Kitap Künyesi
Yazar: Virginia Woolf
Çevirmen: Tomris Uyar
Orijinal Adı: Between The Acts
Yayın Evi: İletişim Yayıncılık
İSBN: 9789750502071
Sayfa Sayısı: 175
--reklam--
Perde Arası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Virginia Woolf önce Önümüzdeki Savaş, sonra Pointz Konağı, en sonunda da Perde Arası baslıklarını alan bu romanı 1934'te tasarlamaya başlamış. 1941'de tamamlamış. Nedir Perde Arası? Seyirlik bir oyunu izleyen kapalı bir çevrede yaşayan taşralı seyircilerin perde arasında kendi acıklı/gülünç yaşamlarını sürdürmeleri mi? Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nın arasındaki süre mi? Yoksa birbirlerine nefret ve sevgi bağlarıyla kenetlenmiş Giles Oliver'ların bir ikindi boyu kendilerine tanıdıkları mola mı? Galiba üçü de. Sonra perde kalktı: Konuştular. Virginia Woolf, son romanında bütün dünyadaki edebiyatseverlere sesleniyor: toplumsal yasamın baskılarıyla bireysel yaşamın acılarına katlanabilenlere.
--reklam--
Perde Arası Alıntıları - Sözleri
- Yine de kardeşlik, kan bağı, bir engel değildi, bir sisti olsa olsa. Aralarındaki sevgiyi hiçbir şey değiştirmezdi; hiçbir tartışma; hiçbir gerçek; hiçbir doğru.
- Sözcüklerin oluşturduğu iki kusursuz halka, kendisiyle Haines’i iki kuğu gibi sürükledi ırmağın akıntısında.
- Hep bir şeyler yapma hevesindeydı. Acaba kökeni neydi?
- “Peki gelir gelmez ne yaptım dersiniz? Yüksek sesle söyleyebilir miyim? İzin var mı Mrs Swithin? Evet, bu evde her şey açıkça söylenebilir. Korsemi çıkardığım gibi,” (sözün burasında, kalçalarına elleriyle bastırdı, epey şişmandı) “başladım çimenlerde yuvarlanmaya. Yuvarlanmaya-inanır mısınız...” İçten bir kahkaha attı. Kilosunu sorun etmekten vazgeçeli beri özgürlüğüne kavuşmuştu.
- Ne bir çiçek farkındaydı onun varlığının ne bir tarla ne bir bahçe.
- Yalnızca evcimenlikten nefret ediyordu, sahip çıkılmaktan, anaçlıktan.
- ''Neden yargılıyoruz birbirimizi? Birbirimizi tanıyor muyuz?''
- “Galiba aklımı kaçırmak üzereyim, “
- “Gece gibi süzülüyor güzelliğiyle, “ dizesini mırıldandı. Sonra da: “Demek gezinmek yok artık ay ışığında.”
- “Ama bence başka hayatlarımız da vardır bizim, umarım vardır,” diye mırıldandı. “Başkalarında yaşarız, Mr... Eşyalarda yaşarız.”
- Ama bu adamın yıpranmış yüz çizgilerinden her keresinde gizem duymuştu, suskunluğunaysa, tutku.
- Kitaplar: Ölümsüz ruhları yaşatan biricik özsu. Şairler; insan soyunun yasa koyucuları. Hiç kuşku yok, öyle.
- “Çocuklarımın babası, hem aşık olduğum hem nefret ettiğim erkek.” Şu aşk ve nefret ikilemi nasıl paramparça ediyordu kişiliğini.
- “Bize düşen rol, seyircilik.”
- Evet, toplum dışı biriydi kendisi. Doğa ne yapmışsa yapmış, onu türdeşlerinden ayrı bir yere koymuştu.
