- Varoşlar şiddeti hayal eder. Cömert alışveriş merkezlerinin çevresine sığınmış mahmur villalarında uyuyakalmış, daha tutkulu bir dünyaya uyanacakları kabusları beklerler sabırla...
--reklam--
Öteki Dünya İncelemesi - Şahsi Yorumlar
MUHTEŞEM KASIM İNDİRİMLERİ BİR KİTAP OLSAYDI?: Vakti zamanında Baudrillard abimizden okuduğum bir kitapta: ''Moda, derin bir baskı karakterine sahiptir ve yaptırımı ya toplumsal başarı ya da dışlamadır.'' diye çok güzel bir cümleye rast gelmiştim. Bakın tüm dünyada özgürlük masalları satılırken inanılmaz faşizan bir tüketim baskısı vardır. Neoliberal çağın faşizmi tüketimdir. Fakat burada sana propagandayı parti başkanı yapmaz, reklam yıldızı yapar. Hem de her dakika yapar. YouTube videosu izlerken yapar, en sevdiğin dizinin ortasında yapar, telefonda oyun oynarken bile yapar. Bu, ürünü ücret ödemeden bedava kullanmanın bir bedelidir. Kitap, yeni çağda toplumu bir arada tutan bağın tüketim olduğu iddiasıyla yazılmış. Cami, kilise, sinagog insanların toplandığı ve toplumsal bağı bir arada tutan yapılardı. Şimdi aynı görevi AVM'ler yapmıyor mu? ''IKEA kataloğu, İncil'den sonra dünyada her yıl en çok basılan ikinci kitaptır.'' Başka kitaptaki bu bilgi aslında tüketimin yeni bir siyaset olmasının habercisi değildi. Artık yeni bir dindi. Cuma deyince namaza giden insanlar şimdi ''cuma indirimi'' bekliyorsa artık tüketim bir dindir. Kutsal kitabı kataloglardır. Alışveriş yapılan yerde zaman bile yoktur. Camlar siyah camdır. Harcama sizi vakitten soyutlar. Kitap İngiltere'deki bir uç bölgede geçiyor. Tabelaların hep Metro- Center adlı AVM'yi gösterdiği tüketim labirenti gibi bir dünya var. Bu AVM bir metafor olabilir. AVM'de paralı askerler yok, platinyum kart ve özel indirimler kazanmak için AVM'yi koruyanlar var. Tahakkümü içselleştirmek tam da bu değil mi? Bazen devleti de benzer reflekslerle kim olduğunu bilmediği düşmanlara karşı canhıraş savunanlar yok mu? Aslında sadece vatandaşa karşı baskı anlatılmıyor. Kapitalizme geçememiş, bu sistemden başka şekillerde yönetilen ülkelere karşı yapılan baskılar anlatılıyor. Bu şehirde insanlar AVM'lere gitmeyen, uygar atfedilen tüketim dünyasının flamasını kullanmayan Asyalı, Müslüman, siyahi tüm halklara saldırı halinde. Kapitalist uygarlığın Latin Amerika'dan Ortadoğu'ya, Afrika'dan uzak Asya'ya kadar Kosovalı, Bosnalı ayırt etmeden insanlara bakışı bu değil mi? Tek fark, bunu her zaman kitaptaki gibi şiddetle yapmayabiliyor. Zaman zaman çeşitli yaptırımlar yoluyla hizaya getiriyor. Baş karakterin babası ölüyor. Sonrasını yazarın ağzından dinliyoruz: "AVM'nin halkla ilişkiler bürosundan, kendini herkese Tom Carradine diye tanıtan, uyanık bir genç vardı ve bu korkunç olayı bile bir pazarlama fırsatı gibi görüyordu sanki. Profesyonel gülümsemesini büyük bir çabayla bastırarak, beni Brooklands'e bir dahaki gelişimde AVM'yi ziyaret etmeye davet etti; sanki bu trajediden hala iyi bir şeyler çıkabilirmiş gibi." Trajediyi bile metaya dönüştüren bu sistem değil mi? Bu dünya karamsar liderlerin olduğu, miting yapan kalabalık faşizmi değil size daha iyi dünya