Kitap Künyesi

Yazar: Mehmed Uzun

Yayın Evi: İthaki Yayınları

İSBN: 9789752731011

Sayfa Sayısı: 391

Ruhun Gökkuşağı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Kişisel bir dramın ve öykünün toplumsal dramlar ve öykülerle bütünleştiği bir anlatı, bir tanıklık, hesaplaşma... Betimleyici, açıklayıcı, eleştirel bir tanıklık aynı zamanda... Bir yazarın, insanın, geleneksel olandan-tradisyondan-koparak modern olana, gökkuşağının dünyasına uzanan yolculuğunun öyküsü, sözün dünyasından yazının dünyasına uzanan bir yolculuk...

Mehmed Uzun, Türkçe kaleme aldığı ilk anlatı olan Ruhun Gökkuşağı'nda Urfa'dan İsveç'e, cezaevinden yazarlığa, yerelden evrensele ulaşan kendi kişisel öyküsünü, son derece samimi, edebi ve entelektüel bir üslupla anlatıyor.

Mehmed Uzun'un "silahı", bilindiği gibi kelimeler, ancak bunlar dil ustasının değer yargılarından süzülmüş, ses ve anlam ve en önemlisi "söylenmemiş" olanın altyazısı olarak ifadelendirilmiş kelimeler....

İngmar Björkstein

Ruhun Gökkuşağı Alıntıları - Sözleri

  • Hayat bu işte; Hiç bitmeyecekmiş gibi düşünülen, yaşanan o yoğun duygular, bir süre sonra insafsız zamanın gadrine uğrayarak sadece birer anı, giderek soluklaşan, silikleşen birer deneyim olarak kalıyor .
  • Kitaplar, kitaplar, kitaplar . . . Bilgiye ilişkin sınırsız çöl susuzluğumu bir nebze olsun dindiren serin pınarlar . . .
  • Sıkışmış, çaresiz insanların ölüm karşısındaki duygusu her yerde ortak; Ölen kurtuluyor, kalan cehennem azabını çekmeye devam ediyor . . .
  • "Canlı olan her şeyi sevecek, saygı duyacaksın, onu ruhunda duyacaksın."
  • çalışan, üreten, yaratan ve söyleyen insan, dürüst ve haysiyetlidir.
  • "Dünya, neresinden bakarsam bakayım, hangi karesini yeniden yaşarsam yaşayayım, hep bir cehennem olarak karşıma çıkıyordu."
  • Zeka, Uslanmaz ve arsızdır, hayatta kalabilmenin yollarını mutlaka bir biçiminde buluyor, sürekli yeni şeyler keşfediyor, var olanlara yeni biçimler veriliyor.
  • adalet, özgürlügü ve eşitligi koruyup kolladığı oranda adalettir.
  • zehir ver bana ölmek için ya da düşler ver yaşamak için
  • Askeri cuntaların ve sıkıyönetim düzenlerinin gelenek haline gelmiş kuralı şuydu; düzeni ve yasaları korumak üzere zorunlu olarak geldiklerini söylüyor ve ilk iş olarak da düzeni ve yasaları yok ediyorlardı
  • "Kendimizi aldatmayalım ," diyordu, "eğer bizim için dilin bir önemi yoksa başka bir şeyin de önemi olamaz, çünkü dil , bizi biz yapan ruhtur, güçtür.
  • Savaş barıştır Özgürlük köleliktir Bilgisizlik kuvvettir.
  • Bir yabancıyım bu ülkede Fakat bu ülke herhangi bir yabancı degil içimde! Kendimi evde hissetmiyorum bu ülkede Fakat bu ülke evindeymiş gibi davranıyor içimde!
  • Oysa ben aklın değil, ruhun yolundaydım.
  • dünya edebiyatının tüm eserlerini ikiye ayırıyorum," diye yazıyor acı­nın tanığı, "müsaadeyle yayınlananlar ve müsaade almadan yayınlananlar. Müsaadeyle yayınlananlar, sadece çöplük, ötekilerse kurtarılmış, ele geçirilmiş temiz hava.

