Kitap Künyesi
Yazar: Emile Zola
Çevirmen: İsmail Yerguz
Yayın Evi: Oğlak Yayıncılık
İSBN: 9753294220
Sayfa Sayısı: 447
Rahip Mouret'nin Günahı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kucağına al beni' Birbirlerine dokunur dokunmaz, dudak dudağa geldiler ve hiç konuşmadan yere yuvarlandılar. Altlarındaki kaya yere batmıştı sanki, ebedi bir sessizlik içinde düşmeye devam ediyorlardı sanki. Hareket halindeki elleri, yüzlerinde, enselerinde geziniyor, giysilerinin üstünde dolaşıyordu. Ama bu öylesine tutku dolu bir yakınlaşmaydı ki, arzularını tatmin bağlamında daha ileri gidemeden, heyecanlı ve kızgın bir halde, neredeyse düşer düşmez tekrar kalktılar.
Emile Zola'nın bir rahibin içgüdülerine yenilerek bir genç kızla yaşadığı büyük aşkı (ya da günahı) anlattığı romanı, aynı zamanda, rahibi tekrar esir alan dine ve din kurallarına sert bir eleştiri de taşır. Emile Zola da ülkemizde az bilinen Rahip Mouret'nin Günahı'yla hak ettiği yerde... "Oğlak Klasikleri" arasında.
Rahip Mouret'nin Günahı Alıntıları - Sözleri
- Ben ağaçlar kadar yükseğim. Dökülen yapraklar öpücüklerdir.
- İnsan, ruhunu yitirecekse, evreni fethetmesi neye yarar?
- İlaca da ihtiyacın yokmuş artık. Senin sevilmeye ihtiyacın var, anlıyor musun?
- Dürüst insan, evren karşısında duygusuz olmalıdır.
- İnsan yapayalnız kalınca her şeyi tuhaf görmeye başlar. Ağaçlar ağaç değildir, toprak canlı bir insan halini alır, taşlar insana hikayeler anlatmaya başlar...
- İnsan, ruhunu yitirecekse, evreni fethetmesi neye yarar?
- “İnsan, ruhunu yitirecekse, evreni fethetmesi neye yarar?”
- Kendimden korkuyorum. İçimde kim var, bilemiyorum. Kendi kendimi öldürdüm ben, ellerim kendi kanıma bulaştı.
- Senin olmak için seni alıyorum" dedi Serge. "Kendimi sana bütünüyle ve ebediyen vermek istiyorum. Çünkü şu anda çok iyi biliyorum ki sahibimsin benim, diz çöküp tapacağım kraliçemsin. Benim buradaki görevim sana itaat etmek, ayaklarının dibinde oturmak, senin emirlerini beklemek, uzannuş kollarımla seni korumak, uçuşup duran yaprakları, rahatını bozmamaları için nefesimle uzaklaştırmaktır ... Ah! Lütfen izin ver de yok olayım ben, senin varlığının içine gömüleyim, içtiğin su olayım, yediğin ekmek olayım. Benim sonumsun sen. Bu bahçede uyandığımdan beri sana doğru geldim, senin için büyüdüm hep. Hedef olarak, ödül olarak sürekli senin güzelliğini gördüm. Altın saçlarınla güneşin içinde geziyordun. Asıl amacım hala kavrayamadığım bu yaradılışın, bu toprağın, bu ağaçların, bu suların, bu gökyüzünün gereğini günün birinde bana anlatacağını bildiren bir müjdeydin sen ... Senin malın, senin kölenim, dudaklarım ayaklarında seni dinleyeceğim."
- Derin düşüncelere daldığı saatlerde, kendinden geçtiği sırada, uzun süre bir münzevi ıssızlığın, bir dağdaki kovuğun, hayatla ilgili hiçbir şeyin, ne insan, ne bitki, ne su, hiçbir şeyin kendini Tanrı'ya verdiği sırada kendisini rahatsız etmeyeceği bir köşenin özlemini çekmişti. Bu saf bir sevgi özlemi, fiziksel duyuya karşı bir nefret duygusu idi.
- Salatalarıma nasıl karışamıyorsam, onun işine de öyle karışamıyorum. Salatalar da kendi bildikleri gibi büyürler, kız da. Ama bunun gibi yobazlar baktıkları her yerde kötülük görürler. Sen nerede kötülük gördün, namussuz, sen uyduruyorsun bunları hep, hayvan!"
- Bu hoş meyve bahçesinde, sefil, çapkın fundalıklar, açlığa davet eden bir gölge serinliği, torunlarını şımartan dedelere benzeyen, sempatik yaşlı ağaçlar vardı
- Kimi sevdiğini bilmiyordu. Ağlıyordu çünkü çok uzaklardaki birini seviyordu. Öteden beri hüzünlü bir insandı. Sonra tek çilesini oluşturan bu olağanüstü sevgi ihtiyacını temin etmek amacıyla papaz olmak istemişti
- Gene hasta sandı kendini, sağlığının tamamen yerine gelmesi için son bir şeye gereksinimi vardı: Nerede arayacağını, nerede bulabileceğini bilmediği bir bütünlük gereksinimi, eksiksiz bir doyum gereksinimiydi bu.