vaat eden ama başka alternatiflere sırtını dönmüş bir harcama faşizmi. Çıkış noktası ise öfke. Öfke ancak harcayarak baskılanıyor. Tüketim toplumu sizi tüketimde eşitler, sınıfları törpüler. Spor ise insanların tek beslenme kaynağı. İçgüdüleri canlı tutmak için faşist tüm devlet rejimleri gücü bedene indirgemiştir. Bireysel bir güç uygulamamışsa içtimai güç uygulamıştır. O nedenle kitapta da kas, spor, erkeklik aşılanır. İnanmayan Hitler'e, Mussolini'ye baksın. Tanıl Bora'nın kitap/turkiyenin-linc-rejimi--30233 kitabında ''Milli öfkeyi seferber edip bir noktada kontrol altına almak; bir linç potansiyeli oluşturup bir noktada veya ara ara gemlemek, faşizmin sarkacıdır." Cümlesi çarpıcıdır. İşte kitapta bu size yaşamak için bir neden verir. Tüketim toplumu sizi tüketimde eşitler, sınıfları törpüler. Gelelim yazara, kitabı yazarken güzel konu bulmuş ama inanılmaz dağınık anlatmış. Karakterlerle bütünleşmek zor. Kim neyi savunuyor ne oluyor belli değil. Uzun uzun anlatacak kadar bile anlaşılmaz kurgu var. Şimdi uzun uzun sövmekle uğraşmayarak 4 veriyorum. Toparlarsam, "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler" masalındaki kraliçenin, aynanın karşısına geçip ''Ayna ayna, söyle bana! Var mı benden güzeli bu dünyada?'' cümlesine olumlu yanıt alamadığı bir çağdayız. Artık ''Elbette var majesteleri. Allık az olmuş, dip boyan gelmiş, hem de bronzlaşman gerek'' diye kusurların olduğuna ikna eden ve sana kişisel bakım ürünleri pazarlayan sistemin ortasındayız. Haydi Aralık ayının kaçırılmayacak fırsatlarına. Toplu haldeki gönüllü deliliğe hoşgeldiniz. (Yorgun demokrat)
Filmi çekilse izlenir bir roman. Ballard eserlerinin tümünde olduğu gibi Öteki Dünya'da da tüketim çılgınlığını merkeze alıyor. Öteki Dünya olarak bahsettiğimiz Londra'yı çepeçevre saran M25 otobanının kıyısına kurulmuş olan Brooklands kasabasındaki Metro-Centre alışveriş merkezi. İşsiz bir reklamcı olan Richard Pearson Metro-Centre'da yaşanan bir saldırıda ölen babasının anısı için Londra'dan Brooklands'a gider. Alışveriş merkezi sayesinde bir tüketim cenneti haline gelmiş olan Brooklands'a girmek kolaydır fakat çıkmak imkansızdır. Çünkü Brooklands'de tüm tabelalar Metro-Centre'a girişi gösterir. M25 çevresi zaten alışveriş merkezleri ile bezelidir. Yazar bu distopyayı şöyle tanımlıyor. “Sinema, kilise ya da şehir merkezi falan yoktu. Ve geriye kalan tek kültür yaşamı da cazip bir tüketiciliği pazarlayan sonsuz reklam panoları destekliyordu.” İnsanları para harcamaya iten bu yapı, sadece kapitalizmi yaymakla kalmaz, aynı şekilde faşizmin de merkezi haline gelmiştir. St. George haçını sembol benimsemiş holigan grupların asıl hedefi göçmenler. Metro-Centre'a gelmeyen ve küçük dükkanlar açan göçmenler düşman olmaya en müsait grup. Ballard'ın eserlerinin genelinde gördüğümüz şeylerden biri de insanın vahşiliğidir. Bu romanda da insanın bu vahşiliği temas sporları ve şiddet isteği üzerinden gösterilmiş. Babasının cenazesi için gelen Richard, babasının ölümünün rastgele bir terör saldırısından fazlası olduğunu ve bir dizi tesadüfleri fark eder. Bölge