Ruhun Gökkuşağı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kendi hayatını ele aldığı otobiyografik bir roman. Ruhun Gökkuşağı, kişisel bir dramın ve öykünün toplumsal dramlar ve öykülerle bütünleştiği bir anlatı ve hesaplaşma... Bir yazarın, insanın, geleneksel olandan koparak modern olana, gökkuşağının dünyasına uzanan yolculuğunun öyküsü, sözün dünyasından yazının dünyasına uzanan bir yolculuk... Mehmed Uzun, Türkçe kaleme aldığı ilk roman olan Ruhun Gökkuşağı'nda Urfa'dan İsveç'e, cezaevinden yazarlığa, yerelden evrensele ulaşan kendi kişisel öyküsünü, samimi, edebi ve entelektüel bir üslupla anlatıyor. “ Mehmed Uzun'un "silahı", bilindiği gibi kelimeler, ancak bunlar dil ustasının değer yargılarından süzülmüş, ses ve anlam ve en önemlisi "söylenmemiş" olanın altyazısı olarak ifadelendirilmiş kelimeler.... “ İngmar Björkstein, diye eklemiştir. (Elif)

Teslim Noktalarında, Kargonuz Sizi Bekler!: (Kitapyurdu.com)

Merhaba arkadaşlar, incelemesini yazdığım bu kitabı ve yazarını belki aranızda henüz adını duymayan vardır. Duymadıysanız; duymuşsanız fakat henüz okumamışsanız alın size fırsat. Yüzyıllardır bu topraklarda komşu olarak yaşayan iki ırktan biri olan ve tarihi pek bilinmeyen Kürd’ün yakın tarihine ayna olacak Mehmed Uzun’un hikayesine tanıklık edeceksiniz. Mehmed Uzun 70’li yıllarda yazdığı bir yazı yüzünden yargılanıyor bu yargılanmadan dolayı ceza alacağını fark ettiğinde yurtdışına yani İsveç’e kaçıyor. 1992 yılına kadar devam eden sürgün hayatı boyunca çeşitli kitaplar yazmıştır. Sürgünü kalktığında da yazmaya devam etmiştir. Kitaplarını onun sürgün olmasına neden olan kimliği yani Kürt kimliği diliyle yazmıştır. Ruhun Gökkuşağı adlı bu kitap Uzun’un otobiyografisi sayılacak niteliktedir ve kitap Türkçe yazdığı ilk yapıt olarak bilinmektedir. Kitaba; ikisini de okuma şerefinde bulunduğum kitaplar olan “Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık” ve “Nar Çiçekleri” yüzünden 2001 yılında mahkemelik olmasıyla başlıyor. Kitap daha sonra İsveç’te yaşadığı süre boyunca edebi çevrelerle olan münasebetlerini, İsveç’e nasıl ve ne için gittiğini, tarihi bilgilerden yaralanarak ailesinin kökenlerini anlatmıştır. Mehmed Uzun, yaşadıklarından, kendi gibi olan herkesin yaşadıklarından ötürü “Yazmalıyım ben” demiştir. O yazmıştır fakat onun sesi kesilmek istenilmiş, bunun için her yol denenilmiştir: sürgün, hapis, mahkemelerle yasaklanma... “Büyük Birader Her Yerde” mantığı yüzünden incelememe sansür uygulayarak yazmaya çalıştım:) Umarım yazdıklarım yeterli olmuştur. Aslında yeterli olduğunu sanmıyorum, bunun için kitabı alıp okumalısınız. Herkese şimdiden iyi okumalar diliyorum. Sansürsüz yarınlarda buluşmak dileğiyle... (Ruken Al)

Kitabın Yazarı Mehmed Uzun Kimdir?

1953 yılında, Viranşehir kökenli bir aşiret ailesinin çocuğu olarak Siverek'te doğdu. Anne tarafı Zaza, baba tarafı Kürt kökenlidir. Babası koyun tüccarı olan Mehmed'in, beş kardeşi daha vardı. Küçük yaşlarında ailesinden duyduğu sözlü anlatım örnekleri, edebi sanatının temelini oluşturmuştur. İlerde yazacağı romanların kökü, bu çocukluk anılarından beslenmiştir.

Kürt dilinin yasak olduğu bir dönemde, birçok Kürt yazarın aksine egemen dilde değil anadilinde yazmayı tercih etmiştir. Özellikle, zayıf olan Kürtçe yazı dilini geliştirmek, ortak bir edebi dil oluşturmak ve Kürt hikâye anlatım geleneğini canlandırmaya yönelik yaptığı çalışmalarla modern Kürt edebiyatında kurucu bir role sahiptir.