--reklam--
Perde Arası İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir Sıkışmışlık Alegorisi: Perde Arası: İkinci Dünya Savaşı’nın en sıcak çatışmalarının yaşandığı 1941 yılı. ‘Üzerinde güneş batmayan’ ülke İngiltere savaşın baş aktörü Almanya tarafından aralıksız bombalanıyor. Yarattığı vehametin yanında, en ağır darbeyi anlamsızlığıyla zihinlere indiriyor. İşte tam da bu sırada yitimsiz bir karanlığın en izbe köşesinden fırlayıp yüzünü güneşe dönen kırılgan bir duvar çiçeğinin naifliğine sahip, delilik ve dahilik arasındaki tekinsiz çizgide ilerleyen özgün bir ruh; onu ölümün kıyısına iten veda mektubunu müthiş bir ruhsal gerilimle yazmayı sürdürüyor. Kan ve gözyaşından bir sel gibi önüne kattığı her şeyi yerle bir eden bu savaşın sadece uygarlığın değil, onun yaratıcılığının da sonu olacağı gibi bir saplantıya daha fazla katlanamayan Virginia, kendisi için kaçınılmaz olan kehaneti yerine getirerek kitap/dalgalar--146986’ın uzak ülkesine yelken açıyor,. “Senin üzerine atacağım kendimi, yenik düşmeden, boyun eğmeden. Ah. Ölüm!”gonderi/136671656 İhtişamlı bir trajedinin gönülsüz bir parçası haline gelen bu kitap, Woolf’un intiharından yalnızca iki ay önce kaleme alınmıştır.Öyle ki eseri biricik eşi ve sevgili dostu Leonard Woolf yayınlamış, bu durum kitabın ön sözünde buruk bir mahcubiyetle belirtilmiştir. Tıpkı kitap/mrs-dalloway--4786’de olduğu gibi tek bir günün içinde rastgele çekilen fotoğraf karelerini hatırlatır okuyucuya anlatım.Belirli bir olay örgüsü yoktur.Zihinle gündelik hayat aynı tuvaldeki boyalar gibi birbiri içinde kaybolur.Yazar, karakterlerin düşsel dünyalarını yan yana duran kaftan sandıklar gibi rastgele açar ve kapatır.(Hatta bazılarını açık bırakır, biz kapatırız.) Oldukça alengirli olan bu kafa karıştırıcı anlatım, girmesi cesaret isteyen derin ama muhayyilesi zihinden kolay silinemeyen berrak bir koy gibi serilir okuyucunun önüne. Onun başyapıtları içinde sayılamasa da, devamı niteliğinde olduğu telakki edilebilir. 1939 yılının sıcak bir Haziran ikindisinde (yani aynı yılın Eylül’ünde patlak veren İkinci Dünya Savaşı’ndan yalnızca iki ay önce) kırsaldaki Points Hall isimli konak, ve bahçesi hikayenin geçtiği yerdir.Yedi yıldır köylüler tarafından sahnelenmesi bir gelenek halini alan ve konusu İngiltere tarihinden oluşan temsil, burada gerçekleşir.Acemi oyuncularla oldukça amatör bir şekilde sahnelenen ve büyük ölçüde Viktorya Dönemi’ni alaya alan bu temsilde en sevdiğim kısım, oyuncular tarafından sahneye izleyicileri kendi gerçeklikleriyle baş başa bırakan dev aynaların yerleştirilmesi oldu.”Gözünüzü açın!” demek istedi Virginia “Asıl oyuncu sizlersiniz! Sahnelenen sizin kendi hayatınız!” Buna mukabil, izleyecilerin hepsi kendileriyle müsemma tepkiler verdiler, kimi ağladı, kimi güldü, hatta kimileri dudağındaki ruju tazeledi.(!) Kitap için söyleyebileceğim tek olumsuz nokta; sahnelenen tiyatro oyununu oluşturan metnin yetersiz kalmış olması.Ama canına kıyacak denli harap olan psikolojisini düşündüğümde, bu konu ister istemez geri planda kalıyor.Kaldı ki, diğer eserlerinde dünyanın güzelliğine bel bağlayan o şiirsel dili burada maalesef umutsuzluk ve yoğun bir düş kırıklığı ile harmanlanmış.Temsilin sonuna doğru sahnenin üzerinden geçen savaş uçakları, okuyucuya yaklaşan kıyametin ayak seslerine işaret ediyor. İncelememi kitaptan benim için başlı başına bir sanat eseri konusu olabilecek bir fotoğraf karesiyle sonlandırmak istiyorum.Avladığı kurbağayı yut(a)mayan bir yılan, eril karakterimiz Giles Oliver tarafından hışımla ezilerek öldürülür.