ahalisinden bu dev alışveriş merkezinden bir grubun bağlantılarını çözen Richard reklamcı içgüdülerinin de etkisiyle Metro-Centre'ın mesihi haline gelecek olan reklam yüzü David Cruise'un faşist harekete lider olması için de gerekli reklamları sağlar. Fakat Metro-Centre'da işler değişmektedir. Tüketim çılgınlığını, insanın şiddet isteğini ve yozlaşmayı çok etkili bir şekilde ortaya koyan bir eser. Ve hepinizin tahmin edeceği üzere çok da uzak olmayan bir geleceği tasvir eden bir distopya bu. Konusu çok güzel olsa da kurgusu kimi yerlerde oldukça sorunlu. Fakat yine de okunur bir yazar Ballard. 8/10 (Ömer Ökten)
Ballard’dan Faşizm Kokan Bir Modernizm Hikayesi: Öteki Dünya: “Metro Centre… Çevresindeki tüm manzaraya hükmeden, geniş Londra’nın en büyük alışveriş merkezini barındıran o muazzam alüminyum kubbe; cemaati Hristiyan kiliselerinden çok daha kalabalık olan bir tüketim katedrali. Gümüş damı, devasa bir uzay gemisinin gövdesi gibi çevresindeki ofis binalarının ve otellerin üzerinde yükseliyordu.” Özgün adı Kingdom Come olan yapıt, 2013 yılında, Sel Yayıncılık tarafından Süha Sertabiboğlu’nun çevirmenliğinde “Öteki Dünya” ismiyle dilimize kazandırıldı. yazar/J-g-ballard bu romanında da klasik üslubunu konuşturuyor ve eleştirel kimliğini yine ön plana koyuyor. Tıpkı Öteki Dünya’dan tam 30 yıl önce kaleme aldığı High-Rise (kitap/gokdelen--20511) romanında olduğu gibi, eleştirilerinin odak noktasında tüketim bulunuyor. Şüphesiz çağımız insanının en büyük problemlerinden biri olan bu konu, toplumun kanamaya devam eden yaralarından belki de en önemlisi. Önlem almak şöyle dursun, kapitalizm hizmetkarları tüketim çılgınlığını arttırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. “Sinema, kilise ya da şehir merkezi falan yoktu. Ve geriye kalan tek kültür yaşamı da cazip bir tüketiciliği pazarlayan sonsuz reklam panoları destekliyordu.” Modern insanların adeta tapınakları haline gelmiş olan alışveriş merkezlerini enine boyuna irdeleyen Ballard, “Bilinç Eşiğini Atlayan Adam” isimli öyküsüyle bizlere fragmanını izlettirdiği kurgusunu bu kitabında dev bütçeli bir sinema şölenine dönüştürmeyi başarmış. Bunu yaparken de yine kendi vizyonu ve misyonundan asla taviz vermeyip, yine insanlık adına elle tutulur, yine gözle görülür çıkarımlarda bulunmayı başararak… Kapitalizmin emirlerinden biri olan tüketim çılgınlığı ve beraberinde getirdiği alış-veriş faşizminin yozlaştırdığı insanlar, bu sistem içindeki bir döngüde kapana kısılmışlardır, tek çıkar yoları ise fazla ve daha fazla alış-veriş yapmaktır. Kentin hemen her yerinden görülen ışıltılı, devasa bir alış-veriş merkezinin kubbesini görmeden uykuya dahi dalamayan bu yozlaşmış insanların dramatik içe kapanıklılığını büyük bir ciddiyet ile dışa vuruyor distopyanın ustası Ballard. “Tüketicilik, insanları denetim altına almak için bugüne kadar bulunmuş en büyük araçtır.” Ballard’ı usta yapan unsurlardan biri hiç şüphesiz onun iflah olmaz bir insan kehanetçisi olmasından ileri geliyor. Romanlarında ve öykülerinde yaptığı son derece gerçekçi kehanetleri ile farkını inceden belli