Rahip Mouret'nin Günahı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Saçma sapan inançlar ve inançların getirdiği yasaklar . Bir rahibin aşık olmasını ve inancına karşı geldiği için vicdan azabını konu alan bir eser .Çünkü inancı papaz olduğu için bu gibi duyguları ona yasakliyor. Elin din adamları bir kadına karşı hissettikleri aşk yüzünden vicdan muhasebi yaparlar bizim din adamları ortada 4 taneye kadar serbest diye ortalıkta gezerler :))) Zola'nin din adamının yapması gereken tek şey aslında çok eşlilige musade eden bir dine geçip bu azaptan kurtulmakmış :D (Lina)
Emile Zola'nın yazdığı Rougon-Macquart adlı serinin beş no'lu kitabı. Serinin okuduğum ilk dört kitabından çok farklı bir şekilde yazılmış bir eser. Kitapta, dört no'lu kitabın (Plassans Papazı) ana karakterlerini oluşturan Mouret çiftinin çocuklarından biri olan Serge'nin hayatının bir dönemi anlatılıyor. Serge, bir köy kilisesinde , kız kardeşi Desiree ile birlikte kendini tanrıya adamış bir rahip olarak hayatını sürdürmektedir. Ne var ki her şeyin aşırısının insana zarar verdiği gibi, Serge'nin aşırı derecedeki dindarlığı da kendi sağlığının bozulmasına sebep olacaktır. Bu olaydan sonra gelişen duygusal ve dramatik olaylar kitabın ana konusunu oluşturmaktadır. Kitapta olayların gelişimine etkili olan diğer önemli karakterler ise amca Doktor Pascal ile Albine isimli bir genç kızdır. Kitap sade ve akıcı olarak yazılmasına rağmen çok aşırı yapılan tasvirler ve betimlemeler okuyucunun sıkılmasına sebep olmaktadır. Neredeyse kitabın üçte ikisinden fazlası tasvir ve betimlemelerden oluşmaktadır. Bitkilerin, çiçeklerin, ağaçların, hayvanların dünyasının kısaca doğanın bu kadar ayrıntılı ve basit şekilde anlatıldığı başka bir kitap olacağını sanmıyorum. Burada Zola adeta bize botanik, zooloji ve insan psikolojisi dersleri vermektedir ama bunu da sadece kendine has bir şekilde basit ve sade bir anlatımla yapmaktadır. Felsefi olarak ise doğa ile din, özgür duygular ile dini yasaklar arasındaki çatışmayı dramatize edip, bunu da geniş bir şekilde bizlere aktarmaktadır. Uzun ama muhteşem denecek düzeydeki tasvir ve betimlemeler dolayısıyla okurken biraz sıkılsam da yine de beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Ben, serinin diğer kitaplarını okumaya devam edeceğim. (mehmet temiz)
Naturalist yazar Emile Zola'nın Rougon&Macquart serisinden bir roman olan bu kitapta naturalizmin bütün koşullarını görebilirsiniz. Konu basit, kurgu akıcı. Adından da biraz anlaşılabileceği gibi " Yasak Aşk" . Ancak su gibi akıyor, betimlemeler müthiş, metaforlar var. Kitap üç bölüme ayrılmış; ikinci bölümü sindire sindire okumanızı öneririm. Keyifli okumalar dilerim. (Hüseyin Emiral)
Kitabın Yazarı Emile Zola Kimdir?
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransada natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zolanın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransayı terkedip bir süre Londrada yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davasının yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.