(Kan dökmek size mahsustur ey eriller) Savaşın yarattığı kaosun içinde ne geçmişe sığınma, ne de gelecekle avunma imkanı olan insanın, azap dolu bir ‘şimdi’ye sıkıştırılması ancak böylesine yaratıcı bir alegoride gösterilirdi! Perde Arası; Banksy'nin Kırmızı Balonlu Kız tablosu misali Virginia’nın kendi kendini imha eden eşsiz imgeleminin son meyvesi. Bu dünyadan Virginia Woolf geçti. Hem lirik, hem cesur, hem feminist. (Bertha Mason)
Bir eleştirmene göre Perde Arası, ‘İngiliz dilinde intihardan önce yazılmış en uzun mektup.’ Bu cümleden de anlaşılacağı gibi Virginia Woolf’un ölmeden önce yazdığı son romanı. Bir önceki romanı Yıllar’da klasik yazım tarzını denedikten sonra, Perde Arası’nda tekrar bilinç akışı tekniğine dönmüştür. Bu romanı II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere hava saldırılarına uğrarken büyük bir depresyon ve korku içinde yazmış Woolf. Kitabı tamamladıktan 2 ay sonra da intihar etmiştir. Roman ölümünden sonra eşi tarafından basılmıştır. Hikaye İngiltere kırsalında bir köyde, 1939 Haziran’ında bir günde geçiyor. Köydeki toprak sahiplerinden birinin bahçesinde her yıl, köy halkının da katılımıyla geleneksel olarak bir tiyatro sergilenmektedir. Bu yılki oyunun konusu İngiltere Tarihi’dir. Oyunu köyde yaşamaya başlayan bir oyun yazarı Miss La Trobe yazmış olup yönetmenliğini de o yapar. Köy halkından oluşan oyuncular tarafından oynanır oyun. Romanda iki metin var. Bir tanesi romanın metni bir tanesi de sergilenen oyunun metni. Bu iki metin roman içinde birbirine geçmiştir. Perde Arası’nda bir yandan karakterlerin iç dünyaları sergilenirken geri planda da ikinci dünya savaşı öncesindeki iklimden esintiler yer almaktadır. Virginia Woolf okumamış kişilere bir şey ifade etmeyebilecek ama Woolf sevenler için mutlaka okunması gereken bir roman. Virginia Woolf, hayatta yaşadığı zorluklar, travmalar ve eşitsizliklere rağmen başardıklarıyla benim kalbimde çok özel bir yere sahip bir yazar. Yazdıklarına negatif bir eleştiri yapmam mümkün değil ki ben eleştirmen de değilim. Her eserini büyük bir zevkle ve pozitif ayrımcılıkla okurum. Thomas Mann sonrası beni kendime getirecek kitap İlknur Özdemir çevirisi bir Virginia Woolf romanı olabilirdi. Ben Woolf eserlerini okurken İlknur Özdemir çevirilerini tercih ettim. Farklı çevirmenleri okuyunca çevirinin önemi fark ediliyor. (Diğdem Abşin)
Perde Arası’nı II.Dünya Savaşı sırasında bombardıman altında yazmış Virginia Woolf.Yıllar ile geleneksek gerçekçi romana dönen Woolf, Perde Arası ile kendine özgü roman anlayışına tekrar dönmüş olur.