ediyor. Odak noktası insan olmasına rağmen, eserleri bilimkurgu sınırları içine giriyor zira Ballard, öncülerinden biri olduğu New Wave” (Yeni Dalga) akımına gönül vermiş bir bilimkurgu yazarıdır aynı zamanda. Distopya türünde eserler vermiş yazarlar içinde değerlendirdiğimiz zaman da yine Ballard’ın diğerlerinden birçok farkı olduğunu söylemek mümkün. Bunlardan en önemlisi şüphesiz anlatılarının daha vahşi oluşudur. İnsan doğasının vahşiliğinin farkında olan Ballard, insanı irdelediği her yapıtında daha da ileri gidiyor ve kendisine bu konuda herhangi bir engel koymuyor. Bu yüzdendir işte Ballard’ın “dış uzay”ı reddedip, “iç uzay”a yönelmesi. İnsan öyle bir varlıktır ki Ballard için, bu canlıyı dünyada en iyi çözenlerden biri kendisi olmasına rağmen, yine de her zaman kendini yetersiz görmeye ve daha çok çabalamaya gerek duymuştur. Özetle, insanı ve toplumu eleştirme yeteneği görülmemiş düzeydedir. “Seçme şansımız var sanıyoruz, fakat aslında her şey zorunlu. Alışveriş etmeyi sürdürmek zorundayız, yoksa kentliliğimizi yitiririz. Tüketicilik, ancak faşizmin tatmin edebileceği dev bilinçaltı gereksinimler yaratıyor. Arada bir fark varsa, faşizm, tüketiciliğin elektif deliliği yeğlediği zaman aldığı biçimdir.” Richard Pearson, büyük şirketlerin reklam kampanyalarını hazırlayarak hayatını idame ettiren biriyken işten atılır. Eşiyle de yaşadığı problemlerin ardından kısa bir süre önce ayrılan Pearson, daha önce varlığının dahi pek farkında olmadığı babasının ölüm haberini öğrenir. Londra’nın banliyölerinden Brooklands, Heathrow’da yaşayan babasının cenazesi için oraya giden Richard, kasaba halkı için çok özel bir konumda bulunan Metro-Centre ile tanışacaktır. Babasının da bu dev alış-veriş merkezinde öldürüldüğünü öğrenen Richard, bu olayın peşini bırakmamaya karar verir ve Londra’ya dönmeyerek araştırmalarına başlar. Reklamcılık yaparak para kazanan Richard’ın en iyi bildiği şeylerden biri şüphesiz avm’lerin tüketim pazarında çok önemli bir rolü olduğudur. Buna rağmen babasının o avm’lerden birinde öldürülmüş olması, onu bundan önceki yaşamını ve tüm bu kapitalizm unsurlarını tekrar gözden geçirmesine, sorgulamasına sebebiyet verecektir. Birden bire kendini ilginç bir tezatlığın ortasında bulan Richard, bununla baş etmeye çalışacaktır. “Metro-Centre’da saat yoktu, geçmiş ya da gelecek yoktu. Zamanı gösteren tek ipucu, yukarıdaki monitörlerde gösterilen futbol maçıydı.” Ballard bu romanında sadece tüketim toplumunu değil, spor başta olmak üzere, her türlü fanatizmi de eleştirmekten geri durmuyor. Bu otoban kasabasında her an her yerden çıkabilecek olan, St. George haçı işlenmiş kırmızı beyaz tişörtleri ile holiganlık yapan ve fanatikliğin yıkıcı etkilerini gözler önüne seren bir topluluk da yok değildir. Ve bu durum sadece St. George haçı işlenmiş tişörtler giyen insanlarla da sınırlı değildir. Bu kasabada spor ve spordan doğan şiddet bir hayli fazladır. Bu yönüyle kitabın farklı bir açısına da şahit oluyor ve aynı zamanda her türlü düşünceye ve görüşe karşı körü körüne bağlılığın yanlış bir olgu olduğunu kitaptaki