26 Ağustos 1977'de, sahte Tunus pasaportuyla Suriye üzerinden gittiği İsveç'e yerleşti. Kurmanci, Türkçe ve İsveççe yazdığı kitapları yirmiye yakın dilde yayınlandı. Hakkında, Türkiye'de çok sayıda dava açıldı. 1981'de Türk vatandaşlığından atıldı ve 1992 yılına kadar Türkiye'ye gelemedi.

Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulüp'te aktif çalıştı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği'nin de üyesi olan Uzun'un bugüne kadar çok sayıda Kürtçe roman yazdı.

Mehmed Uzun, "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık" romanı ve "Nar Çiçekleri" adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılandı.

Yakalandığı mide kanseri nedeniyle uzun süre tedavi gören ünlü edebiyatçı, 11 Ekim 2007 günü Diyarbakır'da yaşamını yitirdi.

13 Ekim günü Diyarbakır Ulucami'de kılınan cenaze namazı ardından, cami önündeki kalabalığa sırasıyla Yaşar Kemal, Şerafettin Elçi, Ahmet Türk ve Osman Baydemir'in yaptığı konuşmaların ardından Mardinkapı Mezarlığı'na defnedildi.

Mehmed Uzun Kitapları - Eserleri

  • Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Cep Boy)
  • Yitik Bir Aşkın Gölgesinde
  • Sen
  • Yaşlı Rind'in Ölümü
  • Nar Çiçekleri
  • Kader Kuyusu

  • Dicle'nin Yakarışı
  • Abdalın Bir Günü
  • Dicle'nin Sürgünleri
  • Dengbejlerim
  • Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler
  • Kürt Edebiyatına Giriş
  • Ruhun Gökkuşağı

  • Bir Dil Yaratmak
  • Ölüm Meleğiyle Randevu
  • Kürt Edebiyatı Antolojisi
  • Dicle'nin Sesi
  • Bir Romanın Hatıra Defteri
  • Küllerinden Doğan Dil ve Roman
  • Mirina Egidekî

  • Hez û Bedewiya Pânûsi

Mehmed Uzun Alıntıları - Sözleri

  • “İnsan neden böyle? Neden çabuk alışıyor bir şeylere? (Sen)
  • Dengbêjlik, bir gelenek olarak, şimdiye kadar, Kürt edebiyatı, sanatı ve müziğinin atar damarı olmuştur. Tüm baskı ve şiddete, asimilasyon ve yok etme kampanyalarına rağmen Kürt dili edebiyatı ve müziği hâlâ canlılığını koruyabiliyorsa bunda dengbêjlik geleneğinin payı büyüktür. Yüzyıllardan beri süren bu vefakar geleneğe çok şey borçluyuz. (Bir Dil Yaratmak)
  • "Xwîn bi xwînê nayê şuştin." (Kan kanla yıkanmaz.) Kan, ancak adalet duygusu, insani ve vicdani yaklaşımla yıkanabilir, temizlenebilir. Adalet anlayışının, insani ve vicdani duyguların kaynağı da edebiyattır. (Nar Çiçekleri)
  • ... Usul usul, hayatımın ve Ruhumun en derin yerlerinde kök saldı. ... (Kader Kuyusu)
  • "Hevalno, ji bîr mekin Em pênç hezar dil Pênç hezar efsaneyên li ser lêvan Pênç hezar destanên li ser kaxizan in Pênç hezar sterkên ronî yên Kurdan in..." (Mirina Egidekî)
  • Türkiye'de öğretmen okulunda okudum. Öğretmen okulunda şoven ve asimilasyonun temelde olduğu bir eğitim sistemiyle öğrenim gördük... Kürtleri kötülüyorlardı... (Mahmut Baksi) (Kürt Edebiyatı Antolojisi)