İntihardan önce yazılmış en uzun mektup diye tanımlamış bir eleştirmen Perde Arası’nı.Gerçekten kitabı tamamladıktan birkaç ay sonra intihar eder Woolf. Tek bir günde geçen romanda mekân, kırsal bölgede bulunan bir konak ve konağın bahçesidir. Savaşın başlamak üzere olduğu sık sık hatırlatılır okuyucuya.Virginia Woolf bu romanda karakterlerinin iç dünyasını yansıtırken, dış dünyada olup bitenlere de yer verir. İç içe geçen iki metin vardır romanda.Açık havada verilen temsilin metni ve romanın metni olmak üzere. Yine beni çok zorlayan, içimi sıkan bir Virginia Woolf kitabı oldu Perde Arası. Eleştirmen Lord David Cecil’e göre, “ Okuyucu, Mrs.Dalloway, Deniz Feneri, Dalgalar ya da herhangi başka güç bir roman için yapabileceği gibi, romanı ilk okuduktan sonra araya kısa bir süre koyup yemiden okursa, çok daha iyi anlar, anladıkça da daha çok keyfine varır.” syf 208, Virginia Woolf, Mîna Urgan, Yapı Kredi Yayınları Bir gün Virginia Woolf’un okuduğum kitaplarını tekrar dönüp okumak istiyorum ama kısa sürede değil. (Özlem Akbaş)
--reklam--
Perde Arası PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Virginia Woolf - Perde Arası kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Perde Arası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Virginia Woolf Kimdir?
Virginia Woolf (25 Ocak 1882 - 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen.
1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken annesi ansızın ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir.
Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır.
Özellikle, Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder.
Bloomsbury Grubu
1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Woolf, 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmıştır.
Evliliği
Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu.
Ölümü
Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941'de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.
"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."
--reklam--
Virginia Woolf Kitapları - Eserleri
- Kendine Ait Bir Oda
- Dalgalar
- Deniz Feneri
- Yıllar
- Mrs. Dalloway
- Yaşlı Kadın ve Papağan
- Flush
- Dışa Yolculuk
- Bir Okur Olarak
- Granit ve Gökkuşağı
- Üç Gine
- Bir Yazarın Günlüğü
- Gece ve Gündüz
- Jacob'un Odası
- Virginia Woolf&Vita Sackville - West Mektuplaşmaları
- Güvenin Ölümü
- Bütün Öyküleri
- Kitap Nasıl Okunmalı? - Bir Okur Olarak 2
- Dadının Perdesi
- Perde Arası
- Varolma Anları
- Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler
- A Haunted House
- Benlik Üzerine Denemeler
- Kew Gardens
- Orlando
- Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar
- Kadının Toplumsal İşlevi
- Pazartesi ya da Salı
- Londra Manzaraları
- Yorum Yorar
- Aforizmalar
- Romanları Tekrar Okuma Üzerine
- The Mark on the Wall
- The Shooting Party
- An Unwritten Novel
- Mr. Bennett and Mrs. Brown
- Yazınsal Ustalık
--reklam--
Virginia Woolf Alıntıları - Sözleri
- Hayır, dünya yüzünde istediği tek şey vardı; temiz su. (Flush)
- Life's what you see in people's eyes (A Haunted House)
- Şimdi bana söyler misin, şiir nereye gidiyor, yoksa artık öldü mü? (Yazınsal Ustalık)
- "İnsanın kusurlarını itiraf etmesi kolay iş. Ama hangi akşam karanlığı, insanın erdemlerini saklayacak kadar koyudur? (Bütün Öyküleri)
- ...she spent most of her time in the London Library, reading. (A Haunted House)
- Ama bu adamın yıpranmış yüz çizgilerinden her keresinde gizem duymuştu, suskunluğunaysa, tutku. (Perde Arası)
--reklam--