olayları muhakeme ederek rahatlıkla anlayabiliyoruz. Hayatlarının her anında adeta bir labirenti andıran dev bir alış-veriş merkezi ile yatıp kalkan, onun yürüyen merdivenlerinde kendilerini hiç olmadığı kadar güvende hisseden, avm içindeki dev ekranlarda insanların tanrılaştırdığı bir adamın sesinden yeni ürünlerin ilanı ile mutlu olan, destekledikleri görüşleri canları pahasına fanatikçe koruyan bir insan topluluğu tabii ki günümüzden alınıp bu romana yedirilmiş bir kesitten başka bir şey değildir. “Hiçlik hiçlikle değiş tokuş ediliyordu. Bu delice para dolaşımının ardında devasa bir can sıkıntısı hüküm sürüyordu.” Bugünü anlamak için geleceğin geçmişten daha iyi bir anahtar olduğunu söyleyen ve bilimkurgunun da aslında reklamlar, imajlar gibi maruz kaldığımız çeşitli kurguların içinde gerçekliği yakalamak olduğunu belirten Ballard’ın Öteki Dünya’sı bizlere tam da bu cümlelerde yatan gerçekliği açık ediyor. Bu kitabı okuyup da avm’lere bir başka gözle bakmayanlar aslında bu kitabı sadece okumuş olmak için okuyanlar ve yazarın o engin felsefi görüşlerinin farkına varamayanlardır. Modern dünyanın korkunç yüzlerinden birini kusursuz bir şekilde kağıda döken Ballard’ın ölmeden önce kaleme aldığı bu son romanı, hala düşünebilen okurlar tarafından kitaplıklarının en değerli parçalarından biri olacaktır şüphesiz. Henüz Ballard’la tanışmamış olanlara önerilebilecek en iyi kitaplardan biridir Öteki Dünya. Yine de, Gökdelen romanı da bu eşsiz yazarla tanışmak için güzel bir başlangıç olabilir pek tabii. Karar sizin ama emin olun keyifle değil, içiniz karararak okuyacaksınız James Graham Ballard'ı. “Yeni bir tür faşizm, bir şiddet tarikatı doğuyordu bu alışveriş merkezleri ve kablolu kanallar güruhundan. İnsanlar öylesine sıkılmıştı ki, yaşamlarında dram istiyorlardı. Kabadayıca yürümek, bağırmak ve gebertinceye kadar tekmelemek istiyorlardı yabancı suratlı herkesi. Bir lidere kahraman gibi tapınmak istiyorlardı.” (Bahri Doğukan Şahin)
--reklam--
Öteki Dünya PDF indirme linki var mı?
--reklam--
J. G. Ballard - Öteki Dünya kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Öteki Dünya PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı J. G. Ballard Kimdir?
James Graham Ballard (15 Kasım 1930 - 19 Nisan 2009) Şanghay'da doğan İngiliz asıllı bilimkurgu yazarıdır. Bilimkurgu edebiyatta teknoloji tapınmacılığına karşı çıkan Yeni Dalga'nın seçkin temsilcilerindendir.
Ballard ve ailesi Pearl Harbour baskınından sonra diğer yabancılarla birlikte bir sivil tutsak kampına gönderildi. 1942 yazından savaşın bitimine kadar burada kaldılar. Ballard, tutsak kampında yaşadıklarını temel alarak 1984'te Güneş İmparatorluğu (Empire of the Sun) adlı kurmaca kitabını yazdı. Bu kitap daha sonra Steven Spielberg tarafından beyazperdeye uyarlandı. Bilim ve teknolojiye karşıt tutumunun şekillenmesinde, bu dönemdeki tutsaklar kampı, savaşın meydana getirdiği yıkım ve felâket gibi dramatik tecrübelerin büyük etkisi olduğu düşünülür. Özellikle atom bombasının meydana getirdiği fâcia, Ballard'ın eserlerinde kıyamete özgü felâketlerle imgesini bulur.