  • Ben de destan ve stranlarımız¹ gibi eskiyim. Düne aidim,bugüne değil. Bugünle hiçbir ilişkim yok. 1: Kürt halk ezgisi. (Yaşlı Rind'in Ölümü)
  • Kendimi o kadar çok geliştirmek zorundayım ki, öğrenmek zorunda olduğum öyle çok şey var ki. (Bir Dil Yaratmak)
  • Eğer dizelerin kamaştırıcı incilerini istiyorsan, Mela'nın şiirine bak, Şirazi'ye ne gerek? (Kürt Edebiyatına Giriş)
  • “İnançları farklı, dilleri farklı, kimlikleri farklı diye insanlar birbirine düşman olmamalı. İnsan bir kimliğe, bir dine, bir dile sahip olarak dünyaya geliyor ve bunlarla büyüyüp yaşıyor. Bunda insanın günahı, suçu ne?” (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Cep Boy))
  • Ben sözün gücüne çok inanıyorum. Kürtçeyi yasaklayanlar, yasaklamalarla bu dilin yok olacağını, gücünü yitireceğini sanıyorlardı. Bunun ne kadar yanlış olduğu ve insanlıkdışı bir anlayış olduğu Diyarbakır' da 2000 yılının Ocak ayında bir kez daha anlaşıldı. Yasaklanmış bir söze saygınlık, bir güzellik ve bir güç vermek, işte ömrümün en kısa özeti... (Bir Dil Yaratmak)
  • Annesini günlerce görmemiş bir çocuk sevgisiyle küçülmüştün göğsümde 1000Kitap (Kürt Edebiyatına Giriş)
  • Aşk sözcüğü mesela neyi ifade ediyor, hiçbir şeyi. Ama Kürtçe evin çok şey ifade ediyor ve kutsal bir sözcük. O da aşk. (Bir Dil Yaratmak)

  • Barış, insanlığın yarattığı en önemli, en erdemli eserdir. (Ölüm Meleğiyle Randevu)
  • "Dayan, diren, sabırlı ol; günü birlik düşünme; zaman, sadece bir andan oluşmuyor, zamanı hiç bitmeyecek bir ayin gibi düşün ve yaşa; kine, nefrete, haset ve kıskançlıklara kulak verecek, onları kendine yaklaştıracak kadar küçülme; çile çekmeden insan ve insanlığı mutlu edebilecek hiçbir şeyin yaratılamayacağını unutma; acı ve hüzünden insanı mutlu edebilecek bir eser yaratmanın hünerini öğren, bu güneşin ustası ol; derin yalnızlığımı, yaratacağım eserle, herkesin ortak olabileceği bir mutluluk haline getir." (Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler)
  • İmdat, insan ve insanlık için imdat! (Bir Romanın Hatıra Defteri)
  • Kurdistan. Di çapkirina ve pirtûka heja û tarîxî de alîkarîya bavê tejî pir bû. Di pirtûke de, şehîden me yen neteweyî li pey hev, di nav rûpelan de, rezbûyî ne. Şêx Seîd, Seyid Ebdulqadir, Xalide Cibirî, Yada Axa, Dr. Fuad Beg, Bave Tûjo, Seyid Riza, Qadî Mihemed û gelekên din têde ne... Ma tu dizanî, bavê te di bin sûretê Bave Tûjo de çi nivisiye?.. "Çehremane mezin" ... Wî weha nivîsîye... Çehremane mezin... Serdile, kezizere, Bave te hevale qehremanen mezin bû... (Hez û Bedewiya Pânûsi)
  • Ez bawer im di vî warî de ê sedem esasî ne. bi kurtî 1- Gele kurd ne xwedî dewlet û müessese netewî ne ku devlet û müessen netewî bikaribin li seran serê Kurdistane xwendinê bi re xînin. Bi xebatên pêwîst bikaribin problemên zimanê kurdî hal bikin, çap kirin û vveşandina kovar, rojname û pirtûkan bikin. (Hez û Bedewiya Pânûsi)
  • Ve zamanla ,yitirdiklerimize ilişkin ,şu duygu egemen hale gelir ;kendileri artık yitip gitmiştir ,bir tek ,yüreğimiz ve ruhumuzda onların kıpırdayan gölgeleri ,silikleşen sesleri ve belirsiz renkleri kalmıştır . (Nar Çiçekleri)
  • Stêra'min, yıldızlara bak... Onlar anlamaz mı ahvalimizden, niçin gelmiyorlar yardımımıza, niçin yaralarımıza merhem sürmüyorlar? Niçin bu zulme, bu cehalete, bu kin ve nefrete bir cevap bulmuyorlar? (Dicle'nin Sesi)