- Okuma sürecinin ikinci aşaması olan, yargılamanın, okumanın kendisi gibi basit bir işlem olduğunu düşünmek ahmaklık olur, kitabı zihninin içinde tartışmayı, kitabı bıraktığında bile onu okumaya devam etmeyi ve bir kitabı diğeri ile uygun bir şekilde karşılaştırabilecek kadar okumuş olmak, işte bu zordur. Bundan daha zor olan şey ise "Sadece bu tarz bir kitap değil, aynı zamanda bu değerdedir, burada yetersiz; burada yeterli olur, burası kötü; burası iyi," demek. Okur, bunu yapabilmek için bilgi, iç görü ve hayal gücü sahibi olan biri olmalıdır. (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
- Hayata ne ile başlarsan başka elinde çok az şey kalıyor. Gurur ve aptallık... Kaç kez yaşadığımız anın değerini bilmediğimiz için geleceği reddetmişizdir, kaç kez kıymetini anlayamadığımız bir anda yaşadığımızdan çok parlak olabilecek bir geleceği elimizden kaçırmışızdır. Halbuki her şeyi istemiştik değil mi? (Aforizmalar)
- Başkalarının gözleri bizim için birer hapishane ; düşünceleri de kafeslerimiz. (Pazartesi ya da Salı)
- "Bak, uyuyormuş gibi dudaklarında aşk var" (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
- Ah! Aman Tanrım, yaşamın gizemi bu; düşüncenin doğruluktan sapması! (Bütün Öyküleri)
- . Kırdaki tepelerin üzerinden hızla geçen rüzgar, yeniden yeşile dönen geniş gölge halkaları savurdu. Ama Londra'da sokaklar bulutları daralttı; Doğu Yakası'nda nehir kıyısında yoğun bir sis asılıydı. 'Satılacak eski bir demir, herhangi bir eski demir' diye bağıran adamların seslerini uzaktan geliyordu; ve banliyölerde organlar susturuldu. Rüzgar dumanı savurdu çünkü hala son birkaç sardunyayı barındıran sarmaşıklarla kaplı duvarın köşesindeki her arka bahçede yapraklar yığılmıştı; keskin sivri alevler onları yiyordu sokağa, sabahları salonda açık duran pencerelere. Çünkü yılın doğum günü olan Ekim ayıydı. ... (Yıllar)
- Hiçbir yazar kendi sefil kişiliğini sırlarını ve kötü huylarını okuyucuya yansıtmak istemez herhalde (Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler)
--reklam--
- Oh, is this your buried treasure? The light in the heart. (A Haunted House)
- Evet, toplum dışı biriydi kendisi. Doğa ne yapmışsa yapmış, onu türdeşlerinden ayrı bir yere koymuştu. (Perde Arası)
- Bir silah sesi kulaklarda patlar: Romantizmin devri kapandı. Realizmin devri başladı. (Yazınsal Ustalık)
- Tansley bir çekiç kaldırıp olanca hızıyla havada salladı; ama aşağı doğru indirmeye başladığı anda, böyle bir aletle bu kelebeği ezmenin elinden gelmeyeceğini anlayarak, sadece, ömründe kendisini hiç deniz tutmadığını söyledi. (Deniz Feneri)
- baska bir sey düsünen kisinin yarı bilincli-yarı bilincsiz tekrar tekrar baktıgı herhangi bir cisim, düsüncelerin malzemesiyle öyle ic ice gecer ki, asıl bicimini kaybeder, biraz farklı, ideal bir bicim alarak yeniden olusur ve hic beklemedigimiz bir anda beynimize girer. (Pazartesi ya da Salı)
-  I want to think quietly, calmly, spaciously, never to be interrupted never to have to rise from my chair, to slip easily from one thing to another, without any sense of hostility, or obstacle. (A Haunted House)
- Biz ki çöl nesliyiz. Biz, yani daha özgür daha eşit bir dünyayı düşlemeden yaşamayı beceremeyen yetimler. Çaresiz bir yandan özgürlüğün ve eşitliğin vahasına ulaşıncaya değil çölde başıboş dolaşıyoruz (Yorum Yorar)
Yorumlar
0 yorum