1946'da İngiltere'ye yerleşen Ballard, 1949'da psikiyatri okumak amacıyla Cambridge'de üniversiteye gitti. Üniversitede ruhtahlili (psikanaliz) ve gerçeküstücülükten etkilenerek yazdığı öncü kurmaca hikâyelerle yazarlığı da bir meslek olarak düşünmeye başladı. İki yıllık üniversite yaşantısından sonra Kanada'ya giderek Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne (RAF) katıldı. 1954'te Hava Kuvvetleri'ni bırakarak İngiltere'ye döndü ve bir yıl sonra evlendi. 1956'da üç çocuğundan ilki doğdu ve aynı yıl Prima Belladonna adlı ilk öyküsü Science Fantasy dergisinde yayımlandı. 1962'deki ilk romanına (The Drowned World) kadar öykülerle bu dergide adından söz ettirdi. Bu romanın diğer kıyamet sonrası kurmacalardan farkı başkarakterin, buzulların erimesiyle oluşan felâketi ve kargaşayı hoş karşılayan biri olmasıdır. Ardından yazdığı kitaplarla bu alanda kendini kanıtlayıp tam-zamanlı bir yazar olarak hayatına devam etmiştir.
En çok konuşulan romanlarından biri olan Çarpışma'da (Crash) cinsel arzular ve teknoloji harikası arabalar arasında ilişki kurarak olay yarattı. Bu kitap aynı adla 1996'da David Cronenberg tarafından sinemaya uyarlandı ve müstehcenlik uyarısıyla sansür tartışmalarına sebep oldu. Bu tartışmaların ardından film sansüre uğramadan gösterime girdi ve Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nü kazandı.
Ballard bilimkurgunun teknoloji merkezli konulara bağlılığını teknoloji tapınmacılığı ve basmakalıpçılık diye eleştirip, uzay ve zaman yolculuklarını "iç uzaylardaki yolculuklar"la yer değiştirdi ve "asıl yabancı gezegen dünyamızdır" dedi. Ayrıca bilimkurgunun 20. yüzyılın esas edebî geleneği olduğunu ve bilimkurgunun görevinin reklamlar, imajlar gibi içinde yaşadığımız çeşitli kurgular arasından gerçekliği yakalamak olduğunu ve geleceğin bugünü anlamak için geçmişten daha iyi bir anahtar olduğunu söyledi.
Eserleri Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılmaktadır.
Uzun süre prostat kanseri ile mücadele eden James Graham Ballard, 19 Nisan 2009'da 78 yaşında, Londra'da öldü.