Emile Zola Kitapları - Eserleri
- Paris Yıldızı
- Nana
- Meyhane
- Yaşama Sevinci
- Therese Raquin
- Hulya
- Suçluyorum
- Bir Aşk Sayfası
- Gerçek
- Emek (1 Cilt)
- Döl Bereketi - 1
- Döl Bereketi - 2
- Apartman
- Germinal
- İtiraf
- Hayvanlaşan İnsan
- Paris'in Karnı
- Toprak 1
- Rahip Mouret'nin Günahı
- Sel
- Bir Gecelik Aşk Uğruna
- Doktor Paskal
- Para
- Plassans Papazı
- Marsilya'nın Gizemleri
- Medan Geceleri
- Aşk Bitmesin
- Toprak 2
- Emek 2. Cilt
- Deneysel Roman
- Değirmene Hücum
- Canlı Ölü
- Başyapıt
- Germinal
- Nana
- Captain Burle
- Yıkılış
- Döl Bereketi 3
- Seçilmiş Əsərləri
- Nasıl Ölünür
- Meyhane (II. Cilt)
- Rougon'ların Yükselişi
- Rougon'ların Yükselişi 2.Cilt
- Bir Aşk Sayfası 2
- Aşkların En Güzeli
- Bir Aşk Gecesi
- Beşerdeki İfrit
Emile Zola Alıntıları - Sözleri
- Bu adamlar sevmiyorlar, sevmekten âciz insanlar, bunlar! Para, iktidar, ihtiras, zevk, evet, bunlar ellerinden gelir, fakat aşk onların kârı değil! (Döl Bereketi - 1)
- Sonra, tek bir sözcükle sürükledi Pauline'i içeri: "Gel, pis çocuk." (Paris'in Karnı)
- Elindeki minik demeti, büyük bir hazla kokladı. Evet! İşte kardeşlik bağının getirdiği iyilik, bir başına mutluluk yaratan sevgi, evreni kurtararak, yeni baştan kuracak olan aşk! (Emek (1 Cilt))
- ''Bu acının tesellisi yok. Yardım istemiyorum.'' (Sel)
- "Evlendirin; eğer onlar aileleriyle böyle çekişmeye, bütün engelleri aşmaya yönelten büyük bir aşkla birbirlerini seviyorlarsa evlendirin. Mutluluğu ancak sevgi sağlar." (Emek (1 Cilt))
- Bütün ihtilaller burjuvalar için yapılıyor. (Paris'in Karnı)
- Gene hasta sandı kendini, sağlığının tamamen yerine gelmesi için son bir şeye gereksinimi vardı: Nerede arayacağını, nerede bulabileceğini bilmediği bir bütünlük gereksinimi, eksiksiz bir doyum gereksinimiydi bu. (Rahip Mouret'nin Günahı)
- Therese'nin odasındaydı ve bu içini mutlulukla doldurdu. Sonra bir anda, bir adamın cesedinin de orada olduğu, nişin oyuğundaki perdelerin tenine dediği aklına geldi. Tüyleri ürperdi, bayılacak gibiydi. Therese bu ufak tefek adamı sevmişti, Aman Tanrım! Bu mümkün müydü? Adamı öldürdüğü için kızı affedebilirdi; asıl kanını kaynatan şey , Colombel'in çıplak ayaklarının dantelli yatak örtülerinin ortasında uzanıyor oluşuydu. (Bir Gecelik Aşk Uğruna)
- ... sonunda sahidende pis bir hal alıyor bu iş. Ben peşleri sıra bir sürü çocuk sürükleyen insanlar gördüğüm zaman sarhoş bir aile görmüş gibi tiksiniyorum. Ondan hiç farkı yok, hatta daha pis. (Döl Bereketi - 1)
- -İstemiyorum! Kimse gelmesin! (Apartman)
- Boşa harcanan paradan söz edildiğini ne zaman duysa acı çekiyor, bu konuda yapılan şakaları bile anlamıyordu. (Medan Geceleri)
- Savunma artık savaşı,savaştan kirli bir şey yok bu dünyada ! (Yıkılış)
- insan güçlü olmadığı zaman akıllı olmak zorundadır. (Germinal)
- İnsan tehlikenin gözüne bakarsa ona meydan okur. Kahramanlık denen şey de budur, bundan daha gizemli ya da daha fazla bir şey değil. (Yıkılış)
- Fakat insanlar gerçekleri bildikleri halde, bunu itiraf etmek istemezler. Bu nedenle suçu daima talihe yüklüyorlar, Tanrı 'nın gazabına uğradıklarını ileri sürüyorlardı. (Meyhane)
- Kentleri ateşe verin, insanları kırıp geçirin, her şeyi kökünden kazıyın, bu çürümüş dünyadan hiçbir şey kalmadığı zaman yerine daha iyisi biter belki. (Germinal)
- İşte böyle… Tutku denen şey kaçınılmazdı… (Bir Aşk Sayfası)
- Ben sözcükleri sevmem... İnsan birini sevdi mi, yapabileceği en iyi şey onu göstermektir. (Apartman)
- "Beni olduğum gibi kabul etmelisin." (Nana)
- Evet, modern konuyu ele alıyorlar. Aydınlık renklerle boyuyorlar, fakat bayağı ve düzgün resim tarzını, herkesin yaptığı göze hoş görünür tertibi, hasılı, beri tarafta burjuvalar beğensin diye öğrenilen formülü muhafaza ediyorlar... Sonra işin kolayına bakıyorlar, tahtadan oyuncak boyar gibi çırpıştırma iş görüyorlar. Bu el çabukluğu, bu rahat iş görme tarzı başarı kazandırıyor. Halbu ki kürek cezasına layık görülmeli... Anlıyor musunuz? (Başyapıt)
Yorumlar
0 yorum