--reklam--
J. G. Ballard Kitapları - Eserleri
- Gökdelen
- Çarpışma
- Güneş İmparatorluğu
- Öteki Dünya
- Kristal Dünya
- Sınırsız Rüyalar Diyarı
- Beton Ada
- Süper Kent
- Milenyum İnsanları
- Cennete Bir Koşu
- Vahşet Sergisi
- Kokain Geceleri
- Yakın Geleceğin Mitosları
- Kadınların Şefkati
- Merhaba Amerika
- The Drowned World
- Al Kumsallar
- Hayatın Mucizeleri
--reklam--
J. G. Ballard Alıntıları - Sözleri
- Günün birinde Çin de dünyanın geri kalan bölümünü cezalandırıp korkunç bir öç alacaktı. (Güneş İmparatorluğu)
- …kendi yaratma gücündeki bir tanrı misali yeniden can veren bir benliğin içi boş izdüşümü gibi hissetmişti kendini. (Kristal Dünya)
- . Bu insanlar bir anlamda geleceğin hali vakti yerinde ve iyi eğitimli proletaryasının öncüsüydüler, şık mobilyaları ve akıllı duyarlılıklarıyla bu pahalı apartmanlara kapatılmış, kaçış imkânları yoktu. ... (Gökdelen)
- birtakım nedenlerden ötürü, kendi içimde, başka birine verilmiş olması gereken bir rolü oynadığımı düşünüyordum. (Sınırsız Rüyalar Diyarı)
- zihnime sızan heyecan duygusu düşmanlık ve şefkat arasında gidip geliyor, bu iki duygu birbirinin yerine geçebiliyordu. (Çarpışma)
- “Fakat bana öyle geliyor ki Max, tıp mesleği büsbütün hükmünü yitirmiş olabilir. Hayat ile ölüm arasındaki yalın ayrımın artık çok da bir anlamı olduğunu sanmıyorum.” (Kristal Dünya)
- Birden farkına vardım: Kesinlikle ölü değildim, ama aynı zamanda, yalnızca canlı da değildim. (Sınırsız Rüyalar Diyarı)
- - "... İzleri takip et. Guilford'dan 2 numaralı terminale kadar. Yolda bir yerde kendinle karşılaşacaksın..." (Milenyum İnsanları)
- ❝Seninle bir yerlerde karşılaşacağımı düşünüp duruyorum...❞ (Yakın Geleceğin Mitosları)
- Bugün yeni bir kelime öğrendim. Atom bombası. Gökyüzünde beyaz bir ışık gibiydi. Tanrı fotoğraf çekiyormuş gibi. (Güneş İmparatorluğu)
- Siyasetten söz ediyoruz. Halk, kendisinin aldatılmasında bile bile suç ortaklığı yapıyor. (Öteki Dünya)
- Aramızda tıpkı ikimizden birinin başka bir sevgilinin peşinde olduğu partilerde birbirimize zorlama bir şefkat gösterdiğimiz zamanlarda olduğu gibi alaycı bir sessizlik hüküm sürüyordu. (Çarpışma)
- Her cumartesi geliyorum buraya, eninde sonunda biri soruyor, 'Kaç para?' diye. 'Bedava,' diyorum. Afallıyorlar, sanki bir şeylerini çalmaya kalkmışım gibi tepki veriyorlar. İşte sana kapitalizm. Hiçbir şey parasız olamaz. Bu ideoloji hasta etmiş onları, polis çağırmak istiyorlar, muhasebecilerine mesajlar bırakıyorlar.Kendilerini değersiz hissediyorlar, günah işlediklerine inanıyorlar. Hemen koşup gitmeleri ve bir şey satın almaları gerekiyor yeniden nefes alabilmek için...'' (Öteki Dünya)
- güçlü ve gelişigüzel cinsel tutkunun etkisi altındaydım. (Sınırsız Rüyalar Diyarı)
- . Çalışmaları tatmin ediciyse, insanlar eski moda anlamda boş zamana ihtiyaç duymazlar. Hiç kimse Newton ya da Darwin'in rahatlamak için ne yaptığını ya da Bach'ın hafta sonlarını nasıl geçirdiğini sormaz. . (Süper Kent)
- Garip bir çelişkiyle, aramızda geçen bu sevişme her türlü cinsellikten yoksundu. (Çarpışma)
- Evde, kendi başıma uzun saatler geçirirdim. (Hayatın Mucizeleri)
- Dinlerin neden çölde başladığını yeni anladım -dinler birilerinin düşüncelerinin uzantısı gibi.Bakir bir doğadan çok buradaki her taş, her kaynana dili, her tarla sincabı birilerinin aklının uzantısı gibi görünüyordu, her şeyin mümkün olduğu büyülü bir alemdi sanki. Birlikte yeni doğrulara yelken açıyorduk. (Merhaba Amerika)
- Bir nedenle, ona neredeyse inanmıştım. (Hayatın Mucizeleri)
- Bütün bir savaşın yükünü yalnız başıma taşıdığımı düşünürdüm bazen. (Kadınların Şefkati)
Yorumlar
0 yorum